İlk Vahiy Hz. Muhammedin Hayatı

43111

15. İLK  
VAHİY

 

Otorite ve
saygınlığının dışa vurmasından kısa bir sü­re sonra, Muhammed (s.a.v.) zaten
bilincinde olduğu ruh­sal olayların yanısıra bazı güçlü içsel işaretler almaya
baş­lamıştı. Bunların nasıl olduğu sorulduğunda onların, uy­kuda iken gelen
«Şafağın söküşü gibi gerçek görüntüler»[1]
olduğunu söylerdi. Bunların sonucunda tenha yerleri tercih etmeye başladı ve
Mekke’nin üstündeki tepelerden birine, Hira dağındaki bir mağaraya, inzivaya
çekilmeyi adet haline getirdi. Bu Kureyş geleneklerine yabancı ve ga­rip bir
olay değildi. Çünkü inziva İsmail oğulları arasında gelenek haline gelmişti.
Her nesilde, belirli bir süre insan­ların dünyasından el çekip yalnız kalmayı
tercih eden bir­kaç kişi bulunurdu. Bu eski, fakat hâlâ uygulanan geleneğe
uygun olarak Muhammed (s.a.v.), yanına biraz yiyecek alır ve birkaç geceyi
Allah’a ibadetle geçirirdi. Daha sonra ailesine döner, tekrar yiyecek ve
gerekli şeyleri alıp geri giderdi. Bu yıllarda arasıra, şehirden ayrılıp, mağa­raya
yaklaştığında şöyle sesler duyardı: «Ey Allah’ın Rasu-ıü, sana selâm olsun»[2]
Geriye dönüp kimin konuştuğunu araştırdığında ise kayalar ve ağaçlardan başka
kimse göre­mezdi.

Ramazan, geleneksel
inziva ay’ı idi. Kırk yaşında iken. Ramazan’m sonlarına doğru bir gece
yalnızken ona insan

şeklinde bir Melek
geldi. Melek ona «Oku!» dedi. O, «Ben okuma bilmem» deyince, kendi anlattığı
şekliyle şunlar ol­du: Melek beni aldı ve dayanabileceğim son nok­taya kadar
sıktı. Daha sonra beni bırakıp: «Oku!» dedi. Ben «okuma bilmemi» dedim, beni
tekrar aldı ve sıktı ve tekrar takatimin son noktasında bırakıp, tekrar «Oku!»
de­di, ben yine «Okuma bilmem» dedim. Beni üçüncü defa aynen sıktı ve
bıraktığında şöyle dedi:

Yaratan Rabbinin
adıyla oku

O, İnsanı bir kan
pıhtısından yarattı.

Oku, senin Rabbİn en
büyük kerem sahibidir;

Kİ O, kalemle
(yazmayı) öğretendir,

insana bilmediğini
Öğretti. (A’lak : 1-5)[3]

O, bu sözleri meleğin
arkasından tekrarladı ve melek onu bırakıp gitti. Daha sonraları şöyle derdi:
«Sanki keli­meler kalbime yazılmışta»[4].
Fakat O, kendisine şairlere oldu­ğu gibi bir cinin musallat olmasından korktu.
Bu yüzden hemen mağarayı terketti, dağdan inerken yukarıdan bir sesin şöyle
dediğini duydu: -Ey Muhammed, sen Allah’ın Rasulüsün, ben de Cebrailim».
Gözlerini yukarı çevirdi, onu mağarada ziyarete gelen kimse ordaydı, fakat
şimdi aslen melek şeklindeydi, tüm ufku kaplamıştı. Tekrar «Ey Muhammed, sen
Allah’ın Rasulüsün, ben de Cebrail’im» dedi. Peygamber, meleğe bakmaya devam
etti; daha sonra gözlerini ondan çrivirdi. Fakat nereye baksa Melek oraday­dı;
doğu, batı, kuzey, güney tüm ufku kaplamıştı. Nihayet melek ondan ayrıldı, o da
evine dönebildi. Hızlı hızlı çar­pan kalbiyle yatağına uzanıp Hatice’ye «Beni
örtün[5] Beni|
örtün!»[6] dedi.
Birden telaşlanan Hatice ona hiçbir şey sor­madan bir örtü getirdi ve üzerine
örttü. Korkusu biraz geçtiğinde Muhammed 
(s.a.v.), ona, gördüklerini ve duyanlattı; bunun Üzerine Hatice, yaşlı
ve kör bir adam olan kuzeni Varaka’ya gitti ve olanları haber ver. di. O da:
-Hay Mübarek» dedi, «Varaka’nın nefsine Hakim olana yemin ederim ki Muhammed’e,
Musa’ya gelen Na­mus* gelmiştir. Muhammed halkının peygamberidir. Git onu
teskin et.» Hatice eve döndü ve aynı sözleri Muham­med’e (s.a.v.) tekrarladı.
Bunun üzerine Muhammed (s.a. v.), Tann’ya adadığı ibadet günlerini tamamlamak
için gönlü rahat olarak mağaraya döndü, ibadetini bitirdikten sonra adeti üzere
Kabe’ye gitti, tavafı tamamladı. Daha sonra Mescid’de oturanlar arasında
gördüğü yaşlı ve kör Varaka’yı selamladı. Varaka ona: «Ey kardeşimin oğlu, bana
gördüklerini ve duyduklarını anlat» dedi. Peygam­ber olanları anlatınca, Varaka
ona da Hatice’ye söyledikle­rinin aynısını tekrarladı. Fakat bu kez şunları da
ekledi: «Sana yalancı diyecekler, kötü davranacaklar, sana savaş açacaklar ve
seni kovacaklar, ben o günleri görürsem Allah için sana yardım edeceğim»[7] Ona
doğru eğildi ve alnından öptü. Peygamber daha sonra evine döndü.

Hatice ve Vuraka’nın
ona güven vermesinden sonra kendisine olan güveni semadan gelen ikinci vahiyle
iyice güçlendi ikinci vahyin nasıl geldiği kaynaklara kaydedil-, memiş, fakat
Peygamber’e nasıl geldiği sorulduğunda, iki şekilde cev&bını vermişti:
«Bazen o bana zil sesi gibi ge­liyordu, bu en zor ve ağır olanıydı; zil sesleri
(çınlama­lar) mesajı anladığım anda kesiliyordu. Bazen de Melek bir insan
şeklinde geliyor ve konuşuyor, ben de konuştuk­larını ezberliyordum[8]».

Bu ikinci vahiy bir
tek harfle, daha sonra Kurandaki bir çok surenin başında yeralacak olan
harflerden, ilkiyle başlıyordu. Harfin hemen arkasından ilâhî bir and geli­yordu.
İlk vahiyde de Delirtilen Allah’ın  
insana Öğretme

aracı olan kalem
üzerine yemin ediliyordu. Kalemden, so­rulduğunda Peygamber şöyle dedi:
«Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdi. Kâğıdı yarattı ve kaleme ‘Yaz!’ diye
emretti. Kalem «Ne yazayım?» cevabını verdi. Allah: «Kıyamete dek
yarattıklarımla ilgili benim İlmimi yaz» dedi. Daha sonra kalem verilen emri
yerine getirdi.»[9] Kaleme and iç­tikten
sonra, bir de onun yazdıklarına and içiliyordu. Sema­da Meleklerin kâğıtlara
yazdığı şeylerden biri de, daha sonra İndirilen vahiylerde Levh-i Mahfuz’da yazılı
‘şerefi üstün bir Kur’an[10] ve
kitabın anası (Ra’d: 39) olarak ge­çen, Kur’an’ra semavî arkitipidir. Yani ona
da and içiliyor. Bu iki yemini teselli takip ediyor:

«Ntm. Kalemr ve satır
satır yazdıklarına andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyte bir deli değilsin.
Gerçekten senin içtn ke­sintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek
büyük bir ahlâk üzerindesin.» (Kalem: A-4).

Bu ilk vahiyler
geldikten sonra, belli bir sûre vahiy ke­sintiye uğradı. Peygamber, Hatice’nin
sürekli teselli etme­sine rağmen göklerin gazabına sebep olmasından korkuyor­du.
Sonunda bu sessizlik bitti ve onu temin edici bir vahiy geldi :

«Kuşluk vaktine
andolsun, ‘Karanlığı iyice çöktüğü» za­man geceye, Rabbin seni terketmedi ve
darıtmadt da. Şüphe­siz senin için son olan, İlk olandan (ahiret, dünyadan)
daha kaytrltdtr. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.
Sen bir yetim iken. seni bulup da barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken,
‘doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken sent bulup da zengin etmedi
mi? öyley­se, sakın yetimi üzüp-kahretme. isteyipdi Unem de azarla-ytp-çtktşma.
Rabbinİn nimetini İse, durmakstzın anlat.» (Du­ka: 1-11}.

 



[1] B. 1,3

[2] IJ. 151.

[3] B. ı, 3

[4] 1.1 153.

[5] B.I 3

 

[6] İlahi   Kanun
ve    Kutsal Yazıt    anlamlarına gelen Yunancı Nomos kelimesi
burada Vahyi getiren melekle özdeşleştiriliyor.

[7] J. I. 153-4

[8] B. I., 3.

[9] Tir.   44.

[10] İşte islâm’ın dayanayım teşkil eden ilâhi vahiy, adını
bura-ran alır. (Bürûc: ai-22)