ŞEMÛYEL ALEYHİSSELÂM

43558

ŞEMÛYEL ALEYHİSSELÂM

 

. 2

Şemûyel
Aleyhisselâmın Soyu:
2

Şemuyel
Aleyhisselâmın Doğuşu, Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:
2

Tâbût’un Geri
Gelişi Ve Tâlût’un Hükümdarlığının Gerçeklenişi:
5

Kral Tâlût’un
Câlût İle Çarpışmağa Gidişi:
6

 

 

Şemûyel Aleyhisselâmın Soyu:    Başa
Dön

 

Şemûyel b.Bali[1],
b.Alkama[2],
b.Yerham, b.Yehu, b.Tehu, b.Savf’dır. [3]

Şemuyel Aleyhisselâm, İsrail
oğullarından[4]ve
Hârûn Aleyhisselâmın zürriye-tindendi. [5]

Şemuyel Aleyhisselâmın annesi Hanne
olup[6]
Lâvi b.Yâkub Aleyhisselâmın Hanedanına mensuptu. [7]

 

Şemuyel Aleyhisselâmın Doğuşu,
Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:
    Başa Dön

 

İsrail oğulları; bid’atları
çoğaltıp günahlarını büyüttükleri zaman Allah’a vermiş oldukları sözü terk
ettiler.

Yüce Allah da[8],
Gazze, Askalan[9] ve
kral idaresi altında bulunan ve Mısırla Filistin arasındaki sahillerde[10]
oturan Amâlıka kavmini, onlara musallat etti. [11]

İsrail oğullarının yurdları,
çiğnendi; erkekleri, öldürüldü. [12]

Pek çok[13]
çocukları, esir edildi. [14]

Esirler arasında kralların
oğullarından, dörtyüz kırk çocuk ta, bulunuyordu. [15]

İsrail oğulları, her yıl, Amâlıka
hükümetine Cizye ödemek zorunda kaldılar. İsrail oğullarının, Kutsal kitabları
olan Tevrat’ları, ellerinden alındı. [16]

Düşmanlarıyla karşılaştıkça,
sayesinde, yardıma kavuştukları ve içinde Mûsâ ve Hârûn Aleyhisselâm
Hanedanlarından kalan bir takım Mukaddes Emânetler bulunan Tâbûtüssekîne’leri
de, Âmâlıkların eline geçti. [17]

İsrail oğulları; düşmanlarıyla
savaşırken, yanlarında bulunacak bir Peygamber göndermesini, Allân’dan,
dilemeğe başladılar. [18]

Lavi b.Yâkub Aleyhisselâma dayanan[19]
Nübüvvet Hanedanından, ancak, hâ­mile bir kadın kalmıştı. [20]

İsrail oğulları içinde iki Hanedan
vardı ki: biri Nübüvvet (Peygamberlik) Hane­danı, diğeri de: Hükümdarlık
Hanedanı idi.

Nübüvvet Hanedanı: Lavi b.Yâkub
Aleyhisselâma dayanan Hanedan olup Mûsâ ve Hârûn Aleyhisselâmlar, onlardandı.

Hükümdarlık Hanedanı da, Yehûza
b.Yâkub Aleyhisselâma dayanan Hânedân’-dı ki, Dâvud ve Süleyman Aleyhisselâmlar
da, onlardandı. [21]*

İsrail oğulları; Lâvi b.Yâkub
Aleyhisselâm Hanedanına mensub olan hâmile ka­dının, bir oğlan çocuğu doğurması
hakkında gösterdikleri arzuya bakıp, kız do­ğurduğu takdirde, onu, bir oğlanla
değiştirmesinden korkarak, kendisini, bir ev­de göz altında tuttular. [22]

Kadın ise, kendisine, bir oğlan
çocuğu ihsan etmesi için, Allâha yalvarıp dur­makta idi.

Oğlan doğunca:

“Allah, duamı, kabul
etti.” dedi ve ona[23]:
Şem’un[24] veya
Şemuyel[25], ya
da, İşmuyel[26] adını
verdi.

Şem’un Aleyhisselâm[27],
büyüdü.

Annesi, onu, Tevrat öğrensin diye
Beytülmakdis’e teslim etti.

Beytülmakdis Bilginlerinden[28],
Salih bir zat olan[29] Şeyh,
onu, yetiştirmeyi, üzerine aldı ve oğul edindi. [30]

Şemuyel Aleyhisselâm, erginlik
çağına basıp onu, Yüce Allah, İsrail oğullarına Peygamber olarak göndereceği
zaman, Cebrail Aleyhisselâm, onun yanına vardı.

Şemuyel Aleyhisselâm, o sırada,
Şeyh Babasının yanında uyumakta idi ve Şeyh Babasından başka hiç kimseye
güvenmezdi.

Cebrail Aleyhisselâm da, ona, Şeyh
Babasının sesiyle: “Ey Şemuyel!” diyerek seslendi.

Şemuyel Aleyhisselâm, korku ve
telaşla, döşeğinden fırlayıp Şeyh’ın yanına vardı ve:

“Ey Babacığım! Beni, Sen mi
çağırdın?” diye sordu.

Şeyh Baba:

“Hayır! Seni, ben
çağırmadım!” deyip onu, korkutmak istemedi ve:

“Ey Yavrucuğum! Dön de, döşeğinde
uyu!” dedi.

Şemuyel Aleyhisselâm, döşeğinde
dönüp uyudu. [31]

Cebrail Aleyhisselâm, ikinci kez
gelip Şemuyel Aleyhisselâma aynı şekilde seslendi.

Şemuyel Aleyhisselâm da, yine, aynı
korku ve telaşla yerinden fırlayıp Şeyh’in yanına vardı ve:

“Ey Babacığım! Beni, Sen mi
çağırdın?” diye sordu. [32]

Şeyh Baba:

“Haydi, dön de, döşeğinde uyu!

Ben, seni, üçüncü kerre çağırırsam,
bana, cevap verme, aldırış etme!” dedi. [33]

Cebrail Aleyhisselâm, üçüncü
gelişinde, Şemuyel Aleyhisselâma görünüp:

“Kavminin yanına git! Onlara,
Rabbın tarafından Elçilikle görevlendirildiğini, tebliğ et!

Çünki, Allah; onların içinden,
seni, Peygamber olarak göndermiş bulunuyor.”

dedi. [34]

Şemuyel Aleyhisselâm, İsrail
oğullarının yanına varıp Allah tarafından, kendi­lerine, Peygamber olarak gönderildiğini
söylediği zaman, onu, yalanladılar ve:

“Sen, Peygamberliğe özenmekle,
acele ettin! Biz, senin sözüne önem vermeyiz.

Eğer, doğru söylüyorsan,
Peygamberliğine, bir delil ve alâmet olmak üzere[35],
bize, bir hükümdar gönder (tayin et) de, Allah yolunda savaşalım.”
dediler.

O da, onlara:

“Ya üzerinize bir muharebe
farz kılınıp ta, savaşı tutmayıverirseniz?” dedi.

Onlar:

“Biz, Allah yolunda ne diye
savaşmayalım?

Hem yurdlarımızdan çıkarıldık, hem
evladlarımızdan (mahrum olduk[36]

Hem de, Cizye’ye mahkûm edildik!”
dediler. [37]

İsrail oğullarının işlerinin
kıvamı; kendilerinin, ancak, bir hükümdarın başkanlı­ğı altında toplanmalarına
ve hükümdarın da, Peygamberi dinlemesine bağlı idi.

Hükümdar, orduyu, sevk ve idare
eder, düşmanla savaşırdı.

Peygamber de, hükümdarın işini,
yoluna koyar, ona, doğru yolu gösterir ve Yüce Allâh’dan telakkî eylediği
haberleri getirirdi. [38]

Şemuyel Aleyhisselâm; İsrail
oğullarından, ıtâat, cemâat ve cihad hakkında ke­sin söz aldığı zaman, onlara,
bir hükümdar göndermesi için[39], Yüce
Allâha düa etti. [40]

Kendisine, bir Asa[41],
bir de, içinde başa sürülen yağ bulunan bir boynuz verildi. [42]

“İçinde, başa sürülecek yağ
bulunan boynuza, bak! [43]

Boynuzdaki yağ, kaynamağa başlarsa,
yanına girecek olan o adam, İsrail oğul­larının hükümdarıdır. Yanına girdiği
zaman, yağdan, onun başına sür ve kendisi­ni, İsrail oğullarına hükümdar
yap!” denildi. [44]

Şemuyel Aleyhisselâm, İsrail
oğullarına:

“İste, Sahibinizin boyunun
uzunluğu, bu Asa’nın uzunluğu kadar olacaktır!” dedi. [45]

Bunun üzerine, İsrail oğulları,
hemen kendi boylarını, o Asa ile ölçtülerse de, hiç birinin, Asa kadar uzun
boylu olmadığı görüldü. [46]

Bünyamin b.Yâkub, b.İshak[47],
b.İbrahim Aleyhisselâm soyundan gelen[48],
Merkebinin üzerinde su satan Tâlût[49],
Merkebini, gayb edince, yollarda, onu, aramağa çıkmıştı. [50]

Tâlût’la uşağı[51],
köylerinden çıkıp geceye kadar, Merkeplerini aradılarsa da, bulamadılar.

Aramağa devam ederek İsrail
oğullarının şehrine girdiler. Çok ta, acıktılar. [52]

Şemuyel Aleyhisselâmın evine
rastladılar. [53] Düşkünler, muhtaçlar, ona
sığı­nırlardı. [54]

Tâlût’un uşağı:

“Keski, şu Peygamberin yanına
girip Merkebin işini, ona, bir sorsaydık, her halde, o, bize bir yol gösterir
ve bu hususta bize hayır düa ederdi.” dedi.

Tâlût:

“Olur!” dedi. [55]

Şemuyel Aleyhisselâmın yanına
girdiler ve Merkebin yittiğini, ona haber verdiler.

Yağ Boynuzundaki yağ kaynayıp
taşmağa başlayınca, Şemuyel Aleyhisselâm, kalkıp[56]
sekiz arşın uzunluğundaki[57]
Asayı, Tâlût’un boyuna ölçtü. Uzunluğu, tam geldi.

Ona:

“Başını, bana,
yaklaştır!” dedi. [58]

Yağ boynuzunu alıp[59]
onun başına, Mukaddes yağı sürdü. [60]

“Ey Merkep arayıcısı! Bu,
aradığın şeyden, senin için, daha hayırlıdır! [61]

Sen, İsrail oğullarının
hükümdarısın! [62]

Seni, İsrail oğullarına hükümdar
yapmamı, bana, Rabbım emretmiştir.” dedi.
[63]

Tâlût:

“Demek, ben, İsrail oğullarına
hükümdar olacağım hâ!?” dedi.

Şemuyel Aleyhisselâm:

“Evet!” dedi.

Tâlût:

“Sen, benim kabilemin, İsrail
oğulları Hanedanları içinde en aşağı seviyede bulunduğunu bilmiyor musun?”
diye sordu.[64]

Şemuyel Aleyhisselâm: “Evet!
Biliyorum!” dedi. Tâlût:

“Sen, benim Ev halkımın,
İsrail oğulları Ev halkları içinde en aşağı seviyede bulunduğunu bilmiyor
musun?” diye sordu.'”‘

Şemuyel Aleyhisselâm:

“Biliyorum!” dedi.

Tâlût:

“Pek âlâ! Hükümdarlığıma hangi
şey delil ve alrhet olacak?” diye sordu.

Şemuyel Aleyhisselâm:

“Senin hükümdarlığına delil,
döndüğünde, Merkebi, babanın bulmuş olması­dır!” dedi. [65]

Şemuyel Aleyhisselâm, İsrail
oğullarına:

“Gerçekten, Allah, size,
hükümdar olarak Tâlûtu, göndermiştir.” dedi. [66]

İsrail oğulları:

“Biz, onu, bulamadık!”
dediler.

Şemuyel Aleyhisselâm:

“O, Merkeplerin
sahibidir!” dedi.

İsrail oğulları:

“Nerededir o?” dediler ve
aramağa gittiler.

Bulup boyunu, ölçtüler ve ölçüye
uygun buldular. Ona:

“Sen, hangi
kabiledensin?” diye sordular.

Tâlût; onlara, kabilesini, haber
verince, kaçtılar, onu, istemediler. [67]

İsrail oğullarının büyükleri,
Şemuyel Aleyhiselâmın yanına varıp:

“Tâlût’un bize hükümdarlık
edecek ne hali var?:

Kendisi, ne içlerinden Peygamber
çıkan[68]
Peygamber Hânedânındandır[69],

ne de, içlerinden hükümdar çıkan[70]
hükümdarlık Hânedânındandır! [71]

Sen de, bilirsin ki: Hükümdarlık ve
Peygamberlik, Lavi Hanedanından ve Ye-hûza Hanedanından olur. [72]
O, ne Lâvi, ne Yehûza oğullarındandır.

O, ancak, Bünyamin Hânedânındandır. [73]Sen,
(onun, Allah tarafından hüküm­dar tayin edildiğini söylemekle) şu âna kadar
bundan daha büyük yalan söylemiş değilsin! [74]

Bizler, kral hanedanına mensubuz. [75]

Biz, hükümdarlığa, ondan daha lâyık
iken ve ona, maldan da bir bolluk verilme­mişken, nasıl olur da, bizim
başımızda, hükümdarlık, onun olabilir?!” dediler.

Peygamber:

“Şüphesiz ki: Allah, onu,
sizin üstünüze beğenip seçmiştir.

Ona, bilgice, vücudca da, bir
üstünlük vermiştir.

Allah, mülkünü, kime dilerse, ona,
verirdir.

Allâh(ın rahmeti, ilmi, her şeye
yaygın ve lutfu keremi) boldur.

Gerçek Bilicidir.” dedi. [76]

Tâlût’a; boyunun uzunluğundan
dolayı, Tâlût denilmişti.

Omuzları ve başı, halkın üzerinde
görünürdü.

Kendisi, İsrail oğulları içinde,
vücudca, en güçlü, kuvvetlisi olduğu gibi, en gü­zel yüzlüsü idi de. [77]

Bilgide, savaşa aid bilgilerde de,
herkesten üstündü. [78] İsrail
oğulları:

“Yüce Allanın, onu, bizim
üzerimize hükümdar yaptığını hangi alametle anla­yacağız?” dediler. [79]

Şemuyel Aleyhisselâm, onlara;

“Gerçekten, onun
hükümdarlığının açık alâmeti, size, o Tâbût[80]‘un
gelmesi ola­caktır ki, içinde, Rabbinizden, bir Sekînet ve Mûsâ Hanedanıyla
Hârûn Hanedanı­nın metrûkâtından bir bakıyye vardır.

Melekler, onu, yüklenecek
(getirecek)lerdir.

Elbette, bunda size bir alâmetfve
ibret)vardır eğer, iman etmiş (kimse)lerseniz!” dedi. [81]

Bunun üzerine, İsrail oğulları:
“Razı olduk!” dediler. [82]

 

Tâbût’un Geri Gelişi Ve Tâlût’un
Hükümdarlığının Gerçeklenişi:
    Başa Dön

 

Âmâlıklar; İsrail oğullarını
hezimete uğratmış, ellerinden, Tâbût’u alıp[83] Filis­tin
kariyelerinden bir kariyeye[84],
Ürdün’e[85]
götürmüşler, içinde, taptıkları put bulunan puthânedek[86]
en büyük putun[87]
ayağının[88]
altına koymuşlardı. [89]

Bu put, Amâlikaların putlarının en
büyüğü olup altundan yapılmıştı. [90]
Böylece, put, yukarıda, Tâbut ta, alta konulmuş bulunuyordu. [91]
Ertesi günü, sabaha çıkılınca, put, altta, Tâbut ise, üstte durmakta idi.

Hemen, putu, alttan alıp Tâbût’u,
alta, putun ayaklarını da, Tâbutun üzerine koydular.

Fakat, ertesi günü, sabaha çıkınca,
pufun eli ve ayakları kırılmış ve Tâbût’un altına atılmış bulundu!

Birbirlerine:

“İsrail oğullarının İlâhına
hiç bir şeyin karşı koyamayacağını anladınız değil mi?” dediler.

Tâbût’u, puthâneden çıkarıp
kariyelerinin bir köşesine koydular. Bu sefer, oradaki halk ta, boyun ağrısına
tutuldular, [92] ve: “Bu da, ne?!”
dediler. [93]

İsrail oğulları esirlerinden orada
bulunan ve Peygamberlerin oğulları soyun­dan gelen[94]
bir kadın:

“Bu Tâbut, aranızda kaldıkça,
hoşlanmadığınız şeylerin başınıza geldiğini, görür durursunuz!

Onu, kariyenizden çıkarınız!”
dedi. [95]

Amalıkalar:

“Sen, yalan söylüyorsun!”
dediler.

Kadın:

“Sözümün doğruluğuna alâmet:
hiç bir vakit sapana koşulmamış olan ve bu­zağıları da, yanında bulunan iki
inek getirirsiniz.

Onları, bir arabaya koştuktan
sonra, Tâbutu, arabaya koyarsınız, Buzağıları, geride bırakıp İnekleri,
sürersiniz.

Onlar, Tâbutu götürürler. Sizin
arazinizden çıkıp İsrail oğullarının arazisine va­rınca, boyunduruklarını
kırarak dönüp buzağılarının yanına gelirler!” dedi.

Amalıkalar, böyle yaptılar.

İnekler, onların arazisinden çıkıp
İsrail oğullarının arazisine varınca, boyundu­ruklarını kırdılar.

Arabayı ve arabanın üzerindeki
Tâbutu, İsrail oğullarının biçilmiş ekinlikleri için­de bırakarak buzağılarının
yanına geldiler. [96]

Rivayete göre: inekler; İsrail
oğullarının biçilmiş ekinliklerine kadar dört Melek tarafından sürülüp
götürülmüştü. [97]

Melekler; Tâbût’u, yüklenip halkın
gözleri önünde, yer’le gök arasında, Tâlût’-un evine kadar taşıdılar. [98]

Onun hükümdarlığı, böylece
kararlaştı ve gerçekleşti. [99]

 

Kral Tâlût’un Câlût İle Çarpışmağa
Gidişi:
    Başa Dön

 

Yaşlı, yaşlılığından, Hasta,
hastalığından, Âmâ, âmâlığından,

Özürlü de, özründen dolayı
olmadıkça, hiç kimse geride kalmamak üzere, Tâ-lût’un askerleriyle birlikte
Beyt-i Makdis’ten çıkıp Câlût ile savaşmağa gitmesi, Yüce Allah tarafından
Şemuyel Aleyhisselâma emredildiği ve Tâbût’u da, gör­dükleri zaman, İsrail
oğulları;

“Bize, Tâbut, gelmiş olunca,
o, bu hususta, hiç kuşkusuz, yardım eder!” dedi­ler ve savaşmağa
seğirttiler.

Tâlût:

“Binasını, yapıp bitirmeyen
bina yapıcısı adam,

Ticaretle uğraşan tüccar,

Üzerinde borç bulunan adam,

Nişanlanmış ve henüz evlenmemiş
adam… bana, gerekmez!

Böyleleri, benimle birlikte
gitmesin!

Bana, kalbi, her şeyden boşalmış,
ferah gençlerden başkası tâbi’ olmasın!” dedi.

Bu şart üzere[100],
yâni: yaşlılar, hastalar, özürlüler ve sanatı icâbı, geri kalan­lar dışında,
hiç kimse geri kalmaksızın[101]‘,
seksen bin kişi toplandı. [102]

Çok sıcak bir günde yola çıktılar. [103]

İsrail oğulları, kendileriyle
düşmanları arasında su azlığından şikâyet ettiler. [104]

“Biz, susuzluğa, dayanamayız!

Bize, bir ırmak akıtması için, Yüce
Allah’a düa et!” dediler. [105]

Şemuyel Aleyhiselâm, Rabb’ine dua
etti.

Yüce Allah, onlar için, bir ırmak
akıttı. [106]

Bu ırmak: Filistin ırmağı[107],
yâhud Ürdün[108], ya
da, Ürdünle Filistin arasın­daki tatlı sulu Edma[109],
yâhud Ürdün’deki Sehm ırmağı idi. [110]

Amalıkların hükümdarı Câlût;
vücudca, insanların en irisi, en güçlü ve en ce­saretlisi olup askerlerinin
önünde yürürdü.

Adamları, ancak, onun, düşmanını
yenmesinden sonra, yanında toplanırdı. [111]

İsrail oğulları; Câlût’a ve
ordusuna bakınca:

“Bu gün, bizim, Câlûta ve
ordusuna dayanacak gücümüz yoktur!” dediler. [112]

Tâlût, Şemuyel Aleyhisselâmın
emriyle[113],
İsrail oğullarına:

“Şüphesiz ki, Allah, sizi, bir
ırmakla imtihan edicidir.

İşte, kim, ondan (kana kana)
içerse, benden değildir.

Kim, onu, tatmazsa, artık, o,
bendendir.

Eliyle, bir avuç alanlar, başka,
(onlara, o kadarına müsâade var) dedi.

Derken (ırmağa varır varmaz)
içlerinden birazı, müstesna olmak üzere ondan, bol bol içtiler.

Nihayet, o (Tâlût) ve maiyetindeki
Mü’minler, vaktâ ki, onu (ırmağı) geçtiler.

(Beri yanda kalan, ırmağı
geçemeyenler):

“Bu gün, bizim, Câlût’a ve
ordusuna karşı (duracak) takatimiz yoktur!” dediler.

Âhirette, muhakkak, Allâha
kavuşacaklarını bilenler (ve itâatla ırmağı geçenler) ise:

“Nice az bir cemâat, daha çok
cemaata -Allâhın izniyle- galebe etmiştir. Allah, sabr (ve sebat) edenlerle
beraberdir!” dediler. Onlar, Câlût ile askerlerine karşı çıktıkları zaman:

“Ey Rabbimiz! Üzerimize
(yağmur gibi) sabr yağdır! Ayaklarımıza, sebat ver! Bu kâfirler güruhuna karşı,
bize yardım et!” dediler. [114]

Tâlût’un askerlerinden pek çoğu,
Câlûtla karşılaşmaktan korktukları için, ırmak­tan içtiler.

Ancak, su içmeyenler, Tâlûtla
birlikte ırmağı geçtiler. [115]
Irmağın suyundan, avuçta değil de, kanasıya içenler, susadılar. Avuçları ile
içenler ise, suya kandılar ve susamadılar. [116]

Irmağı geçip Câlût ve onun ordusu
ile çarpışanların sayısı, Eshab-ı Bedr’in sa­yısı kadar, üç yüz on küsurdu. [117]

Câlût ve askerleri; Tâlûtla ve
askerleriyle karşılaşıp[118]
birbirleriyle çarpışma­ya hazırlandıkları zaman[119],
Câlût, Tâlût’a:

“Benim kavmim ve senin kavmin,
ne için öldürülsün? Ya sen, karşıma çık, be­nimle çarpış! Ya da, istediğin 
kimse, karşıma çıkıp benimle çarpışsın!

Eğer, ben, seni öldürürsem, senin
mülk ve saltanatın, benim olsun!

Eğer, sen, beni öldürürsen, benim
mülk ve saltanatım, senin olsun!” diye ha­ber gönderdi. [120]

Bu teklif, Tâlût’a, çok ağır geldi. [121]

Ordusunun içinde nida ettirerek[122]:

“Kim, Câlût’u, öldürürse,
kızımı, onunla evlendireceğim! [123]

Mülk ve saltanatımın[124]
ve servetimin[125]
yarısını, kendisine bırakacağım! [126]

Mülkümde onun Mührünü de, geçerli
kılacağım!” dedi. [127]

Câlût’la çarpışmaktan korkarak hiç
bir kimse Tâlût’un dâvetine icabet etmedi.

Bunun üzerine, Tâlût, Şemûyel
Aleyhisselâma başvurup onun bu hususta, Al­lah’a düa etmesini istedi. [128]

Yüce Allah, Şemûyel Aleyhisselâma:

“Allah; Câlût’u, filanın
oğullarından filanın eliyle öldürecektir!

Câlût’u, öldürecek olanın alâmeti
de şu yağ boynuzu, onun başına konulunca, içindeki yağ kaynayacaktır! [129]

İsa’nın oğlu, Câlût’u, öldürecek
kimsedir!’

Ben, onu, senden sonra, Halîfe
yapacağım..

O, davar çobanıdır.

İsa’ya, söyle: oğullarını, sana,
birer birer göstersin!” diye Vahy etti.

Bunun üzerine, Şemûyel
Aleyhisselâm, İsa’yı çağırıp kendisine:

“Oğullarını, bana getirip
göster! [130]

Yüce Allah, oğullarının içinden
birisinin eliyle Câlût’u öldüreceğini, bana Vahy etti!” dedi.

İşa:

“Olur ey Allah’ın
Peygamberi!” diyerek[131],
oğullarından, her biri direğe ben­zeyen on ikisini getirip Şemûyel
Aleyhisselâma gösterdi.

İçlerinde en boylu boslu, güzel
yüzlü ve görünüşte, en üstünü ve hoşa gider olanı da, bulunuyordu.

Yağ boynuzu, birer birer onların
başları üzerine konulduğu halde, hiç bir şey görülmedi. [132]

Bunun üzerine, Yüce Allah, Şemûyel
Aleyhisselâma;

Allah’ın, insanları suretlerine,
görünüşlerine göre değil, kalblerinin iyiliğine ve

düzgünlüğüne göre, üstün tuttuğunu,
Vahy ile bildirdi. [133]
Şemûyel Aleyhisselâm, İsa’ya:

“Senin, bunlardan başka, oğlun
var mı?” diye sordu. [134] İşa:

“Yoktur!” dedi. [135]
Şemûyel Aleyhisselâm:

“Yâ Rab! İşa, kendisinin,
başka oğlu bulunmadığını söylüyor!” dedi. Yüce Allah:

“Yalan söylüyor o!”
buyurdu. Şemûyel Aleyhisselâm, İsa’ya:

“Rabb’im, senin, yalan
söylediğini, bunlardan başka, bir oğlun daha bulundu­ğunu, bana haber
verdi!” dedi. [136]

İşa:

“Ey Allah’ın Peygamberi!
Doğrudur! Benim, Dâvud adında bir oğlum daha vardır.

Fakat, halkın, onun kısa
boyluluğunu ve çelimsizliğini, görmesinden utandı­ğım için, koyunlarımı
güttürmek üzere, kendisini, geride bıraktım!” dedi.

Şemûyel Aleyhisselâm:

“Nerededir o?” diye
sordu.

İşa:

“Filan vadinin filan yerinde[137],
filan dağın, filan yerindedir.” dedi. [138]

Şemûyel Aleyhisselâm, hemen, o
tarafa doğru gitti ve onu, oradaki vadide buldu.

Kendisinin, vadide akan sel
sularına ve su biriken çukurlara davarları düşür­memek için, ikişer ikişer
taşıyıp geçirmeğe çalıştığını görünce[139]:

“İşte, hiç şüphesiz, budur o! [140]

Hayvanlara, böyle acırsa, o,
insanlara, daha çok acır!” dedi.

Yağ boynuzunu, onun başına koyunca,
içindeki yağ, kaynamağa başladı. [141]

Demir Tennûr’un içine girince de,
vücudu, onu, doldurdu! [142]

Şemûyel Aleyhisselâm; Allah
tarafından, kendisine verilen Yağ Boynuzu ile de­mirden yapılmış Tennûr’u,
Tâlût’a gönderdi. [143]

Câlût’u, öldürecek olan adamınızın
başına, Yağ boynuzu, konulunca, içindeki yağ, kaynayacak, o, yağdan başına
sürünecek, süründüğü yağ, yüzüne akma­yacaktır.

Yağ boynuzu, aynı zamanda, onun
başında bir Tac şeklini alacaktır. Kendisinin vücudu da, Tennûr’un içine
girince, onu, dolduracaktır!” dedi.

Tâlût; İsrail oğullarını, birer
birer çağırıp başlarına Yağ boynuzunu koymak ve vücudlarına da, Tennûr’u ölçmek
suretiyle deneme yaptı ise de, onlardan, hiç birine uygun gelmedi. [144]

Tâlût; böylece, denemeyi yapıp
boşaldıktan sonra, Dâvûd Aleyhisselâmın ba­basına:

“Senin oğullarından,
görmediğimiz, geride kalmış olan, var mı?” diye sordu. Dâvûd
Aleyhisselâmın babası: “Evet! Vardır. Oğlum Dâvûd kaldı. Kendisi, bize
yiyecek getirir.” dedi. [145]

 

 



[1] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebi-Arais s.265,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.217, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.5.

[2] Taberî-Tarih c.1 ,s.242, Sâlebî-Arais s.265,
Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.5.

[3] Taberî-Tarih c.1,s.242, Ebülfida-Elbidaye vennihaye
C.2.S.5

[4] ibn.Kuteybe-Maarif s.20

[5] Sâlebî-arais s.265, Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.2,s.5

[6] ibn.Kuteybe-Maarif s.20

[7] Taberî-Tarih C.1.S.242, Sâlebî-Arais s.263,
İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.217

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları:
2/163.

[8] Sâlebî-Arais s.262

[9] Sâlebî-Arais s.262, Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.2,s.5

[10] Sâlebî-Arais s.262, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.217

[11] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî-Arais s.262,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.217, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.5

[12] Taberî-Tarih c.1,s.242

[13] Sâlebî-Arais s.262, Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.2,s.5

[14] Taberî c. 1,5.242, Sâlebî s.262, Ebülfida C.2.S.5

[15] Sâlebî-Arais s.262

[16] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî-Arais s.262,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.217.

[17] Taberî-Tarih c.1,s.242.

[18] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî-Arais s.263,
İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.217.

[19] Ebülfİda-Elbidaye vennihaye c.2,s.5.

[20] Taberi c.1,s.242, Sâlebî s.263. İbn.Esîr C.1.S.217,
Ebülfida c.1,s,5.

[21] Sâlebî-Arais s.266.

* Lâvi ve Yehuza Hanedanından
başka Hanedandan Hükümdar ve Peygamber çıkmamıştı. (İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.46)

[22] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî s.263, İbn.Esîr
c.1,s.217.

[23] Taberî c.1,s.242, Sâlebî s.263, İbn.Esîr s.217,
Ebülfida c.2,s.5.

[24] Taberî-Tarih c.1,s.242.

[25] Sâlebî-Arais s.263.

[26] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.217, Ebülfida-Elbidaye vennihaye
c.2,s.5.

[27] Taberî-Tarih c.1,s.242.

[28] Taberî-Tarih c.1,s,242, İbn.Esîr-Kâmil c.1s,.217.

[29] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.5.

[30] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî-Arais s.263,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.217.

[31] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebi-Arais s.263,
İbn.Esir-Kâmil c.1,s.218.

[32] Taberi-Tarih d.s.242, Sâlebî-Arais s.263,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.217-218.

[33] Taberi-Tarih C.1.S.242, İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.218.

[34] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebi-Arais s.264, İbn.Esîr-Kâmil
c.1.s.218.

[35] Taberî-Tarihc.1,s.242.

[36] Bakare: 246.

[37] Taberî-Tarih c.l.s.242.

[38] Sâlebi-Arais s.264.

[39] Sâlebi-Arais s.265.

[40] Taberî-Tarih d,s.242, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.218.

[41] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî s.264, İbn.Esîr-Kâmil
c.l.s.218.

[42] Sâlebi-Arais s.264, İbn.Esîr-Kâmil C.1,S.218.

[43] Sâlebi-Arais s.265.

[44] Salebi s.265, İbn.Asâkir-Tarih c.7s.46, İbn.Esîr-Kâmil
c.1,s.218.

[45] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî-Arais s.265,
İbn.Esır-Kâmil c.1,s.218.

[46] Aynı Kaynaklar.

[47] Salebi s.265, İbn.Asakir-Tarih c.7,s.45, ibn.Esîr
c.1,s.218, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.2.S.6.

[48] Sâlebî-Arais s.265. İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.45.

[49] Kendisinin Debbağ olup deri dabakladığı da, rivayet
edilir. (Mes’ûdi-Murucuzzeheb c.1,s.54-55, Salebi s.265. İbn.Asakir C.7.S.46,
İbn.Esir-Kâmil C.1.S.218).

[50] Taberî s.242, Sâlebî s.265, ibn.Asâkir s.47, ibn.Esir
s.218.

[51] Taberî s.245, Salebi s.265, İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.46.

[52] İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.45.

[53] Taberî s.244, Sâlebî s.265, İbn.Asakir-Tarih
c.7,s.46..

[54]. İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.45.

[55] Sâlebî-Arais s.265.

[56] Sâlebî-Arais s.265, İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.46.

[57] İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.45.

[58] Şâlebî-Arais s.265.

[59] ibn.Asâkir c.7,s.46.

[60] Sâlebî-Arais s.265, İbn.Asakir-Tarih C.7.S.46.

[61] İbn.Asakir-Tarih C.7.S.46.

[62] Taberî-Tarih c.1,s.244, Sâlebî-Arais s.265,
İbn.Asakir-Tarih c.7,s.46.

[63] Sâlebî-Arais s.265, İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.46.

[64] Tâlût: Ne içlerinden Peygamber, ne de, hükümdar çıkan
iki Hanedandan birisine mensub olmayıp Bünyamin b.Yâkub Aleyhisselâmın soyundan
gelen Hanedana mensubdu. (Sâlebî-Arais s.266).

[65] Taberî-Tarih c.1,s.244, Sâlebî-Arais s.265.

[66] Taberî-Tarih c.1,s.242, Sâlebî-Arais s.265-266, İbn
Esîr-Kâmil c.1,s.218.

[67] ibn.Asâkir-Tarih c.7,s.45.

[68] ibn.Asâkit-Tarih c.7,s.46, Mîr Hâvend-Ravzatussafa
Terceme s.302.

[69] Yâkubi-Tarih c.1,s.49, İbn.Asâkir c.7,s.46, Mîr
Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.302.

[70] ibn.Asâkir-Tarih c.7,s.46, Mir Hâvend-Ravzatussafa
Terceme s.302.

[71] Yâkubî-Tarih C.1.S.49, İbn.Asâkir-Tarih C.7.S.46, Mîr
Hâvend-ravza s.302.

[72] ibn.Asâkir-Tarih c.7,s.46.

[73] Yâkubî-Tarih c.1,s.49.

[74] Taberî-Tarih c.1,s.242, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.218.

[75] Taberî-Tarih c.1,s.242-243, Sâlebî-Arais s.266,
İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.218.

[76] Bakare: 247.

[77] Sâlebî-Arais s.266.

[78] Sâlebî-Arais s.266, İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.46.

[79] İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.46.

[80] Tâbut ile Mûsâ Aleyhisselâmın Asasının Taberiye
gölünün içinde bulunduğu ve Kıyametten önce çıkarılacağı da, söylenir.
(Taberî-Tefsir c.2,s.6O9)..

[81] Bakare: 248.

[82] İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.47.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları:
2/163-170.

[83] Taberî-Tarih c.1,s.244, Sâlebî-Arais s.268,
İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.46.

[84] Sâlebî-Arais s.268, İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.47.

[85] Sâlebî-Arais s.268.

[86] Taberî-Tarih c.1,s.244, Sâlebî-Arais s.268,
İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.47.

[87] Taberî-Tarih c.1,s.244, Sâlebî-Arais s.268.

[88] Mir Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.286.

[89] Taberî-Tarih c.1 ,s.244, Sâlebî-Arais s.268,
İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.47, Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.286.

[90] İbn.Asakir-Tarih C.7.S.47.

[91] Taberî-Tarih C.1.S.244.

[92] Taberî-Tarih c.1,s.244, Sâlebî-Arais s.268.

[93] Taberî-Tarih C.1.S.244.

[94] Sâlebî-Arasi s.268.

[95] Taberî-Tarih c.1,s.244, Sâlebî-Arais s.268.

[96] Taberî-Tarih C.1.S.244.

[97] Sâlebî-Arais s.26.

[98] Taberî-Tarih c.1,s.243, Sâlebî-Arais s.269,
İbn.Esir-Kâmil c.1,s.219.

[99] Sâlebî-Arais s.269, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.219.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları:
2/170-171.

[100] Sâlebi-Arais s.269.

[101] İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.48.

[102] Taberî-Tarih c.1,s.243, Sâlebî-Arais s.269,
ibn.Esır-Kâmil c.1,s.219.

[103] Sâlebi-Arais s.269.

[104] Sâlebi-Arais s.269.

[105] Sâlebi-Arais .269, İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.48.

[106] İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.48.

[107] Taberî-Tarih c.1,s.243, ibn.Esîr-Kâmil c.1s.219.

[108] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.219.

[109] Sâlebi-Arais s.269.

[110] İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.48.

[111] Taberî-Tarih c.1,s.243.

[112] Taberî-Tarih c.1,s.243.

[113] Sâlebî-Arais s.269.

[114] Bakare: 249-250.

[115] Taberî-Tarih c. 1 ,s.243.

[116] Taberî-Tarih C.1.S.243, Sâlebî-Arais s.269.

[117] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.29O, Buharî-Sahih c.5,s.5,
Sâlebi-Arais s.269, İbn.Asâkir-Tarih c.7,s.49, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.219.

[118] Sâlebî-Arais s.270.

[119] Taberî-Tarih c. 1 ,s.248.

[120] Taberî-Tarih c.1,s.248 , Sâlebî-Arâis s.270.

[121] Sâlabi-Arais s.270.

[122] Taberî c.1,s.248, Sâlebî s.270, ibn.Asâkir-Tarih
c.7,s.48.

[123] Taberî C.1.S.245, Sâlebî s.270, ibn.Asâkir c.7,s.48.

[124] Sâlebî-Arais s.245, Sâlebî s.270, ibn.Asâkir c.7,s.48.

[125] ibn.Asâkir-Tarih c.7,s.48.

[126] Sâlebî-Arais s.270, ibn.Asakir-Tarih c.7,s.48.

[127] Taberî-Tarih c.1,s.245, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.22O.

[128] Sâlebî-Arais s.270.

[129] Taberî-Tarih c.1,s.247.

[130] Sâlebî-Arais s.270.

[131] Taberî-Tarih c.1,s.247, Hâkim-Müstedrek c.2,s.585.

[132] Taberî-Tarih c.1,s.247, Hâkim-Müstedrek c.2,s.585,
Sâlebî-Arais s.270.

[133] Taberî-Tarih c.1,s.247, Sâlebî-Arais s.270, Mir
Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.304.

[134] Hâkim-Müstedrek c.2,s.585, Sâlebî-Arais s 270.

[135] Sâlebî-Arais s.270, Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme
s.305.

[136] Taberî-Tarih c.1,s.247, Hâkim-Müstedrek c.2,s.585,
Sâlebî-Arais s.270-271.

[137] Aynı Kaynaklar.

[138] Taberî-Tarih c.1,s.247.

[139] Taberî-Tarih c.1,s.247, Sâlebî-Arais s.271, Mîr-Hâvend
Ravzatussafa Terceme s.305.

[140] Taberî-Tarih c.1,s.247, Hâkim-müstedrek c.2,s.585,
Ravzatussafa Terceme s.305.

[141] Taberî-Tarih C.1.S.247, Sâlebî-Arais s.271.

[142]  Sâlebî-Arais s.271.

[143] Taberî-Tarih c.1,s.245, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.220.

[144] Taberî-Tarih c.1,s.245, Sâlebî-Arais s.270, İbn.Esîr-Kâmil
c.1,s.22O.

[145] Taberî-Tarih c.1,s.245.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları:
2/171-176.