Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Hz. Muhammed (A.S)’İn Peygamberliğinin Zarureti ve Bununla İlgili Deliller

3.4.2. Tevrat’ın
Nakilleri

Hz. Musa’nın şöyle dediği nakledilmiştir: “Allahu Teâlâ, senin
Rab­bın, senin için senin kardeşlerin arasından, benim gibi bir nebi peydan
edecektir. Siz onu dinleyin. Bu senin, Rabbına, kendi Rabbına, toplantı günü
Havreb’te yaptığın müracaata uygun olacaktır. Sen o gün Rabbına, kendi Rabbına
demiştin ki, Rabbımın sesini bir daha duymayayım ve bel­ki de benim ölmeme sebep
olacak büyük bir ateşi görmeyeyim. Ve Rab­bım bana dedi ki, onlar ne diyorsa
doğrudur. Ben onlar için kendi kardeş­leri arasından, senin gibi bir nebi
yaratacağını ve kelâmımı onun ağzına koyacağım. Ve Ben ona ne emredersem, onlara
söyleyecektir. Ve onun, benim adımı anarak söyleyeceklerini dinlemeyenlerden
hesap soracağım.” (Tevrât: istisna, Bölüm: 18, âyet; 15-19).

Tevrat’ın bu açık haberi, Hz. Muhammed (a.s.)’den başka kimseye
uy­maz. Bu ibarede Hz. Musa (a.s.) Allah’ın şu müjdesini veriyor: “Senin için,
sizin aranızdan, yani senin kardeşlerinin arasından bir nebi var edeceğim”. Bir
milletin “kardeşleri”nden o milletin bir kabile veya ailesinin kastedilmediği
ortadadır. Bu deyimin, sözü edilen millet ile ırk yönünden yakın ilişkisi
bulunan bir millet için kullanıldığını söylemek daha doğru olur. Şayet gelecek
Nebi’nin Beni İsrail’den doğacağı kastedilmiş olsaydı, o zaman başka ifade ve
sözler kullanılacaktı. O zaman yalnızca, “senin için aranızdan bir nebi
yaratacağım” demek kâfi olurdu. Bu sebeple, Beni İsrail’in kardeşlerinden burada
“Beni İsmail”in kastedildiği akla daha ya­kındır. İsmail oğulları Hazreti
İbrahim (a.s.)’in evlâtları olduğu için, İsrail oğullarının kuzenleri sayılırdı.
Üstelik, Hz. Musa’dan sonra Beni İsrail’de sadece bir tek ve büyük bir nebi
gelseydi bu haber doğru sayılırdı, ancak İncil’de belirtildiği gibi Beni
İsrail’de, Hz. Musa’dan sonra da bir çok nebi doğdu.

Burada verilen müjdede bir noktaya daha dikkat edilmelidir.
Gelecek nebinin tıpkı Hz. Musa (a.s.) gibi olacağı ifade ediliyor. Elbetteki bu
ben­zerlik dış görünüş, yani yüz şekli, kişilik ve kılık kıyafet benzerliği
değil­di. Çünkü dünyada hiçbir insan başka bir insanın tıpatıp aynısı değildir.
Bu benzerlik her iki nebinin peygamberlik payesi ve özelliğiyle ilgili de
sayılmaz. Zira, bu benzerlik, Hz. Musa’nın ardından dünyaya gelen bütün
peygamberlerde bulunuyordu. Bu iki ihtimal ortadan kalktıktan sonra, Hz. Musa
(a.s.) ile Hz. Muhammed (a.s.)’in ortak yanını araştıracak olursak, bunun kalıcı
ve müstakil bir şeriat getirmekten başka bir şey olmadığını görürüz. Bu özellik
ve benzerlik gerçekten Hz. Musa ve Hz. Peygamber arasında vardı. Hz. Musa’yı
müteakip Beni İsrail’de doğan peygamberler, hep Musevi şeriatın
savunucusuydular. Değişik ve müstakil bir şeriat geti­ren sadece Hz. Muhammed
(a.s.) idi.

Bu açıklama ve yorum, Tevrat’taki şu ifadelerle daha da
kuvvetleni­yor: “Rabbına toplantı günü Havreb’te yaptığın müracaata uygun olarak
size bir nebi gönderilecektir. Sen o gün demiştin ki Rabbımın sesini bir daha
duymayayım ve belki de benim ölmeme sebep olabilecek büyük bir ateşi görmeyeyim.
Ben senin gibi bir nebi yaratacağım ve kelâmımı O’nun ağzına koyacağım”. Burada,
bahsedilen Havreb, Hazreti Musa (a.s.)’ın ilk kez şeriat hükümlerini aldığı
dağdır. Hz. Musa’nın Allah’ın nuruyla ilk kez karşılaşması ve O’nun sesini
duyması kendisini müthiş sarsmıştı ve bir an öleceğinden korkmuştu. Burada
bahsedilen Beni İsrail’in müracaatı ve yalvarışı da, şeriatın Havreb dağında
olduğu gibi, çok korkunç şartlar altında verilmemesiyle ilgilidir. Bu vak’a
Kur’an-ı Kerim’de de geçmiştir. Ayrıca İncil’de de benzeri kayıtlar vardır[3].
Buna cevap olarak Hz. Mu­sa, İsrail Oğullarına, Allahu Teâlâ’nın onların
isteklerini kabul ettiğini bil­diriyor. Allah diyor ki onlar için göndereceğim
peygamberin ağzına kendi kelâmımı vereceğim. Demek ki, bundan böyle şeriat
verilirken Havreb dağında meydana gelen korkunç olay tekrarlanmayacak. Yani
bundan sonra gönderilecek peygamber, yanında Allah’ın kitabıyla gelecek ve onu
insanlara anlatacaktır. Bu açıklamadan sonra, Tervât’taki haberin Hz. Mu­hammed
(a.s.)’den başkasına ait olduğu söylenebilir mi? Hz. Musa (a.s.)’dan sonra
dünyaya kalıcı bir şeriat, yani din ve ahlâk nizamı getiren Hz. Muhammed Mustafa
(a.s.)’dır. Bu şeriatın verilmesi sırasında Havreb dağında İsrail Oğullarının
toplandığı sırada meydana gelen korkunç olaya benzer bir olay olmadı.

3.4.3. İncil’de
Hz. Muhammed’in Peygamberliğine İlişkin Haberler

Hazreti Îsa (a.s.)’nın Hz. Muhammed (a.s.)’in peygamberliği
hakkında verdiği müjde, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle dile getirilmiştir:

“Ve hatırlayın, Meryem oğlu Îsa’nın söylediği bu sözlerini ‘Ey
Beni İsrail ben tarafınıza gönderilen Rasûlüm ve benden önce gelmiş bulunan
Tevrat’ın tasdik edicisiyim. Ve benden sonra, adı Ahmed olacak bir Rasûlun
geleceğini müjdeliyorum”. (Sâf; 6)

Bu, Kur’ân-ı Kerim’in en önemli âyetlerindendir. İslam
düşmanları bunun üzerinde bir hayli durmuş, bunu alabildiğine eleştirmeye
çalışmış ve bu hususta küstahlıkların en kötüsünü yapmışlardır. Çünkü bu ayette
Rasûlullah’ın, ismi açıkça verilmek sureliyle ve Hz. Îsa’nın ağzıyla dünya­ya
geleceğine dair müjde verilmiştir. Bu sebeple, bu mevzuun etraflıca ele alınması
gerekiyor.

3.4.3.1 “Muhammed”
ile “Ahmed”

Görüldüğü gibi, söz konusu âyette Nebi-yi Ekrem (a.s.)’ın adı “Ah­med”
olarak belirtilmiştir.Ahmed’in iki anlamı vardır. Birincisi, Allah’ın en çok
medhini yapan kişi, ikincisi, en çok medhedilen kişi veya kullar arasında en çok
övülen kişi. Sahih hadislerden, Hz. Peygamber’in çeşitli isimlerinden birinin “Ahmed”
olduğu anlaşılıyor. Sahih-i Müslim ile Ebu Davud’da, Ebu Musa Eş’ari (r.a.)’in
bir rivâyeti şöyle nakledilmiştir: “Ben Muhammed’im ben Ahmed’im ve ben
Haşir’im…” Benzeri rivayetler Cü­beyir bin Mut’im (r.a.) tarafından İmam
Mâlik, Buhârî, Müslim, Dârimi, Tirmizî ve Neseî’de de nakledilmiştir. Hz.
Peygamber’in bu mübarek ismi sahabeler arasında iyi biliniyordu. Nitekim, Hassan
bin Sabit (r.a.)’ın bir şiiri şöyledir:

“Allah ve Arş’ın etrafında toplanan melekler,

Ve bütün temiz varlıklar, Bereketli Ahmed’i methettiler.”

Tarih kitaplarından da Hz. Peygamber’in isminin hem Muhammed,
hem Ahmed olduğu sabittir. Burada dikkate değer nokta, Peygamber efendimizden
önceki bütün Arap edebiyatında “Ahmed” isminin hiç kul­lanılmayışıdır. Hz.
Peygamber’den sonra da Ahmed ve “Gulam Ahmed” (Ahmed’in uşağı) isimleri öylesine
yaygınlaşmıştır ki, bunun haddi hesabı yoktur. Zaten, bu ismin doğru ve gerçek
oluşunun en büyük delili, pey­gamberimizin devrinden başlayarak günümüze kadar
ümmetimizde bunun kadar yaygın, tutulmuş, beğenilmiş ismin az oluşudur.
Peygamberimizin mübarek ismi Ahmed olmasaydı, müslümanların büyük bir çoğunluğu,
çocuklarının ismini ne diye Gulam Ahmed koyacaklardı? Ahmed olma­dan, Gulam
Ahmed olmak mümkün müydü?

3.4.3.2. Hz. Mesih,
Hz. İlyas ve “O Nebi”

Yuhanna İncil’inde, Hz. Mesih’in gelişi sırasında Beni İsrail’in
üç şah­siyeti bekledikleri ifade edilmiştir. Bunlar sırasıyla Mesih, İliyah (Hz.
İl­yas’ın ikinci gelişi) ve “O Nebi” idiler. İncil’in âyetleri şöyledir:

“Ve Yuhanna, (St. John, Johannes, Hz. Yahya) tanıktı ki,
Yahudiler Kudüs’ten kendisine, ‘sen kimsin?’ diye sormak üzere keşiş ve rahipler
gönderince o ne müsbet cevap verdi, ne menfi. Aksine kendisinin Mesih olmadığını
söyledi. Onlar sordu; öyleyse sen kimsin? Sen İliyah mısın? O dedi ki, ‘ben
değilim’. (Sonra dediler ki) ‘sen o nebi misin?’ O dedi ki ha­yır. Dunun üzerine
onlar onun kim olduğunu sordular. O dedi ki, ‘Den sahrada çağıran birinin
sesiyim, ki siz Tanrı’nın yolunu düzeltebilin.’ On­lar ona sordular, ‘Madem ki
sen ne Mesih, ne İliyah ve ne de o peygam­bersin, o zaman sen ne diye insanları
takdis edersin?’ ” (Bölüm I, âyet; 19-25)

Buradaki sözler gösteriyor ki, İsrail Oğulları Hz. Mesih ile Hz.
İl­yas’ın dışında başka bir peygamberi de bekliyorlardı ve bu peygamber Hz.
Yahya (a.s.) değildi. Bu üçüncü Nebi veya Resul’ün geleceğine öylesine muhakkak
gözüyle bakılıyordu ki, İsrail Oğulları arasında sadece “O Ne­bi” kelimelerini
söylemek kendisine yapılan bir işaret sayılıyordu. Yani, “hakkında Tevrat’ta
müjde verilen Nebi” olarak tarif etmeye de gerek yok­tu. Ayrıca, sözü edilen
peygamberin dünyaya geleceğine herkes inanmış gibiydi. Çünkü bu nebinin gelişi
hakkındaki inanç yanlış olsaydı, Hz. Yahya’ya yukarıdaki sorular sorulurken
kendisi pekalâ diyebilirdi ki, “Ey İsrail Oğulları, siz hangi peygamberden
bahsediyorsunuz? Öyle bir pey­gamber gelmeyecektir.”

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.