Hz. Muhammedin Hayatı

Korku Ve Ümit Hz. Muhammedin Hayatı

 

23.   KORKU
VE ÜMİT

 

Elbette gençlerin ve
zayıfların hepsi, hemen ilâhi da­veti kabul etmemişti, fakat hiç olmazsa
onların kendini be­ğenmişliği, küçük yaşamlarını bir klarnetin notaları gibi
bölen davet ve vaazların Önem ve şiddetine karşı kulakla­rını tıkamalarına
neden olmuyordu. Osman’ın çölde duy­duğu : «Ey uykudakiler uyanın» sesi vahyin
kendisiydi ve daveti kabul edenler, şimdi sanki uykudan uyanmışlar ve yeni bir
yaşama girmişlerdi

Geçmişteki ve şu
andaki kâfirlerin tutumu şu sözlerle ifade edilebilir: «Bu dünya hayatımızdan
başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek de değiliz.» (En’am: 29). Bu sözlere
ilahi cevap olarak şunlar söyleniyordu: «Bizler gökleri, yeri ve ikisinin
arasındakilerini oyuncular (in oyun konusu) ola­rak yaratmadık.» (Enbiya: 16,
Duhan: 38). «Bizim boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve sizin gerçekten bize
döndûrülüp-getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?» (Mü’minûn: 115). Küfrün henüz
tam olarak yerleşmediği kişilerde bu söz­ler etkisini gösteriyordu. Bu etki,
kendisini bir nur ve hi­dayet (doğru yola ulaştırıcı) olarak niteleyen vahyin
tü­mü için de geçerliydi. Mesajı kabul etmeye iten başka bir neden de onu
getiren elçinin kişiliğiydi. O, başkalarını kötülüğe yönlendirmeyecek denli
gerçekle dolu ve kendisi de sapıtmayacak kadar hikmet ve fazilet sahibiydi.
Yapı­lan çağrıda hem bir uyan, hem de bir vaad vardı, uyan onları iyi işler
yapmaya yöneltiyor, müjde ise onlan mutlu kılıyordu.

«Şüphesiz: ‘Bizim
Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra da dosdoğ­ru bir istikâmet tutturanlar (yok mu)
onların üzerine melekler iner (ve der ki): «Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size
vadolunan cennetle sevinin. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriziz.
Orda nefislerinizin arzuladığt her şey sizindir ve istemekte olduğunuz her şey
de sizindir. Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Aî-tah)tan bir ağırlanma olarak.»
(Fussikt: 30-32)

«Bu mu daha hayırlı,
yoksa takva sahiplerine vadedılen cen­net mi? Ki onlar için bir mükâfat ve son
duraktır, içinde ebedi katlar olarak, orada her istedikleri onlarındır, bu
Rabbinm üzerinde istenen bir vadidir» (Yunus:7).

Gerçek mü’minler
«Bizimle karşılaşmayı umanlar» di­ye tanımlanmıştır. Oysa kafirler:

«Bizimle karşılaşmayı
ummayanlar, dünya hayatına razı olan­lar ve bununla tatmin olanlar ve bizim
üyelerimizden habersiz (ga­fil) olanlar.» (Yunus: 7) dır.

Mü’min’in tutumu, her
konuda kâfirinkinin aksi ol­malıdır. İnanmayanların daldığı küfrün bir özelliği
de on­ların tabiat görüntülerini olduğu gibi almaları ve onlar­dan ders
almamalarıdır. Gerçeğe (Hakk) uyanık olmak sadece insanın ümitlerini bu
dünyadan ahirete çevirmesi değil, aynı zamanda bu dünyada serpili olan Allah’ın
âyetlerinden de ders almasıdır:

«Gökte burçları kıtan,
onların içinde bir aydınltk ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir. O gece
ile gündüzü birbiri ar­dınca kılandır; öğüt attp-düşünmek isteyenler ya da
şükretmek isteyenler içinj* (Furkan: 61-62)

Kureyş liderleri
küstahça peygamberden bu âyetleri (işaretleri veya mucizeleri) göstermesini, ya
gökten onu destekleyen bir melek gelmesini, ya da onun göğe yüksel­mesini
İstiyorlardı. Ve birgün, dolunayın henüz Hıra dağmın tepesine çıkıp ortalığı’
aydınlattığı bir gecede, bir grup kâfir peygambere yaklaştılar. Ve eğer
gerçekten Al­lah’ın Rasulü ise Ay’ı ikiye bölmesini istediler. Mı
“”Tünleri ve kararsızları da içeren büyük bir topluluk vardı ve bu
istek yerine getirildiğinde tüm gözler parlayan Ay’a çev­rildi. Büyük bir
şaşkınlık içindeydiler, çünkü Ay ikiye ay­rılmış ve her biri dağın bir yönünde
parlıyordu. Peygam­ber «İşte şahit olun- dedi. Fakat asıl ay’ı ikiye bölmesini
isteyenler bu optik mucizeyi reddettiler ve onun büyü ol­duğunu söylediler
(Kamer: 1-2). Diğer taraftan inananlar sevindiler ve kararsızlardan bazıları
imâna yaklaştı, bazı­ları ise gerçekten İman etti.

Böyle isteklere karşı
Allah’tan gelen bu cevap bir is­tisnaydı. Çünkü Kurevş’in istediği diğer
mucizeler onlar istediğinde değil, Allah’ın dilediği zaman meydana gel­mişlerdir.
Bunlardan başka sadece İnananların şahit ol­duğu küçük mucizeler de vardı.
Fakat bu tür harikalar yeni dinin merkezinde bir konuma sahip değildi, çünkü
İsa’nın bir önceki vahyin mucizesi olması gibi, bu vahyin mucizesi de Kur’an’ın
kendisiydi. Kur’an’a göre İsa, hem Allah’ın elçisi hem de «O’nun kelimesidir.
Onu (Ol keli­mesini) Mer’yem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur» (Ni­sa: 171).
Aynen Allah’ın kelimesi olan İsa’da olduğu gibi şimdi de Allah’ın kelimesi olan
Kur’an’la İslâm gerçek bir din oluyordu. Bu kelâmın (Kur’an) işlevlerinden biri
de. İslâm’a hanif bir din olarak bakıldığında (Rum: 30) insan­da zaman geçtikçe
körelen ve yanlışlıklara yönelen duygu­lan tekrar uyandırmaktı. Bu nedenle
Kureyş Peygamber’den mucize göstermesini istediğinde Kur’an’ın cevabı, on­ları
her zaman gördükleri, fakat üzerinde düşünüp ibret almadıkları şeylere
yöneltmek olmuştur:

«Kendileri bir
bakmıyorlar mt o deveye, nasıl yarat Odı?

(ğoğe; nasıl
yükseltildi*

Dağlara; nasıl
oturtulup-kuruldu? Yere: nastî yayılıp, döşendi?» (Gaşiye: 17-20)

İnananlardan beklenen
korku ve ümidin her ikisi de Allah’a götüren davranışlardır. Allah’a şükür
belirtisi ola­rak söylenen «Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır,, sö­zü aynı
zamanda korku da taşır ve hamdedeni ve h&m,-dolunam doğruca tüm iyiliklerin
kaynağı olan uluhr/ete götürür. «Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla» sö?u
insanı ümitle aynı yöne yöneltir. Bu korku ve ümit en be­lirgin bjr şekilde
Fatiha Suresinde toparlanmıştır (Kur’-an’ın ilk suresi [1]olduğu
için Açan anlamında Fatiha is­mi verilmiştir:)

«Hamd, Alemlerin
Rabbi. Rahman, Rahim ve Din gutumun maliki olan Allah’adır. Biz yalnızca Sana
ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet,
kendilerine nimet ver­diklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapıkhmnkine
değil» (Fatiha 2-7).

îslâm öğretisinin en
güzel ve tam ifadesini yapan diğer bir sure de Kur’an’ın son surelerinden biri
olan fhlas Sü­residir. Bu sure, putperestlerin Peygamber’den, Allah’ı ta­nımlamasını
istediğinde indirilmiştir:

«De ki: O Allah
birdir.

Allah Samed’dir (her
şey ona muhtaçtır, daimdir, hiçbir şe\e

İhtiyacı olmayandır).

O. doğurmamtştır ve
doğurulmamışlır.

Ve hiç bîr şey O’nun
dengi  değildir(ihlasSuresi).

 



[1] Son düzenlemede ilk sıradadır, fakat nüzulde ilk
değildir Fatiha’nın islâm’daki yeri büyüktür ve en azından her mü’-min onu
günde onyedi defa okur.

 

İlgili Makaleler