Bir İnsan ve Bir Peygamber Olarak Hz. Muhammed (a.s.)
Altıncı Bölüm: BİR İNSAN VE BİR PEYGAMBER OLARAK HZ. MUHAMMED (A.S.)
6.1. RASÛLULLAH (A.S.)’A BAĞLILIK VE İTAAT
6.1.1. İslâmiyetin Canlı Örneği
6.1.2. Sadece Bir Elçi Değil
6.1.3. Nefsin Kötülüklerinden Arınmış
6.1.4. Her Zaman ve Her Yerde Örnek Hayat
6.1.5. Allah’ın Tâyin Ettiği Önder ve Hükümdar
6.1.6. Peygamber (a.s.)’e Bir Hükümdar Olması İtibariyle İtaat Etmek
6.1.7. Tuhaf Bir İddia
6.1.8. Hz. Peygamber (a.s.)’in Hâkimiyetinin Kendine Mahsus Özelliği
6.1.9. İtaatin Üç Derecesi
6.1.10. Dinî ve Medenî Mevzular Arasındaki Ayırım Yanlıştır
6.2. HZ. PEYGAMBER (A.S.)’E İTAAT VE İSLÂMDA FİKİR HÜRRİYETİ KAVRAMI
6.2.1. Tek Hâkim Allah’tır
6.2.2. İnsanların İnsanlar Üzerindeki Hakimiyeti
6.2.3. Peygambere İtaat Ne Demektir?
6.2.4. Kesin İtaat
6.2.5. Peygamber (a.s.)’e Peygamber Olması Bakımından itaat
6.2.6. Hz. Peygamber (a.s.)’in Vazifesinin Başlıca İki Hedefi Vardı
6.2.7. Fikir Hürriyeti Kavramını Yerleştirme Çabaları
6.2.8. Hz. Zeyd bin Harise Olayının Ardındaki Gerçekler
6.2.9. Hz. Peygamber’in Öğrettiği Fikir Hürriyeti
6.2.10. Dört Halife’den Sonra Fikir Hürriyeti Kavramı
6.2.11. İmam ve Fakihlerin Fikir Hürriyetine Yaklaşımı
6.2.12. İslâm’da Fikir Hürriyeti Kavramının Ortadan Kalktığı Dönem
6.3. PEYGAMBERLİK VE FONKSİYONU
6.3.1. Birinci Grubun Görüşü
6.3.2. İkinci Grubun Görüşü
6.3.3. Üçüncü Grubun Görüşü
6.3.4. Dördüncü Grubun Görüşü
6.3.5. Çocukluktan İtibaren Peygamberlerin Terbiyesi İçin Alınan Özel Tedbirler
6.3.6. Olağanüstü Yetenek ve Güçler
6.3.7. Allah’ın Müşahedesi ve Himayesi
6.3.8. Değerlendirme
6.3.9. Peygamber Mükemmel Bir İnsandır
6.3.10. Konumuzla İlgili Bazı Ayetler
6.3.11. Peygambere Mutlak İtaat İçin Verilen Emir
6.3.12. Peygambere İtaat, Alelâde Bir İnsana İtaat Değildir
6.3.13. Peygamberin Hidâyeti İçin Gönderilen Vahyin Türleri
6.3.14. Hz. Peygamber (a.s.)’e Gelen Benzeri Vahiyler
6.3.15. Yukarıdaki Ayetlerden Çıkan Sonuçlar
6.3.16. Hz. Peygamber (a.s.)’in Bütün Hayatı “Güzel Bir Örnek”dir
6.3.17. Peygamber, Her Zaman Peygamberdir
6.3.18. Peygamber İle Peygamber Olmayanın Hâkimiyeti Arasındaki Fark
6.4. PEYGAMBER’İN ŞAHSÎ VE DİNÎ HÜVİYETİ
6.4.1. Meselenin Teorik Yönü
6.4.2. Meselenin Pratik Yanı
6.4.3. Asr-ı Saadet’ten Sonra Peygamberin Peygamberlik Yönünün Öğrenilmesi
6.5. PEYGAMBERLİK MAKAMI VE KUR’AN’IN HÜKÜMLERİ
6.5.1. Peygamber’in Dört Çalışma Alanı
6.5.3. Dinî Lider ve Taklide Lâyık Örnek Olarak Peygamber (a.s.)
6.5.4. Kanunların Uygulayıcısı Olarak Peygamber (a.s.)
6.5.5. Bir Hakim Olarak Peygamber (a.s.)
6.5.4. Kanunların Uygulayıcısı Olarak Peygamber (a.s.)
6.5.5. Bir Hakim Olarak Peygamber (a.s.)
6.5.6. Bir Hükümdar Olarak Hz. Peygamber (a.s.)
6.5.7. Asr-ı Saadet’te Adlî Sistem
6.5.8. İslâm Düzeninin Anayasal Temelleri ve Bunda Peygamber (a.s.)’in Yeri
6.6. HZ. PEYGAMBER’E KUR’AN’IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
6.6.1. Kıble’nin Tayini
6.6.2. Mekke’nin Fethiyle İlgili Müjde
6.6.3. Gizli Bir Şey
6.6.4. Hz. Zeyneb’i Nikahlaması
6.6.5. Ağacı Kesme İzni
6.6.6 Bedir Savaşından Önceki Bir Vaad
6.6.7. Müslümanların Yalvarışına Cevap
6.6.8. Ezan ve Cuma Namazı
6.6.9. Namaz Edâ Etmenin Yolu
Altıncı Bölüm: BİR İNSAN VE BİR
PEYGAMBER OLARAK HZ. MUHAMMED (A.S.)
6.1. RASÛLULLAH (A.S.)’A BAĞLILIK VE
İTAAT
İslâmiyeti kabul etmiş ve müslüman topluluğa girmiş olanlar için
Hazreti Peygamber efendimiz (a.s.)’in durumu sadece bir elçi veya haberci gibi
değildir. Aksine, Rasûlullah onlar için hem hoca hem velidir. Rasûlullah (a.s.)
hem İslâm şeriatı ve hayat tarzının canlı misali, hem de kendisine her devirde
itirazsız sadakat gösterilmesi ve itaat edilmesi gereken hâkim ve önderdir.
6.1.1.
İslâmiyetin Canlı Örneği
Muallim, hoca veya öğretmen olarak Rasûlullah (a.s.)’in görevi,
Allah’ın kelâmı, emirleri, talimatı ve kanunlarını kullara anlatmak,
ulaştırmak ve açıklamak olmuştur. Bir velî ve terbiyeci olarak vazifesi, Kur’ân-ı
Kerim’in talimatı ve Allah’ın kanunlarına göre müslümanları yetiştirmek, eğilmek
ve yaşantılarını değiştirmek olmuştur, İslâm dininin bir örneği olarak da Hz.
Peygamber (a.s.)’in amacı ve hedefi, Kitabullah’a göre muteber ve makbul olan
hayatın bir simgesi, canlı bir misali haline gelmek olmuştur. Hz. Muhammed bu
hüviyetiyle, söylediği her söz ve yaptığı her hareket bakımından İslâmiyeti!)
canlı bir timsalidir. O’na bakan herkes, Kitabullah’a göre nasıl konuşulması,
nasıl hareket edilmesi ve nasıl bir hayat sürülmesi gerektiğini hemen anlamak
durumundadır. Bunun yanı sıra, Rasûlullah (a.s.) müslümanların hâkimi, önderi ve
lideridir de. Bu öyle bir liderdir ki, kendisine tanı itaat edilmeli ve emirleri
hiç itiraz edilmeden, derhal ve eksiksiz yerine getirilmelidir. O’na inanmak ve
O’nun emirlerine uymak, Kur’ân-ı Kerim’in ayet ve hükümlerine inanmak ve uymak
demektir. Bu, bildiğimiz sıradan emir ve önderlerden değildir ki, yaşadığı veya
iktidarda kaldığı sürece ona itaat edilsin. Aksine, kıyamete kadar
müslümanların önderi, serdârı ve lideri olarak kalacak ve emirleri her zaman ve
her şart altında geçerli olacaktır.
“İnne aleyke ille’l-belâğ” ayetine bakarak, peygamberin sadece
bir elçi ve haberci olduğunu ileri sürenler mühim bir noktayı unutuyorlar. Bir
peygamberin tebliğ edici veya telkin edici hüviyeti, ancak onun dinine
insanların girmesine kadar sürer. Yeni dine girip bir ümmet oluşturduktan sonra
iman edenler için peygamber kimliği, tebliğ ve telkin edicilikten çıkar, bir
lider, hâkim, bir hükümdar, bir hukukçu, bir kadı, bir hoca, bir veli ve bir
kumandan haline gelir. Artık ümmetinin O’na sadakatini bildirmesi, O’na itaat
etmesi şarttır.
Bazı kimseler, bir insan olarak Muhammed bin Abdullah (a.s.)
ile, bir vaiz ve peygamber olarak Muhammed Rasûlullah (a.s.) arasında ayırım
yapmaya çalışmışlardır. Ancak Kur’ân-ı Kerim böyle bir ayırım yapmıyor. Kur’ân-ı
Kerim, Hz. Muhammed (a.s.)’in sadece bir tek kimliğini bildirmektedir. O da,
rasûl veya peygamber oluşudur. Cenabı Allah’ın, kendisini peygamberlik
mertebesine çıkarmasından başlayarak verdiği son nefesine kadar, Hz. Muhammed
(a.s.) her ân Allah’ın Rasûlü sayılmıştır. Her sözü ve fiili Allah’ın peygamberi
olarak yapılmıştır. Fakat, Peygamber Efendimiz (a.s.) bir peygamber olmasının
yanı sıra aynı zamanda bir vaiz, muallim, hoca veli, eğitimci, kadı, hâkim,
İmam, emir ve hükümdardı. Hatta, özel, ailevî ve vatandaşlık hayatını da aynı
hüviyetiyle sürdürdü. Bütün bu kimliklere bürünmesine rağmen, mübarek hayatı,
mükemmel bir insan ve dindar bir mü’min olarak öylesine temiz öylesine nezih idi
ki, O’nu taklit etmek, Allah’ın rızası ve ahiretle şefaat ve selâmetin
vazgeçilmez bir kuralı olarak ortaya çıktı. Nitekim, Ahzab sûresinin 21.
ayetinde şöyle buyurulmuştur: “Sizin için Allah’ın Rasûlünde güzel bir örnek
vardır. Bu haslet, Allah’ın rızasını ve ahiret sevabını ümid edip, Allah’ı
zikredenlere mahsustur”. Hazreti Peygamber efendimiz (a.s.)’in peygamberlik,
insanlık ve devlet başkanlığı hüviyetlerinde ayırım yapıldığını gösteren en ufak
bir işaret ve kaydı Kur’ân-ı Hakim’de görmek mümkün değildir. Zaten, ayırım
yapılmaya, fark gözetmeye ihtiyaç da yoklu. Zira, Hz. Muhammed (a.s.) Allah’ın
şeriatına göre harekat etmek, bu şeriatın gerçek bir temsilcisi olmakla
mükellefti ve dolayısıyla Allah’ın emrine aykırı herhangi bir söz söyleyemez,
herhangi bir hareketle bulunamazdı.