İsra ve Mi’rac
Otuz Birinci Bölüm: İSRA VE Mİ’RAC
31.1. İSRA VE Mİ’RAC
31.1.1. Mi’rac Vak’asının Kati Tarihi
31.1.2. Mi’rac’ın Tarihi Ehemmiyeti
31.1.3. Mi’rac Vak’asının Kur’an-ı Kerim’de ve Hadislerde Anlatılış Biçimi
31.1.4. Mi’rac Fiilen ve Bedenen miydi, Yoksa Mânen mi?
31.1.5. Hadisleri İnkâr Edenlerin İtirazları
31.1.6. Mi’râc’ın Bir Rüya Olduğunu Söyleyenlerin İleri Sürdükleri Deliller
31.1.7. Mi’râc’ın Hakikati
31.1.8. Mi’rac Yolculuğunun Ayrıntıları
31.1.8.1. Dalâlette Olan ve Dalâlete Çağıran Çeşitti Kuvvetler
31.1.8.2. Kudüs’te Namaz
31.1.8.3. Birinci Sena’da
31.1.8.4. Daha Sonraki Sema’larda
31.1.8.5. Sidret’ul-Müntehâ
31.1.8.6. Dönüş
31.1.9. Hz. Ebu Bekr Sıddîk (r.a.)’ın Mi’rac Olayını Doğrulaması
31.1.10. Başka Deliller
31.1.11. Rasûlullah (a.s.)’a Günde Beş Vakit Namaz İle İlgili Verilen Emir
31.1.12. Mi’rac’ın Mesajı
31.1.12.1. İsrail Oğullarının Tarihinden İbret
31.1.12.2. Herkes Sorumludur
31.1.12.3. Toplumun Üst Sınıfının Yozlaşması
31.1.12.4. Dünya İle Ahiret’in Ehemmiyeti
31.1.12.5. İslâm Medeniyetinin Temel İlkeleri
31.1.13. Rasûlullah (a.s.)’ın Hicret İçin Dua Etmesine Dair Yapılan Telkin
31.1.14. Mazlum Müslümanların Zafer Duası
31.1.15. Mi’râc’ın Bir Başka Cephesi
31.1.15.1. Rasûlullah (a.s.)’ın Cebrail İle Görüşmesi
31.1.15.2. Sidret-ul Münteha
31.1.15.3. Cennet-ul Me’va
31.1.15.4. Sidre’de Allah’ın Tecellisi
31.1.15 .5. Hz. Ayşe (r.a.)’nin Rivayetleri
31.1.15.6. Hz. Abdullah bin Mes’ûd’un Rivâyeti
31.1.15.7. Hz. Ebû Hureyre’nin Rivâyeti
31.1.15.8. Hz. Ebû Zer’in Rivayetleri
31.1.15.9. Hz. Ebû Musa el-Eş’arî’nin Rivâyeti
31.1.15.10. Hz. Abdullah bin Abbas’ın Rivâyeti
31.1.15.11. Muhammed bin Ka’b el-Kurazî’nin Rivâyeti
31.1.15.12. Hz. Enes’in Rivâyeti
Otuz Birinci Bölüm: İSRA VE Mİ’RAC
31.1. İsra ve Mi’rac
Şimdi, Rasûlullah (a.s.)’ın Mekke’deki son üç yılını anlatmadan,
dilerseniz, o sıralarda meydana gelen en önemli olayın ayrıntılarına girelim.
Bu öyle bir olaydır ki, Hazreti Peygamber efendimizin (a.s.) pâk siretine
kıymetli bir taç gibi konmuştur. Öyle bir taç ki, bu, peygamberler dahil,
insanlık tarihinde hiçbir şahsiyetin başına konmamıştır. Bu, İsra ve Mi’rac
vakasıdır. İsra, Kur’an-ı Kerim’in İsra sûresinde belirtildiği gibi, Hz.
Peygamber (a.s.)’in gece Mescid-i Haram (Kâbe)’den Mescid-i Aksa (Beyt-ul
Mukaddes, Kudüs)’ya -hadislerde ayrıntılı olarak belirtildiği gibi-
götürülmesidir. Mi’rac da; Hz. Peygamber (a.s.)’in Kudüs’ten Sidret’ul-Müntehâ’ya
kadar yolculuğudur. Bazı tek tük rivayetlere göre İsra ve Mi’rac ayrı ayrı
meydana gelen iki olaydı. Ancak İslâm ümmetinin galip ekseriyeti, -ki bunlar
arasında en meşhur ulema, fakihler, muhaddisler ve müfessirler yer almaktadır-
İsra ve Mi’rac’ın aynı zamanda meydana gelen olaylar olduğunda birleşmişlerdir.
Bu genel inanca göre Rasûlullah (a.s.), bir gece, bedeni ve ruhuyla ve uyanık
bir durumda Kabe’den Kudüs’e götürüldü ve aynı gece semanın en üst noktasına
varıp Cenab-ı Allah’ın huzuruna çıkarıldı ve sabah olmadan Mekke’ye döndürüldü.
31.1.1. Mi’rac
Vak’asının Kati Tarihi
Mi’rac vak’ası ne zaman meydana geldi? Kesin tarihi nedir?
Bununla ilgili olarak çeşitli rivayetlere rastlıyoruz. İbni Sa’d’ın Vakıdi’ye
dayanarak naklettiği rivayete göre bu olay 17 Ramazan, Bi’set’ten sonra 12.
yılda, yani hicretten 18 ay önce meydana geldi[1].
İbni Sa’d başka bir kaynağa dayanarak bu vak’anın Bi’setten sonra 13. yılda 17
Rebiülevvel’de yani hicretten yaklaşık bir yıl önce vuku bulduğunu yazmıştır.
Beyhakî, Musa bin Ukbe’ye dayanarak ve o da İmam Zührî’ye dayanarak, Mi’rac’ın
tarihinin aynı olduğunu belirtmiştir. Urve bin Zübeyr’in rivâyetine göre de bu
tarih doğru çıkıyor. Bunu İbni Lehiy’a, Ebu’l-Esed’e dayanarak nakletmiştir.
Aynı sebeplerden İmam Nevevî, Mi’rac için bu tarihin doğru olduğunu ifade
etmiştir. İbni Hazm ise “icmâ”ın fikrinin bu olduğunu iddia etmişse de doğru
değildir. İsmail es-Süddi’nin bu vak’a ile ilgili olarak iki rivâyeti
naklolunmuştur. Bunlardan biri Taberî ve Beyhakî tarafından naklolunmuştur ve
bunda Mi’râc’ın hicretten bir yıl beş ay önce; yani Bi’set’ten sonra 12. yıl 1
Şevval tarihinde cereyan ettiği ifade olunmuştur. Hakim tarafından naklolunan
ikinci rivayete göre bu olay hicretten bir yıl dört ay önce meydana geldi. Buna
göre, Mi’rac’ın Zil-Kade ayında olduğu söylenmiştir. İbni Abd-il Berr ile İbni
Kuteybe, Mi’rac’ın hicretten bir yıl 8 ay öncesinin (yani, Bi’set sonra 12. yıl
Recep) bir vak’ası olduğunu belirtmişlerdir. İbni Fâris, hicretten bir yıl üç
ay, İbn-ul Cevzi hicretten 8 ay önce ve Ebu’r-Rebi’ bin Salim 6 ay önceki bir
hâdise olduğuna işaret etmişlerdir. Bir rivayet de hicretten 11 ay öncesidir,
bunu İbn’ul-Münir, “Siret-i İbni Abd-il Berr’in Şerhi’nde yazmıştır, İbrahim bin
İshâk el-Harbi bunun kesinlikle Mi’rac’ın tarihi olduğunu ifade etmiştir. Fakat
en meşhur rivayet, Mi’rac’ın 27 Recep tarihinde olmasıyla ilgilidir. Allâme
Zürkâni’nin dediği gibi, bir rivayet veya ifadenin başka bir rivayet veya
ifadeye tercih edilmesi için yeterince delil yoksa, en meşhur olan rivayet kabul
olunmalıdır. Burada da durum aynıdır.
31.1.2. Mi’rac’ın
Tarihi Ehemmiyeti
Mi’rac vak’ası, Nebi-yi Kerim (a.s.)’in Tevhid için dünyaya
sesini duyurmaya başlamasından 12 yıl geçtikten sonra meydana geldi. O zamana
kadar muhalifler İslâmî Davet ve Hareket’in yolunu kapatmak için her yola
başvurmuşlardı. Hile, desise, entrika, iftira, baskı, zulüm ve işkence,
kısacası, bütün yollar denenmişti. Ama, her noktada ve her aşamada gerek
Rasûlullah (a.s.), gerekse, fedakâr arkadaşları sabır, metanet, sebat ve
dirayetin en güzel örneklerini vererek hareket ve davalarını canlı tutmuşlar ve
günden güne geliştirmişlerdi. Her türlü engele rağmen İslâmın sesi Arabistan’ın
her köşesine yayılmıştı. Arabistan’ın tek bir kabilesi yoktu ki,
bundan üç-dört kişi Rasûlullah (a.s.)’ın davetinden etkilenmiş
olmasın. Bizzat Mekke’de kelleyi koltukta taşıyan fedailer hatırı sayılır bir
grub olmuşlardı. Medine’de Evs ve Hazrec gibi kuvvetli kabilelerin hemen hemen
bütün üyeleri Rasûlullah (a.s.)’ın ve müslümanların destekçisi haline gelmişti,
artık müslümanların daha rahat bir ortamda çalışabilmek için Mekke’den Medine’ye
hicret edip kuvvetlerini toplama ve etkinliklerini daha geniş çapta gösterme
zamanı gelmişti. İşte bu yol ayırımında İsra ve Mi’rac gibi, büyük tarihi
ehemmiyet taşıyan olaylar meydana geldi. Rasûlullah (a.s.) göklere çıkarak Cenab-ı
Allah ile beraber oldu ve dünyaya döndükten sonra başından geçenleri ve İsra
sûresinde yer alan kıssayı arkadaşlarına anlattı.
31.1.3. Mi’rac
Vak’asının Kur’an-ı Kerim’de ve Hadislerde Anlatılış Biçimi
İsrâ Sûresinin ilk ayetinde Rasûlullah (a.s.)’ın sadece Mescid-i
Haram (Beytullah)’dan Mescid-i Aksa’ya (Kudüs) götürülmesinden bahsedilmiştir.
Bunun amacı da, Cenab-ı Allah’ın kendi kuluna bazı alamet ve işaretlerini
göstermek olduğu belirtilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de İsra veya Mi’rac ile ilgili
başka teferruat yoktur. Fakat hadislerde ve siyerlerde bu vak’a ayrıntılı
biçimde ele alınmıştır. Bu vak’ayı rivayet eden sahabelerin sayısı en az 25’tir,
ki istikrar ile bu sayı 45’e kadar çıkıyor. Bu rivayetlerin en etraflıcası Hz.
Enes bin Mâlik, Hz. Ebu Hureyre, Hz. Ebu Sa’id el-Hudrî, Hz. Mâlik bin Sa’sa’a,
Hz. Ebu-Zer Gifârî, Hz. Şeddâd bin Evs, Hz. Abdullah bin Abbâs, Hz. Abdullah bin
Mes’ud ve Hz. Ümm-ü Hani’nin rivayet ettikleridir.
Hadislerde verilen etraflıca bilgiye göre gece vakti Cebrail
(a.s.) Rasûlullah (a.s.)’ı uyandırıp burâk (at) üzerinde Mescid-i Haram’dan
Mescid-i Aksa’ya götürdü. Rasûlullah (a.s.) Mescid-i Aksa’da diğer
peygamberler ile birlikte namaz kıldı. Daha sonra semaya yolculuk etti ve göğün
çeşitli katlarında muhtelif büyük peygamberlerle buluştu. Semânın en yüksek
katına yükseldikten sonra da Cenab-ı Allah’ın huzuruna çıktı. Rasûlullah (a.s.)’ın,
Allahu Teâlâ tarafından kabulü sırasında ümmetine beş vakit namaz farz olundu.
Bu kabulden sonra Hz. Peygamber (a.s.) Kudüs’e ve oradan da Mescid-i Haram’a
döndü. Bu kudsi yolculuk sırasında Hz. Peygamber (a.s.)’e Cennet ile Cehennem’in
de gösterildiği şeklinde rivayetlerde ifade olunmuştur. Ayrıca rivayetlerden,
ertesi gün Hz. Peygamber (a.s.)’in bu yolculuktan bahsedince kâfirlerin buna
çok güldüğü, bunu bir alay konusu yaptığı, Müslümanlardan bazısının imanında
sarsıldığı sabittir.
Hadis-i Şeriflerdeki bu ayrıntılar Kur’an-ı Kerim’e aykırı
değildir, aksine Kur’an-ı Kerim’in ifadesinin izahı mahiyetindedirler. Bu
sebeple, hadislerdeki bu ek bilgilerin reddedilmesi için ortada herhangi bir
sebep yoktur.