Hz. Muhammed (A.S)’İn Peygamberliğinin Zarureti ve Bununla İlgili Deliller
3.4.4. Üç
Şüphe’nin Giderilmesi
Bu açık ve kesin işaret ve haberlerde sadece üç şey ilk bakışta
şüpheli erde ve Barnabas İncili’nin başka bölümlerinde Hz. Îsa’nın, kendisinin
Mesih olmadığını ısrarla belirtmesidir. İkincisi, sadece yukarıdaki alıntılarda
değil, İncil’in diğer birçok yerlerinde de Rasûlullah (a.s.)’ın asıl Arapça ismi
olan “Muhammed” açıkça zikredilmiştir. Peygamberlerin gelecekten haber verirken
kesin ifadelerden kaçındıkları, özellikle şahıs isimlerini vermedikleri müşahede
edilmiştir. Üçüncü nokta yukarıdaki ibarelerde Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)’dan
“Mesih” olarak bahsedilmesidir.
Birinci şüphe için şunu söyleyebiliriz ki, sadece Barnabas
İncili’nde değil, Lucas (Luka) İncili’nde de Hz. Îsa (a.s.)’nın kendi havari ve
şakirtlerine kendisine “Mesih” dememelerini emrettiğine dair kayıtlar vardır.
Lucas İncili’nin sözleri şunlardır: “O onlara sordu, siz bana ne diye hitap
edersiniz? Peter cevap verdi: ‘Allah’ın Mesihi’. Bunun üzerine onları tenbih
etli, ‘bunu kimseye söylemeyin’ (Bölüm: 9; 20-21). Bu yasaklamanın sebebi, öyle
sanıyoruz ki, Hz. Îsa’nın kendi isminin beklenen Mesih ile karıştırılmasını
istememesiydi. Bilindiği gibi, İsrail Oğulları öteden beri Mesih’in gelmesini
bekliyorlardı. Onlara göre Mesih kılıcıyla bütün Hak düşmanlarını mağlup
edecekti. İşte bunun üzerine Hz. Îsa (a.s.) bekledikleri Mesih’in kendisi
olmadığını ve O’nun kendisinden sonra geleceğini açıklamak zorunda kaldı.
İkinci şüpheye gelince, halen dünyada varolan Barnabas
İncil’inin Latince tercümesinde Resûl-i Ekrem’in adı gerçekten “Muhammed” olarak
geçmektedir. Fakat kimse bu kitabın hangi dillerden tercüme üstüne tercüme
edilerek Latinceye kadar geldiğini bilmiyor. Barnabas İncil’inin aslının
Süryanice olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, daha evvel de işaret ettiğimiz
gibi, Hz. Îsa ile havarilerinin dili buydu. Kitabın aslı bulunsaydı, onda Hz.
Muhammed (a.s.)’in adının nasıl yazıldığını görmemiz mümkün olacaktı. Kanımıza
göre, daha önce İbn İshak’ın Yuhanna İncil’inin tercümesinden bahsederken
belirttiğimiz gibi, Hz. Îsa aslında muhtemelen “Munhamanna ” sözcüğünü
kullanmıştır. Daha sonra bu sözcük muhtelif tercümelerde muhtelif şekilde ifade
edilmiş olabilir. Daha sonra, müjdelenen peygamberin isminin hemen hemen
“Muhammed” manasına geldiğini gören bir mütercim bu ismi yazmış olabilir. Bu
sebeple, sadece “Muhammed” isminin açık seçik şekilde yazıldığını görerek,
bütün Barnabas İncili’nin bir müslüman tarafından kaleme alındığını iddia etmek
yanlış olur.
Üçüncü noktaya gelince, “Mesih” aslında bir İsrail terimidir. Bu
terim, Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Îsa (a.s.)’nın Mesih olduğunu inkâr eden
Yahudileri ikna etmek üzere kullanılmıştır. Yoksa, bu ne Kur’an-ı Kerim’in
terimidir ne de bu terim Kur’an’da İsrail Oğullarının kastettiği anlamda
kullanılmıştır. Bu bakımdan, Rasûl-ü Ekrem (a.s.) hakkında, Hz. Mesih (a.s.)
“Mesih” kelimesini kullanmış ve Kur’ân-ı Kerim’de bu kelime kullanılmamışsa,
bundan Barnabas İncili’nde, Kur’ân’da olmayan bir şeyin Hz. Peygamber’e
atfedildiği anlamı çıkmaz. Aslında Beni İsrail’de şöyle bir gelenek vardı. Bir
şahıs veya eşya kutsal bir amaç için tahsis edildiği zaman o eşya üstüne ya da
şahsın başına mukaddes yağ sürülerek takdis edilmiş olurdu. İbranice’de yağ
sürme hareketine “mesh” ve başına yağ sürülene de “mesih” denilirdi. Tapınak ve
ibadet yerlerinde bulunan çanak çömlek, tabak, bardak ve sürahiler aynı şekilde
“mesh” edilerek ibadete tahsis edilirdi. Kâhin ve rahipler de rahiplik mevkiine
getirildiği zaman “mesh” (takdis) edilirlerdi. Aynı şekilde hükümdar ve
peygamberler de taç giyerken veya peygamberlik mevkiine yükselirken takdis
edilirlerdi. Yani İncil açısından, İsrail oğullarının tarihinde sayısız “mesh”
olayı ve “Mesih” vuku bulmuştur. Nitekim, Hz. Harun (a.s.) bir haberci olarak
bir “Meshti. Aynı şekilde, Hz. Musa haberci ve nebi olarak, Talût padişah
olarak, Hz. Davud padişah ve peygamber olarak, Sadak, hükümdar ve kâhin olarak
ve Hz. Elyesa bir nebi olarak birer mesih idiler. Daha sonra takdis etmek için
illâ yağ sürme ananesi de kaldırıldı. Aksine, birinin sadece Allah tarafından
bir mevkiye veya göreve tayin edilmesi, “mesih” veya takdis edilme anlamına eşit
hale geldi. Meselâ, I- Hükümdarlar, Bölüm: 19’da Allah’ın, Hz. İlyas (İlliyah)’a,
Haz’ayil’i mesh edip Arâm (Şam) hükümdarı, Nemsi’nin oğlunu meshedip İsrail
hükümdarı ve Elyesa’yı meshedip kendisinin yerine nebi yapma emri verildiği
kaydedilmiştir. Bunlardan hiçbirinin bar sına yağ sürülmedi. Yalnızca, Allah
tarafından bir vazifeye getirildiklerini ilân etmek, onları mesh (takdis) etmek
anlamına gelirdi. Demek oluyor ki, İsrail oğullarının anlayış ve geleneklerine
göre, “mesih” kelimesi sadece “Allah tarafından görevlendirilmiş” anlamına
gelirdi. Ve Hz. Îsa (a.s.) da Hz. Muhammed (a.s.) için “Mesih” kelimesini bu
anlamda kullanmıştı[5].
[1] Kuran-ı
Kerîm’in Rasûl-u Ekrem’in Ümmî olduğunu açıkça ifade etmiş olmasına rağmen,
bazı kimselerin kendisini okuma yazma bilen bir kişi olarak göstermekte
ısrar etmeleri doğrusu şaşılacak bir tutumdur. Gördüğümüz gibi, Hz.
Peygamber’in Nübüvvetinin lehinde bir delil olarak Kuran-ı Kerim’in ileri
sürdüğü husus, O’nun ümmi olmasıdır. İşin tuhafı, Müslümanlardan bazı
kimseler de Hz. Muhammed’in okumuş bir kişi olduğunu ispatlamaya
çalışıyorlar. Bu iddianın halinde ileri sürülen bazı asılsız ve uydurma
rivâyetler hemen ilk bakışta reddedilecek mahiyettedir. Bir kere, Kur’an
gibi Allah’ın kelâmı ortada dururken ve bu ilâhî kitab tam aksi bir iddiada
bulunurken, kaynağı meçhul rivâyetlere inanmak abestir. Ayrıca bu rivayetler
de oldukça zayıf ve gülünçtürler. Bu rivayetlerden biri Sahih-i Buhari’de
geçiyormuş. Buna göre Hudeybiye Anlaşması kaleme alınırken Mekke’li
kâfirlerin Hz. Muhammed’in ismine “Rasûlullah” kelimesinin eklenmesine
itiraz ettiği, bunun üzerine Hz. Peygamber’in kâtibine (Ali’ye), “peki,
Rasûlullah kelimesini karalayıp Muhammed bin Abdullah yaz” diye buyurduğu,
Hz. Ali’nin bu kelimeyi karalamakla tereddüt etmesi üzerine Rasûlullah’ın
ondan kalemi alıp bu sözleri sildiği ve (Muhammed bin Abdullah) ibaresini
yazdığı belirtiliyor.
Ancak bu rivayet Ber’a bin Âzib’in ağzıyla Sahih-i
Buhari’de dört yerde ve Sahih-i Müslim’de iki yerde geçmiştir ve her yerde
kullanılan kelimeler değişiktir:
1.) Buhari’nin “Kitabüs-Sulh” de bir rivâyetin inceleme
ve sözleri şöyledir: Hz. Peygamber, Hazreti Ali’ye, bu kelimeleri karalayın
dedi, Hz. Ali arz etti, “ben bu kelimeleri karalayamam”. Nihayet Hz.
Peygamber bu kelimeleri karaladı.
2.) Aynı kitapta bir başka rivâyet vardır: Sonra,
Ali’ye dedi, “Rasûlullah”! silin. O dedi ki, vallahi isminizi hiçbir zaman
silmeyeceğim. Nihayet Hazreti Peygamber (a.s.) yazıyı alıp şu ibareyi
yazdı. “Bu, Muhammed bin Abdullah’ın yaptığı anlaşmadır”.
3.) Üçüncü rivâyet yine Ber’a bin Azib Buhari, “Kitabul-Cizye”
de yer almıştır. Sözleri şöyledir: Rasûl-ü Ekrem, kendisi yazamadı.
Buyurdular ki ey Ali, “Rasûlullah’ı karala. Ali arz etti, vallahi bu
kelimeyi hiçbir zaman silmeyeceğim. Bunun üzerine Hz. Peygamber kendisine bu
kelimelerin bulunduğu yeri göstermesini istedi. Ali (r.a.) o yeri gösterdi.
Ve Hz. Peygamber o ibareyi kendi eliyle karaladılar.
4.) Dördüncü rivayet, Sahih-i Buhari, “Kitabül Meğazi”
de yer alıyor. Anlatılanlar şunlardır: “Bunun üzerine, Hz. Peygamber o
yazıyı aldı ve kendisi yazmayı bilmemesine rağmen şu kelimeleri yazdı: “Bu
muahadeyi Muhammed bin Abdullah yapmıştır.”
5.) Yine Ber’a bin Azib’in Sahihi Müslim, “Kilabul-Cihad”
da yer alan rivâyetine göre; Hz. Ali’nin hayır demesi üzerine Hz. Peygamber
eliyle “Rasûlullah” kelimesini sildi.
6.) Aynı kitapla Ber’a bin Âzib tarafından şu rivayet
nakledilmiştir: Hz. Ali’ye dedi ki, “Rasûlullah kelimesi nerdedir, bana
göster.” Hz. Ali o yeri gösterdi ve Hz. Peygamber onu silerek, “Abdullah
oğlu” yapıverdi. Rivâyetler arasındaki bu tutarsızlık gösteriyor ki, aradaki
râviler, Ber’a bin Azib’in sözlerini doğru nakledemediler. Bu sebeple
bunlardan hiçbirine itibar edilemez. Hazreti Peygamber’in anlaşma metnine
kendi eliyle “Muhammed bin Abdullah” kelimesini yazdığı kesinlik
kazanmamıştır. Belki de asıl vaziyet şöyle idi: Hz. Ali’nin metindeki “Rasûlullah
kelimesini silmeyi reddetmesi üzerine Hz. Peygamber, Ali’den o kelimenin
yerini öğrenip onu kendi eliyle karaladı. Daha sonra Ali’nin veya başka bir
kâtibin oraya “Abdullah oğlu Muhammed” ibaresini yazmasını sağladı. Bazı
rivayetlere göre anlaşma iki kâtip tarafından hazırlanmıştı. Biri Hz. Ali ve
diğeri Muhammed bin Mesleme (Bk: Fethul Bâri, c. 5, s. 217) Bu sebeple, pek
mümkündür ki bir kelimeyi bir kâtip yazmayınca, bu işi başka bir kâtip
yaptı.
Bu arada, bir başka rivayet de Hz. Nebî (a.s.)’nin
okumuş olduğu lehinde ileri sürülüyor. Bu rivâyeti Mücahid’den İbni Ebi
Şeybe ve Ömer İbni Şeybe nakletmişlerdir. Bunun sözleri şöyledir: Rasûlullah
(as.) vefâtından önce okuma yazmayı öğrenmişlerdi. Fakat unutulmamalıdır ki
bu rivâyetin kaynağı çok zayıftır ve doğruluğu da şüphelidir. Nitekim, İbn-i
Kesir şöyle diyor: “Bunun aslı zayıftır”. Sonra, Hazreti Peygamber (a.s.)
ömrünün sonlarına doğru da olsa, okuma yazmayı öğrenmiş olsaydı, bu haber
bir anda her tarafa yayılır ve bundan herkes haberdar olurdu. Şüphesiz Ashab-ı
Kirâm bu hadiseye büyük ehemmiyet verirlerdi ve pek çoğu, Hazreti
Peygamber’in kimden, ne zaman ve nasıl okuma-yazmayı öğrendiğini rivayet
ederlerdi. Ne var ki böylesine önemli bir olay ile ilgili rivayet sadece Hz.
Avn bin Abdullah’a atfediliyor ve ondan Mücahid bize nakletmiştir. Sonra şu
nokta da göz önünde bulundurulmalıdır ki Avn bin Abdullah bir sahabe değil
tabiindendir. Avn bin Abdullah’ın, Hz. Peygamber’in okuma yazmayı
öğrendiğini hangi sahabeden haber aldığı da sabit değildir. Dolayısıyla, bu
gibi zayıf ve güvenilmesine imkân bulunmayan rivayetlere dayanarak Kuran-ı
Kerim’de beyan edilen ve belgeler ile yaşanan olaylardan sabit olan bir
gerçeğe göz yumulamaz. Mevdûdi.
[2] “Tefhim-ul
Kuran”, cilt 2, 3 ve 4’te bu mevzu daha teferruatlı şekilde anlatılmıştır.
[3] Bk: Bakara;
55,56 63, A’râf; 155-171 ve İncil, Kitab-ı Huruc, 17,18-19.
[4] Bk:Encyclopaea
of biblikal literatüre; parakletus maddesi.
[5] Mesih
kelimesinin İsrail oğullarının anladığı anlamının ayrıntılı açıklamaları
için Bk: Encyclopadea of Biblical Literature, “Messiah” maddesi.