Hz. Muhammed (A.S)’İn Peygamberliğinin Zarureti ve Bununla İlgili Deliller
3.4.3.3. Yuhanna
İncil’inde Geçen İbareler
Şimdi gelin, Yuhanna İncil’inde (St. John İncili) bölüm on
dörtten on altıya dek sürekli olarak yer alan gelecek peygamber hakkında müjde
ve haberlere bir göz atalım:
“Ve ben Babam’a yalvarırsam O size ikinci yardımcıyı
gönderecektir. Bu yardımcı ebediyen sizlerle kalacaktır. Yani, dünyanın elde
edemeyeceği Hak Ruhu. Bunu dünya ne görür, ne bilir (ama siz onu bilirsiniz,
çünkü o sizlerle yaşar, sizin içinizde bulunur”. (Bölüm 14; 16-17)
“Ben bu sözleri sizlerle beraberken size söyledim. Ama, pederim,
Ruh-ul Kuds’ün adıma site göndereceği Yardımcı size her şeyi öğretecek ve size
bütün söylediklerimi hatırlatacaktır” (14: 25-26).
“Bundan sonra ben sizinle pek konuşmayacağım, Zira, dünyanın
önderi geliyor ve bende onun hiçbir şeyi yoktur” (14; 30)
“Ama, Pederim tarafından size göndereceğim Yardımcı yani
“Hakikat’in Ruhu” size gelince benim için şahitlik yapacaktır” (15; 26)
“Ama ben size doğruyu söylüyorum, benim gitmem sizin için
faydalıdır. Zira ben gitmesem o yardımcı size gelemeyecek. Ama gidersem onu
size göndereceğim” (16; 7)
“Ben size bazı diğer şeyler de söylemek isliyorum, ama siz
bunlara tahammül edemezsiniz. Ama o, yani, Hakikat’in Ruhu size gelince, size
doğru yolu gösterecektir. Zira o kendi tarafından hiçbir şey söyleyemeyecektir,
aksine duyduklarını anlatacaktır ve size geleceğin haberini verecektir. O size
Celâlimi (öfkemi) gösterecektir. Çünkü o size benden aldığı haberleri
verecektir. Peder’in olduğu her şey benimdir. Onun için dedim ki, benden alacak
ve verecektir”. (16; 12-15)
3.4.3.4. Yukarıda
Geçen İbarelerin Anlamı
Yukarıda geçen ibarelerin anlamını tayin etmeden önce şunu
bilmekte fayda vardır ki, Hz. Îsa ve o dönemin Filistinlilerinin konuştuğu halk
dili, “Arami” dilinin bir lehçesi olan Süryanice idi. Hz. Îsa’nın doğuşundan iki
yüz, iki yüz elli sene evvel, Seluk (Seleucide) döneminde bu bölgede
İbranice’nin kullanılmasına son verilmişti ve yerini Süryanice almıştı. Gerçi
Seluki ve daha sonra Roma İmparatorluğu’nun etkisiyle bölgeye Elence de
girmişti. Fakat bu dil alanı, hükümetin gözüne girmek ve yüksek mevkilere
yükselmek isteyen ve Yunan etkisi allında kalan İnsanlar arasında varolan
sınırlı bir alandı. Filistin halkı genellikle Süryanicenin değişik bir
lehçesini kullanırdı. Bu lehçe, Şam’da konuşulan Süryaniceden farklıydı.
Filistin halkı Elenceye o kadar yabancıydı ki, miladi yetmiş’te de Romalı
general Titus Kudüs’lülere hitap etmek isterken konuşmasını Süryaniceye tercüme
ettirme mecburiyetini hissetmişti. Bu sebeple, Hz. Îsa’nın arkadaş ve
öğrencilerine söylediklerinin mutlaka Süryanice olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
Burada şu noktaya da dikkat edilmelidir ki, İncil’in dört cildi
de, Hz. Îsa’dan sonra Hıristiyanlığı kabul etmiş olan Elence konuşanlar
tarafından kaleme alınmıştı. Bu yazar ve kâtiplere Hz. Îsa’nın söz ve
hareketleriyle ilgili ifadeler, herhangi bir yazılı metinden değil Süryanice
konuşan kişilerin şifahî rivâyetleri şeklinde geçmişti. Bu ifade ve rivâyetler
daha sonra Süryaniceden Elenceye çevrilmişti. İncil’lerin hiçbiri miladî
yetmişten önce kaleme alınmamıştı. Yuhanna İncili ise Hz. Îsa’nın ölümünden
yaklaşık yüz yıl sonra muhtemelen Türkiye’nin Ege bölgesinin Ephesus (Efes)
kentinde bitirilmişti. Buna ilâveten, bu İncillerin hiçbir Elence nüshası
muhafaza edilememiştir. Halbuki, İncillerin ilki Elence yazılmıştı. Matbaanın
bulunuşundan önce kaleme alman ve şuradan buradan müsveddeler halinde toplanan
Elence İncillerin ilk nüshaları dördüncü asırdan öteye gitmiyor. Bu bakımdan, Hz.
Îsa’dan sonra aradan geçen üç yüz senede bu kitaplarda ne gibi değişiklikler
yapıldığını lam kestirmek hemen hemen imkânsızdır, İncil’de değişiklikler
yapılmasına ilişkin şüphemizi kuvvetlendiren unsur, Hıristiyanların Mukaddes
Kitapla her türlü tahrifi caiz saymalarıdır. “Encyclopadea of Britanica”nın
Bible (İncil) maddesinde şu satırlara rastlanıyor:
“İncillerde bu tür belirgin değişiklikler kasten yapılmıştır.
Meselâ, bazen bütün bir ibare başka kitap ve kaynaklardan İncillere eklenmiştir.
Bu tür tahrifât, İncil’in metnine, uygun gören yazarların, buldukları, her
yerden topladıkları yazı ve iktibaslardan ileri geliyor. Bu yazar ve
derlemeciler İncili daha derli toplu ve faydalı yapmak maksadıyla
kendilerinden de bazı malzeme eklemek konusunda kendilerini yetkili
sayıyorlardı… Birçok ilâve ve çıkarmalar ta ikinci asırda yapılmıştı ve
bunların kaynağı bilinmiyordu…”
Böyle bir durumdu, İncil’de geçen Hz. Îsa’nın sözlerinin aynen
nakledildiğini ve bunlarda bir değişiklik yapılmadığını söylemek gerçeklen çok
zordur.
Üçüncü ve en önemli husus da, Filistin’in müslümanlar tarafından
fethedilmesinden sonra yaklaşık üç yüz yıl kadar Hıristiyan tebaanın dilinin
Süryanice olmasıdır. Tarihi kayıtlara göre Filistinli Hıristiyanlar, ancak
dokuzuncu yüzyılda Süryanice yerine Arapça konuşmaya başladılar. Bu Süryanice
konuşan Hıristiyanlardan ilk üç yüzyılda müslüman âlimlere geçen Hıristiyan
rivâyetlerinin, daha sağlam ve geçerli olduğu söylenebilir. Zira, diğer
Hıristiyan kavim ve âlimlere, Hıristiyanlığın temel inanç, felsefe ve
gelenekleri Süryaniceden Elenceye daha sonra da Latinceye tercüme edilmek
suretiyle ulaşmıştı. Halbuki, Hz. Îsa’nın ağzından çıkan sözler Filistin’de
uzun süre konuşulan Süryanice olduğu için bunların ilk etapta iyi korunduğu daha
yakın bir ihtimaldir.
3.4.3.5. Dünyanın
Lideri Olacak
Bu inkâr edilmez tarihi hakikatlerin ışığında Yuhanna İncili’nin
yukarıda geçen ibaresini değerlendirecek olursak, Hz. Îsa’nın kendisinden
sonra gelecek bir peygamber hakkında milletine bir müjde vermekte olduğuna
tanık oluruz. Îsa, (a.s.) bu şahsiyeti “dünyanın lideri”, “ebediyen yaşayacak”,
“doğruluğun bütün yollarını gösterecek” ve bizzat kendisini (Hz. Îsa’yı) “teyid
edecek” bir kişi olarak tarif etmektedir. Dikkat edeceğiniz gibi, asıl ibarelere
Ruh’ül-Kuds’an (Kutsal Ruh) ve “Hakikat’ın Ruhu” gibi kelimeler ilâve edilmek
suretiyle ifade muğlak ve hatta anlamsız kılınmak istenmiştir. Buna rağmen,
bütün ibareleri dikkatle tahlil ettiğimizde müjdelenen şahsiyetin bir ruh
değil, bir insan ve belirli bir kişi olduğunu anlarız. Bu öyle bir kişidir ki
öğretileri cihanşümûl olup herkesi kapsayacak ve kıyamete kadar yaşayacak
nitelikte olacaktır. Bu özel şahsın bir hususiyeti de “yardımcılık”tır.
Tercümede biz “yardımcı” kelimesini kullandık. Hıristiyanlar Yuhanna İncili’nin
Elence asıl nüshasında geçen kelimenin “‘paracletus” olduğunda ısrar
etmektedirler. Ama bunun manasını tesbit ederken kendileri de ihtilâfa
düşmüşlerdir. Bu kelimenin kökü olan Yunanca “paraclete”nin anlamı şunlardır:
Bir yere çağırmak, yardıma çağırmak, ikaz ve tenbih, teşvik etmek, yalvarmak,
dua etmek vs. Elencede bu kelimenin karşılığı şunlardır: Teselli etmek, teskin
etmek ve cesaret vermek, İncil’de hangi yerlerde bu sözcük kullanılmışsa orada
buna yukarıdaki anlamlardan hiçbiri uygun düşmez. Origen, bu kelimeyi bazı
yerde “teskin eden” ve bazı yerde “takbih eden” olarak tercüme etmiştir. Ama
diğer yorumcular bu tercümeleri reddetmişlerdir. Çünkü bunlar ilkin, Yunanca
grameri bakımından doğru anlamlar değildir. İkincisi, söz konusu kelimenin
geçtiği ibarelerden hiçbirinde bu anlamlar uygun düşmüyor. Bazı diğer
mütercimler bunu “öğretmen” ve “hoca” olarak çevirmişlerdir. Ama Yunancanın
genel kural ve kaideleri bu anlamın çıkarılmasına da müsait değildir. Turtulian
ve Augustein ise “avukat” ve “vekil” kelimesini tercih etmişlerdir. Başkaları
“yardımcı”, “teskin eden ve teselli eden” sözcüklerini kullanmışlardır[4].
İşin ilginç yanı, Yunancada sözünü ettiğimiz kelimeye benzer başka bir kelime, “Periclytos”un
bulunmasıdır. Bu kelimenin manası, “medh edilmiştir. Görüldüğü gibi, bu kelime,
Arapça Muhammed’in hemen hemen aynısıdır. Hem telaffuz bakımından da ikisi
arasında epeyce benzerlik vardır. Şimdi ister misiniz, kendi kutsal
kitaplarında keyiflerine göre değişiklik yapmayı meslek ve âdet edinmiş olan
Hıristiyan din adamları, Yuhanna’nın naklettiği haberde yer alan bu kelimeyi
akide ve inançlarına ters düştüğünü görünce bunu az bir değişiklikle “paracletus”
yapmış olsunlar! Bu değişikliğin gerçekten yapılıp yapılmadığı, Yuhanna
İncili’nin asıl Yunanca nüshasının bulunmasıyla mümkün olabilirdi. Maalesef, bu
nüsha bulunmadığı için eski ve yeni metinde kullanılan kelimenin ne olduğunu
tesbit etmek imkânsız kılınmıştır.
3.4.3.6. “Munhamanna”
Ancak vereceğimiz karar sadece bu hususa bağlı değildir ve çok
şükür ki değildir. Zira, Yuhanna’nın Yunanca İncil’inde müstakbel peygamber
için hangi kelimenin kullanılmış olması meseleyi tamamıyla halletmiyor. Bir
kerre, bu İncil de Süryaniceden Yunancaya çevrilmişti. Demek oluyor ki bu
hususta asıl önemli olan, Hz. Îsa’nın kullandığı Süryanice kelimedir. Çok
şükür, bu kelime, İbn Hişam’ın Siyer-i Nebevi’sinde vardır. Siret-i İbn Hişam’da
sadece aradığımız kelime bulunmakla kalmıyor, ayrıca bundan asıl Yunanca
kelimenin ne olduğu da açıkça anlaşılıyor. İbn Hişam, Muhammed bin İshak’a
atfen Yuhannes (Yuhanna) İncili’nin 15. Bölümü -âyet 23 ilâ 27 ve Bölüm-16 âyet;
1 ‘in tümünü tercüme etmiştir. Adı geçen tercümede Yunanca “paracletus” kelimesi
yerine Süryanice “Munhamanna” kelimesi kullanılmıştır. Daha sonra, İbn İshak ya
da İbn Hişâm bu kelimeyi şöyle tarif etmiştir: “Munhamanna” kelimesi Süryanicede
Muhammed (methedilmiş) ve Yunancada “pericletus” anlamına gelmektedir” (İbn
Hişam, cilt I, s. 248).
Olaya tarih açısından bakacak olursak, Filistin’li
Hıristiyanların ana dilinin dokuzuncu asra kadar Süryanice olduğunu görürüz. Bu
bölge, yedinci yüzyılın ilk yarısında müslüman topraklarına katılmıştı. İbn
İshak 768’de ve İbn Hişam 828 yılında vefat etmişti. Demek ki, her iki yazar ve
âlimin zamanında Filistin’li Hıristiyanlar Süryanice konuşuyor ve yazıyorlardı.
Her ikisi için kendi memleketlerinin Hıristiyan tebaasıyla temas kurmaları hiç
de zor değildi. Ayrıca, o devirde Yunanca konuşan yüz binlerce Hıristiyan,
müslüman topraklarında yaşıyorlardı. Bu nedenle, kendileri, Süryanice’nin hangi
sözcüğünün Yunancanın hangi sözcüğüne eş anlamda olduğunu gayet iyi
bilebiliyorlardı. Şimdi İbn İshak’ın naklettiği tercümede Süryanice kelime, “Munhamanna”
geçmişse ve İbn İshak veya İbn Hişam bunun Arapça “Muhammed” kelimesi ya da
Yunanca “Pericletus” sözcüğüne eş anlamda kullanıldığını açıklamışsa, Hz.
Îsa’nın Hz. Peygamber (a.s.)’in mübarek ismini vererek kendisinden sonra dünyaya
geleceğini müjdelemiş olmasında hiçbir şüphe kalmıyor. Bu açıklama ile birlikte,
Yuhanna İncili’nde geçen kelimenin aslında “periclytos” olduğu, ancak Hıristiyan
din adamları tarafından sonradan “paracletus” olarak değiştirildiği de hiçbir
şüpheye yer vermeyecek şekilde anlaşılıyor.