Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Irmıya Aleyhisselâm

IRMIYA
ALEYHİSSELÂM

 

İrmiya
Aleyhisselâmın Soyu:

İrmiya
Aleyhisselâmın Peygamber Olarak Gönderilişi:

Buhtunnassar
Beytülmakdis’te:

Buhtunnassar’ın
İrmiya Aleyhisselâm’ı Zindandan Çıkarışı:

Beytülmakdis’in
İmar Edilişi:

İrmiya
Aleyhisselâm’ın Yüz Yıllık Ölümünden Sonra Diriltilişi:

Yüz Yıllık
Ölümden Sonra Diriltiliş Hadisesinin Kur’ân-I Kerim’de Açıklamışı:

 

 

İrmiya Aleyhisselâmın Soyu:    Başa
Dön

 

İrmiya b.Hılkıya; Lavi b.Yâkub
Aleyhisselâm’ın soyundan gelen[1] Hârûn
b.İm-ran Aleyhisselâmın soyundandı[2].

Kendisinin, Hızır Aleyhisselâm
olduğu[3] ve
zaman zaman sahralarda ve şe­hirlerde görüldüğü söylenmişse de[4],
İrmiya Aleyhisselâmın Hızırlığı hakkındaki haber, sahih değil denilmiştir[5].

 

İrmiya Aleyhisselâmın Peygamber
Olarak Gönderilişi:
   
Başa Dön

 

İsrail oğulları; Şâ’yâ
Aleyhisselâmı şehid ettikten sonra[6], Yüce
Allah, onlara İrmiya b.Hılkiya Aleyhisselâmı, peygamber olarak gönderdi[7].

O zaman; İsrailoğulları arasında
bid’atlar çoğalmış, büyümüş: serkeşliğe baş­lamışlar, günah işlemeye dalmışlar[8],
haramları helallaştırmışlardı[9].

Peygamberleri öldürmüşler[10],
Yüce Allah’ın, kendilerine yapmış olduğu lutf ve ihsanlarını, düşmanları olan
Senharib ve ordularından kurtardığını unut­muşlardı[11].

Bunun üzerine, Yüce Allah, İrmiya
Aleyhisselâma:

“Ben İsrailoğullarını helak
edeceğim! Onlardan intikam alacağım.

Sen, Beytülmakdis Kayası’nın
üzerinde ayakta dur!

Orada, sana emrim ve Vahy’im
gelecektir!” buyurdu.

İrmiya Aleyhisselâm kalkıp
elbisesini yırttı, başına kül saçtı ve secdeye kapandı.

“Yâ Rab! Anamın beni hiç
doğurmamış olmasını, benim yüzümden Beytülmak-dis’in harap ve İsrailoğullarının
helak olacakları bir zamanda beni, israiloğulları peygamberlerinin sonuncusu
yapmamanı çok arzu ederdim!” dedi.

“Secdeden başını kaldır!”
buyruldu.

İrmiya Aleyhisselâm, başını
kaldırdı ve ağlayarak:

“Yâ Rab! Onlara kimi musallat
edeceksin?” diye sordu.

Yüce Allah:

“Ateşe tapanları, azabımdan
korkmayanları, sevabımı ummayanları! [12]

Kavmin olan İsrailoğullarına git
de, onlar hakkında sana emrettiğim şeyleri ken­dilerine anlat! [13]

Haklarındaki nimetlerimi hatırlat!

Bid’at ve yaramazlıklarını, anlat[14]

Onları, bana itaat ve ibadete davet
et!” buyurdu[15].

İrmiya Aleyhisselâm:

“Yâ Rab! [16]
Sen, beni, güçlendirmezsen, ben zaif’im[17].

Sen, benim dilime belagat ve
fesahat vermezsen, ben maksadımı anlatmak­tan âcizim! [18]

Sen, beni doğrultmazsan, ben
yanılırım!

Sen, bana yardım etmezsen, ben
rüsvay olurum!

Sen, bana izzet vermezsen, ben,
zelîl ve hakîr olurum!” dedi.

Yüce Allah:

“Sen, bütün işlerin, benim
irâdemle meydana geldiğini ve benim, bütün kalp­leri ve dilleri, nasıl
istersem, elimde evirip çevirdiğimi, bilmiyor musun?

Sen, bana itaat et!

Şüphesiz, benim ben o Allah ki,
benim dengim olabilecek hiçbir şey yoktur.

Göklerle yer ve onların içindeki
şeyler, benim kelâmımla kaimdirler.

Ben, denizlere söyledim. Sözümü,
anladılar.

Onlara, emrettim, emrimi yerine
getirdiler.

Onların çevrelerini de, kumlu
karalarla sınırladım. Onlar çizdiğim sınırı geçemezler.

Dağ gibi dalgalar gelir, çizdiğim
sınıra erişince onlara zillet, uysallık elbisesini giydiririm.

Onlar, korkarak ve bana, boyun
eğeceklerini ikrar ederek emrimi yerine geti­rirlerdir.

Ben, senin yanındayım. Sen, benim
yanımda bulundukça, sana hiçbir şey erişmez.

Ben, seni onlara, emir ve
nehiylerimi tebliğ edesin diye Peygamber olarak gön­derdim.

Sen, bu vazifeyi yerine getirmekle,
onlardan, sana tâbi olanların sevabına denk sevap kazanacaksın.

Bununla beraber, onların sevabından
da, bir şey eksilmeyecektir.

Eğer, bu vazifeyi, yerine
getirmekte kusur edersen, bundan dolayı kazanaca­ğın günah, toz duman içinde
bıraktığın kimselerin işleyecekleri günaha denk ola­caktır.

Bununla beraber, onların günahından
da bir şey eksilmeyecektir! [19]
Kavminin yanına git de:

Allah, size atalarınızın
iyiliklerini hatırlatıyor ve bununla da, size günahlarınız­dan tevbe ettirmek
istiyor! de! [20]

Ve sor onlara: Atalarının, bana
itaat etmeleri sonucunu, nasıl buldular? Onların, bana isyan etmeleri sonucunu,
nasıl buldular?

Onlar; kendilerinden önce bana,
itaat edip de, itâatından dolayı yaramaz ve mutsuz olmuş, veya bana, âsi olup
da, asiliğinden dolayı mutlu olmuş bir kimse bulunduğunu biliyorlar mıdır?

Hayvanlar; rahat yuvalarını,
hatırlayınca, oraya dönerler. Bu kavm ise, felâket ve helak otlaklarında
otlamaktadırlar!

Onların bilginleri ve ruhbanları
ise; benim kullarımı, hizmetkâr edindiler ve halkı, bana ibâdetten vazgeçirip
benden başkasına taptırıyor ve onları, benim emrimi bilmez hale getirinceye ve
zikrimi, unutturuncaya ve benden gaflete düşürünce-ye kadar, onlar arasında
-benim kitabıma aykırı olarak- hüküm veriyorlar!

Onların buyruk sahiplerine ve
yedicilerine gelince: Bunlar da, nimetimi, inkâr ettiler.

Demek, onlar vereceğim belâdan,
emniyet ve selâmette oldular da, Kitabımı bir tarafa attılar, Ahdimi unuttular,
sünnetimi, değiştirdiler, hâ!

Kullarım, ancak bana ibâdet ve
itaat etmeleri yaraşır ve gerekirken, bana kar­şı, günah işlemekte onlara ve
onların dinimde -benim adıma- ihdas etmek cür’e-tini gösterdikleri bid’atlara
tâbi oluyorlar hâ!

Onlar, benim hakkımda ve
Peygamberlerim hakkında yalan söylüyor ve iftira­da bulunuyorlar ha!

Benim celâlim, Yüce Makamım, Ulu
sânım, her türlü noksan ve eksik sıfatlar­dan münezzehdir, uzaktır.

Bir insana, bana karşı günah
işlenmesine itaat etmek yaraşır mı?

Benim yarattığım kullarıma, benden
başka birtakım tanrılar edinmeleri yaraşır mı?

Onların Tevrat okuyucularına ve din
bilginlerine gelince:

Bunlar; Mescidlerde ibâdete,
dindarlığa özenirler; orayı benden başkası için onarırlar;

Dünyayı, elde etmek için dini
vasıta kılarlardır. Onların, orada Fıkıh öğrenmeleri, ilim için değildir.
Orada, ilim öğrenmeleri de, amel için değildir. Peygamber oğullarına gelince:

Onlar, çok konuşkan ve ezgin
olmuşlar, gurura kapılmışlar, ahmakların, cahil­lerin yanında, ahmak ve cahil
olmuşlar!

Kendilerinin de, Atalarına yapılmış
olan yardım gibi, yardıma;

Onlara verilmiş olan keramet gibi,
keramete nail olacaklarını, umuyorlar ve bu yardım ve ikrama da -hiç de doğru
olmaksızın, düşünmeksizin ve ibret almaksızın- kendilerinden daha lâyık bir
kimse bulunmadığını iddia ediyorlar!

Hatırlamıyorlar ki: Onların
ataları, benim yardımıma, nasıl kavuştular?

Emrimi, dinimi değiştiriciler,
değiştirdikleri zaman, onlar emrime, dinime nasıl ciddiyetle sarıldılar?

Bu uğurda, canlarını, kanlarını
feda etmekten nasıl çekinmediler?

Onlar; benim emrim yerine
gelinceye, dinim üstün gelinceye kadar sabr ve sa­dâkat göstermişlerdir.

Ben, şu kavmin azaplarını, onlar
buyruklarımı kabul etsinler diye erteledim, uzattım.

Onlar, düşünsünler diye
günahlarından vazgeçtim.

Düşünsünler diye onları uzun ömürlü
kıldım, çok yaşattım.

Her defasında, onların üzerine,
gök, yağmur yağdırdı, yer, onlar için ot bitirdi.

Onlara, afiyet elbisesi giydirdim
ve düşmanlarına galip kıldım.

Bütün bunlar, onların,
azgınlıklarını, artırmaktan, kendilerini, benden uzaklaş­tırmaktan başka bir
işe yaramadı.

Onların, davetimden yüz
çevirmeleri, daha ne zamana kadar sürecek? Yoksa, onlar beni aldatıyorlar mı
sanıyorlar?! [21] Yoksa, onlar benimle alay mı
ediyorlar?! Yoksa, onlar bana karşı yiğitlik mi taslıyorlar?! [22]

İzzet(sıfat)ıma yemin ederim ki:
ben, onlara, öyle bir fitne, bir belâ salacağım ki: o, usluları, hayrette
bırakacak[23],
görüş sahiplerinin görüşlerini, hakimlerin hikmetlerini yanıltacak,
şaşırtacaktır[24].

Onlara; Zorba, katı kalpli, aşırı
derecede zâlim, kendisine heybet elbisesini giy­dirdiğim, göğsünden, şefkat,
merhamet ve yumuşaklık duygusunu kaldırdığım bir kimseyi musallat edeceğim!

Onu; sayısı, karanlık gecenin
karaltısını andıran cemâat, takip edecek[25].

Kendisinin, kara bulut kümelerini
andıran ve ne oldukları belirsiz, hayırsız pek çok askerleri olacak, onun
bayrakları, Kerkes kuşlarının havada uçuştukları gibi, dalgalanacak,
süvarilerinin saldırışı da, Tavşancıl kuşlarının çığlık kopararak av­larının
üzerine inişini andıracaktır! [26]

Onlar, mamureleri, harabeye
çevirirler, köyleri ıssız bırakırlar. Yeryüzünü ifsad, girdikleri yeri tahrip
ettikçe tahrip ederler. Onların kalpleri kaskatıdır, acımak bilmez. Yüzleri
gülmez, gözleri hiçbir şeyi görmez, kulaklarına söz girmez.

Onlar, çarşılara, ürkmüş ve
heybetinden, tüyler ürperten arslan gibi da­larlar[27]…’

Ben İsrailoğullarını Yâfes ile
helak edeceğim!” buyurdu’[28].

Yâfes, Bâbil halkı olup Yâfes b.Nûh
Aleyhisselâmın oğullarındandı[29].

Yüce Allah’dan, bu azab emri
gelince, İrmiya Aleyhisselâm, feryad ederek ağ­lamış, elbisesini yırtmış,
başına kül saçmış[30];
İsrailoğullarından bu felâketi kal­dırması için Yüce Allah’a yalvarmış durmuştu[31].

Yüce Allah:

“Ey İrmiya! Demek, sana Vahy
ettiğim şey, seni sıkıntılandırdı, tasalandırdı” buyurdu.

İrmiya Aleyhisselâm:

“Evet yâ Rab! Keski, Sen daha
önce beni helak etseydin de, israiloğullarının esir edilmelerini
görmeseydim” dedi[32].

Yüce Allah:

“İzzet ve Celâl(sıfat)ıma
yemin ederim ki: Bu hususta, senin tarafından bir emir(hüküm) verilmeden önce[33],
Beytülmakdis de[34],
İsrailoğulları[35] da,
helak edilmeyecektir!” buyurdu.

Bunun üzerine, İrmiya Aleyhisselâm,
sevindi[36]. İçi
rahatlaştı[37].

“Musa’yı ve diğer
peygamberlerini hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki: Ben de,
İsrailoğullarının helak edilmeleri emrini(hükmünü) hiçbir zaman verme-yeceğim! [38]
İsrailoğullarının helakine razı olmayacağım!” dedi[39].

Aradan üç yıl geçmişti.

İsrailoğulları, isyanlarını
artırdıkça artırdılar, kötülüklerini uzattılar durdular.

Onların bu halleri, helaklerinin
yaklaştığı zamana kadar devam etti. Vahy gel­mesi de azaldı[40].
Onlar, Âhireti hiç anmaz oldular[41].

Dünyaya ve dünya işlerine dalınca,
ahiretten geri durmakta idiler[42].
Hükümdarları da, onlara:

“Ey İsrailoğulları! Allah’ın
azabı, size gelip çatmadan önce[43],
Allah’ın acıma­sız bir kavmi, üzerinize salmasından önce, işlemekte olduğunuz
kötülüklere son veriniz!

Çünkü, Rabbınız, tevbeye yakındır,
kendisine, tevbe eden kimse için, ellerini hayırla açmış bir
esirgeyicidir?” diyerek öğüt verdi[44],
onları, tevbeye davet etti ise de, tevbe etmediler[45]
ve işleyip durdukları kötülüklerden hiçbirini bırakma­ğa yanaşmadılar[46],
kötülüklerine son vermediler[47].

Nihayet Yüce Allah[48]
İbrahim Aleyhisselâmla Rabbi hakkında tartışan Nem-rud’un soyundan gelen[49]
Buhtunnassar’ın kalbine[50],
Beytülmakdis’e[51],
Bey-tülmakdis halkının üzerine[52]
yürüme düşüncesini düşürdü[53].

Buhtunnassar; geniş meydanları
dolduracak kadar çok sayıda askerlerinin[54],
altıyüzbin bayraklı orduların başına geçip[55] daha
önce Senharib’in, Beytülmak-dis halkına yapamadığı şeyi yapmak maksadıyla yola
çıktı[56].

İsrailoğullarının ecelleri yaklaşıp
da[57],
Yüce Allah; onları helak etmek[58], mülk
ve saltanatlarına son vermek istediği zaman[59],
İrmiya Aleyhisselâma bir Melek gönderdi[60].

Meleğe:

“İrmiya’ya git de[61]
ondan, Fetva iste!” buyurdu[62]‘.

Ondan ne hakkında fetva
isteyeceğini de, Meleğe bildirdi[63].

Melek, İsrailoğullarından bir
adamın suretine girip İrmiya Aleyhisselâmın yanı­na geldi[64].

İrmiya Aleyhisselâm ona:

“Sen kimsin?’ diye sordu[65].

Melek:

“Ben, İsrailoğullarından bir
adamım! [66]

Bazı islerim hakkında[67]
sana soru sorup senden fetva almak istiyorum” dedi’[68]‘

İrmiya Aleyhisselâm, izin verince[69],
Melek:

“Ey Allanın Peygamberi! [70]
Senden, akrabam hakkında bir fetva istiyorum:

Ben, onların akrabalık haklarını[71],
Allah’ın bana emrettiği şekilde[72]
yerine ge-tirdim[73].

Onların yanlarına, ancak iyilik ve
ihsanda bulunmak için gittim.

Ben, kendilerine ihsan ve ikramımı
artırdıkça, onlar bana hep kızdılar durdular[74].

Ey Allah’ın peygamberi! [75]
Sen, bana onlar hakkında bir fetva ver!” dedi.

İrmiya Aleyhisselâm, ona:

“Sen, senin aranla Allah’ın
arasındaki şeyde, güzel hareket et!

Allah’ın, gözetmeni emrettiği
akrabalık haklarını gözet! [76]–

Seni, hayırla müjdelerim!”
dedi[77].

Melek İrmiya Aleyhisselâmın
yanından ayrıldı.

Birkaç gün geçtikten sonra, Melek
önceki adamın suretinde tekrar gelip[78] İr­miya
Aleyhisselâmın önüne oturunca[79],
İrmiya Aleyhisselâm, ona: “Sen kimsin?” diye sordu.

Melek:

“Ben, yanına gelip senden
akrabamın hali hakkında fetva istemiş olan adamım” dedi[80].

İrmiya Aleyhisselâm :

“Onlar, sana karşı,
ahlaklarını daha temizlemediler mi? [81]
Onlardan, arzu ettiğin şeyi görmedin mi?” diye sordu. Melek:

“Ey Allah’ın Peygamberi! Seni
Hakla Peygamber gönderen Allah’a yemin ede­rim ki, hiç bir iyilik bilemiyorum
ki, onu insanlardan bir kimse yapsın da, ben de, onu hattâ ondan daha fazlasını
da yakınlarıma yapmış olmayayım[82].

Onlar, bana karşı, kötü tutum ve
davranışlarını, daha da arttırdılar!” dedi[83].

İrmiya Aleyhisselâm:

“Sen, aile halkının yanına
dönüp onlara iyilik etmekte devam et! [84]

Salih kullarını düzelten Allâh’dan,
sizin aranızı da düzeltmesini[85] ve
sizleri, rızâsını talep ve gazabından kaçınma hususunda birleştirmesini
dilerim” dedi[86]

Bunun üzerine Melek, İrmiya
Aleyhisselâmın yanından ayrıldı.

Birkaç gün sonra İrmiya
Aleyhisselâm, Beytülmakdis’in duvarı üzerinde otur­duğu sırada, Melek tekrar
gelip önüne oturdu. [87]

İrmiya Aleyhisselâm, ona:

“Sen, kimsin?” diye sordu[88].

Melek:

“Ben aile halkımın hali
hakkında sana iki kerre gelmiş olan kimseyim!” dedi.

İrmiya Aleyhisselâm:

“Hâlâ, onların içinde
bulundukları hallerden[89]
ayrılmaları[90],
onlara bir niha­yet vermeleri[91]
zamanı gelmedi mi?” diye sordu. [92]

Melek:

“Ev Allah’ın Peygamberi! Ben,
bundan önce onlardan bana isabet eden her şeye[93]
onlar, beni kızdıran şeyler olduğu için[94]
katlanıyordum.

Fakat, bugün, onlara gittiğim zaman[95],
kendilerini Allah’ın razı olmadığı[96] ve
sevmediği[97] bir
iş üzerinde gördüm!” dedi.

İrmiya Aleyhisselâm:

“Onları, hangi amel üzerinde
gördün?” diye sordu[98].

Melek:

“Ey Allah’ın Peygamberi! Ben
onları Allah’ı gazablandıracak çok büyük bir amel üzerinde gördüm! [99].

Eğer onlar bundan önce bulundukları
uygunsuz haller gibi, uygunsuz haller üzerinde bulunsalardı, onlara kızgınlığım
artmazdı[100],
sabrederdim[101].

Fakat, ben bugün Allah için[102],
senin için[103],
kızdım ve onların haberini sa­na haber vereyim diye geldim[104].

Şimdi, ben seni Hakla Peygamber
gönderen Allah üzerine, sana and vererek onların helak olmaları için, Allah’a
dua etmeni, senden diliyorum!’ ‘dedi.

Bunun üzerine, İrmiya Aleyhisselâm:

“Ey göklerin ve yerin Mâliki!
Eğer onlar, hak ve savab üzerinde iseler, onları bulundukları halde bırak!

Eğer, onlar, Seni gazablandıracak
bir halde, Senin razı olmadığın bir amelde iseler, onları, hemen helak
et!” diyerek dua etti.

Bu sözler, İrmiya Aleyhisselâmın
ağzından çıkar çıkmaz, Yüce Allah Beytül-makdis’e gökten bir yıldırım gönderip
Kurban yerini tutuşturdu.

Beytülmakdis’in kapılarından yedi
kapı da yerin dibine geçti.

İrmiya Aleyhisselâm, bunu görünce
feryad ederek elbisesini yırttı ve başına toprak saçtı.

“Ey göklerin Mâliki! ve ey
Merhametlilerin en Merhametlisi! Bana va’d etmiş olduğun va’d’in nerede?”
diyerek münâcatta bulundu.

Kendisine:

“Ey İrmiya! Onlara isabet eden
bu musibet ancak[105],
bizim Elçimize[106], se­nin
verdiğin fetvân[107] ve
duan üzerine[108],
isabet etti!” diye nida edilince, sor­gu sahibinin kendisine Allah
tarafından gönderildiğine ve musibetin de, kendisi­nin verdiği fetva üzerine
vuku bulduğuna kanâat getirdi[109].

İrmiya Aleyhisselâm:

Tevbe edip kötü işlerini
bırakmadıkları takdirde[110],
Allah’ın gazabına uğraya­caklarını[111],

Buhtunnassar tarafından,
Beytülmakdis üzerine yürünüp savaşan İsrailoğul-larının öldürüleceğini,

Çoluk çocuklarının esir edileceğini[112],
Mescidlerinin yıkılacağını,

Kitaplarının yakılacağını[113]
haber verdi[114].

İsrailoğulları, uğrayacakları azab
haberini işittikleri zaman, İrmiya Aleyhisselâ-ma, isyan ettiler, onu
yalanladılar ve yalancılıkla suçladılar:

“Sen, yalan söylüyorsun!
Allah’a karşı çok büyük bir iftirada bulunuyorsun!

Allah’ın, yeryüzünü, mescidlerini,
kendisine ibadeti, tehvidi muattal kılacağını iddiaya kalkışıyorsun!

Yeryüzünde bir Âbid, bir mescid,
bir kitap kalmazsa, Allah’a kim ibadet edecek?!

Sen, Allah’a karşı, çok büyük bir
iftira etmiş oluyorsun!” dediler ve kendisinin deli olduğunda sözbirliği
etiler[115].

Kendisini dövdüler, zincire
vurdular[116] ve
zindana koydular[117].
Bunun üzerine, Yüce Allah, Buhtunnassar’ı onların üzerine saldı[118].

İlgili Makaleler