Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Hz. Muhammed (A.S)’İn Peygamberliğinin Zarureti ve Bununla İlgili Deliller

3.2.3. Kişiliği
ve Karakteri

Sadece Arabistan’ın değil, bütün dünyanın o zamanki halini bir
defa daha gözünüzün önüne getirin ve bunun karşısında şu hususlara dikkat edin.
Söz konusu kişinin hangi şartlar altında doğduğuna, ailesinin nasıl olduğuna,
çocukluğunun nasıl bir çevrede geçtiğine, gençliğinde ne yaptı­ğına ve kimlerle
haşir neşir olduğuna. Daha ilk bakışta kendisinin bam­başka bir insan olduğuna
kanaat getirirsiniz. Ondan daha yüksek ahlâklısı ve temiz karakterlisi yoktur.
Hiçbir zaman yalan söylemez. Doğru sözlü­lüğüne bütün millet şahittir. En ezeli
düşmanı bile falanca yerde veya za­manda, yalan söylediğini iddia edemez.
Kimseye kötü sözler söylemez. Kimse O’nun şu veya bu vesile ile küfür
söylediğini veya müstehcen şey­ler konuştuğunu ileri süremez. Her türlü insanla,
her konuda görüşür ama kimse ile ağız kavgası yaptığı, sert konuştuğu
söylenemez. Dili sert değil, yumuşak ve tatlıdır. Öylesine tatlı dillidir ki
O’nunla konuşan ve sohbet eden kişi olgunluğuna hayran kalır. Kimseye kötü
muamele yapmaz, kim­senin hakkını çiğnemez. Yıllarca ticaretle meşgul olmasına
rağmen bir de­fasında bile birinin parasını yediği veya para yüzünden kavga
çıkardığı vaki olmamıştır. Beraber çalıştığı herkes dürüstlüğüne inanmıştır.
Öylesi­ne doğru sözlü ve ilişkileri dürüst olan bir insandır ki, herkes O’na
“emin” lakabını takmıştır. Dürüstlüğüne o kadar inanılıyor ve güveniliyor ki
düş­manları bile para ve kıymetli eşyalarını O’na emanet ediyorlar. Her tarafta
hayasızlık ve çıplaklık almış yürürken, kendisi çocukluğundan beri her zaman
uygun kıyafette bulunmuş, hayalı davranmıştır. Ahlâksızlık yanın­dan bile
geçmemiştir. İçkiye dokunmaz, kumar oynamaz, görgüsüz ve kültürsüz İnsanlar
arasında temizlik ve erdemliliğin timsâlidir. Laubalilik­ten nefret eder.
Temizlik ve taharet hayranıdır. Yumuşak kalbli ve merha­metlidir, herkesin
derdini paylaşır. Başkaları için acı ve eziyet çeker. Çev­resi, vahşilerle
doluyken kendisi şiddet ve kan dökülmesinden nefret eder. Aşiretler arasındaki
kavgalardan uzak durur, şahsi ve ailevi çatışmalara katılmaz, hatta bunları
tasvip de etmez. Herkes putlara taparken, O akıl ve mantıkla hareket eder. O’na
göre, gökler ile yeryüzü arasında tapılacak hiçbir şey yoktur. Hiçbir yaratığın
önünde eğilmez. Putlara kurban verme­yi veya putlara adanan hediye ve
yiyecekleri kabul etmez. Gönlü her türlü şirke ve mahluklara tapılmasına razı
olmaz. Kısacası, bu insan alacakaran­lıkta etrafını aydınlatan bir kandil ve âdi
taşlar arasında göz kamaştırıcı bir elmas gibidir.

3.2.4. Zihnî ve
Ruhi Dünyasında Değişiklik

Yaklaşık kırk yıl böylesine temiz ve dürüst bir hayat süren bu
insanın ömründe büyük bir değişiklik ve devrim meydana gelir. Çevresindeki
ka­ranlıktan canı sıkılır. Çevresindeki cehalet, ahlâksızlık, kötülük,
düzensiz­lik, şirk ve putperestlik denizinden bir anda kurtulmak ister. Bu çevre
ve ortam, O’nun tabiatına hiç uymaz. Nitekim bu pislik dolu dünyasından
bunalarak sessiz ve sakin yerlere gider, dağlar ve tepelerde huzur ve sükûnu
aramaya çalışır. Bu hareketini sık sık tekrarlar. Günlerce dağlarda ve
ma­ğaralarda hakikati arar. Oruç tutarak zihnini ve kalbini temizlemeye
çalı­şır. Düşünür, taşınır ve murakabe yapar. Çevresindeki karanlığı yırtacak,
ortadan kaldıracak bir ışık arar durur. Eline öylesine sihirli bir imkân
ge­çirmek ister ki, bununla doğru yoldan sapmış olan dünyayı kökünden yı­kıp
yeni bir dünya oluşturabilsin.

3.2.5. Kurtuluş
Çağrısı

Birden bire kişiliğinde ve durumunda muazzam bir değişiklik
meyda­na gelir. Birden bire kalbi kendisinden olmayan bir ışıkla dolar. Birden
bi­re kendisinde daha önce olmayan bir güç hisseder. Mağaranın yalnızlığın­dan
çıkıp, şehre iner. Ve insanlara taptıkları putların gerçek olmadığını, hiçbir
anlam taşımadıklarını dolayısıyla onları bırakmaları gerektiğini söyler. Hiçbir
insan, ağaç, ruh, yıldız, ay ve gezegenin tapılmaya lâyık ol­madığını belirtir.
Bunlara itaat ve ibadet etmenin gereksiz ve anlamsız ol­duğunu söylemeye
çalışır. Der ki, bu dünya, ay, yıldız, güneş, gök ve kâinat Allah tarafından
yaratılmıştır. Sizi yaratan da öldüren de Allah’tır. Sadece O’na kul olun, O’na
itaat edin, O’nun önünde eğilin. Yaptığınız hırsızlık, soygun, yağma, katliam,
zulüm, fuhuş ve diğer hayasızlıklar gü­nahtır. Bunlardan sakının, Allah
bunlardan hoşlanmaz. Doğru söz söyle­yin, doğru hareket edin. Herkese adaletli
davranın. Kimsenin canına kıy­mayın, kimsenin malına göz dikmeyin. Hakkınız ne
ise alın, hakkı olana hakkını verin. Hepiniz insansınız ve bütün İnsanlar
eşittir. Kimse rezil ve alçak olarak doğmamıştır. Aynı şekilde kimse şeref ve
haysiyet madalya­sıyla dünyaya gelmemiştir. Büyüklük ve üstünlük ırk ve soydan
değil, Al­lah’a yakın olmak ve dürüst olmaktan gelir. Allah’tan korkan, ahlâkı
temiz olan üstün insandır. Gerisi boştur, öldükten sonra hepiniz dirilecek ve
Al­lah’ın huzuruna çıkacaksınız. Herkes kendi söz ve hareketlerinin
muhase­besini yapacak, Allah’a hesap verecektir. Her şeyi bilen ve gören Allah,
yaptıklarınızın muhakemesini görüp son kararını verecektir. O’ndan hiçbir şey
saklayamazsınız. Bütün hayatınız açık bir kitap gibi Allah’ın önünde duracaktır
ve O, bu kitaba göre hakkınızda hükmünü verecektir.) O Adil-i Mutlak’ın nezdinde
kimse kimsenin avukatlığını yapamayacak, kimse kimseyi kurtaramayacaktır.
Allah’ın katında ne rüşvet geçerlidir, ne de şan ve şöhret.Orada ne ırk
sorulacak ne aile şeceresi. Tek değer ölçüsü iman ve iyi amel olacaktır, iman ve
amel sermayesi bol olan doğruca cennete gidecek, bundan yoksun olan ise cehennem
ateşinde yanacaktır.

İşte O büyük insan, mağaradan çıkıp böyle bir kurtuluş
çağrısında bulundu, bu şekilde halkına seslendi.

3.2.6. Halkın
Tepkisi

Cahil halk sert bir tepki gösterir ve O’na birden bire düşman
kesilir. Ona küfür eder, taş atar. Bir gün değil, iki gün değil, birkaç ay
değil, tam on üç yıl kendisine zulüm eder, eziyet çektirir. Nihayet evinden,
ocağından koparıp sürgüne gönderir. Bununla da yetinmez, sığındığı yerde
kendisini ve taraftarlarım rahat ettirmez. Bütün Arabistan’ı O’na ve bir avuç
taraftar­larına karşı ayaklandırır ve tam sekiz yıl kendileri için suikast
hazırlar, kendilerine karşı üst üste seferler düzenleyip, saldırıya geçerler.
Fakat bü­tün bu güçlük ve engellere rağmen o büyük insanın azmi kırılmaz.

Bu halk, bu millet neden kendisine düşman kesilmiştir? Bu bir
para ve arazi kavgası mıydı? Bir kan davası mıydı? Yoksa O onlardan bir mal mı
talep ediyordu? Hayır, hiçbir şey! Bütün düşmanlık kin ve nefret sırf Allah’a
çağırdığı içindi. Onlar hayret ediyorlardı; bu adam bizi neden tek Allah’a
inanmaya, itaat etmeye davet ediyor? Bizi neden putperestlik, şirk ve fuhuştan
alıkoymak istiyor? Kâhin, keşiş ve rahiplerin ekmeğine niçin mani oluyor? Kabile
reislerinin sultasını neden kırmak istiyor? İnsanlar arasındaki farkı neden
kaldırmak istiyor? Aşiret kavgaları ve ırkçı taas­supların niçin cehalet
olduğunu söylüyor? Eski çağlardan beri süregelen toplum düzenini neden bozmak
istiyor? Halk demek isliyordu ki: “Senin talimatın aile ve toplum düzenimize
ters geliyor, milli geleneklerimize uy­muyor. Sen bu işten vazgeç, yoksa seni
yaşatmayız.”

3.2.7. Baskı ve
Zulme Karşı Direniş

Peki, bu insan neden bunca baskıya uğradı, neden bu kadar eziyet
çekti? Milleti O’na hükümdarlık vermeye hazırdı ve talimatından vazge­çerse,
O’nu servete boğmaya hazırdı. Ancak O her şeyi reddetti ve tebliği­ni, vaazını
vermekten vazgeçmedi. Hem de her türlü zorluk ve zulme katlanarak. Bu niçin
böyle idi? İnsanlar Allah’a inanıp, dürüst olsalardı, O herhangi bir şahsi
menfaat mi elde edecekti? O’nu yolundan caydırmayan iktidar, servet ve
başkalarına hükmetmekten daha cazip ve faydalı bir şey mi vardı? Ne gibi bir
menfaat O’nu tam yirmi bir yıl her türlü bedeni ve ru­hi eziyet ve işkenceye
katlanmaya itti? Düşünün; fedakârlık, iyi niyet ve yardımlaşmanın bundan daha
büyük ve yüce bir örneği var mıdır? Kişi kendi nefsi için değil, başkalarının
maddi ve manevî faydası için bunca zahmete ve külfete katlanabilir mi? Hem de
iyi olmalarını, doğru yolu bulmalarını istediği millet O’nu taşlarken, evinden
barkından koparırken ve sürgünde de peşini bırakmazken!

Bir yalancı, bir sahtekâr, aslı astarı olmayan bir şey için
bunca güçlük ve engellerle boğuşabilir mi? Macera peşinde olan bir şahıs sadece
tahmin ve kıyasına dayanarak davasını böyle savunabilir mi? Bunca yalan, iftira
ve ithamların yanı sıra fiili müdahaleye ve tecavüze karşı dayanabilir mi? Bir
hokkabaz veya bir soytarı ortaya attığı bir oyun için, büsbütün ayağa kalkan bir
millet ve memlekete karşı son ana kadar mücadele edebilir mi? Bir hilekâr ve bir
şakacı sadece keyfi için büyük ordulara karşı koyabilir mi? Bu azim, bu
kararlılık, bu sebat kendisinin ne kadar haklı olduğunu, davasının ne kadar
sağlam olduğunu zaten gözümüzün önüne sermiyor mi? Davasının noksan veya zayıf
olduğunu bilen bir kişi tam yirmi bir yıl her türlü muhalefete nasıl karşı
koyabilirdi?

Söz konusu insanın durumunda göze çarpan bu değişikliğin yanında
bir değişiklik daha vardı ki, bu daha da şaşırtıcıydı.

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.