Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Bir İnsan ve Bir Peygamber Olarak Hz. Muhammed (a.s.)

6.3.3. Üçüncü
Grubun Görüşü

Üçüncü grup, peygamberin peygamberlik hüviyetinin, hayatının
bü­yük bir bölümünü kapsadığını, ahlâkî, toplumsal ilişkiler, resmi uygulama ve
hukukta veya bazı diğer alanlarda onun söz ve uygulamalarına uyma­nın Allah’ın
talimatına uymak olduğunu kabul eder. Fakat aynı zamanda peygamberin
peygamberlik ve insanlık halleri arasında ayırım yapar. Bu gruba göre, Hz.
Peygamber (a.s.)’in belli bazı söz ve fiillerinin örnek alın­ması gerekli
değildir. Ama bu grup, nebinin peygamberlik ile insanlık du­rumları arasında
ayırım yapmakta hayli güçlük çeker.

6.3.4. Dördüncü
Grubun Görüşü

Dördüncü gruba göre, nebinin kişisel ve peygamberlik durumları
bir­birinden farklı olmasına rağmen ikisi de aynı kişide birleşiyor ve bunlar
arasında fiilen ayırım yapmak imkânsızdır. Bu grub diyor ki: Peygamber­lik öyle
hepimizin bildiği sıradan makamlardan değildir ki, onlar bu ma­kamda
bulundukları sürece peygamber, bundan iner inmez de alelade in­san olsunlar?
Bilakis, bir peygamber göreve çağırıldığı andan ölümüne kadar sürekli görevde
sayılır. Bir peygamber, temsilcisi olarak gönderildi­ği saltanatın ruh ve
yapısına aykırı herhangi bir harekette bulunamaz, ömründe yaptığı bütün işler,
ister İmam veya hükümdar olarak olsun, is­ter toplumun bir bireyi, bir koca, bir
baba, bir kardeş, bir akraba veya bir dost olarak olsun, hepsi peygamberlik
damgasını taşır. Her ne iş yaparsa yapsın, her neyle meşgul olursa olsun, her an
ve her zaman bir peygam­berdir ve örnek alınmaya lâyıktır. Nitekim, zevcesiyle
birlikte yatakta ol­duğu sırada bile, camide namaz kıldırdığı sırada olduğu gibi
Allah’ın rasûlüdür. Hayatın çeşitli alanlarında yaptığı işleri Allah’ın
hidayetiyle ya­par. O, her an sıkı bir şekilde Allah’ın gözetimindedir. Bu
sebeple, her an Allah’ın çizdiği yol ve sınırların içinde harekete mecburdur.
Kendi sözleriyle, hareketleriyle ve hayati yaklaşımıyla adeta insanlığa, “bakın,
birey­sel ve toplumsal düzeniniz bunlar üzerinde kurulmalıdır” demek ister. Bir
peygamber, ferdî, ailevî ve toplumsal vazifelerini resmî vazifesi gibi yeri­ne
getirmeyi bir borç bilir. Bir konuda en ufak bir hatası Allah katında kaydedilip
hemen düzeltilir. Çünkü onun küçük bir hatası, ümmetinin bü­yük bir hatasına yol
açabilir. Zaten dünyaya gönderilmesinin amacı, bir “müslüman”ın hayatının ne
olduğunu fiilen göstermektir. O, insanları bi­reysel yaşantılarında Allah’ın
emir ve talimatına göre hareket etmeleri için uyarmakla kalmayıp, gerçek anlamda
bir müslüman toplumunun vücuda gelmesini de sağlar. Peygamber âncak masum ve
hatasız olmak suretiyle müslümanların sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel
alanlarda mükemmel bir sistem ve düzen kurmalarına yardımcı olabilecektir.
Elbette ki pey­gamberin söz ve fiillerine sadakat ve itaatin çeşitli dereceleri
vardır. Bazı­ları farz ve vacip iken, bazıları isti’cap ve istikmal
derecesindedirler. Yani bazılarına uymak şart iken, bazılarına uymak için ağır
şartlar getirilme­miştir. Ama, umumi olarak peygamberin bütün hayatı, ümmeti
için bir model ve örnektir en doğru ve emin yol, bu modele uymaktır. Gerçekten
her kim bu “model”e en çok uymuş ve yaklaşmışsa, o gerçekten mükem­mel insan ve
dindar bir müslümandır. Aynı şekilde bu modelden uzakla­şan kişi sapıklık,
ahlâksızlık ve dinsizlik çukuruna yuvarlanır.

Bence, bu son grup doğru yoldadır. Hem Kur’an-ı Kerim, hem
aklı­mın ışığı altında bu konuyu düşündükçe yukarıdaki grubun haklılığına
inancım giderek güçleniyor.

6.3.5.
Çocukluktan İtibaren Peygamberlerin Terbiyesi İçin Alınan Özel Tedbirler

Kur’ân-ı Kerim’de peygamberler hakkında anlatılan kıssalar?
okuduk­tan sonra şu gerçeğe vardım ki, Allah rasgele ya da birden bire bir
kişiyi peygamber yapmaz. Allah, bir kişiyi yoldan çevirerek kendi kitabını
gön­dermeye memur etmez. Rabbimiz, bir kişiyi “part time” ya da geçici
çalış­tıran bir patron değildir ki, birini geçici bir süre için elçisi veya
habercisi yapsın. Peygamber kıssalarını karıştırdığımızda, peygamberlik vazife
ve makamının belli bir plân ve düzen içinde verildiğine tanık oluruz. Allah’ın
belli bir kişiyi bir kavimde yaratmasının amacı zaten onu ilerde peygam­ber
yapmaktır. Bu insan doğuştan itibaren öyle bir terbiye görüyor ki, peygamberlik
için gerekli olan bütün üstün zihnî, ruhi yetenek ve güçleri kazanmış oluyor.
Çocukluk çağında özenli bakılıyor ve yetiştiriliyor. Çocukluktan erginlik çağına
girip olgunlaşıncaya kadar kötülükler ve ahlâksızlıklardan arınmış oluyor.
Çeşitli görünmez kaza ve belâlardan kurtarı­lıyor. Peygambere peygamberlik
vazifesi verildikten sonra bilgisi, irade gücü, karar verme kabiliyeti ve diğer
meziyetleri de arttırılıyor ve Allah yolunda tam faaliyet gösterecek hale
getiriliyor. Bundan böyle bütün hayatı Allah’a adanmış oluyor. Artık dünyada
insanları hidayete davet et­mek, onlara Allah’ın kitabı, emir ve talimatını
iletmek, onları eğitmek, ibadet ve nefisleri ıslah etmekten başka iş
kalmamıştır. Gece, gündüz, otururken, yürürken tek düşüncesi ümmetini doğru yola
getirmektir. O, her zaman “tam gün” mesai yapan insandır, istirahat, izin veya
grev O’nun için düşünülmeyecek kavramlardır. Aslında onun için zaman kavramı
yoktur, O 24 saat görev başındadır. En büyük amir olan Allah (cc.) ve O’nun
denetçileri, peygamberin her ân görevde olduğunu gözetlemekte­dirler. Bunlar
peygamberin en küçük hala yapmasına imkân bırakmazlar, O’nun kötü yola düşmesini
de önlerler. En ufak bir tereddüt geçirdiği veya hata işlediği ân uyarılabilir
ve tekrar düzeltilebilir.

Burada söylediğim her söz Kur’ân-ı Kerim’e aittir.
Peygamberlerin çocukluklarından itibaren peygamberlik mevkii için
hazırlandıklarına dair Kur’ân’da çeşitli örnekler vardır. Meselâ, Hz. İshak
(a.s.) doğmadan önce, Hazreti İbrahim (a.s.)’e doğumu ve peygamberliği
müjdelenmiş oluyor:

“Biz muhsinleri işle böyle mükâfatlandırırız. O bizim mü’min
kulları­mızdandı. O’na Salihlerden bir peygamber olmak üzere İshâk’ı
müjdele­dik”. (Saffat; 110-112)

Hz. Yusuf henüz çocuk iken, Allah’ın seçkin kulları arasında yer
ala­cağı ve İbrahim ile İshak (a.s.) gibi Allah’ın nimetlerine nail olacağı, Hz.
Yakub (a.s.)’a bildiriliyor. Hz. Zekeriya (a.s.), kendisine bir evlât ihsan
edilmesi için Allah’a dua ederken, ona Hz. Yahya (a.s.)’nın doğacağı müj­desi
şöyle veriliyor:

“Zekeriya mihrapta ayaküstü durup bu duayı eylediği sırada melek
O’na, Allah, seni kelimesini tasdik eden, seyyid ve şehevattan kaçınan,
salihlerden bir peygamber olan Yahya ile müjdeler, diye nida elti”. (Al-i İmrân;
39)

Hazreti Meryem’e iyi huylu bir çocuğun doğacağına dair haber
ver­mek üzere bir melek gönderilip, Hz. Îsa (a.s.)’nın doğum ânı yaklaştığında,
bu çocuğun doğumunun kolaylaştırılması için tedbirler alınır. (Bk: Meryem
sûresi, ikinci rükû). Bu arada, Mukaddes Tuva vadisine çağrıla­rak kendisiyle
konuşulan İsrailli çobana da dikkat edilmelidir. Bu çoban sıradan çobanlardan
değildi. Bu çoban, Mısır’da Firavun’ları yok etmek ve İsrail oğullarını rezil
hayatlarından kurtarmak amacıyla dünyaya gelmişti. Bu zât henüz bebekken,
kılıçtan geçirilmeden kurtarılmış, bir sepete ko­nup, Nil nehrinin sularına
bırakılmış ve bizzat öldüreceği Firavun’un sara­yına götürülmüş, O’nun tatlı
yüzü saraydakileri büyülemiş ve orada dikkat ve itina ile yetiştirilmişti. Bütün
bunları Kur’ân-ı Kerim’de görmek müm­kündür.

İlgili Makaleler