Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Geçmiş Ümmetlerin Yok Oluşu ve Kalıntıları



On Üçüncü Bölüm: GEÇMİŞ ÜMMETLERİN YOK OLUŞU VE KALINTILARI



13.1. GİRİŞ



13.2. Hz. NUH (A.S.)’UN ÜMMETİ



13.2.1. Büyük Bir Kasırga ve Sel İle İlgili Tarihi Kayıtlar



13.2.2. Nûh Kavminin Kötü Yola Sapması



13.2.3. Hz. Nuh’un, Kavminin Islahı İçin Yaptıkları



13.2.4. Azâb



13.2.5. Tufan Evrensel Nitelikte miydi?



13.2.6. Nuh’un Gemisi Bir İbret Nişanesi Olmuştur



13.3. ÂD KAVMÎ



13.3.1. Tanımlama



13.3.2. Âd Kavminin Oturduğu Yer



13.3.3. Ad Kavminin Yaşadığı Bölge’nin Bugünkü Durumu



13.3.4. Felaketten Önceki Bolluk ve Refah



13.3.5. Âd Kavminin Yükselişiyle İlgili Kur’ân-ı Kerim’in İfadeleri



13.3.6. Âd Kavmine Allah’ın Azabının Gelmesinin Sebebi



13.3.7. Allah’ın Azabıyla İlgili Kur’ân-ı Kerîm’in Açıklamaları



13.4. SEMÛD KAVMÎ



13.4.1. Tanımlama



13.4.2. Semûd Kavminin Yaşadığı Bölge



13.4.3. Semûd Kavmine Ait Tarihî Kalıntılar



13.4.4. Maddî Kalkınma ve Ahlâkî Bozukluk



13.4.5. İtaatsizlik ve İsyânın Üç Sebebi



13.4.6. Hayır İle Şer Arasındaki Mücadele



13.4.7. Mu’cize Gösterilmesi İçin Çekilen Restler



13.4.8. Kesin İşaret



13.4.9. Dişi Devenin Öldürülmesi



13.4.10. Hz. Salih’e Karşı Şirretlilerin Tertibi



13.4.11. Azâbın Ayrıntıları



13.4.12. İman Sahipleri Kurtuldu



13.4.13. Semûd Kavminin Geliştirdiği Büyük Medeniyet Ve Bunun Kalıntıları



13.5. HZ. İBRAHİM (A.S.)’İN ÜMMETİ



13.5.1. Hz. İbrahim’in Doğduğu Yer



13.5.2. Putlar, Tapınaklar ve Dini Törenler



13.5.3. Nannâr Tanrı’nın Yeri ve Mevkii



13.5.4. Nemrud’un Saltanatının Başlangıcı ve Sonu



13.5.5. Hz. İbrahim’in Öğretilerinin Etkileri



13.5.6.Tam Bir Şirk Medeniyeti



13.5.7. Nemrudî Şirk Nizamının Değerlendirilmesi



13.5.8. Hz. İbrahim’in Tevhid’e Davetinin Siyasi Yönleri



13.3.9. Hz. İbrahim’in İkazı ve İleri Sürdüğü Deliller



13.5.10. Nemrud’un Ateşi ve Hz. İbrahim Halîlullah’ın Çiçekleri



13.5.11. Talmud’daki Kayıtlar



13.6. LÛT KAVMİ



13.6.1. Lût Kavminin Yaşadığı Bölge



13.6.2. Lût Kavminin Sapıklığı



13.6.3. Talmud’un Açıklamaları



13.6.4. Kur’ân-ı Kerîm’in Az ve Öz İfadeleri



13.6.5. Peygamber’in Davetine Tepki



13.6.6. Meleklerin Gelişi



13.6.7. Hz. Lût’un Endişe ve Telâşı



13.6.8. Azâb’ın Gelişi



13.6.9. Olayın Ayrıntıları



13.6.10. Son Buluşlar



13.7. SABÂ (SEBE’) HALKI



13.7.1. Sabâ (Sebe’) Halkının Yaşadığı Bölge



13.7.2. Tanınmış ve Çalışkan Bir Millet



13.7.3. Sabâ (Sebe’) Kavminin Dini Tarihi



13.7.4. M.Ö. 650’den Önceki Dönem



13.7.5. M.Ö. 650 ilâ M.Ö. 115 Arasındaki Dönem



13.7.6. M.Ö. 115 ilâ M.S. 300 Arasındaki Dönem



13.7.7. M.S. 300’den İslâmiyet’in Doğuşuna Kadar Olan Dönem



13.7.8. Sabâ (Sebe’) Kavminin Maddi Yükselişi



13.7.9. Ticarette Çöküşün Başlaması



13.7.10. Allah’ın Azabından Önceki İsrafa Dayalı Medeniyet



13.8. MEDYEN HALKI VE EYKE KAVMİ



13.8.1. Tarihî Bulgular



13.8.2. İki Ayrı Kabile’ye Tek Bir Peygamber



13.8.3. Medyenliler İle İlgili Bazı Ayrıntılar



13.8.4. Doğru Yola Davet’in Tepkisi



13.8.5. Medyenlilere Gelen Azâb



13.8.6. Eykelilere Allah’ın Azabı



13.9. HZ. YUNUS (A.S.)’UN ÜMMETİ



13.9.1. Hz. Yunus (a.s.) İle İlgili Bilgiler



13.9.2. Kur’ân-ı Kerîm İle İncil’de Hz. Yunus’un Kıssası



13.9.3. Hz. Yunus’un Ümmetinin Son Defa Azaba Uğraması



13.10. İSRAİL OĞULLARI



13.10.1. İbrahim (a.s.) Soyunun İki Kolu



13.10.2. Filistin’de Şirk Devri



13.10.3. İsrail Oğullarının Yozlaşması



13.10.4. Babil’in Hakimiyeti Sırasında İsrail Oğullarının Durumu



13.10.5. Onarım ve Yenileme Dönemi



13.10.6. Yunan Egemenliği ve Buna Karşı Direniş



13.10.7. İsrail Oğullarının Yaşadığı İkinci Fetret Devri



13.10.8. Son Uyarı



13.10.9. İsrail Oğullarının Hz. Yahya (a.s.)’ya Yaptığı Kötü Muamele



13.10.10. Hz. Îsa’ya Yapılan Kötü Muamele



13.11. ESHÂB-ÜR RASS

 

On Üçüncü Bölüm: GEÇMİŞ ÜMMETLERİN YOK
OLUŞU VE KALINTILARI

13.1. Giriş

İnsanlık tarihine şöyle bir göz atın. Dünyayı sadece bir
çiftlik, bir ti­yatro sahnesi, keyif çatma yeri ve gönlünce yaşama diyarı olarak
kabul eden ve peygamberlerin gösterdikleri yol ve hakikatlerden saparak batıl
inançlara esir olan ve dalâlete düşen milletlerin sonunun ne korkunç ve ibret
verici olduğunu kendi gözlerinizle görün.

Allah’ın gazabına ve azâbına uğrayan milletler ne yazık ki
geçmişten hiçbir ders almamışlardır. Onlar her şeyi umursamazlıkla seyir etmiş,
ilgi­sizlikle müşahede etmişlerdir. Kendilerinden önceki kavim ve ulusların
uğradıkları akıbet onları fazla tedirgin ve huzursuz etmemiştir. Harabeleri
seyrederken de kaygısız bir seyirci tavrını takınmış, tarihi okurken de ib­ret
almaları gereken şeylerden ibret almamışlardır. Demek ki, hidayet bul­muş ve
hidayet bulamamış kişi ve toplulukların görüş açısında önemli bir fark vardır.
Sapık, dinsiz ve kâfir milletler, milletlerin hataları ve uğradık­ları akıbetten
hiçbir ders almamaktadırlar. Ama imanlı ve inançlı kişiler ile topluluklar
geçmiş milletlerin akıbetinin neden böyle olduğunu düşü­nerek düştükleri hata ve
itaatsızlıktan tekrarlamamaya dikkat etmektedir­ler. Biri tarih yaratıyor, ama
tarihten ders almıyor, her şeye seyirci kalı­yor. Öbürü hem tarih yaratıyor hem
tarihin anlamını kavramaya çalışıyor. Tarihte geçenlerden ders alıyor ve bu
hayatın ötesindeki gerçeklere ulaş­mak için olanca gücüyle çalışıyor.

İnsanları ıslâh etmek, hidayete götürmek üzere vazifelendirilen
kişiler yine o insanlardan doğmuş, büyümüş ve yetişmişlerdi. Hz. Îsa, Hz. Musa,
Hz. İbrahim ve Hz. Nuh (a.s.) kimlerdi? peygamberlik payesine yükselmeden önce
bizim ve sizin gibi insanlardı. Bu temiz ve yüce insanların çağrılarına uymayan,
kendi hayalleri ve arzularının peşinde koşan kavim­ler ve milletlerin sonunun ne
olduğunu siz iyi bilirsiniz. Sizlerden pek ço­ğu iş veya turistik seyahatler
sırasında pek çok tarihî yerler görmüşlerdir. Bazılarınız eski kavim ve
ümmetlerin yaşadıkları bölgelerden de geçmiş­lerdir herhalde. Bazılarınız belki
de Âd, Semûd, Medyen ve Lût kavimle­rinin bulunduğu yerler ve harabeleri de
görmüştür. Siz oradan bir ders al­madınız mı? Bu ümmet ve ulusların bu dünyada
uğradıkları kötü ve kor­kunç son, ahirette daha kötüsünü göreceklerinin bir
belirtisidir. Buna kar­şılık doğru yolu bulan ve kendilerini ıslâh eden
milletlerin ahirette mükafatların daha iyisini, daha güzelini görecekleri de bir
gerçektir. Siz bunları bilmiyor musunuz?

Peygamberlerin vaaz ve telkinlerini kabul etmeyen ve
hayatlarının te­melini, tevhid, risâlet ve ahireti inkâr üzerine kuran uluslar
eninde sonun­da büyük felâkete uğramışlardır. Tarih tekerrürden ibarettir ve
Allah’ın yolundan sapan milletlerin kötü akıbetleri, bize ibret olsun diye
tekerrür edilerek gösterilmiştir. Bu tarihî tecrübe gösteriyor ki, peygamberler
yo­luyla insanlara ulaştırılan ahlâk düzeni ve buna göre ahirette yapılacak
mahkeme ve duruşma, bazı inkâr edilmez gerçeklere dayanmaktadır. Çün­kü hangi
millet bu düzeni bozmaya ve ilâhi kanunun dışına çıkmaya çalış­mış ve sorumsuzca
hareket etmişse, hüsrana uğramış, kötü bir sonuçla karşılaşmıştır.

İnsanlık tarihinde felâketle karşılaşan milletlerin tepe taklak
düşüşünü hazırlayan unsurlar arasında kibir ve Allah’ın nimetlerini inkâr etmek
en başta gelmektedir. Allah tarafından her türlü nimet, zenginlik, şan, şöhret
ve saadetle mükâfatlandırılan milletler sonunda nankörlük etmeye, Allah’a isyan
etmeye ve dünyada fesat ve zulüm etmeye başlamışlardır. Bu mil­letlerde toplum
ahlak ve vicdanı öylesine bozulmuştur ki, aralarında haki­katleri bilen ve gören
bazı kimseler kendilerini uyarmaya ve doğru yola getirmeye çalışmışlarsa da
seslerini yeterince güçlü ve etkili çıkaramamış ve bu milletlerin felâketini
önleyememişlerdir.

Hakka talip olan ve Hakkı bilenler için bu kâinat Allah’ın
işaretleriyle doludur. Bu işaretleri görüp, hatalarını derhal düzeltebilirler.
Fakat küfür ve şirkle gözleri kararmış olanlar hiçbir şeyi göremezler. Ne
gökteki işa­retler ne peygamberlerin Mu’cizeleri onları doğru yola getirebilir.
Sapık­lıkları öylesine koyulaşmış ve kalpleri öylesine katılaşmış olur ki,
Allah’ın azâbı gelip çatana kadar gözleri açılmaz. O zamana kadar zaten iş işten
geçmiş olur.

Cenâb-ı Allah bu gerçekleri göz önünde bulundurarak, Kur’ân-ı
Ke­rim’in Şuarâ sûresinde tarihte adlarına sık sık rastlanan yedi kavim veya
ümmetin cehâlet, dalâlet ve inatçılıklarını anlatmış ve bunların ne korkunç
akıbetlere uğradıklarını dile getirmiştir. Cenab-ı Allah (cc.) bu kavimle­rin
durumundan bahsederken, tutum ve davranışlarının, Mekkeli kâfir ve müşriklerden
farklı olmadığına işaret etmiş ve bu hususta şu noktalara dikkati çekmiştir.

Birincisi, Allah’ın alâmet veya işaretleri iki çeşittir.
Bunların ilkini, bu dünyada ve kâinatta her tarafta görmek mümkündür. Aklı eren
bir kişi bunları gördükten sonra, peygamberlerin naklettiklerinin doğru olup
ol­madığını anlayabilir. İkinci tür işaretler de Fir’avn ve yandaşları ile,
Nuh’un ümmeti, Âd, Semûd ve Lût kavimlerinin gördüğü alâmetlerdir. Mekkeli
kâfirler bu işaretlerden hangisini görmeyi tercih ederler?

İkincisi, kâfirlerin zihniyeti her devirde aynı olmuştur onların
itiraz ve eleştirileri de temelde aynıdır. Allah’a, peygamberlerine ve ahirete
iman etmemek için bahaneleri aynı olmuştur. Nihayet, sonları da aynı olmuştur.
Buna mukabil, her çağda peygamberlerin talimatı hiç değişmemiştir. Siret ve
ahlâkları aynı olmuştur. Muhaliflerine verdikleri cevap aynı olmuştur. Bunun
gibi, Allah’ın ihsan ve rahmeti de aynı olmuştur. Tarihte ikisinin de örneği bol
bol vardır.

Geçmiş kavimlere kendi çağlarında yaşamak, huzur içinde gelişme
kaydetmek ve refaha kavuşmak için her türlü imkânlar sağlanmıştı. Fakat onlar
Allah’a isyan ve itaatsizliği uygun gördüler, dünyada fesâd ve zulmü yaydılar.
Onları doğru yola getirmeye gelen peygamberlerin sözlerini din­lemediler. Demek
ki onlar son fırsatı da kaçırdılar ve Allah’ın kendileri için hazırladığı
imtihanda başarısız kaldılar. Bundan sonra onları cezalan­dırmak ve ortadan
kaldırmaktan başka bir çare kalmamıştı. Bu örnekleri verdikten sonra Cenab-ı
Allah Mekkeli kâfir ve müşriklere dernek istiyor­du ki, geçmiş milletlerin
yapamadıklarını onlar yapmalıydı, doğru yolda bulunmalı ve Allah’ın
nimetlerinden istifade etmeliydiler; yoksa onların sonu da aynı olacaktı.

İlgili Makaleler