Bir İnsan ve Bir Peygamber Olarak Hz. Muhammed (a.s.)
Hazreti Muhammed (a.s.), zevcelerinden birine gizli bir şey
anlatır. Ama bu zevcesi bu gizli şeyi başkalarına anlatır. Hz. Peygamber (a.s.)
bunun üzerine kendisine serzenişte bulunur ve gizli bir şeyi niçin başkalarına
anlattığını sorar. Zevcesi de hayret içinde kendisine sorar, “Ya Rasûlallah
benim bu hareketimi nereden öğrendiniz?” Hz. Peygamber (a.s.) de der ki, “Bu
bilgiyi bana her şeyi bilen ve her şeyden haberdâr olan Allah vermiştir”:
“Peygamber zevcelerinden birine bir sözü sır olarak söylediğinde
o zevce de diğerine bunu haber verdi. Ve Allah da bunu Peygamber’e bildirdi.
Peygamber onun bir kısmını bildirmeyip bir kısmını haber verdiğinde zevcesi,
‘Bunu sana kim haber verdi’ dedi. Peygamber de: Her şeyi bilen ve her şeyden
haberdâr olan (Allah) bana bildirdi’ dedi” (Tahrim; 3)
Kur’ân-ı Kerim’de yukarıdaki ayetin dışında, Hz. Peygamber
(a.s.)’in zevcesinin, sır olarak söylenen sözü başkasına aktardığına dair Cenab-ı
Allah’ın kendisine verdiği bilgiyi ihtiva eden bir başka ayet var mıdır? Eğer
yoksa, Cenab-ı Allah (c.c.)’ın, Hz. Peygamber (a.s.)’e Kur’ân’ın dışında da
bazı mesaj ve haberler yolladığı doğru değil midir?
6.6.4. Hz.
Zeyneb’i Nikahlaması
Hazreti Peygamber (a.s.)’in evlâtlığı, Zeyd bin Harise (r.a.),
karısını boşar, daha sonra Hazreti Peygamber bu kadın (Hz. Zeyneb) ile evlenir.
Bunun üzerine münâfıklar ve muhalifler, Hz. Muhammed (a.s.)’e karşı büyük bir
iftira kampanyasını başlatırlar. Hz. Peygamber (a.s.)’i soru ve itirazlara
boğarlar. Cenab-ı Allah bu soruların cevabını Ahzâb sûresinin bütün bir
rükûsunda vermiştir. Bu ayetlerde, Allahu Teâlâ, Hz. Muhammed (a.s.)’in, Hz.
Zeyneb (r.a.) ile kendi keyfine göre değil, ilâhi emir üzerine nikâh yaptığını
açıklar:
“Zeyd o kadından alâkasını kesince biz onu sana zevce yaptık ki,
mü’minlere evlâtlıklarının kendilerinden alakalarını kestikleri (boşadıkları)
zevcelerini almakta bir müşkülat olmasın”.(Ahzâb; 37)
Bu ayet geçmişte meydana gelen bir vak’ayı anlatıyor. Peki, bu
vak’adan önceki Allah’ın emri, yani Hz. Muhammed (a.s.)’in, Zeyd’in boşadığı
karısıyla evlenme hükmü Kur’ân-ı Kerim’de herhangi bir yerde geçiyor mu?
Rasûlullah (a.s.), Beni Nadir’in sık sık anlaşmaları bozma
alışkanlığından bıkıp onların Medine yakınlarında bulunan mahallelerine karşı
askeri bir harekâta girişir. Kuşatma devam ederken müslüman askerler çevredeki
bazı bahçelerde bulunan ağaçları keserler. Amaç, hücumu kolaylaştırmaktır. Ama
bu hareket bozguncuların hoşuna gitmez ve hemen yaygarayı basarlar, yok dikili
ağaçları kesmek günahtır, yok meyveli ağaçları talan etmekle müslümanlar
yeryüzünde fesad ve huzursuzluğa yol açmışlardır vs. gibi itirazlarda
bulunurlar. Buna cevap olarak Allah (cc.) der ki:
“Kestiğiniz her hurma ağacı veyahut kökleri üstünde dikili
bıraktığınız her ağaç Allah’ın izni iledir”. (Haşr; 5)
6.6.6 Bedir
Savaşından Önceki Bir Vaad
Bedir savaşının sona ermesiyle ganimet mallarının dağıtım
meselesi ortaya çıkınca Enfâl suresi iner ve bu sûrede Bedir savaşının tümü
Allah tarafından değerlendirilir. Cenabı Allah, değerlendirmesine, Hz. Muhammed
(a.s.)’in savaşmak üzere Medine’nin dışına çıktığı ânı hatırlatarak başlar ve
müslümanlara şöyle hitap eder:
“Allah iki taifeden birinin sizin olacağını va’d eylediği vakit
siz, kuvvetsiz ve silahsız olan taifenin sizin olmasını arzu ediyordunuz.
Halbuki, Allah, emirleri ile hakkın açığa çıkmasını ve kâfirlerin köklerini
kesmeyi murad eder”. (Enfal; 7)
Bu sûrenin dışında, Kuran-ı Kerim’de herhangi bir yerde, Cenabı
Allah’ın yukarıdaki vaadine rastlayabiliyor musunuz? Yani, Allah’ın Hz.
Peygamber (a.s.)’e ya da müslümanlara hitaben, “bakın biz sizi iki taife
(ticaret kafilesi ile Kureyş Ordusu)’den birine galip getireceğiz” dediğini
belirten başka ayet var mıdır?
6.6.7.
Müslümanların Yalvarışına Cevap
Aynı Bedir savaşıyla ilgili Allah’ın değerlendirmesi devam
ediyor ve ilerde bir yerde şöyle deniyor:
“Hani, siz Rabbinizden imdat istediğinizde, ‘size peyderpey bir
melekle yardım edeceğim’ diye icabet buyurdu” (Enfâl; 9)
Müslümanların feryadına Allah tarafından verilen cevabın, Kur’ân-ı
Kerim’in herhangi bir yerinde bulunduğunu söyleyebilen çıkar mı?
Bu tarz kuşkusu olanlara, ben bir değil, iki değil tam 7 ayrı
misal verdim. Kur’ân-ı Kerim’e istinaden verdiğimiz bu misaller, Hazreti
Peygamber (a.s.)’e Kur’ân-ı Kerim’den başka da vahiylerin geldiğini
ispatlamaktadır. Konumuzu daha ileriye götürmeden önce Hakka boyun eğmeye hazır
olup olmadığınızı bilmek isterim.
“Ey mü’minler, Cuma günü namaza çağırıldığınız zaman hemen
Allah’ın zikrine gidin. Alış verişi terk edin”(Cum’a; 9)
Yukarıdaki ayette üç nokta dikkate değerdir: 1) Namaz için genel
bir duyuru ve çağrı yapılması. 2) Bu çağrının cuma günü kılman namaz ile ilgili
olması. 3) Bu iki şey için, “önce namaz için çağrı yapın ve cuma günü özel bir
namaz edâ edin” gibi bir ifadenin kullanılması. Burada kullanılan ifade
gösteriyor ki, İnsanlar namaz kılmakta, özellikle cuma namazına gitmekte
tembellik yaparlardı, oyalanırlardı ve alış verişlerine devam ederlerdi. Bu
sebeple, Cenab-ı Allah bu ayeti indirmeyi uygun gördü. Allah bu ayetle,
insanların namaz çağrısını dinlemelerini, bu özel namazın önemini ve farz
olduğunu bilerek camilere koşmalarını istemiştir. Bu üç noktaya dikkat
ettiğimizde de Allah’ın Hz. Peygamber (a.s.)’e Kurân’dan başka da emirler
verdiği ve bu emirlerin Kur’ân-ı Kerim’de yer alan emir ve talimat kadar itaate
lâyık olduğu ortaya çıkar.
Yukarıda namaz için çağrı olarak tanımlanan şey “ezân”dan başka
bir şey değildir. Ezan bugün bütün dünyada ve hususiyetle, müslüman ülkelerde
müminleri beş vakit namaza çağırmak için müezzinlerin minarelerden okudukları
Allah’ın kelâmıdır. Fakat çok gariptir ki, Kur’ân-ı Kerim’de hiçbir yerde ne
ezân’ın sözleri yer almıştır ne de mü’minlerin bu şekilde namaza çağrılması
gerektiği belirtilmiştir. Bu geleneği bize Hazreti Muhammed (a.s.) aktarmıştır.
Kur’ân-ı Kerim’de bu gelenek iki yerde tasvip edilmiştir. Biri yukarıdaki
ayette, biri de Maide suresinin 58. ayetinde.
Aynı şekilde, bugün bütün dünyada müslümanların çok iyi bildiği
cuma namazının ne edâsı ne zamanı ne de mahiyeti hakkında Kur’ân-ı Kerim’de
hiçbir yerde bilgi verilmemiştir. Bu (cuma namazı) Hazreti Peygamber (a.s.)’in
öğrettiği bir şeydir. Yukarıdaki ayet de yalnızca bu namazın farz olmasını
belirtmek üzere indirilmiştir.
Bu kesin delilden sonra eğer bir kişi yine de şer’i emir ve
kanunların yegâne kaynağının Kur’ân-ı Kerim olduğunu söyler ve hadis ile
sünnet’in nazar-ı itibara alınmaması gerektiğini ileri sürerse, ben onun Kur’ân-ı
Kerim’in de inkarcısı olduğunu söylerim.
“Gördün mü şu kimseyi ki menetti. Namaz kıldığı zaman bir kulu”
(Alak; 9-10)
Yukarıdaki
ayetle bahsedilen “kul”, Hazreti Muhammed (a.s.)’den başka kimse değildir.
Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Muhammed (a.s.)’den, bu şekilde çeşitli yerlerde
bahsedilmiştir. Meselâ (İsra) sûresinde 1. ayette şöyle denmiştir: “Kulunu bir
gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götüren (Allah) münezzehtir”. Kehf
sûresinin birinci ayetinde şöyle buyurulmuştur: “Hamd o Allah’a mahsustur ki,
kuluna Kitab’ı (Kur’ân) indirdi”. Cin sûresinin 19. ayeti de şöyledir: “Allah’ın
kulu, O’na ibadet için kalktığı zaman nerdeyse cinler etrafında üst üste
yığılıyorlardı.” Bunlardan anlaşılacağı gibi bu, Allah’ın sevgili peygamberine
mahsus bir hitabet şeklidir ve kendine sevgisini belirten bir konuşma tarzıdır.
Yukarıdaki ayetten, Allah’ın Hz. Peygamber (a.s.)’i, peygamberliğe getirdikten
sonra namaz kılmasını da öğrettiği anlaşılıyor. Ancak namazın nasıl kılınması
gerektiğine dair Kur’ân-ı Kerim’de herhangi bir kayıt yoktur. Bu da Hz.
Peygamber (a.s.)’e Kur’ân-ı Kerim’in dışında da başka emir ve talimatın
verildiğinin başka bir delilidir.
[1] “Gaip”,
insanların gözleriyle göremediği, duyularıyla duyamadığı duyular üstü
dünyaya denilir. Gaip hakkındaki bilgi sahibi olunmadan insan hayatının
sırları öğrenilemez. İnsanın hakikati nedir? Özü ve kaynağı nedir? Kendisi
bağımsız mıdır, yoksa bağımlı bir yaratık mıdır? Bağımlıysa kime ve neye
bağımlıdır? Bir insanın, Yaradan’ıyla ne gibi bir ilişkisi vardır? Evren
nedir, ruh nedir? ölümden sonraki hayal nedir? Bu ve buna benzer sorulara,
gaipten haber olmadan tatmin edici cevap verilemez. Allah işte bu gaip
ilmini peygamberlere verir.