YAKUB ALEYHİSSELÂM

42502

YAKUB
ALEYHİSSELÂM

 

. 2

Yâkub Aleyhisselâmın Soyu Ve
İsimleri:
2

Yâkub Aleyhisselâmın Şekil Ve
Şemaili:
2

İshak Aleyhisselâmın Yâkub
Aleyhisselâma Tebşir Ve Tavsiyeleri:
2

Yâkub Aleyhisselamın Sey Ah
Atları, Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:
3

Tâbûtussekîne’nin Yâkub
Aleyhisselama Teslim Edilişi:
3

Yâkub Aleyhisselâmın Yûsuf
Aleyhisselâmdan Dolayı Üzüntülere Düşüşü:
4

 

 

Yâkub Aleyhisselâmın Soyu Ve İsimleri:     Başa Dön

 

Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır.[1]
Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka’dır. [2]

Yâkub Aleyhisselâmın, kardeşi Ays ile ikiz olarak
doğarken, elini, Aysın ökçe­sinden tutmuş olduğu halde, arkasından doğduğu
için, Yâkub diye anıldığı[3]
ve kardeşi Ays, tarafından öldürülmek korkusuyla, Dayısının yanına gitmek
üzere, gündüzleri saklanıp geceleri yürüdüğü için de, kendisine İsrail adı
verildiği riva­yet edilir. [4]

 

Yâkub Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:     Başa Dön

 

Yâkub Aleyhisselâm: kılsız vücutlu[5],
zayıf yapılı, ağır başlı, vakarlı, uzun boy-lu[6],
güzel yüzlü idi. Kardeşi Ays’dan daha güzel konuşurdu.[7]

 

İshak Aleyhisselâmın Yâkub Aleyhisselâma Tebşir Ve
Tavsiyeleri:
    Başa Dön

 

İshak Aleyhisselâm; oğlu Yâkub Aleyhisselâma:

“Allah, seni, Peygamber yapacak, oğullarının
soyundan Peygamberler çıka­racak, sende hayır ve bereket vücuda
getirecektir!” dedi. [8]

Ken’anlılardan hiç bir kadınla evlenmemesini, Feddan’da
oturan Dayısı Leban’ın yanına gitmesini[9],
onun kızları ile evlenmesini emir ve tavsiye etmişti.[10]

Zâten Annesi de, 
dayısının yanına gitmesini tavsiye etmişti.[11]

Bunun üzerine, Yâkub Aleyhisselâm, Feddan’a doğru
yönelip gitti.

Yolun bazı kesiminde, gece karanlığı çökünce, bir
taşı, yastık yaparak yatıp geceledi.

Uyurken rü’yâsında: başucunda, gök kapılarından bir
kapıya doğru bir merdi­ven kurulduğunu, ve Meleklerin, ondan indiğini ve onun
içinde göğe çıktığını gördü.

Yüce Allah, ona:

“Muhakkak, Allah, ben’im. Ben’den başka hiç bir
ilâh yoktur.

Ben, senin İlâh’ın’ım ve Atalarının da, İlâh’ıyım!

Şüphesiz ki: seni ve senin zürriyetini ve senden
sonrakileri bu Arz-ı mukad-des’e, vâris kıldım.

Orayı, sana ve onlara mübarek kıldım.

Kitabı, Hikmeti ve Peygamberliği de, sizlere nasib
kıldım.

Sonra, ben, senin yanındayım ve seni, o mekâna
erişinceye kadar koruyacağım.

Orada, içinde, senin ve zürriyetinin bana ibadet
edeceğiniz bir Beyt de, yap ki, o, Beytülmakdis’dir.” diye Vahy etti.[12]

Yâkub Aleyhisselâm; önce, Dayısı Leban’ın büyük kızı
Leyya ile, sonradan da, küçük kızı Râhil ile evlendi. Leyya’dan:

1)  Rubil,

2) Yehuza,

3) Şem’un,

4)  Lavi adlarındaki oğulları doğdu.

Râhil’den de:

1) Yûsuf,

2) Bünyamin
adındaki oğlu doğdu. [13]

Leyya ile Râhil; Yâkub Aleyhisselâmla evlenirlerken,
babaları Leban, onlara, çehiz olarak, birer Câriye (kadın köle) hediye etmişti.

Onlar da, bunları, Yâkub Aleyhisselâma, oğlan
doğursunlar diye, hediye et­mişlerdi.

Bunların her birinden de, Yâkub Aleyhisselâmın üçer
oğlu daha doğmuştu. [14]

Yâkub Aleyhisselâmın on ikiyi bulan oğulları[15],
İsrail oğulları, Esbat diye anılırlar. [16]

 

Yâkub Aleyhisselamın Sey Ah Atları, Peygamber Oluşu
Ve Bazı Faziletleri:
    Başa Dön

 

Yâkub Aleyhisselâm; Harran’da yirmi yıl oturduktan
sonra, Ken’an iline gitmesi, kendisine emrolununca, oradan ayrılıp Oraşalıma
(Beytülmakdis’e) geldi.

Orada, bir tarla satın alıp çadırını kurdu.

Sahra mevkiinde yüksek ve sağlamca bir Beyt (Mâbed)
yaptırıp ona İl adını verdi.

Sonra, Babası İshak Aleyhisselâmın Kenan ilindeki
Habrun kariyesine gidip orada oturdu.

İshak Aleyhisselâm vefat edince, onu, Babası İbrahim
Aleyhisselâmın Mağa­radaki kabrinin yanına gömdü.

Yâkub Aleyhisselâm, babasının vefatından sonra, onun
yerine geçti. [17]

Yâkub Aleyhisselâmın Peygamberliği ve Faziletleri
hakkında Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

“Ona (İbrahim’e), İshak’ı, üstelik bir de,
Yâkub’u ihsan ettik, ve her birini, Salih (Zat)ler yaptık.

Onları, Emrimiz (Vahyimiz)le doğru yolu gösterecek
Rehberler kıldık.

Hayırlı işler yapmayı, dosdoğru namaz kılmayı, zekât
vermeyi kendilerine Vahy ettik.

Onlar, bize ibadet edicilerdi.” (Enbiyâ: 72-73)

“Biz, ona, İshak ile Yâkub ‘u da, ihsan ettik.

Peygamberliği ve Kitapları, onun zürriyetine tahsis
ettik.

Dünyada ona, mükâfatını verdik.

Gerçekten, o, Âhirette de, her halde, Salih insanlardandır. [18]

“Çünkü, onlar (İbrahim, İshak ve Yâkub), bizim
katımızda, gerçekten, hayırlı (Zatlardandı.”[19]

 

Tâbûtussekîne’nin Yâkub Aleyhisselama Teslim
Edilişi:
    Başa Dön

 

Rivayete göre: Tâbut: tarak yapılan Şimşad (Cimşir)
ağacından yapılmış bir san­dık olup altundan levhalarla kaplanmıştı.

Vefatına kadar Âdem Aleyhisselâmın yanında, ondan
sonra da, vefatına kadar Şis Aleyhisselâmın yanında bulunmuştu.

Tâbut’a, İbrahim Aleyhisseiâma kadar Âdem
Aleyhisselâmın oğulları, zaman zaman vâris olagelmişler, İbrahim Aleyhisselâm
vefat edince, Tâbut, İbrahim Aley­hisselâmın büyük oğlu İsmail Aleyhisselâmın
yanında kalmış, o da, vefat ettiği zaman, oğlu Kaydar’ın yanında bulunmuştu.

İshak Aleyhisselâmın oğulları, Kaydar’a:
“Peygamberlik, sizden başka tarafa çevirildi. Sizin (Tâbut içindeki) bir
tek Nûr’dan (Muhammed Aleyhisselâmın Nûr’-undan) başka nasibiniz yoktur.
Tâbut’u, bize ver!” demişlerdi.

Kaydar ise; Tâbutu, onlara vermeğe yanaşmamış ve:
“O, bana, Babamın Va­siyetidir. Ben, onu, hiç kimseye vermem”
demiştir.

Kaydar, bir gün, Tâbut’u, açmağa gitmiş, Tâbut’un
açılması, kendisine güçle-şince, semâdan, bir seslenicinin:

“Ey Kaydar! Vaz geç! O Tâbut’u, açmağa, senin
için yol yoktur! O, Peygambere vasiyet edilmiştir. Onu, Peygamberden başkası
açamaz.

Sen, onu, Amcanın oğlu, Allah’ın İsrail’i Yâkub’a
ver!” diye seslenmesi üzeri­ne, Kaydar, Tâbut’u, omuzuna alarak, o zaman,
Yâkub Aleyhisselâmın oturduğu Ken’an iline doğru yollanmış.

Kaydar yaklaştığı zaman, Tâbut, seslenmeğe başlamış.
Yâkub Aleyhisselâm, oğullarına:

“Allâha yemin ederim ki: Kaydar, Tâbût’la size
geliyor! Kalkınız, ona doğru va­rınız!” demiş.

Yâkub Aleyhisselâmla oğulları, ayağa kalkarak onu
karşılamışlar. Yâkub Aleyhisselâm, onu görünce, ağlayarak ona doğru koşmuş ve:

“Ey Kaydar! Ben, ne diye senin yüzünün rengini
solmuş, gücünü zayıflamış görüyorum?

Sen, düşman zulmüne mi uğradın? Yoksa, Baban
İsmail’den sonra, başına bir kötülük mü geldi?” diye sordu.

Kaydar:

Ben, ne düşman zulmüne uğradım, ne de benim başıma
bir kötülük geldi.

Fakat, sırtımda taşıdığım, Muhammed’in Nûr’u, bana
çok ağır geldi.

Bunun için benzim sarardı, bacaklarım,
zayıfladı!” demiş.

Yâkub Aleyhisselâm:

“İshak’ın kızlarından nikâhın altında bulunan
var mı?” diye sormuş.

Kaydar:

“Yoktur. Fakat, Cürhümî Araplarından Âminlerden
bir kadınla evliyim.” diye cevap vermiş.

Yâkub Aleyhisselâm:

“Ne güzel! Ne güzel! Muhammed Aleyhisselâmın
şerefi için, Allah, Onu, iffetli Arap kadınlarından başkasından
çıkarmayacaktır.

Ey Kaydar! Ben, seni, bir müjde ile
müjdeleyeceğim!” demiş.

Kaydar:

“Nedir o müjde?” diye sormuş.

Yâkub Aleyhisselâm:

“Bil ki: Âminlerden olan zevcen, dün gece bir
oğlan doğurdu!” demiş.

Kaydar:

“Ey Amcamın oğlu! Sen, Şam toprağındasın, o
ise, Harem toprağındadır. Sa­na, bunu, ne bildirdi?” demiş.

Yâkub Aleyhisselâm:

“Ben, gök kapılarının açıldığını gördüm!

Gökle yer arasında Ay gibi yuvarlak bir Nûr gördüm!

Meleklerin, semâdan, bereketle ve rahmetle
indiklerini gördüm!

Anladım ki: bu, Muhammed Aleyhisselâm içindir!”
demiş.

Kaydar, Tâbut’u, Amcasının oğlu Yâkub Aleyhisselâma
teslim edip ailesinin yanına dönünce, onu, bir oğlan çocuğu doğurmuş bularak
ona, Hamel ismini ver­miştir.[20]

Yâkub Aleyhisselâmın, elli yıl, halkı, Yüce Allah’a
itaat ve ibadete davetle meş­gul Olduğu[21]
ve kendisinin, Sâm b.Nuh Aleyhisselâmdan sonra, Mescid-i Aksâ’nın yenileyicileri
arasında bulunduğu da, bil­dirilir. [22]

 

Yâkub Aleyhisselâmın Yûsuf Aleyhisselâmdan Dolayı
Üzüntülere Düşüşü:
    Başa Dön

 

Yâkub Aleyhisselâm: zayıflamış[23],
yaşlanmıştı.

Kaşları[24],
gözlerinin[25]
yanak­larının yumrusu[26]
üzerine düşer, onları, bezle kaldırırdı.[27]

Bir gün, ona bir komşusu:

“Ey Yâkub! Sende gördüğüm şu başına gelen hal
nedir?”[28]

(İhtiyar olmadan)
ihtiyarladın! Tükendin, gittin![29]

Sen (bu gidişle) Babanın[30],
kardeşinin[31]
eriştiği yaşa bile erişemeyeceksin!” dedi.

Yâkub Aleyhisselâm:

“Zamanın uzunluğu ve üzüntülerin çokluğu!”
dedi.[32]

Yüce Allah:

“Ey Yâkub![33]Sen,
Beni, yaratığıma şikâyet mi ediyorsun?!” diye Vahy edince, Yâkub
Aleyhisselâm:

“Yâ Rab! Ben, bir hatâ işledim! Onu, bana,
bağışla!” dedi.

Yüce Allah:

“Bağışladım!” buyurdu.

Bundan sonra Yâkub Aleyhisselâm, derdini soranlara:

“Ben, taşan kederimi ve üzüntümü, yalnız Allâha
şikâyet ve arz ederim!” der­di.[34]

Yâkub Aleyhisselâmın Bütün Ev Halkıyla Birlikte
Mısır’a Gidişi Yâkub Aleyhisselâmın Suçlu Oğulları İçin Allah’a Yalvarışı

Yâkub Aleyhisselâmın Oğullarına Vasiyette Bulunuşu
ve Vefatı bahisleri (Yû­suf Aleyhisselâma aid bölümdedir.)[35]

 

 



[1] İbn.Sa’d-Tabakat c.1,s.54,
İbn.Kuteybe-Maarif s. 18, Taberi-Tarih c.1,s.162-163, Hâkim-Müstedrek
c.2,s.569.

[2] İbn.Kuteybe-Maarif s.17,
Taberî-Tarih c.1 ,s.162, Mes’udî-Murucuzzeheb c.1 ,s.46, Salebî-Arais s.101,
ibn.Esîr-Kâmil c.1,s. 126.

[3] İbn.Kuteybe-Maarif s.17,
Taberi-Tarih c.1,s.164, Salebi-Arais s.101, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.126.

[4] Taberi-Tarih c.1,s.165,
İbn.Esir-Kâmil C.1.S.127.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/263.

[5] İbn.Kuteybe-Maarif s.18,
Taberi-Tarih c.1,s.164, Salebi-Arais s.101, İbn.Esir-Kamil c.1,s. 126.

[6] İbn.Kuteybe-Maarif s.18.

[7] Hâkim-Müstedrek c.2,s.557.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/263.

[8] Yâkubi-Tarih C.1.S.29.

[9] İbn.Kuteybe-Maarif s.19,
Yakubi-Tarih c.1,s.29.

[10] İbn.Kuteybe-Maarif s. 18.

[11] Taberî-Tarih c.1,s.164-165,
İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.39.

[12] ibn.Kuteybe-Maarif s.18.

[13] ibn.Kuteybe-Maarif s.19,
Yâkubî-Tarih c.1,s.3O, Taberi-Tarih c.1,s.163, Salebi-Arais s.102,
İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.39.

[14] İbn.Kuteybe-Maarif s.19,
Taberi-Tarih c.1,s.163, Salebi-Arais s. 102.

[15] Yakubi-Tarih c.1,s.31,
Taberi-Tarih c.1,s.163, Mes’udi-Murucuzzeheb c.1,s.47, Salebi-Arais s.102,
Ebülferec İbn.Cevzi-Tabsıra c.1,s.178, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.126,
Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.197.

[16] Yakubi-Tarih c.1,s.31,
Mes’udi-Murucuzzeheb c.1,s.47, Hâkim-Müstedrek c.2,s.57O, Salebi-Arais s.102,
Ebül­ferec İbn.Cevzi-Tabsıra c.1,s.178.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/263-264.

[17] İbn.Haldun-Tarih
c.2,ks.1,s.4O.

[18] Ankebut: 27.

[19] Sâd: 47.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/265.

[20] Şâlebî-Arais s.266-267.

[21] Mîr Hâvend-Ravzatussafa
Tercemesi s.225.

[22] ibn.Hacer-Fethulbâri
c.6,s.291.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları: 1/265-267.

[23] Sâiebî-Araiss.130.

[24] Taberî-Tefsir c.i3,s.46,
Sâiebî-Arais s.135.

[25] Sâiebî-Arais s.135.

[26] Taberî-Tefsir d3, s.46.

[27] Taberî-Tefsir c.13,s.46,
Sâiebî-Arais s.135.

[28] TaberîTefsir c.i3,s.46.

[29] Taberî-Tefsir c.i3,s.46,
Sâiebî-Arais s.135, Zemahşerî Keşşaf c.2,s.34O.

[30] Taberî-Tefsir c. 13, s.46.

[31] Sâiebî s.135.

[32] Taberî-Tefsir c.i3,s.46,
Sâiebî-Arais s.135.

[33] Taberî-Tefsirc.i3,s.46.

[34] Taberî-Tefsir c.13,s.46,
Sâlebî-Arais s.135.

[35] M. Asım Köksal, Peygamberler
Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/267-268.