Bir İnsan ve Bir Peygamber Olarak Hz. Muhammed (a.s.)
6.5.3. Dinî Lider
ve Taklide Lâyık Örnek Olarak Peygamber (a.s.)
Al-i İmran sûresinde Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:
“De ki, ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi
sevsin…
De ki, ‘Allah’a ve Rasûl’e itaat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz,
kâfir olursunuz”. (Ayet; 31-32)
Ahzâb sûresinde de şöyle buyurmuştur:
“Sizin için Allah’ın Rasûlünde güzel bir örnek vardır. Bu
haslet, Allah’ın rızasını ve ahiret sevabını ümid edip Allah’ı zikredenlere
mahsustur”. (Ayet; 21)
Bu her iki ayette Allahu Teâlâ, Peygamber (a.s.)’in kesin önder
olduğunu ve kendisine itaatin şart olduğunu söylüyor. Allah (c.c.)’a göre Hz.Peygamber
(a.s.)’in hayatı müslümanlar için “güzel bir örnek”tir. Cenab-ı Allah,
kullarının ancak böyle davranmaları halinde kendisine herhangi bir ümit
bağlayabileceklerini, kendilerini sevdirebileceklerini belirtiyor. Allah ayrıca
diyor ki, “sevgimi kazanmak istiyorsanız Benim sevgili Resûlüme tam olarak itaat
etmelisiniz. Ondan yüz çevirirseniz, Ben’den de yüz çevirmiş olacaksınız ve
bunun sonu küfre kadar varır”. Şimdi bir kimse iddia edebilir mi ki, Hz.
Muhammed (a.s.), dinî liderliğe kendisi gelip oturmuştur? Yoksa müslümanlar mı
O’nu bu mevkiye getirmiştir? Hazreti Peygamber (a.s.)’e bu mevki ve şeref Cenab-ı
Hak tarafından verilmemiş midir? Eğer Kur’ân-ı Kerim’in bu açık ifadelerini
kabul ediyorsak, o zaman Hz. Peygamber (a.s.)’in, dinî liderliğe ve taklit
edilecek mevkiye bizzat Allah tarafından getirildiğine inanmalıyız. Eğer bu da
doğruysa, o zaman Hz. Peygamber (a.s.)’in söz ve hareketlerini numune olarak
kabul etmemize mani olan nedir? Bu ayetlerden, sadece Kur’ân-ı Kerim’in örnek
alınmasının kastedildiği öne sürülürse buna ancak gülebiliriz. Çünkü gerçekten
böyle bir şey olsaydı, o zaman söz konusu ayetlerde “Fet’tebi’ûnî” kelimesi
yerine “Fet’tebi-ul-Kur’ân” kelimesi kullanılmalıydı. Sonra, Hazreti
Muhammed’in hayalında “güzel bir örnek vardır” deyimi de kullanılmamalıydı.
6.5.4. Kanunların
Uygulayıcısı Olarak Peygamber (a.s.)
Cenab-ı Allah, A’raf sûresinde Hazreti Peygamber’den bahsederken
şöyle buyurmuştur:
“O peygamber, onlara iyiliği emreder, kötülükten nehyeder.
Tertemiz ve iyi olan şeyleri helâl, kötü ve zararlı şeyleri haram eder. Onların
sırtlarındaki ağır yükü kaldırır. Onların zincirlerini kırar”. (Ayet; 157)
Yukarıdaki ayette Cenab-ı Allah’ın, Hz. Muhammed (a.s.)’e
kanunları hazırlama ve uygulama yetkisi verdiği açıkça ifade edilmiştir. Demek
ki, kanunun hazırlayıcısı ve uygulayıcısı sadece Allah değildir. Allah’ın
emrettiği, yasakladığı, helâl ettiği, haram ettiği, doğru ilân ettiği ve yanlış
olarak belirlediği konuların dışında Hz. Peygamber (a.s.)’in helâl ve haram
ettiği şeyler de aynı önemi taşımaktadır. Hz. Peygamber (a.s.) Allah’tan aldığı
yetki ile bazı şeylerin gerekli bazı şeylerin gereksiz olduğunu belirtmiş, bu
hususta çeşitli kaide ve kurallar meydana getirmiştir. Bunlar, Allah’ın
kanunları ve şeriatının birer parçasıdır. Aynı konuya Haşr sûresinde aynı
açıklıkla temas edilmiştir.
“Peygamber’in size verdiğini alın. Sizi, kendisinden nehyettiği
şeyden de sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir”
(Ayet; 7)
Burada hiç kimse sadece ve sadece Kur’ân-ı Kerim’den
bahsedildiğini iddia edemez. Yukarıdaki her iki ayette Hz. Peygamber (a.s.)’in
bir takım kanunları çıkarma ve uygulama yetkisine sahip olduğu açıkça
anlatılmıştır Bunları te’vile imkân yoktur. Çünkü böyle bir şey te’vil değil
tahrif olur. Burada, Cenab-ı Allah kanunları çıkarma ve uygulama yetkisi ile
emir ve nehy konusunda selâhiyetin Hz. Peygamber (a.s.)’e mi, yoksa Kur’ân-ı
Kerim’e mi verildiğini söylemektedir? Birisi çıkıp da burada Allah’ın
yanlışlıkla (hâşâ) Kur’ân-ı Kerim yerine Peygamber (a.s.)’in adını
kullandığını söyleyebilir mi?
6.5.5. Bir Hakim
Olarak Peygamber (a.s.)
Kur’ân-ı Kerim’de bir yerde değil, birçok yerde, Cenab-ı Allah,
Hazreti Muhammed (a.s.)’ı kadı, hakem ve hâkim olarak tâyin ettiğini ifade
buyurmuştur:
“Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için
sana hak olarak Kitab’ı indirdik. Hainler için müdafaacı olma”. (Nisa; 105)
“Ve de ki, ‘Den Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda
adalet etmekle emrolundum….”. (Şura; 15)
“Aralarında hükmetmesi için Allah ve Rasûlüne davet
olunduklarında mü’minler, ‘işittik ve itaat ettik’ derler”. (Nur; 51)
“Allah’ın indirdiğine ve Rasûlüne gelin denilirse, münafıkların
senden şiddetle yüz çevirdiklerini görürsün”. (Nisa; 61)
“Aralarında cereyan eden olaylarda seni hakem yapıp sonra da
verdiğin karardan yürekleri bir sıkıntı duymadan teslim olmadıkça onlar, Rabbin
hakkı için iman etmiş olamazlar”. (Nisa; 65)
Peygamber (a.s.)’in hayatı müslümanlar için “güzel bir
örnek”tir. Cenab-ı Allah, kullarının ancak böyle davranmaları halinde kendisine
herhangi bir ümit bağlayabileceklerini, kendilerini sevdirebileceklerini
belirliyor. Allah ayrıca diyor ki, “sevgimi kazanmak isliyorsanız Benim sevgili
Resûlüme tam olarak itaat etmelisiniz. Ondan yüz çevirirseniz, Ben’den de yüz
çevirmiş olacaksınız ve bunun sonu küfre kadar varır”. Şimdi bir kimse iddia
edebilir mi ki, Hz. Muhammed (a.s.), dinî liderliğe kendisi gelip oturmuştur?
Yoksa müslümanlar mı O’nu bu mevkiye getirmiştir? Hazreti Peygamber (a.s.)’e bu
mevki ve şeref Cenab-ı Hak tarafından verilmemiş midir? Eğer Kur’ân-ı Kerim’in
bu açık ifadelerini kabul ediyorsak, o zaman Hz. Peygamber (a.s.)’in, dinî
liderliğe ve taklit edilecek mevkiye bizzat Allah tarafından getirildiğine
inanmalıyız. Eğer bu da doğruysa, o zaman Hz. Peygamber (a.s.)’in söz ve
hareketlerini numune olarak kabul etmemize mani olan nedir? Bu ayetlerden,
sadece Kur’ân-ı Kerim’in örnek alınmasının kastedildiği öne sürülürse buna ancak
gülebiliriz. Çünkü gerçekten böyle bir şey olsaydı, o zaman söz konusu
ayetlerde “Fet’tebi’ûnî” kelimesi yerine “Fet’tebi-ul-Kur’ân” kelimesi
kullanılmalıydı. Sonra, Hazreti Muhammed’in hayalında “güzel bir örnek vardır”
deyimi de kullanılmamalıydı.
6.5.4. Kanunların
Uygulayıcısı Olarak Peygamber (a.s.)
Cenab-ı Allah, A’raf sûresinde Hazreti Peygamber’den bahsederken
şöyle buyurmuştur:
“O peygamber, onlara iyiliği emreder, kötülükten nehyeder.
Tertemiz ve iyi olan şeyleri helâl, kötü ve zararlı şeyleri haram eder. Onların
sırtlarındaki ağır yükü kaldırır. Onların zincirlerini kırar”. (Ayet; 157)
Yukarıdaki ayette Cenab-ı Allah’ın, Hz. Muhammed (a.s.)’e
kanunları hazırlama ve uygulama yetkisi verdiği açıkça ifade edilmiştir. Demek
ki, kanunun hazırlayıcısı ve uygulayıcısı sadece Allah değildir. Allah’ın
emrettiği, yasakladığı, helâl ettiği, haram ettiği, doğru ilân elliği ve yanlış
olarak belirlediği konuların dışında Hz. Peygamber (a.s.)’in helâl ve haram
ettiği şeyler de aynı önemi taşımakladır. Hz. Peygamber (a.s.) Allah’tan aldığı
yetki ile bazı şeylerin gerekli bazı şeylerin gereksiz olduğunu belirtmiş, bu
hususta çeşitli kaide ve kurallar meydana getirmiştir. Bunlar, Allah’ın
kanunları ve şeriatının birer parçasıdır. Aynı konuya Haşr sûresinde aynı
açıklıkla temas edilmiştir.
“Peygamber’in size verdiğini alın. Sizi, kendisinden nehyettiği
şeyden de sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir”
(Ayet; 7)
Burada hiç kimse sadece ve sadece Kur’ân-ı Kerim’den
bahsedildiğini iddia edemez. Yukarıdaki her iki ayette Hz. Peygamber (a.s.)’in
bir takım kanunları çıkarma ve uygulama yetkisine sahip olduğu açıkça
anlatılmıştır Bunları te’vile imkân yoktur. Çünkü böyle bir şey te’vil değil
tahrif olur. Burada, Cenab-ı Allah kanunları çıkarma ve uygulama yetkisi ile
emir ve nehy konusunda selâhiyetin Hz. Peygamber (a.s.)’e mi, yoksa Kur’ân-ı
Kerim’e mi verildiğini söylemektedir? Birisi çıkıp da burada Allah’ın
yanlışlıkla (hâşâ) Kur’ân-ı Kerim yerine Peygamber (a.s.)’in adını
kullandığını söyleyebilir mi?