SALİH ALEYHİSSELÂM

42393

SALİH
ALEYHİSSELÂM

 

. 2

Salih Aleyhisselamın Soyu Ve
Mesleği:
2

Salih Aleyhisselamın Şekil Ve
Şemaili:
2

Semuo Kavmi Ve Yurdları: 2

Salih Aleyhisselamın Semud
Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:
3

Semud Kavminin Mucize Deveyi
Öldürmeleri Ve Salih Aleyhisselâmı Da Öldürmeğe Kalkışmaları:
4

Semud Kavminin Helak Oluşu: 4

Kur’ân-I Kerimin Semud Kavmi
Hakkındaki Açıklaması:
4

Salih Aleyhisselâmın Hacca
Gidişi:
6

Salih Aleyhisselâmın Helak
Olan Kavmine Hitab Edişi Ve Mekke’ye Gidişi:
7

Haremin Azabdan Koruduğu Tek
Adam Ebû Rigal Ve Akıbeti:
7

 

 

Salih Aleyhisselamın
Soyu Ve Mesleği:
    Başa Dön

 

Salih b.Ubeyd[1],
b.Esif[2]
veya Asit[3],
b.Kemaşic[4]
veya Masic[5]
veya Masih[6]
b.Ubeyd, b.Hadir[7] veya
Hazir[8]
veya Cadir[9]
veya Hacir[10]
b.Semud[11]‘,
b.Âbir[12]
veya Cair[13]
b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisse!amdır. [14]

Salih Aleyhisselam; Semud kavmi içinde Baba ve Ana
soyu yönünden en seç­kin ve üstün bir durumda idi. [15]

Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [16]

 

Salih
Aleyhisselamın Şekil Ve Şemaili:
    Başa Dön

 

Salih Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselama benzerdi.
Beyaza çalar kırmızı benizli idi.

Düz saçlı idi. Kıvırcık saçlı değildi.

Kendisi, İsâ Aleyhisselam gibi yalın ayak yürür,
ayakkabı giymezdi. [17]

 

Semuo
Kavmi Ve Yurdları:
    Başa Dön

 

Salih Aleyhisselâm in kavmi, İkinci Âd diye anılan
Semud kavmi olup Arabul’-âribedendir. [18]

Yüce Allah, Birinci Âd’ı, yâni Hûd Aleyhisselamın
kavmini helak ettikten son­ra, onların ardından Semud kavmini yer yüzüne hâkim
kılmıştı. [19]

Yüce Allah, Semud kavmini, uzun ömürlü yaratmıştı.

Hattâ, onlardan, bir kimse, kendisine taştan,
çamurdan bir ev yapar, adam, daha sağ iken, ev, yıkılır giderdi.

Bunun için, onlar, dağlarda kayaları oyarak
kendilerine evler edindiler ve ge­çim bolluğu içinde yaşadılar durdular. [20]

Semud kavmi; Hicaz’la Şam arasında Vâdilkura’ya
kadar uzanan Hicr bölge­sinde otururlardı. [21]

(Hicr; Semud kavminin, Medine ile Şam arasında
bulunan yurdlarının adıdır.)

Istahrî, Hicr hakkındaki müşâhadelerini şöyle
anlatır: Hicr, halkı, az bir kariyedir. Dağlar arasında olup Vâdilkura’ya bir
günlüktür.

Yüce Allah’ın buyurduğu gibi, Semud kavminin,
dağlardan yontmuş oldukları evler (Şuarâ: 149), buradadır.

Esâlis diye anılan dağlar içinde, bizim evlerimizin
teşkilatına benzer dağlar gi­bi yükselmiş evler gördüm.

Uzaktan bakan, onları, birbirine bitişik dağ sanar.

Ortasına varınca, her birinin münferid ve kendi
kendine dikili durduklarını görür.

Dolaşacak olan, onlardan her birinin çevresini,
seğirterek zahmetsizce dola­şabilir.

Evlerden her biri, kendi kendine ayakta durmaktadır.

İnsan, onların üzerine, ancak, son derecede zahmet
çekerek çıkabilir.

Yüce Allah’ın:

“… İşte, dişi deve! Su içme hakkı, bir gün,
onundur. Belli bir günün su içme hak­kı da, sizindir.” (Şuarâ: 155)
buyurduğu Semud kuyusu da, Hicrdedir.”[22]

 

Salih
Aleyhisselamın Semud Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:
    Başa Dön

 

Semud kavmi, işi büsbütün azıtıp Allah’ın emrine
aykırı olarak putlara tapma­ğa[23],
yer yüzünde fesad çıkarmağa[24],
taşkınlık etmeğe başladıkları zaman[25],

Yüce Allah, onlara, Salih Aleyhisselâmı, Peygamber
olarak gönderdi. [26]

Salih Aleyhisselâm, Semud kavmini, bütün putları
atarak[27]
Bir olan Allah’a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın iman ve ibadet etmeye davete
başladı. [28]

“Fakat, onlar; Salih Aleyhisselâmı ve
tebligatını, küfr ve inkârla karşıladılar. [29]

Zâten, Semud kavmi, kendilerine Salih
Aleyhisselâmdan önce gönderildikleri an­laşılan ve fakat, isimleri ve
kıssaları, Kur’ân-ı Kerimde açıklanmamış olan başka Peygamberleri de,
yalanlamış durmuşlardı. [30]

Salih Aleyhisselâm, davet ve tebligatına ısrarla
devam etti.

Davetini, kabul etmedikleri takdirde, Allah’ın
gazabına ve azabına uğrayacak­larını, onlara haber verdi. [31]

Semud kavmi ile yirmi yıl uğraştı. [32]

İş, uzayıp gidince, Salih Aleyhisselâmdan,
söylediklerini doğrulayacak bir âyet, bir Mucize göstermesini istediler.

Salih Aleyhisselâm, onlara:

“Nasıl bir Mucize istersiniz?” diye sordu.

Semud kavminin, her yıl belli bir günde putlarını
yanlarına alarak çıkıp kutla­dıkları bir Bayramları vardı.

Sen, kendi İlâhına yalvar.

Biz de, kendi ilâhlarımıza yalvaralım.

Eğer, senin İlahın, duanı kabul ederse, biz, sana
tâbi olalım.

Eğer, bizim ilahlarımız, duamızı kabul ederse, sen,
bize tâbi ol!” dediler.

Salih Aleyhisselâm:

“Olur!” dedi.

Semud kavmi, Vesenleri, putları ile birlikte bu
Bayramlarını kutlamağa çıktılar.

Salih Aleyhisselâm da, onlarla birlikte gitti.

Semud kavmi, dualarında: Salih Aleyhisselamın
yapacağı duasından hiç bir şeyi kabul etmemesini Vesenlerinden, putlarından
istediler.

O zaman, Semud kavminin Seyyidi, Ulu kişisi olan
Cenda’ b.Amr:

“Ey Salih! Şu kayanın yanına bizimle birlikte
git. Kayanın içinden, bizim için, şöyle şöyle vasıfda bir dişi deve çıkarırsan,
senin Peygamberliğini, doğrular ve sana, iman ederiz!” dedi.

Salih Aleyhisselam, bunu yaptığı takdirde,
Peygamberliğini tasdik ve kendisi­ne iman edecekleri hakkında onlardan kesin
söz aldıktan sonra[33],
kayanın ya­nında namaz kıldı[34],
Yüce Allah’a dua edince, kaya, sanki, doğum sancısı gibi sancılandı. [35]

Gebe bir kadının hareketi gibi, hareket etti. [36]
Titredi, sonra da, ikiye ayrıla­rak, içinden, istedikleri vasıfta bir Deve
çıktı. [37]

Kaya, bir deve doğurdu. [38]

Semud kavmi, bu Deve’yi, istedikleri kadar sağarlar,
kablarını, kaçaklarını süt­le doldururlardı. [39]

Bunun üzerine, Cenda’ b.Amr ile kavminden bazı
kişiler, Salih Aleyhisselama iman etti. [40]

Cenda’ b.Amr’ın amcasının oğlu Şihab b.Halife gibi
Semud kavminin bazı Eş­rafı da, Salih Aleyhisselama iman etmek ve tâbi olmak istedilerse
de, Vesenleri-nin sahipleri olan Eşraftan Zuab b.Amr ile Habbab ve Rebab, engel
oldular. On­lar da, bunlara uyarak, Müslüman olmaktan vaz geçtiler. [41]

 

Semud
Kavminin Mucize Deveyi Öldürmeleri Ve Salih Aleyhisselâmı Da Öldürmeğe
Kalkışmaları:
    Başa Dön

 

Salih Aleyhisselam, Rabb’inin, kendisine verdiği
Devesinden hiç ayrılmazdı. O, nereye yönelse, onun yanında bulunurdu. [42]

Deve, bir gün, Semud kavminin suyundan içer, bir gün
de, onlar Deve’nin sü­tünü sağar, içerlerdi.

Semud kavmi, Rab’larının emrine karşı, kibir ve
gurura düştüler, azgınlık etti­ler, Deveyi boğazladılar. [43]

Deveyi boğazlıyanlardan birisi: kızıl.sarışın, gök
gözlü, köse, kısa bir adamdı.

Öteki de, uzun boylu, akılsız ve titrek bir kimse
idi. [44]

Ana deve, kesilince, yavrusu kaçıp dağa çıktı. [45]

Yavru deve, Salih Aleyhisselâmı görünce, ağladı ve
üç kerre böğürdü.

Salih Aleyhisselam; Semud kavmine:

“Her böğürüş, bir eceldir: Yurdunuzda, üç gün
daha yaşayacaksınız! Bu, ya-lanlanamayacak bir Va’d’dir!” dedi.[46]

Semud kavminden, Salih Aleyhisselâmı, öldürmeğe
kalkışanlar, oldu. Fakat, Al­lah, onu, korudu.
[47]

 

Semud
Kavminin Helak Oluşu:
    Başa Dön

 

Semud kavmi, Salih Aleyhisselâmla alay ederek,
azaba, ne zaman uğrayacak­larını, sordular.

Salih Aleyhisselam:

“Azab alâmeti: birinci günde, yüzleriniz,
sararmış olarak sabaha çıkacaksınız!

İkinci günde, yüzleriniz, kızarmış olarak sabaha
çıkacaksınız!

Üçüncü günde, yüzleriniz, kararmış olarak sabaha
çıkacaksınız!” dedi.

Gerçekten de, ilk günde sabaha çıktıkları zaman,
küçük büyük, erkek, kadın, hepsinin yüzleri, sanki, haluk kokusu sürünmüş gibi
sapsarı kesilmişti. [48]

Bunun üzerine, Semud kavmi, helak olacaklarını ve
Salih Aleyhisselâmın doğ­ru söylemiş olduğunu anladılar. [49]

İkinci gün, yüzleri, kızarmış olarak sabaha
çıktılar.

Üçüncü gün, yüzleri, kara boya sürünmüş gibi kararmış
olarak sabaha

çıktılar. [50]

Dördüncü gün, pazar günü, sabaha çıktıkları zaman,
kendilerine, azabdan, ce­zadan neler geleceğini, gelecek azabın, hangi yandan[51],
üzerlerinden gökten mi? yoksa, ayaklarının altından, yerden mi? geleceğini[52]
bilmiyorlar[53]; kâh
baş­larını kaldırıp semaya bakıyorlar, kâh gözlerini yere dikiyorlardı! [54]

Sabaha girdikleri sırada[55],
güneş doğarken[56]‘,
gökten, onlara göklerin bütün gürlemelerini, yer yüzünün bütün çığlıklarını
içinde taşıyan[57] öyle
bir bağırışla bağırıldı ki, bir anda göğüslerindeki kalbleri parçalandı!’[58]

Canları, bedenlerinden uçtu! Solukları,
kımıldamaları, kesiliverdi!

Altlarından da, son derece şiddetli bir sarsıntı ile
sarsıldılar. [59]

Allah’ın Hareminin, bu azabdan koruduğu bir tek
kimseden başka, doğu, batı arasında, onlardan, helak olmadık bir kimse kalmadı! [60]

Kurtulan o tek kişi ise, Ebû Rigal idi. [61]

Âd kavminin helaki ile Semud kavminin helaki
arasındaki süre, bes yüz y.ld.. [62]

 

Kur’ân-I
Kerimin Semud Kavmi Hakkındaki Açıklaması:
    Başa Dön

 

Salih Aleyhisselamın Semud Kavmine gönderilişi ve
onların kötü tutum ve dav­ranışları ve akıbetleri Kur’ân-ı Kerim’de şöyle
açıklanır:

“And olsun ki: Eshab-ı Hicr da, Peygamberleri,
yalanlamışlardır.

Biz, onlara, âyetlerimizi vermiştik te, onlar,
bunlardan yüz çevirici idiler.

Onlar, dağlardan, emîn emin evler, yontar,
oyarlardı. [63]

And olsun ki: biz, Semud (kavmına) da;

“Allah’a, ibadet ediniz!” diye kardeşleri
Salih’i gönderdik.

Bir de, ne görsün: onlar, birbirleriyle çekişir iki
fırkadır!

Salih:

“Ey kavmim! Niçin iyiden (ve güzelden) önce,
çarçabuk kötüyü (azabı) isti­yorsunuz?!

Allah’dan, yargılanmanızı istemeli değil misiniz?
(Böyle yaparsanız) umulur ki, esirgenirsiniz.” dedi.

“Biz, senin yüzünden ve maiyyetinde bulunan
kimseler (Mü’minler) yüzünden, uğursuzluğa uğradık!” dediler.

(Salih):

“Sizin (bütün) emel ve hareketleriniz), Allah
katında gizli değildir.

Belki, siz, imtihana çekilmekte olan bir
kavmsiniz!” dedi.

O şehirde (Hıcrda, düşman) dokuz erkek vardı ki,
bunlar, yer (yüzün)de fesad çıkarıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.

Onlar, Allah adıyla andlaşarak:

Ona (Salih’e) ve Ehline, her halde bir gece baskın
yapalımf hepsini öldürelim) Sonra da, Velîsine: and olsun ki; biz, o ailenin
helakinde hâzır değildik.

Şüphesiz ki: biz, (bu sözümüzde) elbette sâdıklarız!
diyelim.” dediler.

Onlar, böyle bir tuzak kurdular.

Biz de, kendilerinin haberleri olmadan, onların
planlarını, altüst ediverdik! [64]

….O

Ey kavmim! Allah’a, ibadet ediniz!

Sizin, O’ndan başka, hiç bir İlâhınız yoktur.

O, sizi, topraktan meydana getirdi.

Sizi, orada ömür geçirmeye (veya imâra) memur etti.

O halde, O’ndan, yargılanmak dileyiniz.

Sonra, Ona tevbe ediniz.

Şüphe yok ki, Rabbim(in Rahmeti) çok yakındır.

O (duaları da) kabul edendir. [65]

Düşününüz ki: (Allah) sizi, Âd’dan sonra,
Hükümdarlar yaptı.

Yer yüzünde sizi yerleştirdi.

Ovalarından köşkler yapıyor, dağlarından, evler
yontuyorsunuzdur.

Artık, (hepiniz) Allah’ın lütuflarını anınız.

Yer yüzünde fesadcılar olup taşkınlıklar
yapmayınız!” dedi. [66]

“Ey Salih! Sen, bundan önce, içimizde ümid
beslenen biri idin.

(Şimdi) Atalarımızın taptığı şeylere tapmamızdan
bizi vaz geçirmek mi istie-yorsun?!

Senin, bizi (İbadete) davet ettiğin (Rab)dan,
hakîkaten, şüphe içindeyiz, şüphe-leniciyiz!” dediler.

(Salih):

“Ey kavmim! Ya ben, Rabb’ımdan (gelen) apaçık
bir Mucizenin üzerinde isem, ve O Rab, Kendinden, bana bir Rahmet
(Peygamberlik) vermişse, buna, ne diye­ceksiniz?

O halde, Allah’ın (intikamından -eğer, Ona isyan
edersem- (kurtarmak husu­sunda) bana, kim yardım eder?

Demek, siz, beni ziyana uğratmaktan, (bunu) bana
karşı artırmaktan başka bir şey yapmayacaksınız? [67]

Şüphesiz ki, ben, size (gönderilmiş) emîn bir
Peygamber’im. Artık, Allâh’dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.

Ben, buna karşılık, sizden, hiç bir ücret
istemiyorum.

Benim mükâfatım, âlemlerin Rabb’ından başkasına aid
değildir.

Siz, buradafki nimetlerin içinde), bağların,
pınarların içinde, ekinliklerin ve do-murcukları nazik ve yumuşak hurma
ağaçlarının içinde emîn emîn bırakılacak mısınız?

Dağlardan, şımarık şımarık evler yontuyorsunuz.
Artık, Allah’dan korkunuz ve bana, itaat ediniz.

Ifratcıların emrine boyun eğmeyiniz ki, onlar, yer
(yüzün)de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir.” dedi.

“Sen, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin!”
dediler. [68]

Onun kavminden (iman etmeyi) kibirlerine yediremeyen
ileri gelenleri de, kendi­lerince her görünenlere, onların içinden iman
edenlere:

“Siz, Salih’in, gerçekten, Rabb’ı katında
gönderilmiş bir Peygamber olduğunu biliyor musunuz?” dediler.

Onlar da:

“Biz, doğrusu, onunla ne gönderildiyse, ona,
iman edicileriz!” dediler. [69]

Yine, kibirlenen kimseler:

“Biz, doğrusu, o, sizin iman ettiğinize münkir
ve kâfir olanlarız! [70]

Salih’e de:

“Sen, bizim gibi bir beşerden başkası değilsin!

Bununla beraber, eğer (Peygamberlik dâvasında)
doğruculardan isen, haydi bir âyet (bir mucize) getir!” dediler. [71]

(Salih):

“Ey kavmim! İşte, size bir âyet (bir Mucize)
olmak üzere Allâhın şu dişi Devesi!

Artık, onu, serbest bırakınız. Allâhın arzında
otlasın… [72]

İşte, bu Dişi Deve!

Su içme hakkı, (bir gün) onundur.

Belli bir günün su içme hakkı da, sizindir.

Ona, bir kötülükle ilişmeyiniz!

Sonra, sizi, büyük bir günün azabı, yakalar!”
dedi. [73]

Derken. O Dişi Deve’yi -ayaklarını keserek-
öldürdüler.

Salih! Eğer, sen, gönderilmiş Peygamberlerden isen,
bizi, tehdid edip durdu­ğun azabı, getir bize! dediler. [74]

Rab’lerinin, emrinden (uzaklaşarak) isyan ettiler
ve:

Salih! Eğer, sen, gönderilrr m azabı, getir bize!
dediler

…..Bunun üzerine (Salih):

“Memleketinizde üç gün daha yaşayınız!

İşte, bu, yalanı çıkarılamayacak bir
tehdiddir!” dedi.

Vaktâ ki, azab emrimiz geldi. [75]

Sabaha girdikleri sırada, onları, o (korkunç)
Bağırış, yakalayiverdi!

Kazanageldikleri o şeyler, kendilerinden (hiç bir
azabı) def edemedi. [76]

Salih’i de, onun maiyyetinde iman etmiş olanları da,
tarafımızdan bir rahmet ola­rak (azabdan ve) o günün rüsvaylığından kurtardık.

Şüphesiz ki, Rabb’ın, O, çok kuvvetlidir, mutlak
galibdir.

O zalimleri ise, korkunç bir ses alıp götürdü de,
yurdlarında dizüstü çöken (can­ları çıkan) kimseler oluverdiler!

Sanki, orada (hiç) oturmamışlardı!

Haberiniz olsun ki: Semud (kavmi), hakikaten,
Rab’lerine küfr ettiler.

Gözünüzü acınız, iyi biliniz ki: Semud’a (Allah’ın
Rahmetinden) uzaklık (verilmiştir.) [77]

Semud (kavminin helak edilmesinde) de, (bir ibret
vardır). Hani, onlara:

Bir zamana kadar, yararlanadurunuz! denilmişti de,
Rab’lannın emrinden uzak­laşıp azmışlardı.

İşte (bu yüzden) kendileri de, göre göre, onları
Yıldırım tutuvermişti de, ayakta durmağa güç yetiremediler, bir yardım da,
göremediler. [78]

İşte, sana! Onların, kendi zulümleri yüzünden
ıpıssız kalmış evleri!

Şüphe yok ki, bilecek bir kavim için, bunda (ibret
verici) bir nişane vardır[79]

İman edip te (fenalıktan) sakınır olanları, biz
(dâima) kurtardık. [80]

 

Salih
Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:
    Başa Dön

 

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Veda’ Haccında,
Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.EbÛ Bekr’e: “Ey Ebû Bekr! Bu, hangi
vadidir?” diye sormuş, Hz.Ebû Bekr: “Osfan vadisidir!” deyince,
Peygamberimiz, Salih Aleyhisselâmın da, beline aba tutunmuş, belinden
yukarısını, alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl tüylü, yuları hurma
lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için, buradan,
Telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir. [81]

 

Salih
Aleyhisselâmın Helak Olan Kavmine Hitab Edişi Ve Mekke’ye Gidişi:
    Başa Dön

 

Salih Aleyhisselâm; Semud kavmini, Yüce Allah’a iman
ve ibâdete davet et­mekle uğraşmıştı. [82]

Semud kavminin helakinden sonra, Hicr’den
ayrılırken, onlara şöyle hitab

etti[83]:

“…..Ey kavmim! And olsun ki: ben, size, Rabb
‘imin Elçiliklerini tebliğ etmişimdir.

Size, hayrhahlık göstermişimdir.

Fakat, siz, hayrhahları sevmezsiniz ki!” dedi. [84]

Salih Aleyhisselâm, yanında bulunan Mü’minlere de:

“Ey kavmim! Şüphe yok ki, burası, halkına,
Allah’ın gazab etmiş olduğu bir yerdir.

Buradan, hemen göç ediniz ve Allah’ın Harem’ine ve
Emân’ına gidip kavuşu­nuz!” dedi.

Abalarının içinde ihrama girdiler. Lifden yularlı,
genç, kızıl tüylü develeri ye­deklerine alarak yola düştüler. Telbiye ede ede
gittiler, Mekke’ye varıp kavuştu­lar. Hayatlarının sonuna kadar orada kaldılar.

Kabirleri, Kâbenin batısında, Dârünnedve ile Hicr
arasında bulunmaktadır. [85]

Rivayete göre: Salih Aleyhisselâm vefat ettiği zaman
iki yüz elli sekiz[86]
veya iki yüz seksen yaşında idi. [87]

 

Haremin
Azabdan Koruduğu Tek Adam Ebû Rigal Ve Akıbeti:
    Başa Dön

 

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Tebük seferinde
Hıcr’dan geçerken, Se­mud kavminden, ancak, Harem’in korumuş olduğu bir tek
adamın sağ kaldığını ha­ber vermişti.

Eshabı kiram: “Ey Allah’ın peygamberi! Kim’di o
adam?” diye sordular. Peygam­berimiz:

“Ebû Rigal’dır!” buyurdular. [88]
Ebû Rigal, Sakıtların atasıydı. [89]

Salih Aleyhisselamın da, kölesi idi. [90]

Onu, Mekke tarafına, Sadaka, Zekât Tahsildarı olarak
göndermişti.

Ebû Rigal; sütü çekilmiş yüz koyunu, ayrıca bir koçu
ve bir de, akşamleyin an­nesi ölmüş bir oğlan çocuğu bulunan bir adamın yanına
vardı.

Ona: “Beni, sana, Resûlullâh gönderdi!”
dedi.

Adam: “Resûlullah’ın Elçisi, hoş geldi, safa
geldi. İstediğini, al!” dedi.

Ebû Rigal, koyunlardan, sütlü olanı, aldı.

Adam: “O, annesinin ölümünden sonra, sağ kalan
şu çocuğundur. Onun yeri­ne, on koyun al!” dedi.

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Adam: “Yirmi koyun al!” dedi.

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Adam: “Elli koyun al!” dedi.

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Adam: “Şu bir koyundan başka, koyunların
hepsini al!” dedi. [91]

Ebû Rigal: “Hayır!” dedi.

Bunun üzerine, adam: “Eğer, sen, süt içmeyi seversen,
ben de, severim” di­yerek ok çantasındaki okları, serdi. Sonra da:

“Ey Allâhım! Sen, şâhid ol!” dedi. Yayına,
bir ok yerleştirip Ebû Rigal’i öldür­dü. “Bunun haberi, Allah’ın
Peygamberine, benden önce, erişmesin!” dedi. Sa­lih Aleyhisselamın yanına
varıp Ebû Rigal’in yaptıklarını haber verdi.

Salih Aleyhisselâm, ellerini, göğe kaldırdı. Üç
kerre:

“Ey Allah’ım! Ebû Rigal’e, lanet et!”
diyerek dua etti. [92]

Ebû Rigal’i öldüren, Kays. Aylanlardan Münebbih
b.Hevâzin’in oğlu Sakıf idi. [93]

 



[1] ibn.Kuteybe-Maarif s. 14,
Taberî-Tarih c.1,s.H5, Sâlebî-arais s.67, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.89,
Ebülfida-Elbidaye vennihâye c.1,s.13O.

[2] Taberî-Tarih c.1,s.115,
İbn.Esîr-Kâmil c. 1,5.89.

[3] Sâlebî-AraiS s.67.

[4] Taberî-Tarih c.1,s.115.

[5] İbn.Esîr-Kâmil c. 1,5.89.

[6] Salebî-Arais s.67,
Ebülfîda-Elbidaye vennihaye c.1,s.13O.

[7] Taberî-Tarih 6.1,s.l 15.

[8] Salebî-Arais S.67.

[9] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.89.

[10] Ebülfida-Elbidaye Vennihaye
c.1,s 130.

[11] Taberî s.115, Salebi s.67,
Ibn.Esîr s.89, Ebülfida c.l.s.131.

[12] ibn.Kuteybe-Maarif s.14, Ebülfida-Elbidaye
vennihaye c.1,s.131.

[13] Taberî-Tarih c.1,s.115.

[14] İbn.Kuteybe-Maarif s.1,
Taberi s.115, Ebülfida c.1,s.131.

[15] Sâlebî-Arais s.67.

[16] ibn.Kuteybe-Maarif s.14.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/125.

[17] ibn.Kuteybe-maarif s.14,
Hâkim-Müstedrek c 2,s.565.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/125.

[18] Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.1,s.120.

[19] Sâlebî-Arais s.66.

[20] Taberî-Tarih c.1,s.115,
Sâlebî-Arais s.67.

[21] Taberî s.116, Salebî s.66,
ibn.Esîr s.89.

[22] Yâkut-Mûcemülbüldan
c.2,s.22.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/125-126.

[23] Sâlebî-Arais s.67.

[24] Taberî-Tarih c.1, s.115,
Sâleb:Arais s.67.

[25] Taberî-Tarih c.1 ,s.116.

[26] ) Araf: 74, Hûd: 61, İbn.Kuteybe-Maarif
s.14, Dîneverî-El’ahbar s.5, Yâkubî-tarih c.1 ,s.22, Taberî-Tarih c.1 ,s.115,
Sâlebî-Arais s.67.

[27] Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.1,s.131.

[28] Dineveri s.7, Taberî s.115,
Salebi s.67, İbn.Esir s.89, Ebülfida s.131.

[29] Ârâf: 76.

[30] Hıcr: 80, Şuarâ: 141.

[31] Sâlebî-Arâis s.67,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.89.

[32] Taberî-Tarih c.1,s.119,
Sâlebî-Arais s.72.

[33]  Sâlebî-Arais s.67, İbn.Esîr-Kâmil
c.1,s.89-90, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.134.

[34] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.90.

[35] Sâlebî-Arais s.67,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.9O.

[36] İbn.Kuteybe-Maarif s.14.

[37] Sâlebî-Arais s.67,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.89-90, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.134.

[38] İbn.Kuteybe-Maarif s.14.

[39] Taberî-Tarih d.s.116, Salebi
s.67, İbn.Esîr c.1,s.9O.

[40] Sâlebî-Arais s.67,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.9O.

[41] Salebî-Arais s.67,
Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.134.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/126-128.

[42] İbn.Kuteybe-Maarif s.14.

[43] Yâkıdî-Megazi c.3,s.1007,
Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3,s.296.

[44] İbn.Kuteybe-Maarif s.14.

[45] İbn.Kuteybe-Maarif s.14,
Taberihc.1,s.117, Hâkim-Müstedrek c.2,s.567, Salebî-Arais s.70, İbn.Esîr-Kâmil
c.1,s.92.

[46] Taberî-Tarih
c.1,s.117,Hâkim-Müstedrek c.2,s.567, Sâlebî s.70, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.93.

[47] Nemi: 48-50, Taberî-Tarih
c.1,s.117, Hâkim-Müstedrek c.2,s.566-567, Salebî-Arais s.70, İbn.Esîr-Kâmil
c.1,s.92.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/128-129.

[48] Taberî-Tarih c.1,s.117,
Hâkim-Müstedrek c.2,s,567, Sâlebî-Arais s.71, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.92,
Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.136.

[49] Sâlebî-Arais s.71.

[50] Taberî-Ta. c.1 ,s.118, Hâkim
c.2,s.567, Salebî s.71, İbn.Esîr c.1 ,s.92,93 Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1
,s.136.

[51] Taberî-Tarih c.11,s.118,
Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.136.

[52] Taberî-Tarih c.1,s.118.

[53] Taberî c.1,s.118, Hâkim
c.2,s.567, Sâlebî s.71, İbn.Esîr c.1,s.93, Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.1,s.136.

[54] Taberî-tarih c.1,s.118,
Sâlebî-Arais s.71, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.93.

[55] Hıcr: 83.

[56] Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.1,s. 136.

[57] Taberî-Tarih c.1,s. 118,
Hâkim-Müstedrek c.2,s.567, Salebî-Arais s.71.

[58] Taberî-Tarih c.1,s.118,
Hâkim-Müstedrek c.2,s.567, Sâlebî-Arais s.71, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.93.

[59] Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.1,s.13.

[60] Taberî-Tarih c.1,s.118,
Sâlebî s.71, İbn.Esîr c.1,s.93.

[61] Taberî c.1, s.118, İbn.Esîr
c.1,s.93, Ebülfida c.1, S.137.

[62] Dîneverî-El’ahbar s.7.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/129-130.

[63] Hicr: 80-82.

[64] Nemi: 45-50.

[65] Hûd: 65.

[66] Ârâf: 74.

[67] Hûd: 62-63.

[68] Şuarâ: 143-153.

[69] Araf: 75.

[70] Araf: 76.

[71] Şuarâ: 154.

[72] Hûd: 64.

[73] Şuarâ: 155-156.

[74] Ârâf: 77.

[75] Hûd: 65, 66.

[76] Hıcr: 83-84.

[77] Hûd: 66-68.

[78] Zâriyât: 43-45.

[79] Nemi: 52.

[80] Nemi: 53.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/130-133.

[81] Ahmed b.Hanbel-Müsned
c.1,s.232, İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.3,s.239, Heysemî-Mecmauzzevaid c.3,s.32O.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/133-134.

[82] Hâkim-Müstedrek c.2,s.565.

[83] Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.1,s.137.

[84] Ârâf: 79.

[85] İbn.Kuteybe-Maarif s.14.

[86] Mir Hâvend-Ravzatussafa
Terceme s. 154.

[87] Mîr Hâvend-Ravzatussafa
Terceme s.154, Nişancı Mehmed Paşa Tarih s.19.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/134.

[88] Vâkıdî-Megazi c.3,s.1007,
Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3,s.296.

[89] Vâkıdî-Megazi c.3,s.1007.

[90] Yâkutulhamevî-Mûcemülbüldan
c.3,s.53.

[91] Vâkıdî-Megazi c.3,s.
1007-1008.

[92] Vâkıdî-Megazi c.3,s.1008.

[93] ibn.Kuteybe-Kitabülmaarif
s.41.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/134-135.