Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Medine’ye Hicret



Otuz Üçüncü Bölüm: MEDİNE’YE HİCRET



33.1. MEDİNEYE HİCRET



33.1.1. İlk Muhacir



33.1.2. Hz. Ümm-ü Seleme’nin Başına Gelenler



33.1.3. Hicret İçin Genel İzin



33.1.4. Kureyş’in Müslümanları Hicretten Alıkoymak İçin Aldığı Tedbirler



33.1.4.1. Ayyaş bin Ebi Rebia’nın Başından Geçenler



33.1.4.2.Hz. Abdullah bin Süheyl’in Hikâyesi



33.1.4.3. Hz. Peygamber (a.s.)’in Son Ana Kadar Mekke’de Kalması



33.1.5. Kureyş’in Telaşı



33.1.6. Hz. Peygamber (a.s.)’i Öldürme Plânı



33.1.7. Rasûlullah (a.s.)’a Hicret İzni Verilmesi ve Hicret Hazırlığı



33.1.8. Suikast Gecesi Ne Oldu?



33.1.8.1. Hz. Ali’nin Yakalanması ve Serbest Bırakılması



33.1.8.2. Hz. Ebu Bekr (r.a.)’in Evine Baskın



33.1.9. Rasûlullah (a.s.)’ın Mekke’den Ayrıldıktan Sonra Sevr Mağarasında
Konaklamaları



33.1.10. Sevr Mağarasında Olup Bitenler



33.1.11. Sevr Mağarasında Nâzik Bir An



33.1.12. Hz. Peygamber (a.s.) ile Hz. Ebu Bekr’in Yakalanıp Öldürülmesi İçin
Ödül



33.1.13. Mağaradan Çıkış



33.1.14. Hicret Yolculuğu



33.1.14.1. Sürâka’nın Hikâyesi



33.1.14.2. Ümm-ü Mâ’bed’in Hikâyesi



33.1.14.3. Ümm-ü Mâ ‘bed, Rasûlullah (a.s.) ‘ın Yüz Hatlarını (Eşkâlini) Tarif
Ediyor



33.1.15. Medine’de Bekleyiş



33.1.16. Rasûlullah (a.s.)’ın Kuba’ya Varışı



33.1.16.1. Küba’ya Varış Tarihi



33.1.16.2. Küba’da Kalış



33.1.16.3. Kuba’dan Ayrılış ve İlk Cum’a Namazı



33.1.17. Medine’ye Giriş



33.1.18. Hz. Ebû Eyyûb Ensarî’nin Evinde Kalış



33.1.19. Rasûlullah (a.s.)’ın Medine’de Karşılanması



33.1.20. Kureyş’in Öfke İle Kudurması



33.1.21. Mescid-i Nebevi’nin İnşası



33.1.22. Mescid-i Nebevi’de Hz. Peygamber (a.s)’in Hücresi (Odası)’nin İnşası



33.1.23. Rasûlullah (a.s.)’ın Çoluk-Çocuklarını Medine’ye Getirtmesi

Otuz Üçüncü Bölüm: MEDİNE’YE HİCRET

33.1. Medineye Hicret

33.1.1. İlk
Muhacir

İbni Cerir ve İbni Hişâm’ın rivâyetine göre müslümanların
Mek­ke’den Medine’ye hicretleri için genel direktif henüz verilmemişken ve
Bi’set sonrası 12. yılda Zilhicce ayında İkinci Akabe bi’atı yapılmışken
Rasûlullah (a.s.)’ın süt kardeşi ve teyzesi Berre binti Abdulmuttalib’in oğ­lu
Ebu Seleme (r.a.) Medine’ye hicret etmeye karar verdi. Ebu Seleme’nin hicrete
karar vermesinin sebebi, kendisinin Habeşistan’dan Mekke’ye dön­mesinden sonra
gerek Mekkeli kâfirlerin, gerekse kabilesi olan Beni Mahzûm’un O’nu sürekli
olarak rahatsız etmeleri ve eziyete tabi tutmalarıydı. Ne var ki, Ebu Seleme
(r.a.)’nin hicreti de çok tehlikeli ve çileli oldu.

33.1.2. Hz. Ümm-ü
Seleme’nin Başına Gelenler

İbni Hişâm, Muhammed bin İshâk’a dayanarak bizzat Ümm-ü
Sele­me’nin bu rivâyetini nakletmiştir: “Kocam Ebu Seleme Medine’ye hareket
etmek üzere evden ayrılınca, ben de arkasından oğlum Seleme’yi kucağı­ma alıp
evden çıktım. Kocam beni ve oğlumuzu deveye oturttu ve yularını tutarak yürümeye
başladı. Ailemiz (Beni Muğire) kocamın deve ile yürü­düğünü görünce bazı
kimseler bize geldiler ve kocama şöyle seslendiler: “Sen nasıl olsa, elimizden
çıktın. Nereye istersen git. Fakat, biz kızımızın avare gibi dolaşmasına izin
vermeyeceğiz.” Bunu dedikten sonra devenin yularını Ebu Seleme’nin elinden
aldılar ve beni eve geri getirmeye başla­dılar. Bu arada Ebu Seleme’nin
kabilesinin adamları da toplanarak kendi­sine ateş püskürmeye başladılar. Ayrıca
benim kocamdan koparılmamı da yadırgadılar ve aileme dediler ki: “Siz
adamımızdan kızınızı çektiniz. Biz de evlâdı Seleme’yi size niye bırakalım?” Ve
oğlumu çekmeye başladılar. Bu kavgada oğlumun kolu çıktı. Oğlumu onlar aldılar,
Beni Muğire beni bir yerde hapsetti ve zavallı Ebu Seleme tek başına Medine’ye
gitti. Bir seneye yakın bir müddet her gün evden çıkıp Ebtah’a gider, kocamın
yolu­nu bekler ve ağlardım. Bir gün benim akrabalarımdan olan Beni Muği­re’nin
bir şahsı beni bu vaziyette gördü ve bana çok acıdı. O gidip Beni Muğire’ye
şöyle dedi: “Şu zavallı kadını niye bırakmıyorsunuz? Önce onu kocasından
ayırdınız sonra da oğlundan uzaklaştırdınız.” Nihayet Beni Muğire bana dedi ki:
“istersen kocana gidebilirsin.” Kocamın ailesi (Beni Abd el-Esed) de oğlumu geri
verdi. Ben oğlumla tek başıma deveye binip Medine’ye hareket ettim. Ten’im’e
vardığımda Beni Abduddâr’a mensup Osman bin Talha bin Ebi Talha’yı gördüm.
Osman, “Ebu Ümeyye’nin kı­zı, nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ben, “kocamın
yanına Medine’ye gidi­yorum” dedim. “Senin yanında kimse yok mu?” diye sordu.
Ben de “Alla­h’ım ve bu çocuğumdan başka kimse yoktur” dedim. Dedi ki, “vallahi,
ben seni böyle bırakmayacağım.” Ve devemin yularını tutarak yürümeye baş­ladı.
Vallahi, ben ondan daha iyi bir insan görmedim. Bir menzile varınca devemi
oturtur ve bir kenara çekilirdi. Ben çocuğumu alıp inince o deveyi bir ağaca
bağlardı. Daha sonra biz istirahat ederdik. Tekrar yola çıkma za­manı gelince
deveyi yanıma getirir ve kendisi uzaklaşırdı. Ben deveye bindikten sonra devenin
yularını tutar ve yürürdü. Medine’ye kadar olan yolu böyle katettik. Sonra,
Küba’da Beni Avfın köyü görülünce Osman bana şöyle dedi: “Bak kızım, kocan
oradadır. Artık onun yanına gidebilir­sin. Allah sana bereket versin.” Osman
geldiği yoldan yürüyerek Mek­ke’ye döndü.” (Bu olayı Belazuri de Ensab-ul
Eşrefte kaydetmiştir).

Bu olaydan anlaşılacağı gibi, Kureyşli kâfirler müslümanlara
haddin­den fazla zulüm ve eziyet vermeye devam edince yine onlardan bazıları bu
hareketlerden tiksinmeye ve müslümanlara karşı sempati duymaya başladılar. Bu
cahiliyye toplumunda birazcık medeniyet, kültür ve insan­lık nasibini almış
olanlar İslâm’a düşman olmalarına rağmen eziyetlere boyun eğmeyen ve bütün çile
ve zorluklara rağmen Hak yolunda yürüme­ye devam edenler saygı görmeye
başladılar.

33.1.3. Hicret
İçin Genel İzin

Nihayet, Bi’set sonrası 13. yıl Zilhicce ayında yapılan Son
Akabe bia­tından sonra Rasûlullah (a.s.) Mekke’de bulunan bütün müslümanların
Medine’ye hicretleri için genel izin çıkardı. Rasûlullah (a.s.) müslümanla­ra
şöyle dedi: “Yüce Allah artık sizin için yeni kardeşler ortaya çıkarmıştır ve
sizin huzur ve sükûnet içinde yaşayabileceğiniz bir şehir temin et­miştir.” (Bk.
İbni Hişâm İbni İshâk’ın rivâyeti). Bu izin çıkar çıkmaz ilk önce Hz. Amir bin
Rebi’atü’1-Anzi, zevcesi Leylâ binti Ebi Hasme ile yola koyuldu. Daha sonra Hz.
Ammar bin Yasir, Hz. Bilâl ve Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas Medine’ye hicret ettiler.
Bundan sonra Hz. Osman bin Affân, ka­rısı Rukayye binti Rasûlullah (a.s.) ile
hareket etti. Bundan sonra genel bir göç başladı ve müslümanlar akın akın
Medine’ye gitmeye başladılar. Bazen bütün aileler, her şeylerini bırakıp yeni
diyara hareket ettiler. İbni Hişâm İbni İshâk’a dayanarak özellikle üç ailenin
bütün fertlerinin Mek­ke’den Medine’ye hicret ettiklerini ve evlerini boş
bıraktıklarını ifade et­miştir. Bu aileler şunlardı: 1) Beni Ma’zun, 2) Beni el-Bukeyr
3) Beni Cahş bin Ri’âb. İbni Abd-il Berr Beni Cahş ile beraber Beni Esed bin
Hu­zeyme’nin erkek, kadın ve çocuklarının da Medine’ye gittiğini bildirmiştir.
Bu iki aileden toplam 30 kişi hicret etti, ki bunlar arasında Rasûlullah (a.s.)’ın
teyzeoğlu Abdullah bin Cahş ve Ebû Ahmed bin Cahş (ismi Abd idi) bunların iki
kız kardeşi Hz. Zeyneb binti Cahş, (ki daha sonra Üm-mül-Mü’minin oldu), Hamne
binti Cahş (Hz. Mus’ab bin Umeyr’in zevce­si) ve Habib bint Cahş (Hz. Abdullah
bin Avfın karısı) vardı. Bunların gitmesinden sonra Utbe bin Rebi’a ve Abbas bin
Abdulmuttalib ve Ebû Cehl onların evlerinin önünden geçtiler. Utbe bin Rebi’a
derin bir ah çekti ve “Beni Cahş’ın evi bugün bomboştur” dedi. Bunun üzerine Ebu
Cehl, “ne ağlıyorsun? Bunların hepsi bu kardeşimizin (yani Hz. Abbas’ın)
yeğe­ninin yaptıklarıdır. O cemaatimizi böldü, aramızdaki münasebetleri kesti ve
bizi parçaladı.” Bundan sonra sıra Ebu Süfyan’a geldi. Ebu Süfyan, Be­ni Cahş’ın
evini işgal edip başkalarına sattı. Ebu Süfyân bunun için şu ba­haneyi uydurdu:
Kızı Fer’a (ya da Fâri’a) Ebû Ahmed bin Cahş’ın karısıy­dı. Güya, damadının
bütün veraseti, henüz kendisi sağ iken kayınpederine geçmişti. Hz. Abdullah bin
Cahş, Ebû Sufyân’ın bu haksızlığı hakkında Rasûlullah (a.s)’a şikâyette
bulununca, kendisi şöyle dedi: “Siz bu evinizin bedelini Cennet’te bulmaktan
mennun olmayacak mısınız?” Mekke’nin fethinden sonra Ebu Ahmed bin Cahş kendi
evini kayınpederinden geri al­mak isteyince Rasûlullah (a.s.) herhangi bir ses
çıkarmadı. Daha sonra sa­habeler, Ebû Ahmed’e dediler ki: “Rasûlullah,
muhacirlerin Allah yolunda harcanmış mallarının geri alınmasından yana
değildir.” Nitekim, bizzat Rasûlullah (a.s.)’ın Mekke’deki evi o zamana kadar
müslüman olmamış olan Akil bin Ebi Tâlib tarafından, hicretten sonra işgal
edilmişti. Rasûlullah (a.s.), Mekke’nin fethinden sonra bu evi geri almadı. (Ebû
Dâvud, Kitab’ul-Hac).

İlgili Makaleler