Gelecekle İlgili Haberler
11.2.14. “Mesih
Benzeri” Kavramı Yanlıştır
Bu hadisleri şöyle gözden geçiren bir kişi, bunlarda herhangi
bir “Îsa’nın benzeri” (Mesih benzeri), “vaadedilen Mesih” veya “müstakbel bir
Mesih’den bahsedilmediğini hemen anlayacaktır. Burada zikrolunan Hz. Îsa, yeni
ve değişik bir kişi veya “peygamber” değildir. Bu yine eski ve bilinen bir
peygamberdir. Hâl böyle iken, çağımızda bir kimsenin, bir babanın sulbünden ve
bir annenin karnından doğup, Hz. Peygamber (a.s.)’in müjde verdiği Meryem oğlu
Îsa (a.s.)’nın kendisi olduğunu iddia etmesi abestir. Yukarıda naklettiğimiz
bütün hadisler, sözü edilen kişinin, bundan 2000 yıl önce babasız ve Meryem’in
kamından doğan Îsa (a.s.) olduğunu apaçık göstermektedir.
11.2.15.
Deccâl’in Ortaya Çıkışıyla İlgili Haberler
Deccâl ile ilgili Hazreti Peygamber efendimiz (a.s.)’in ne kadar
hadisleri varsa, onları toptan gözden geçirdiğimizde bu kötülük simgesinin
ortaya çıkma zamanının tayin edilmediği görüşüne varırız. Hz. Peygamber
(a.s.)’e bu hususta Allah tarafından gelen bilginin özeti şudur: Dünyada büyük
bir Deccâl doğacaktır. Onun bazı belirgin özellikleri olacaktır. Falanca yerde
öldürülecektir. Fakat ortaya çıkışının kesin zaman ve yerini belirtmemiştir. Hz.
Peygamber (a.s.), Deccâl’in kendi devrinde mi yoksa daha sonraki devirlerde mi
doğacağı konusuna da açıklık getirmemiştir.
Bu konuyla ilgili, Hz. Peygamber (a.s.)’e ait olduğu söylenen
hadislerin gerek muhtevalarındaki farklılıklar ve gerekse ifadelerdeki
değişiklikler gösteriyor ki, Rasûlullah (a.s.) bu sözleri vahye göre değil
kendi fikir ve görüşüne göre söylemiştir. Nitekim, Hz. Peygamber (a.s.)’ in,
bazen Deccâl’in Horasan’dan, bazen İsfahan’dan bazen da Suriye ile İrak’taki bir
yerden çıkacağını söylediği belirtilmiştir. Ayrıca, Hz. Muhammed (a.s.)’in,
Medine’de muhtemelen 2. veya 3. hicri yılda doğduğu sanılan İbn Sayyâd adlı
Yahudi çocuğunun Deccâl olacağından şüphe ettiği kaydedilmiştir. Son rivâyete
göre de, dokuzuncu hicri yılda Filistin’in bir Hıristiyan rahibi (Temim
Dâri)’nin, gelip müslüman olduğu Hz. Peygamber (a.s.)’a bir hikâye anlattığı
ifade edilmiştir. Rahib’in hikâyesi şuydu: Bir defasında kendisi bir deniz
yolculuğu sırasında (muhtemelen Akdeniz’de veya Umman Denizinde) ıssız bir adaya
ulaştı, ve orada garip bir adamla karşılaştı. Bu adam kendisinin Deccâl
olduğunu söyledi, Hz. Peygamber (a.s.) Filistinli rahibin bu hikâyesini
dinledikten sonra Deccâl ile ilgili ifadesini yalanlama gereğini duymadı. Hz.
Peygamber (a.s.) sadece şunu söylemekle yetindi. “Sizin dediğinize göre Deccâl
Akdeniz veya Umman denizindedir. Halbuki ben onun Doğu’da ortaya çıkacağını
sanıyorum.”
Hz. Peygamber (a.s.)’in Deccâl ile ilgili haberlerini
inceleyecek bir kişinin ilm-i hadis ve dinî ilkelerden azıcık haberi olursa, bu
buyrukların iki bölümü olduğunu hemen anlayacaktır. Birinci bölümde yer alan
hadislerde Deccâl’in mutlaka geleceği, bazı belirgin özelliklere sahip olacağı
ve dünyada fitne ve fesat çıkaracağı kesin ifadelerle açıklanmıştır. Bu
husustaki hadislerde bir çelişki yoktur.
Hz. Peygamber (a.s.)’in hadislerinin ikinci bölümünde Deccâl’in
kim olduğu, nerde ve ne zaman belireceği açıklanmıştır. Bu hadisler sadece
birbiriyle tezât halinde değil, bunlarda aynı zamanda şüphe ve tereddüttü ortaya
koyan kelime ve ifadeler de vardır. Meselâ, İbn Sayyâd ile ilgili olarak Hz.
Peygamber (a.s.)’in Hz. Ömer’e şöyle dediği nakledilmiştir. “Eğer bu Deccâl ise
bunun katili sen olmayacaksın. Ve değilse, sen sözleşmeli biri (zimmi) ni
öldürmeye yetkili değilsin.” Yine başka bir hadiste Rasûlullah (a.s.)’ın şöyle
buyurduğu rivâyet edilmiştir. “Eğer o (Deccâl) ben hayatta iken gelirse ben ona
hüccetle (fikir ve delillerle) karşı koyacağım. Yoksa, benden sonra Rabbim her
mü’min’in hâmisi ve nasırıdır.”
Demek ki, ikinci bölüm birinci bölümden hayli farklıdır. Bu
itibarla, ikinci bölüm dini açıdan birincisi kadar bağlayıcı değildir. Her iki
bölüme aynı önemi veren, ikisinin eşit olduğunu sanan ve hepsinin imanın bir
parçası olduğunu düşünen bir kişi yanlış yoldadır. Gördüğümüz gibi, Hz.
Peygamber (a.s.) Deccâl’in kişiliği, doğacağı zaman ve yer konusunda emin
değildi ve bu sebeple, İbn Sayyâd hakkında şüphesini belirtmişti. Hatta Hz. Ömer
bin Hattab, İbn Sayyâd’ın Deccâl olduğuna yemin bile etmişti. Fakat bu Yahudi
çocuk daha sonra müslümanlığı kabul elti, Kâbe ve diğer kutsal yerlerde kaldı,
ibadet elti, müslüman olarak ebediyete intikal etti ve müslümanlar onun cenâze
namazını da kıldılar. O halde, İbn Sayyâd’ın halâ Deccâl olduğunu düşünmek doğru
olur mu? Filistinli Rahip Temim Dari’nin öyküsü de anlatıldığı zaman hemen
hemen doğru olarak kabul edilmişti. Fakat, aradan 1350 yıl geçmesine rağmen
mahpus olduğu adadan çıkmayan yaratık Deccâl olabilir mi? Eğer kendisi iddia
ettiği gibi Deccâl ise neden Hz. Muhammed (a.s.)’in haberleri istikametinde
fitne ve fesât çıkarmadı ve başka kimseyi varlığından haberdar etmedi?
Rasûlullah (a.s.), Deccâl’in kendi döneminde ortaya çıkabileceği veya
kendisinden hemen sonra doğabileceği tahminini yapmıştı. Fakat, 1350 yıl
geçmesine rağmen böyle bir Deccâl’in doğmadığı bir gerçek değil midir? Bu
sebeple Deccâl ile ilgili Hz. Peygamber (a.s.)’in hadislerini İslâm akide ve
inançlarının ayrılmaz bir parçası gibi kabul etmek ve dünyaya yaymak doğru bir
hareket sayılabilir mi? Daha önce belirttiğim gibi, peygamberler pek çok şeyi
vahiyle ve Allah’ın emriyle söyler ve yaparlar. Bu hususta hiçbir şüphe,
tereddüt ve yanlışlığa ihtimal yoktur. Ama bazı şeyler var ki, peygamberler
sadece birer insan olarak ve sadece şahsi fikirleri ile tahminlerini ortaya
koyarlar. Bu gibi fikir ve tahminlerin değişme ihtimali vardır. Ama bu
değişiklik peygamberlerin umumi durumunu etkilemez, onların peygamberlik
sıfatına gölge düşürmez. Bu tür fikir ve tahminlerin yanlış çıkması,
Peygamberlerin durumunda zerre kadar değişiklik yapmaz. Üstelik, şeriatımız da
peygamberlerin bu tür söz ve hareketlerini aynen benimsememizi zorunlu
kılmamıştır. Bu hususta, hurma ağaçlarının dikilmesi ile ilgili Hz. Peygamber
(a.s.)’in ikazı sanırım herkesin aklındadır.
11.2.16. Hz.
Peygamber (as)’in Buyruklarından Yolun Tayini
Hz. Peygamber efendimiz (a.s.)’in hangi söz ve hareketlerinin,
kendi şahsi düşünce ve tahminine göre ve hangilerinin Allah’ın verdiği bilgiye
göre olduğunu anlamak için yine Hz. Peygamber (a.s.)’in kendi açıklamalarına
dikkat etmeliyiz. Bazen de diğer şartlar ve unsurlar bunu anlamamıza yardım
ederler. Meselâ, Deccâl ile ilgili hadisleri incelediğimizde bizzat Hz.
Peygamber (a.s.)’in kullandığı kelime ve ifadelerden, bu yaratığın kişiliği,
doğacağı yer ve zaman hakkında Allah’tan herhangi bir haber almadığını
anlayabiliriz. Hz. Muhammed (a.s.), İbn Sayyâd’ın Deccâl olacağından o kadar
şüphelenmişti ki, Hz. Ömer (r.a.) yemin ederek kendisinin Deccâl olduğunu
söyleyince O’nun sözlerini yalanlamadı. Fakat Hz. Ömer İbn Sayyâd’ı öldürme
niyetinde olduğunu söyleyince, Hz. Peygamber şunları belirtti. Eğer bu o ise,
sen ona hakim olamazsın, ama bu o değilse, bunu öldürmek sana bir yarar
getirmeyecektir.” (Müslim, İbn Sayyâd ile ilgili rivâyet). Başka bir hadisle
Hz. Peygamber (a.s.) Deccâl’den bahsederken şunları buyurdular. “Eğer o benim
varlığım sırasında onaya çıkarsa, ben tarafınızdan ona karşı koyacağım. Ve eğer
o benim olmadığım bir zamanda ortaya çıkarsa herkes kendi başına onunla
mücadele etmelidir ve Allah benden sonra, her müslümanın muhafızıdır.” (Müslim,
Deccâl’in hikayesi). Temim Dari, bir deniz yolculuğu sırasında Deccâl ile
görüştüğüne dair hikâyesini anlatınca Hz. Muhammed (a.s.) bu hikayeyi ne
yalanladı ne de teyit etli. Aksine şunları söyledi: “Ben Temim’in
anlattıklarını beğendim. O’nun anlattıkları, benim size Deccâl ile ilgili
anlattıklarımla mutabakat halindedir.” Ayrıca şu sözleri de ilâve etti: “Fakat
o (Deccâl) Suriye veya Yemen denizinde değil, doğu tarafındadır.” (Müslim,
Kıssat-ul Cessâse). Bütün bu hadis ve rivâyetler konuyu sanırız yeterince
açıklamaktadır.1
11.2.17. Hz.
Ammâr bin Yâsir’in Öldürülmesiyle İlgili Haber
Hz. Peygamber (a.s.)’in, Hz. Ammâr bin Yâsir ile ilgili bir sözü
çok meşhurdu ve pek çok sahabe bu sözü bizzat O’nun mübarek ağzından
duymuşlardı. Rasûlullah şöyle demişti. ‘Seni (Ammâr’ı) âsi bir çete
öldürecektir’ (Müsned-i Ahmed, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Taberânî,
Beyhakî, Müsned-i Ebû Davut Tayalisî v.s. gibi ünlü hadis kitaplarında, Hz. Ebû
Said Hudrî, Ebû Katâde Ensârî, Ümm-ü Seleme, Abdullah bin Mes’ûd Abdullah bin
Amr bin el-Âs, Ebû Hureyre, Osman bin Affan, Huzeyfe, Ebû Eyyub Ensârî, Râfi’,
Hüzeyme bin Sâbit, Amr bin el-Âs, Ebul Yusr, Ammâr bin Yâsir ve bazı diğer
sahabeler tarafından rivâyet edilmiştir. Ayrıca İbn Sa’d da Tabakât’ta bu
hadisi çeşitli vesikalara dayanarak kaydetmiştir).
İbn Abd-il Berr, “İstiâb” adlı eserinde diyor ki,”Ammâr bin
Yasir’in âsi bir güruh tarafından öldürüleceğine dair Hz. Peygamber (a.s.)’in
buyrukları sağlam kaynak ve usûllere göre bize kadar intikal etmiştir”.
Nitekim, Ammâr bin Yasir’in asi bir grup tarafından öldürüldüğü bir gerçektir.
11.2.18.
Kıyamet’in Gelmesiyle İlgili 10 İşaret
Müslim’de,
Huzeyfe bin Useyd el-Gifari’nin rivâyetine göre, Rasûlullah (a.s.) buyurdular
ki, bu alâmetler görülmeden kıyâmet olmayacaktır. Duman, Deccâl, Dâbet-ul Arz,
güneşin batıdan doğması, Meryem oğlu Îsa’nın inişi, Ye’cuc ile Me’cuc’un
istilâsı ve üç büyük toprak kayması hadisesi, biri doğu’da, ikincisi batıda,
üçüncüsü Arap yarımadasında ve bütün insanları Mahşer’e doğru sürükleyecek,
Yemen’de çıkacak büyük bir yangın. Hazreti Peygamber’in ifadesine göre, o zaman
kıyamet, miadını doldurmuş hamile bir kadının, çocuğunu gece mi, gündüz mü
doğuracağı belli olmadığı gibi, yakın olacaktır
[1] Gibbon,
“Decline and Fall of The Roman Empire”, C II, s. 788, Modern Library, New
York.
[2] Bu Kur’ân-ı
Kerîm in geleceğe ait en şaşırtıcı ve en harika haberlerin den biridir.
Kuran-ı Kerîm’de bu haber yer aldığı zaman Mısır Firavunlarının mezarları
hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Ehram (Piramid)larına açılması
çalışmaları 20. yüzyılda başlamıştır. 1907’den evvel Ramses I veya diğer
Firavunların mumyalarına rastlanamamışlı. 3000 yıl önceki bir olayın haber
verilmesi Kur’ân-ı Kerim’in büyük bir gaybî haberidir.
[3] Hz.
Peygamber Efendimiz buyurmuşlardı ki, “Benden sonra halifelik 30 yıl
sürecektir. Daha sonra padişahlık gelecektir.” Bu süre Rebiülevvel, 41
Hicri’de sona erdi. Aynı tarihte Hz. Hasan, Hz. Muaviye karşısında
halifelikten feragat etti. Bundan sonraki gelişmeler hepimizin malûmudur.
Yani meşveret yerine bir hanedan’ın hakimiyeti ve monarşi için kapılar
açılmış oldu.
[4] Evvela,
“Mehdi” kelimesine dikkat edilmesi gerekmekledir. Bilindiği gibi, hadislerde
bu kelime geçmektedir ve Hz. Peygamber (a.s.)’in bunu kullandığı da
doğrudur. Bu kelimenin sözlük anlamı “hidayet görmüş” veya “hidayet edilmiş
“tir. Yani “Hâdi”, hidayet veren veya hidayet eden deyimi kullanılmamıştır.
Demek ki, doğru yolda olan her önder, lider, hükümdar veya yöneticiye Mehdi
denilebilir. “El-Mehdî” kelimesi ise sadece bu gibi belirli bir kişi veya bu
hususu bazı özellikler taşıyan şahıs için kullanılabilir. Hadislerde bu
belli özellikten de bahsedilmiştir. Yani, bu zât, dünyada nübüvvet
şeklindeki halifeliğin sona ermesinden sonra tekrar böyle bir halifeliği
tesis edecek ve dünyada adalet ile barış sağlayacaktır. Bundan, İslâm
dininde “Mehdî” adında bir mevki veya makam ihdâs edildiği ve böyle bir
kişiye tıpkı nebi veya peygamberlere olduğu gibi, iman etmenin, imanın bir
parçası olduğu anlaşılmamalıdır. Buna ilâveten, Mehdi’nin, “Masum bir İmam”
olacağına dair bir kayıt da yoktur. Aslında bu husustaki inanç, Şiilerde
yaygın olan “Masum İmam” fikrinden ileri geliyor. Kitap ve Sünnet’le böyle
bir şey yoktur.