Ailelerde Bölünmeler Hz. Muhammedin Hayatı

41254

 

24.  
AİLELERDE BÖLÜNMELER

 

Ebu Talib’in büyük
oğullan, Talib ve Akil, küçük kar­deşleri Cafer ve Ali’nin aksine müslüman
olmadılar vo ay­nen babalan gibi yeni dine girmekte tereddüt ettiler, fakat
hoşgörülü kaldılar. Yeni dine karşı tutumu çok farklı olan­lardan biri de Ebu
Leheb idi: Kureyşlilerin bir Önceki top­lantısından beri yeni dine düşman
olduğunu daha açık söylemeye başlamıştı. Ebu Leheb’in karisi ve Şemsli lider
Ebu Süfyan’ın kardeşi olan Ümmü Cemil de Peygamber’e (s.a.v.) karşı özel bir
düşmanlık besliyordu. Aralarında iki oğullarını, Peygamberin kızları Rukiye
(r.) ve ümmü Gülsüm’ü (r.) boşamaya zorlamaya karar verdiler. .O zaman oğullarının
Peygamber*in (s.a.y.) kızlarıyla evli mi yoksa henüz nişanlı mı olduğu hakkında
kesin bilgi yoktur.- Fa­kat Ümmü Cemil’in bu boşamalardan duyduğu sevinç,
zengin Ümeyye kuzeni Osman tbn Affan’ın Rukiye’yi is­tediğini ve onunla
evlendiğini duyduğunda kayboldu. Bu evlilik Peygamber (s.a.v.) ve Hatice (r.)
için bir öncekin­den daha sevindirici İdi. Kızları mutluydu ve yeni damat­ları
hem kızlarına hem de onlara karşı saygı ve sevgi bes­liyordu. Onların
şükretmesi gereken başka bir konu da­ha vardı: Rukiyye kızları arasında en
güzeli ve tüm Mek­ke’de kendi akranlarının en güzeli idi. Osman da çok ya­kışıklı
bir adamdı. ikisini bir arada görmek bir sevinç kav-nağı oluyordu. «Allah
güzeldir ve güzelliği sever-[1].
Evliliklerinden kısa bir süre sonra, ikisi de Mekke dışındayken Peygamber
(s.a.v.) onlardan haber almak için bir adam gönderdi, fakat adam beklenilenden
çok geç geri döndü. Geciktiği için özür dilemeye başladığında, Peygamber (s.
a.v.) sözünü kesti ve: «Bırak, seni neyin geç bıraktığını ben söyleyeyim;
orada- Osman ve Rukiye’nin güzelliklerini seyretmeye daldın ve o yüzden de geç
kaldın»[2] dedi.

Peygamberin halası
Erva, islam’a girmek için kararı­nı vermişti. Bu ani kararının en önemli sebebi
ise on-be? yaşındaki Oğlu Tulayb’m kısa bir süre önce Erkam’m evin­de inancını
açıklamasıydı. islam’a girdiğini annesine ha­ber verdiğinde annesi: «Biz,
erkeklerin yapabildiğini yapa­bilirsek, kardeşimizin oğlunu koruyacağız» dedi.
Fakat Tulayb bu tür belirsiz bir ifadeyle yetinmedi ve «Seni İslam’a girip,
O’na tabi olmaktan alıkoyan nedir? Kardeşin Hamza da müslüman oldu.» dedi.
Annesi her zamanki gibi di­ğer kız kardeşlerinin kararını beklediği Özürünü
dile getir­diğinde ise Tulayb onun sözünü kesti: «Tanrı adına sana
yalvarıyorum, git ve onu selamla, ona inandığını söyle ve Allah’tan başka taun
olmadığına şehadet getir». Erva oğ­lunun dediklerini yaptı; müslüman olduktan
sonra cesa­reti arttı ve kardeşi Ebu Leheb’i yeğenine yaptıklarından dolayı
azarladı.

Hatice’nin
akrabalarına gelince, İslâm’ın Mekke’de ta­nınmaya başlamasından kısa bir süre
sonra üvey kardeşi Nevfel, İslam’ın en kötü ve en azgın düşmanı oldu. Fakat
onun bu düşmanlığı oğlu Esved’in yeni dine girmesini ön­leyemedi. Esved’in
Müslüman oluşu Haticeye bir bakıma Nevfel’in düşmanlığını unutturuyordu. Fakat
ne yazık ki en sevdiği yeğeni ve birkaç yıldan beri de damadı olan Şems’li
Ebu’l-As, karısı Zeyneb İslam’a girdiği halde müs-lümanhğı kabul etmiyordu.
Karısı müslüman olduğu için, kabilenin ileri gelenleri ders olsun diye onu
boşaması için Ebu’s’ı zorluyorlardı., O kadar ileri gittiler ki Zeyneb’i
boşamasına karşılık ftîekkeden en güzel, en zengin ve ensoylu kadınla
evlenebilmesi için tüm olanaklarını bu yolda harcayacaklarına söz verdiler.
Fakat Zeyneb’le Ebu’l-As birbirlerini seviyorlardı; Zeyneb (r.) her zaman
kocasının da müslüman olması için dua ediyor ve Öyle olmasını ümit ediyordu,
kocası da Zeyneb’i sevdiği için kendisini boşa­maya zorlayanlara istediği
kadının evde olduğunu ve baş­ka bir kadın da istemediğini söyledi. Hatice’nin
yeğenle­rinden bir diğeri olan Hakim de -kendisine yirmi yıl ka­dar önce Zeyd’i
nediye eden kardeşi Hişam’ın oğlu- Ebu’l-As gibi halasına ve halasının ev
halkına karşı sevgi va saygı beslemeye devam ediyor, fakat Kureyş tanrılarına
da karşı çıkmıyordu. Hakim’in kardeşi Halid ise müslüman olmuştu.

«Gerçek şu ki, sen,
sevdiğini hidayete eriştiremezsin, ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir.»
(Kasas: 56).

Bu âyetle ifade edilen
gerçek Kur’an’ın her yerinde tekrarlanır. Fakat bu tür ayetler, Peygamberir
(s.a.v.) üs­tünden sorumluluk yükünü kaldırsa da, onun Mahzum’lu kuzeni
Abdullah’ın küfrüne üzülmesini engelleyemiyordu. Onu çok üzen bir başka durum
daha vardı: büyük amca­sı Hâris’in oğlu, bir zamanlar çok samimi arkadaşı olan
Ebu Süfyan da müslüman olmayı kabul etmiyordu. Pey­gamber (s.a.v.) onun mesaja
karşı duyarlı olacağını ümit ediyordu, fakat aksine İslam aralarına bir engel
oldu. Bü­yük bir ihtimalle amcası Ebu Leheb’in etkisiyle Ebu Süf-yan’ın vahye
ve peygambere (s.a.v.) karşı soğukluk ve an­layışsızlığı gün geçtikçe arttı.
Yukarıdaki âyetin gerçek ol­duğu başka durumlarda da gözleniyordu: Ebu Bekir
Müs­lüman olduğunda karısı Ümmü Ruraan ve başka bir karı­sından olan oğlu
Abdullah’la kızı Esma ona uymuşlar ve İslam’a girmişlerdi. Ummö Ruman kısa bir
süre önce Aişe adını verdikleri ve Zeyd’in oğlu Üsame gibi İslam’ın ilk
çocuklarından olan bir kız çocuğu dünyaya getirmişti. Ebu Bekir bir çok
kimsenin müslüman olmasına neden oldu­ğu halde en büyük oğlu Abdu’l-Kâbe’yi
İslama sokama-mıştı. O, annesi Ümmü Kuman ve babasının tüm çabala­rına rağmen
yeni dine girmemekte ısrar ediyordu.

Mütnînler, hayal
kırıklığı içindeydiler. Kâfirlerse, Mek­ke’de yaşam tarzlarını tehdit eden ve
gelecekle ilgili, özel­likle çocuklarının evlilikleriyle ilgili projelerini
suya düşü­ren bir olayla karşı karşıya bulunduklarının farkına var­mışlardı.
Mahzumilerâen Abdullah, mecliste kuzeni Muhammed’e (s.a.v.) sert bir şekilde
karşı çıktığında, Benî “” Mahzum çok sevinmişti. Abdullah’ın kardeşi
Züheyr de, yeni dine ondan daha az düşmanlık beslemesine rağmen mûslüman olmayı
reddetmişti. Abdullah gibi Züheyr de Abdu’1-Muttalib’İn kızı Atike’nin oğluydu,
fakat şimdi hayat­ta olmayan babaları Atike adında başka bir kadınla ev­lenmiş
ve ondan bir kız çocuğu olmuştu. Adı Hind olan bu kız on dokuz yaşındaydı ve
çok güzeldi; kısa bir su­re önce de iki üvey ağabeyinin kuzeni olan Mahzum’un
diğer kolundan Ebu Seleme ile evlenmişti. Bu evlilik ka­bilenin iki kolunu
birbirine bağladığı için tüm kabileyi memnun esmişti. Fakat Ebu Seleme’nin
mûslüman oldu­ğunu duyduklarında bu memnunluk üzüntü ve kızgınlığa dönüştü. Bu
kızgınlık, Hind’in -veya her zamanki lakabı olan Ümmü Seleme’nin- kocasını
bırakmak yerine, onunla birlikte en samimi müslümanlardan biri olduğunu duxun­ca,
İki| katına çıktı.

Ebu Seleme’nin babası
öldüğünde, annesi Berre, Ku-reyş’in Amir kolundan bir adamla evlendi ve ondan
Ebu Sabra adında bir oğlu oldu. Amir’in şefi olan Süheyl kısa bir süre önce
kızı Ümmü Gülsüm’ü Ebu Sabra’yla evlen-dirmişti Ben», kardeşi Erva’nın aksine
henüz îslâm’a gir­memişti. Fakat Ebu Sabra hem üvey kardeşi Ebu Seleme hem de
üvey annesi, babasının ikinci karısı Mey m un e sa­yesinde yeni dine İlgi
duymaya başlamıştı. Peygamber «Gerçekten şu kız kardeşler gerçek mü’minlerdir»[3]
derken Meymune ve Abbas, Hamza ve Cafer’in hanimlan olan üç kız kardeşini
kasdediyordu. Meymune’nin Ebu Sahranın babasıyla evlenmesi Amir kabilesine,
güçlü bir iman örne­ği gösterdi.

106

Süheyl, diğer kızı
Sehle’yi, Şemsi lider Utbe’nin oğlu Ebu Huzeyfe’yle evlendirmişti. Amir
kabilesi güç yönün­den ilerlemede biraz geç kalmıştı, bu nedenle bu evlilik on­lar
için ve diğer kabile için avantajlıydı. Evlendikten kısa bir süre sonra bu,
çift îslam’a girdi. Onları Ebu Sabra ve Ümmü Gülsüm ikilisi izledi. Yani Süheyl
iki kızını ve dik­katle seçilmiş iki damadı yeni dine kaybetmişti. Aynı şe­kilde
üç kardeşi Hatib, Salit ve Sekran’ı ve Sekran’m ka­rısı, kuzenleri Sevde’yi de
kaybetmişti. Fakat Süheyl’e gö­re en kötü olanı en büyük oğlu Abdullah’ın da
Peygam­berin Cs.a.v.) en hızlı takipçilerinden biri olmasıydı. Ab­dullah
babasının da bir gün hidayete erip, kendilerine ka­tılacağını ümit ediyordu.
Peygamber de aynı ümidi taşı­yordu, çünkü Süheyl diğer liderler içinde en
merhametli ve en a kıllı siy di. uzun süreden beri de sık sık ruhsal din­lenme
ve tefekkür için inzivaya çekilirdi. Fakat buna rağ­men o yeni dine düşman
oldu, çok şiddetli olmasa da düş­manlığını korudu. Çocuklarının kendisine itaat
etmemesi de bu düşmanlığı besleyen bir nokta oldu.

Abdu’ş-Şems içinde Ebu
Huzeyfe, anne-baba otorite­sine karşı çıkan tek lider oğlu değildi. Rüyasında
Peygam­berin (s.a.v.) kendisini ateşten kurtardığını gören Halid, ilk zamanlar
islâm’a girdiğini ailesinden gizlemişti. Fa­kat babası bunu duyduğunda eski
dine döndüğünü itiraf etmesini istedi. Bunun üzerine . Halid: «Muhammed’in
(s.a.v.) dininden vazgeçmektense ölürüm daha iyi-* dedi. Babası bu sözleri
duyunca onu acımasızca dövdü ve yiye­cek ve içecek vermeksizin bir odaya
kapattı. Fakat üç gün sonra Halid kaçmayı başardı; babası daha fazla ileri git­medi,
fakat onu evlatlıktan reddetti. Utbe, oğlu Ebu Hu-zeyfe’y[4]
karşı, Halid’in babasından daha sabırlı ve dikkatli davranıyordu. Babasına
bağlı olan Ebu Huzeyfe de baba­sının birgün putperestliğin yanlış olduğunu
göreceğini ümit ediyordu.

Abdu’ş-Şems’in Ümeyye
boyuna gelince, Osman’ın (r.) müslüman oluşundan ve Rukiye’yle evlenişinden
daha buyük kayıplar vardı. Müttefikleri Beni Esed İbn Huzeyme’-nm büyük bir
çoğunluğu yeni dine girmişti., İçlerinde Pey­gamberin (s.a.v.) kuzenleri ve
lider olan Cahş ailesinin de bulunduğu on dört kişi Müslüman olmuştu. Bu
değerli müttefiklerin yanı sıra Ümeyyelerin Şefi Ebu Süfyan, Ab­dı ıllah’ın
küçük kardeşi Ubeydullah İbn Cahş’la evlendir­diği kızı Ümmü Habibe’yi de yeni
dine kaptırmıştı.

Adîy kabilesinin ileri
gelen ailelerinden birinde ise Hak bağının diğer bağlan nasıl kırdığı son
nesilde gözleniyor­du. Nufeyl’in iki ayrı karısından Hattab ve Amr adında iki
oğlu vardı. Nufeyl’in ölümü üzerine Hattab’m annesi üvey oğlu Amr ile evlenmiş
ve ondan Zeyd adında bir oğ­lu olmuştu. Bu nedenle Zeyd ve Hattab anne
tarafından kardeş oluyorlardı. Zeyd, Varaka gibi Kureyşin putperest
geleneklerinin yanlış olduğunu görebilen ender insanlar­dan biriydi. Sadece
putlara tapma m ak la kalmaz, onlar için kesilen kurbanların etinden de
yemezdi. O, İbrahim’in Al­lah’ına inandığını söyler ve Kureyşlileri topluluk
içinde azarlamaktan çekinmezdi. Diğer taraftan Hattab, Kureys geleneklerine
sıkı sıkıya bağlıydı ve Zeyd’in, kendi tap­tıkları tanrı ve tanrıçalara hakaret
etmesine çok kızıyor­du. Bu yüzden Zeyd’i Mekke dışındaki tepelerde yaşama­ya
zorladı, daha da ileri giderek Zeyd’in Kâ’be’ye yaklaş­masını önleyecek genç
bir ordu kurdu. Bunun üzerine top­lumdan sürülen Zeyd, Hicaz’ı terkederek
Irak’ın kuzeyin­deki Musul’a gitti, oradan da güneybatıdaki Suriye’ye git­ti.
Gittiği yerlerde rastladığı rahib ve yahudi bilginlerine İbrahim’in dini ile
ilgili sorular soruyordu. Sonunda, ona terkettiği ülkede ortaya çıkmak üzere
olan ve İbrahim’in dinini tekrardan vazedecek olan bir peygamberin gelece­ğinden
bahseden bir rahibe rastladı. Bunun üzerine Zeyd geri dönmeye karar verdi,
fakat Suriye’nin güney sınırın­daki Lahm bölgesinden geçerken saldırıya uğradı
ve Öldü­rüldü. Varaka onun Ölümünü duyunca çok Üzüldü ve bir ağıt yazdı.
Peygamber (s.a.v.) de onu övdü ve onun Kı­yamet gününde «Büyük bir halkm
değerini kendinde ta­şıyarak diriltileceğim» [5]söyledi.

Zeyd’in ölümünaen sonra
yıllar geçmişti: Hattab da ölmüştü ve Ömer (oğlu) kardeşi Fatuna ile evlenen
Zeyd’­in oğlu Sa’İd’le iyi anlaşıyordu. Fakat İslam’ın gelişiyle ara­larındaki
bu dostluk kesildi. Çünkü Sa’id İslâm’a ilk gi­renlerden biriydi ve karısı
Fatıma da ona uyarak müslü-man olmuştu. Fakat annesi Ebu Cehil’in kızkardeşi
olan Ömer, yeni dine karşı çıkanlardan biriydi. Sa’id ve Fatı­ma, Ömer’in çok
hiddetli olduğunu bildikleri için îslâm’a girdiklerini ona söylememeyi tercih
ettiler. Ömer’in İslâm’a kaybettiği birileri daha vardı: karısı Zeyneb, Cumah
ka­bilesinden Ma’zun’un oğlu Osman’ın kardeşiydi; Osman es­kiden beri zühd hali
ile yaşar ve vahy gelmeden önce bile tek tanrıya inanırdı. O ve iki erkek
kardeşi yeni dine ilk girenler arasındaydı. Onların ve Zeyneb’in İslam’a giren
üç yeğenleri vardı. Bu dönemde Zeyneb’in müslüman olup olmadığı hakkında hiç
bir kayıt yoktur. Çünkü onun bu konudaki eğilimlerini gizli tutacak yeterli
nedeni vardı. Ağabeyi Osman, gerçi Ömer kadar hiddetli değildi ama uzlaşmaz bir
yapıya sahipti.

Zeyneb ve erkek
kardeşleri, kabilelerinin şefi ve İs­lam’ın en azılı düşmanlarından olan Ümeyye
bin Halefin kuzenleri oluyorlardı. Birgün kurumuş bir kemiği alıp Peygamber’e
(s.a.v.) : «Muhammed (s.a.v.) Allah’ın bunu di­rilteceğini mi iddia ediyorsun?»
diyen Zeyneb’in kardeşi Übey idi. Daha sonra alaylı bir gülümsemeyle kemiği el­leri
arasında ezmiş ve tozlarını Peygamberin yüzüne doğ­ru savurmuştu. Bunun üzerine
Peygamber: «Evet, iddia ediyorum ki: Allah onu diriltecek ve seni de şu andaki
ha­linle diriltecek, daha sonra da seni Cehenneme atacak.» Aşağıdaki âyetler
Übey’e hitaben inmiştir:

«Kendi yaratılışım
unutarak bize bir Örnek verdi; dedi ki: «Çü­rümüş bozulmuşken bu kemikleri kim
diriltecekmiş?» De ki: «On-tart, ilk defa yaratıp, inşa eden diriltecek. O, her
yaratmayı bilir.» (Yasin 78-79).

 



[1] Hadis. A.H.N. 133-4

[2] S. 205

 

[3] i. s. vm, 203

[4] I. S. IV, I, 68

[5] I.1.145