Gelecekle İlgili Haberler
Hz. Peygamber (a.s.)’in bir hadisi şöyledir: “Ümmetimde cihâd
kıyamete kadar devam edecektir. Bunu ne bir adil (kişinin)’in adaleti ne bir
zâlimin zulmü ortadan kaldırabilecektir.”
İslâm’ı canlandırmak ve ihyâ etmek isteyen bütün kişi ve gruplar
bu noktadan hareket etmiş ve her türlü muhalefet ve güçlüklere rağmen yollarına
devam etmişlerdir.
11.2.4.
Müslümanlar, Yahudi ve Hıristiyanlar Gibi Bozulacaklardır
Hz. Peygamber (a.s.)’in geleceğe ait haberlerinden biri de,
zaman ilerledikçe müslümanlarda zaaf ve bozukluğun görülmesiyle ilgilidir. Hz.
Peygamber (a.s.) müslümanların eninde sonunda Yahudiler ile Hıristiyanların
yolunu tutacaklarını ve onlar gibi bozulacaklarını söylemiştir. Hz. Muhammed
(a.s.)’in ifadesine göre, eğer Yahudiler ile Hıristiyanlardan biri annesiyle
zina etmişse, Müslümanlardan biri de öyle yapacaktır, Bu hususta bir başka
hadisin sözleri aynen şöyledir: “Rasûlullah (a.s.) buyurdular ki; siz de eninde
sonunda geçmiş ümmetlerin yolunu tutacaksınız, hatta eğer onlar timsahın
deliğine girmişse siz de aynı deliğe gireceksiniz.” Sahabeler sordular, “Ya
Rasûlullah, bundan Yahudiler ile Hıristiyanlar mı kastediyorsunuz?”. Rasûlullah
(a.s.) buyurdular: “Ee, başka kim olabilir ki?”
11.2.5. Müslüman
Ümmetinin Gelecek Tarihi
Müslümanların, Hz. Muhammed (a.s.)’den sonra ne olacakları ve
gelecekte dünya milletlerinin tarihinde ne gibi bir rol oynayacaklarına dair
gaybî haberlerin sayısı çoktur ve bunlar Müslim, Tirmizî, İbn Mâce ve Müstedrek
gibi çeşitli hadis kitaplarında yer almışlardır. Ama biz burada, İmam Şâtibî’nin
“Muvafakât”ta ve Mevlânâ İsmail Şehîd’in, “Mansıb-ı İmâmette naklettikleri
hadisi daha ilginç bularak aktarıyoruz:
“Dininiz nübüvvet ve rahmetle başlamıştır. Bu nübüvvet, Allah
istediği sürece devam edecektir. Daha sonra Allah (cc.) bunu kaldıracaktır.
Sonra nübüvvet yerine halifelik geçecektir;[3]
Allah dilediği sürece. Sonra Allah bunu da kaldıracaktır. Sonra, Allah istediği
müddetçe, kötü huylu padişahlık (levam edecektir. Sonra Allah bunu da
kaldıracaktır. Daha sonra Cebirin hakimiyeti olacaktır ve bu da Allah’ın
dilediği müddetçe ayakta duracaktır. Sonra bu da ortadan kaldırılacaktır. Sonra
yine, nübüvvet şeklinde halifelik tesis edilecektir. Bu, İnsanlar arasında
sünnete göre hareket edecektir, ve İslâmiyet yerde kök salacaktır. Bu hükümetten
göktekiler de, yerdekiler de memnun olacaklardır. Gök, alabildiğince bereketini
yağdıracaktır ve yer de karnındaki bütün hazinelerini dışarıya çıkaracaktır.”
Bu hadisin dayanaklarının kuvvetli olup olmadığını bilmiyorum.
Ama anlamına bakılırsa, aynı konuyu işleyen birçok hadis hemen hemen aynı
ifadelerle nakledilmiştir. Görüldüğü gibi, yukarıdaki hadiste beş ayrı dönemden
bahsedilmiştir. Bunlar tarihin beş aşamasıdır. Bunlardan üçü şimdiye kadar
geçmiştir ve dördüncüsünden geçmekteyiz. Hadisin sonunda müjdesi verilen beşinci
döneme ilerde rastlanması muhtemeldir. Zaten şartlar tarihimizi ve dünyamızı
beşinci aşamaya doğru itmektedirler, insanların yaptığı ve geliştirdiği bütün
“izm”ler denenmiş ve bunların foyası meydana çıkmıştır. Bu sebeple, insan
soyunun tekrar İslâmiyete dönmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.
11.2.6. Hâkim
Sınıf veya Yöneticilerin Bozulması
“Benden sonra bazıları iktidara geleceklerdir. Onların yalanını
teyit eden ve zulümlerini destekleyen benden değildir ve ben de ondan değilim.”
(Nesâî, Kitab-ül Bey’a Bölüm: 34-35)
“Kısa bir zamanda, ellerinde sizin rızkınız olan kişiler size
hâkim olacaklardır. Sizinle konuşurken yalan söyleyeceklerdir, iş yaparken kötü
işler yapacaklardır. Siz onların kötülüklerini övmediğiniz ve yalanlarını tasdik
etmediğiniz müddetçe sizden razı olmayacaklardır. Onun için, siz, onların
dayanabildikleri sürece kendilerine Hakk’ı sunmaya çalışın. Fakat onlar bu
sınırları tecavüz ederlerse, üzerinde (onlar tarafından) öldürülen kişi şehit
olacaktır.” (Kenz-ül Ummâl, c. VI, s. 347)
Sünen-i Ebû Davud’da Hz. Ebû Hureyre’nin rivâyet elliği şu
hadise bakın: “Allah (cc.) her yüzyılın başında bu ümmet için, dini ihyâ edecek
olan şahsiyetler yaratacaktır.”
Maalesef, bazı kimseler bu hadiste beyan edilen “dinin ihyâ
edilmesi” deyimini çok yanlış anlamışlardır. Bu kimseler her yüzyılın başı ve
sonunda mutlaka bir tek “müceddid”in (din’i ihya eden, yenileyen) doğduğunu
farz etmişlerdir ve buna göre İslâmiyet’in doğuşundan beri her yüzyılın başında
bir “müceddid” aramaya çalışmışlardır. Hadis’te geçen Arapça “re’s” kelimesi
mutlaka “uç veya baş” anlamına gelmelidir. Aynı şekilde geçen “men” kelimesi de
bir tek kişiye mahsus bir deyim değildir. Burada yüzyılın başında değil de
yüzyıla damgasını vuran kişi desek daha doğru olur. Yani bu kişi o asrın ilim,
fikir ve akımlarına kendi damgasını vurmuş olmalıdır. Ayrıca, Arapçada ‘men’
kelimesi hem tekil, hem çoğul için kullanıldığı için müceddid, “bir tek kişi” de
olabilir, “birkaç kişi” de, hatta bu bir grup ve topluluk da. Bu açıklamadan
sonra, sanıyorum her asrın başında ve sonunda birer müceddid aranmasına ihtiyaç
kalmayacaktır. Cenâb-ı Rasûlullah (a.s.)’ın demek istediği şudur. İnşallah,
İslâm tarihinin her yüzyılında ve döneminde, cahiliyye’nin karşısına dikilecek
ve İslâmiyet’i gerçek ruh ve yapısıyla canlandıracak ve tesis edecek kişi ve
topluluklar her zaman bulunacaktır. O halde, her yüzyılda bir değil, birçok
müceddid olabilir ve bir tek İslâm ülkesinde değil, birçok ülkede olabilir.
Dini ihyâ ve tesis etmeye çalışanlara mutlaka “müceddid” ünvanı verilmesi de
şart değildir. Bu ünvan ve şeref dine ancak büyük hizmetlerde bulunmuş ve bu
uğurda eşi görülmemiş fedakârlıklarda bulunmuş olan kimseye verilebilir.
11.2.8.
Müslümanlar Arasında Nifak ve Anlaşmazlık
Rasûlullah (a.s.)’ın bir hadisi şöyledir: “Çok yakın bir zamanda
ümmetim 72 fırkaya bölünecektir. Bunlardan sadece biri kurtulmuş olup, benim
ve sahabelerimin yolunu takip edecektir.”
Hadislerde, birçok fitne ve fesadın belireceğine dair gelecekle
ilgili bilgiler vardır. Bunların maksadı, iman sahiplerini geleceğin
yanlışlıklarına karşı uyarmaktır.
11.2.9. Mehdî’nin
Ortaya Çıkmasıyla İlgili Haberler
Mehdî’nin ortaya çıkışıyla ilgili hadisler, hadis eleştirmenleri
tarafından büyük eleştiriye uğramışlardır. O kadar ki, ulema ve fakihlerin
önemli bir bölümü, Mehdî’nin hiç gelmeyeceğine kanaat getirmiştir. Bu konu
yakından incelendiğinde de Mehdî ile ilgili rivâyetlerin çoğunun Şiîlerden
kaynaklandığı görülecektir. Tarihe bakıldığında ise, her zümre ve grubun bu
hadisleri kendi din ve siyasî emellerine âlet ettiğine şahit olunur.
Kanaatimce, salt Mehdî diye bir zâtın ortaya çıkacağına dair
haber doğrudur. Fakat bununla ilgili tafsilâta pek güvenilmez. Bu tafsilât
sanırım, Hz. Peygamber (a.s.)’in mübarek sözlerine sonradan eklenmiştir.
Nitekim, çeşitli zamanlarda vaad edilen Mehdî”nin[4]
gelişine dair asılsız iddialara ve sahte Mehdilerin ortaya çıkışına işte bu tür
etraflıca açıklamalar yol açmıştır. Her sahte Mehdî, müslümanları kandırmak ve
aldatmak için hadiselere sonradan yapılan bu eklemelerden medet ummaya
çalışmıştır.
Ben Mehdî ile ilgili Hazreti Peygamber (a.s.)’in hadislerini
enine boyuna inceledim. Bu tür hadisler gaybî haberler kategorisine girdiği
için, Rasûlullah (a.s.)’ın muhtelif gaybî haberlerini az çok araştırdım. Bu
çalışmalarıma dayanarak söyleyebilirim ki, Mehdî ile ilgili Rasûlullah
(a.s.)’ın haberleri ile diğer gaybî haberler arasında önemli bir fark vardır.
Hz. Peygamber (a.s.) diğer konularda gelecekle ilgili bilgiler verirken hiçbir
zaman böylesine teferruat vermemiş veya kesin konuşmamıştır. Mehdî konusunda
Hz. Peygamber (a.s.)’in ifadesinde oluşan bu değişiklik ister istemez içimizde
bir takım şüpheler uyandırıyor.
Mehdî ile ilgili hadisler bir arada incelendiğinde aralarında
bir hayli tutarsızlık, çelişki ve farklı ifadelerin bulunduğu göze çarpar.
Ayrıca, Ehl-i Beyt, Emevî ve Abbasi hanedanları arasındaki siyasi mücadelenin
tarihini göz önünde bulunduran bir kişi, Mehdî konusunda her tarafın kendine
göre bazı hadisler ileri sürdüğüne tanık olur. Bu hadisleri nakledenlerin
çoğunun şu veya bu tarafa bağlı olduğu da bir gerçektir. Bu sebeple, bu
hadisleri nakleden veya bu hususla diğer rivayetleri anlatanların objektif
davrandığı söylenemez. Meselâ, bazı hadislerde “siyah bayraklar”dan söz
edilmiştir. Bu gibi ayrıntıların sonradan hadislere sokulduğu apaçık ortadadır.
Zira, tarih kitaplarından Abbasilerin siyah bayraklara ne kadar meraklı ve
bağlı oldukları bilinmektedir. Ayrıca, söz konusu hadislerle, Abbasilerin,
Halife Mehdî Abbasî’yi, vaadedilen Mehdi olarak takdim ettikleri tarihî bir
gerçektir.