Otuz İkinci Bölüm: Mekke Döneminin Son Üç Yılı
Otuz İkinci Bölüm: MEKKE DÖNEMİNİN SON ÜÇ YILI
32.1. MEKKE DÖNEMİNİN SON ÜÇ YILI
32.1.1. Hz. Peygamber’in Görüştüğü Kabileler
32.1.2. Rasûlullah (a.s.)’ın Kabilelerle Görüşmesi Sırasında Meydana Gelen
Olaylar
32.1.2.1. Beni Hemdân’a Mensup Bir Şahsın Tereddüdü
32.1.2.2. Beni Bekr bin Vâil İle Mülakat
32.1.2.3. Beni Amir bin Sa’sa’a İle Görüşme
31.1.2.4. Beni Şeybân bin Sa’lebe İle Görüşme
31.1.2.5. Beni Abs ile Görüşme
32.1.3. Evs ve Hazrec’in Tarihçesi
32.1.3.1. Bu Tarihi Durumun Etkileri
32.1.4. Rasûlullah (a.s.) İle Görüşen İlk Medineli
32.1.5. Rasûlullah (a.s.)’ın Medine’nin İkinci Heyetiyle Görüşmesi
32.1.6. Ensâr’ın İlk Grubunun İslâm’ı Kabul Etmesi ve Birinci Akabe Bi’atı
32.1.7. Medinelilerin İkinci Heyeti ve İkinci Akabe Bi’atı
32.1.8. Rasûlullah’ın, Mus’ab bin Umeyr’i Medine’ye Göndermesi
32.1.9. Medine’de Cuma Namazının Başlaması
32.1.10. Son Akabe Biatı
32.1.11. Akabe Bi’atının Ehemmiyeti
32.1.12. Ensâr’ın Fedakârlık Duygusu
32.1.13. Nakib’in Tayini
32.1.14. Akabe Bi’atının Haberini Alan Kureyş’in İlk Tepkisi
32.1.15. Bi’at’ten Sonra Medine’de İslâm’ın Yayılışı
Otuz İkinci Bölüm: MEKKE DÖNEMİNİN SON
ÜÇ YILI
32.1. Mekke Döneminin Son Üç Yılı
Biz daha önce Rasûlullah. (a.s.)’ın, Bi’set sonrası 10. yılda
Taife yaptığı seyahatten bahsettik. Bu seyahatten sonra Rasûlullah (a.s.) iyice
anladı ki, Kureyşlilerden herhangi bir hayır beklenmediği gibi, Beni Sakif’in
de doğru yola gelmesine imkân yoktur. Beni Sakif’in doğru yola gelmesi bir yana,
bu kabile İslâmi davete tahammül etmeye bile razı değildi. Hatta, Hz. Peygamber
(a.s.) Taif’te öylesine büyük bir hakarete ve işkenceye maruz kaldı ki, Mekke’de
peygamberlikten sonra geçirdiği 10 yılda bile bunun benzerine rastlanmamıştı.
Böylece, Rasûlullah (a.s.) Mekkeli ve Taiflilerden ümidini
kestikten sonra Ukâz, Mecenne, Zül-Mecaz panayırlarında ve Hac mevsiminde
Mina’da toplanan diğer Arap kabilelerine dikkatini çevirdi. Rasûlullah daha
ünce de bu yerlerde halkı İslâma davet ediyordu ama, bu defa davetinin mahiyeti
biraz değişikti. Rasûlullah, bu defa muhtelif kabileleri İslâma davet etmekle
kalmıyor, onların reis ve ileri gelenleriyle şahsen görüşüp kendisine ve diğer
müslümanlara maddi destek sağlamaya çalışıyordu. Rasûlullah (a.s.) bu reislere
diyordu ki: “Bakın, Kureyşliler Allah’ın davetinin yolunu tıkamışlardır ve
artık sizin yardımınız olmadan davet işi hızla yürüyemez”. Musa bin Ukbe’nin
İmam Zührî’ye dayanarak verdiği bilgiye göre Hz. Peygamber (a.s.) Medine’ye
hicret etmeden önce görüştüğü her kabileye ve ileri gelenlerine şöyle derdi:
“Bana eman verin ve benim davetimi destekleyin ki, Allah’ın kelâmını herkese
iletebileyim.” Bu gibi davet ve telkinler sırasında Ebu Cehl ve Ebu Leheb başta
olmak üzere Kureyş’in diğer pek çok serserileri her zaman Rasûlullah (a.s.)’ı
takip ediyorlardı ve Arap kabilelerinin onun vaaz ve telkinlerine kulak
asmamaları İçin çağrıda ve tehditte bulunuyorlardı. Bu adamlar bazen Rasûlullah
(a.s.)’a taş veya toprak atıyorlardı. Fakat Rasûlullah (a.s.) İslâmi davetini
her zamanki metanet ve ciddiyetiyle sürdürüyordu. Bu arada, Rasûlullah (a.s.)
umre, ziyaret, veya ticaret maksadıyla Mekke’ye gelen kişileri de Hak dinine
davet ediyor, onların kendisini desteklemelerini istiyor ve mümkünse
memleketlerine kendisini çağırmalarını teklif ediyordu.
32.1.1. Hz.
Peygamber’in Görüştüğü Kabileler
Rasûlullah (a.s.)’ın Hak daveti için yaptığı bu yolculuklarda
görüştüğü kabilelerin listesine baktığımızda görüyoruz ki, kendisinin
Arabistan’ın doğu kıyısından batı kıyısına ve güneyden kuzeye kadar görüşmediği
veya temas kurmadığı tek bir güçlü kabile yoktu. Bunlardan bazılarının
isimlerini aşağıda belirtiyoruz:
1) Kinde: Bu, güney Arabistan’ın en büyük kabilelerinden biri
olup Hadramût’tan Yemen’e kadar olan bölgeye hâkimdi.
2) Kelb: Bu, Kuda’a’nın bir koluydu ve Kuzey Arabistan’da Dûmet-ul
Cendel’den Tebûk’a kadar olan bölgeye hâkimdi.
3) Beni Bekr bin Vâil: Bu, Arabistan’ın savaşçı kabilelerinden
biriydi ve ülkenin ortalarından Doğu kıyısına kadar etkisini sürdürüyordu. Bu
kabile M.S. 3001 de ilk defa İran imparatorluğuna kafa tutmuş ve
peygamberlik döneminde tekrar İranlılarla savaşa girerek düşmana büyük
kayıplar verdirmişti. Tarihte bu savaş, Zikâr savaşı adıyla biliniyor.
4) Beni el-Bekka: Bu, Beni Amir bin Sa’sa’a’nın bir kolu olup
Mekke ile Irak yolu boyunca hakimiyetini sürdürüyordu.
5) Sa’lebe bin Ukâbe: Beni Bekr bin Vâil’in bir kolu.
6) Beni Şeyban bin Sa’lebe: Beni Sa’lebe bin Ukâbe’nin bir kolu.
7) Beni el-Hâris bin Ka’b: Beni Temim’in bir kolu.
8) Beni Hanife: Bu, Beni Bekr bin Vâil’in bir kolu olup
Yemâme’de otururdu. Müseyleme (Kezzab) bu kabileye mensuptu. Hz. Ebu Bekr’in
halifeliği sırasında sahte peygamberler fitnesi ortaya çıkınca müslümanlar en
çok bu kabile ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. Bu kabile de Arabistan’ın
savaşçı kabilelerinden biriydi.
9) Beni Süleym: Bu da, Kays-ı Aylan kabilelerinin en büyüğüydü
ve Hayber yakınlarında yukarı Necd bölgesinde oturuyordu. Bu kabilenin adamları
el-Kurâ vadisine Teymâ’ya kadar yayılmış durumda idiler.
10) Beni Amir bin Sa’sa’a: Havazin’in bir kolu olup Necd’de
oturuyorlardı. Havazin de Kays’ı Aylân’dandılar. Bunlar daha sonra Taif in bir
bölgesine yerleştiler. Kabilenin bazı üyeleri yazı Taif te kışı da Necd’de
geçirirlerdi.

11) Beni Abs: Bu da Kays-ı Aylân’ın bu kolu olan Gatafan’ın bir
yan kabilesi idi. Necd’de oturuyor ve savaşçı kabilelerden biri sayılıyordu.
Câhiliyye döneminde bazı kabilelerle çok uzun savaşlara girdi. Bu savaşlardan
Dâhis ve Ğabrâ’ tarihe geçmişlerdir.
12) Beni Üzre: Bu, Beni Abdullah bin Gatafan’ın bir koluydu.
13) Gassân: Bu, Güney Arabistan’ın hatırı sayılır kavimlerinden
biriydi. Daha sonra kuzey Arabistan’a geçip yerleşmişti. Çeşitli kabileleri
bünyesinde toplayan Gassanlıların bazısı Hıristiyan ve bazısı müşrikti.
Gassanlıların bir devletçiği Bizanslılara tabi olmuştu.
14) Fezâre: Bu Gatafan’ın büyük bir yan kabilesiydi ve Necd ile
el-Kurâ vadisinde otururdu.
15) Beni Abdullah: Bu, Kelb’in yan kabilelerinden biriydi.
16) Beni Muharib bin Hafse: Bu, Adnanlı kabilelerden biriydi.
Hz. Peygamber (a.s.)’in İslâm dinini yaymak üzere yaptığı
çeşitli geziler sırasında görüştüğü kabilelerin belli başlıları bunlardı.
Arabistan’ın jeopolitik durumu göz önünde bulundurulur ve yukarıda adlarını
yazdığımız kabilelerin toplumdaki durumları, sayıları, güçleri, zenginliği ve
yiğitliği ele alınırsa bunların sadece bir tanesinin bile Rasûlullah (a.s.)’ın
davetini kabul etmesi halinde İslâm dininin hayli güçleneceği ve günden güne
gelişeceğinden kimsenin şüphesi olmayacaktı.
32.1.2.
Rasûlullah (a.s.)’ın Kabilelerle Görüşmesi Sırasında Meydana Gelen Olaylar
Hz. Peygamber (a.s.)’in kabilelerle görüşmek üzere yaptığı
çeşitli geziler çok ilginç olmuş ve bunlarda bazı dikkate değer olaylar meydana
gelmiştir. Rasûlullah, bu geziler sırasında çeşitli adamlarla buluşmuş ve çoğu
üzücü olmasına rağmen bazı sevindirici olaylarla da karşılaşmıştır. Mûsâ bin
Ukbe’nin “Meğâzi”de belirttiği gibi kabilelerin çoğu şu cevabı verirlerdi: “Bir
insanı, mensup olduğu millet ve toplum daha iyi bilir. Bizzat kendi milletinde
fesâd ve kavga çıkarmış olan ve milleti tarafından reddedilmiş olan bir kişi
bize ne verebilir ki?” Fakat bazı kabileler sadece İslâm’ın davetini reddetmekle
kalmadılar, Rasûlullah (a.s.)’a çok kaba ve çirkin davrandılar. İbni Cerir, İbni
Hişâm ve Hâfız İbni Kesir’in Muhammed bin İshâk’a dayanarak ifade ettiklerine
göre bir defasında Rasûlullah (a.s.) Kinde’nin toplantı yerine gitti ve
Kindelilerin yardımını talep etti. Fakat, Kindeliler bu talebi reddettiler.
Rasûlullah (a.s.) Kelb kabilelerinden Beni Abdullah’a gitti ve kendilerine “Allahu
Teâlâ atanıza iyi bir isim bahsetmiştir, siz bana yardım edin” dedi, ama onlar
da bu isteği reddettiler. Rasûlullah (a.s.), daha sonra Beni Hanife’ye gitti,
fakat bu kabile daha da kötü davrandı; ve bulundukları yerden Rasûlullah
(a.s.)’ı kovdu.