Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Hz. Muhammed (A.S)’İn Peygamberliğinin Zarureti ve Bununla İlgili Deliller

3.4.3.7. Necaşi’nin
Şehadeti

Bundan daha eski tarihi delil, Habeşistan Kralı Necaşi’ye bir
avuç müslümanın gidip kendisine İslâmiyet hakkında bilgi vermeleriyle
ilgili­dir. Hz. Abdullah bin Mesud (r.a.)’un rivâyetine göre, Habeşistan’a
hicret etmiş olan müslümanlar, Kral Necaşi’nin huzuruna çağrılınca, heyet
baş­kanı Hz. Ca’fer bin Ebû Talip (r.a.) İslâm peygamberi ve getirdiği din
hakkında bir konuşma yaptı. Bu konuşmayı duyan Necaşi dedi ki: “Mer­haba size ve
tarafından geldiğiniz şahsiyete. Ben O’nun Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet
ediyorum. İncil’de zikri geçen elbette O’dur ve geleceği­ne dair müjdeyi Meryem
oğlu Îsa bize vermişti.” (Müsned-i Ahmed). Bu kıssa, hadislerde bizzat Hz.
Ca’fer ile Ümmü Seleme (r.a.) tarafından da nakledilmiştir. Bu demek oluyor ki,
yedinci yüzyılda Habeşistan Kralı Necaşi, Hz. Îsa’nın bir Nebi’nin geleceğini
müjdelediğini biliyordu. Bu kıssa ile ayrıca, İncil’de, Hz. Muhammed Mustafa
(a.s.)nın gelişine dair bazı açık işaretler bulunduğu ve bu işaretlere dayanarak
Necaşi’nin, gelen peygamberin Hz. Muhammed (a.s.) olduğu neticesine varmakla hiç
gecik­mediği de anlaşılıyor. Fakat, burada geçen rivayet ve hikâyeden, Hz.
Îsa’nın müjdesiyle ilgili Kral Necaşi’nin bilgi kaynağının Yuhanna İncili mi
yoksa başka İncil ve kitaplar mı olduğu anlaşılmıyor.

3.4.3.8. Barnabas
İncili

Gerçek şudur ki, sadece Hz. Muhammed (a.s.) ile ilgili Hz.
Îsa’nın müjdeleri ve haberleri değil, aynı zamanda bizzat Hz. Îsa’nın hayatı ve
eserleri hakkında da bilgi edinmenin muteber ve güvenilir kaynakları, Ka­tolik
Kilisesinin meşru ve geçerli saydığı sadece dört İncil değildir. Bu hususta
belki de nispeten daha muteber kaynak, kilisenin “muhtevası şüp­heli” olduğu
gerekçesiyle nazarı dikkate almadığı Barnabas İncili’dir. Çok ilginçtir,
Hıristiyanlar bu kutsal kitabı saklamaya azami gayret göstermiş­lerdir. Bu kitap
asırlarca herkesin gözünden uzak kaldı. On altıncı asırda Latince tercümesinin
nadir bir nüshası Papa Sixtus’un kütüphanesinde bu­lunuyordu ve kimsenin buna el
sürmesine izin verilmiyordu. Ancak on se­kizinci yüzyılın başında bu nüsha John
Toland adında bir kişinin eline geçti. Bundan sonra çeşitli ellerden geçerek
1738 yılında Viyana İmpara­torluk Kütüphanesine ulaştı. 1907’de bu İncil’in
İngilizce çevirisi Oxford-Clarenden Matbaası tarafından neşredildi. Ne var ki,
bu eser piyasaya çı­kar çıkmaz, Hıristiyan dünyasında bir telaş başladı ve pek
çok din adamıyla kilise çevreleri, bu kitabın fazla yayılmasının, Hıristiyan
dininin yok olma­sına neden olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Neticede, basılan
nüsha esra­rengiz, ama plânlı bir şekilde ortadan kaldırıldı. Bir daha da
İngilizce ter­cümesinin yayınlanması mümkün olmadı. Aynı şekilde Latince
tercüme­sinden İspanyolcaya çevrilen nüshanın on sekizinci yüzyılda piyasada ve
kütüphanelerde bulunduğu belirtiliyor. Bu bilgiyi George Sell, Kur’an-ı Kerim’in
İngilizce meâlinde bize nakletmiştir. Ama İspanyolca çevirisinin de ortadan
kaldırıldığı görülmüştür. Bugün maalesef bunun hiçbir nüshası hiçbir yerde
bulunmuyor. Ben, Oxford’da yayınlanan İngilizce tercümesi­nin fotokopisini okuma
fırsatını buldum. Barnabas İncili’nin tümünü dik­katle okudum. Bence, bu İncil
Hıristiyanlar için büyük bir nimettir ve sade­ce taassup ve inatçılıkları
yüzünden böyle kıymetli bir eserden mahrum kalmışlardır.

Hıristiyan literatüründe Barnabas İncili’nin adı nerede
geçmişse, oraya bir muhalefet şerhi konmuş, bunun sahte ve uydurma bir İncil
olduğu, dolayısıyla reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Gözü dönmüş, ilim
ve irfandan nasip alamamış bazı Hıristiyan din adamları bunun bir müslüma­nın
hayal gücünün eseri olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmişlerdir. Bu, aslında
büyük bir yalandır ve bunun sebebi sırf İncil’in metninde pek çok yerlerde Hz.
Peygamber (a.s.)’in dünyaya geleceği konusu da açık se­çik kayıtların
bulunmasıdır. Bir defa, bu İncil’i okuyan herkes, bunun bir müslüman tarafından
kaleme alınmadığına katiyetle inanmış olur. İkinci­si, böyle bir kitap bir
müslüman tarafından yazılmış olsaydı bu, müslü­manlar tarafından iyice tanınır
ve müslüman ilim adamlarının eserlerinde bundan sık sık ve geniş şekilde
bahsedilirdi. Fakat, George Sell’in Kur’an-ı Kerim’in İngilizce mealinden önce
müslümanlar Barnabas İncili’nin adı­nı bile duymamışlardı. Taberi, Yakûbi,
Mes’udi, Birûnî, İbn Hazm, İbn Teymiye vs. gibi Hıristiyan kaynaklarına iyice
vakıf olan fakih, yazar ve tarihçiler Hıristiyanlık ve Hıristiyanlığın kutsal
kitaplarından bahsederken Barnabas İncili’ne en ufak bir işarette bile
bulunmamışlardır. İslâm dünya­sında sayısız kütüphanelerde bulunan kitapların en
geniş ve güvenilir bib­liyografyaları İbn Nedim ile Hacı Halife (Bk. “El
Fihrist” ve “Keş-üz Zünûn”) tarafından hazırlanmıştır. Ama bunlarda da Barnabas
İncili’ne rastlamak mümkün değildir. Hıristiyanların ileri sürdüğü iddianın
asılsız, oluşunun üçüncü ve en büyük delili, Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)’nın
dünyaya gelişinden 75 yıl önce bile, Papa Gelasius I döneminde “yanlış ve dini
düşüncelere aykırı kitaplar” adı allında hazırlanan listede Barnabas İncili (Evangelium
Barnabe)nin adının geçmiş olmasıdır. Söyler misiniz, o çağda bu sözde sahte
İncili yazacak bir müslüman var mıydı?

3.4.3.9. Barnabas
İncili Hakkında Bazı Temel Bilgiler

Barnabas İncili’nde Resul-ü Ekrem (a.s.)’in dünyaya peygamber
olarak gelmesine dair haber ve müjdelerden söz açmadan isterseniz önce
Hıristi­yanlarca meçhul kamış, müslümanlar tarafından da hiç bilinmeyen bu
ki­tabı size tanıtalım. Böylece bunun mahiyeti, muhtevası ve dolayısıyla
ehemmiyetini anlamış olacağız. Ayrıca, Hıristiyanların bundan neden bu­cak bucak
kaçtıklarını kavramış olacağız.

Kitab-ı Mukaddes’te meşru ve muteber olarak yer alan dört
İncil’den hiçbirinin Hz. Îsa’nın sahabeleri veya havarileri tarafından kaleme
alınma­dığını bilmekte fayda vardır. Sonra, bu İncil’leri yazanlardan hiçbiri,
yaz­dıklarının Hz. Îsa’nın havarilerine dayandığını veya onlar tarafından
nak­ledildiğini iddia etmemiştir. Böyle atıflar şöyle dursun, yazılanların
hiçbir kaynağı gösterilmemiştir. Bu itibarla, rivayet edenin, sözleri kendisinin
mi duyduğu, veya olayları kendisinin mi gördüğü, yoksa bunları bir veya birden
fazla aracıdan mı işittiği bilinmiyor. Buna karşılık, Barnabas’ın ya­zarı diyor
ki: “Ben Hz. Mesih’in ilk 12 havarisinden biriyim. Baştan sona kadar Mesih ile
beraberdim ve gözlerimle gördüğüm olaylar ve kulakla­rımla duyduğum sözleri bu
kitapta yazıyorum.” Sadece bu değil, Barnabas şunları da yazıyor: “Hz. Mesih bu
dünyadan ebediyete intikal ederken kendi hakkında çıkan yalan yanlış
dedikodulara son vererek dünyaya ger­çekleri açıkça ortaya koymamı emretmişti.”

Barnabas kimdi? Kitab-ı Mukaddes’in “Ameller Bölümünde” bu
şah­sın ismine sık sık rastlanıyor. Buna göre, Barnabas, Kıbrıslı bir Yahudi
ai­lesine mensuptu. Hıristiyanlığın yayılması ve Hz. Îsa’nın taraftarlarına
ya­pılan yardımlar konusunda Barnabas’ın büyük hizmetler verdiği
kaydedil­miştir. Fakat, kendisinin ne zaman Hıristiyanlığı kabul ettiği
belirtilmemiş­tir. Ayrıca, üç İncil’de geçen ilk 12 havarinin isimleri arasında
Barnabas ismine rastlanmıyor. Bu bakımdan, bahsettiğimiz İncil’in yazarının bu
Barnabas mı yoksa başka bir Barnabas mı olduğu kesinlik kazanmıyor. Matta ile
Markos’un verdiği havariler listesini, Barnabas’ın listesiyle kar­şılaştıracak
olursak, ikisi arasında sadece iki ismin değişik olduğuna şahit oluruz. Bir
Torna (Thomas) ki bunun yerine Barnabas kendi ismini veri­yor ve diğeri Şemun
Kenanî, ki bunun yerine Yakup oğlu Yahudah (Juda)nın adını yazıyor. Lucas’ın
İncil’inde bu ikinci isim de vardır. Bu ba­kımdan, sonradan Hıristiyan din
adamları ve ileri gelenlerinin, Barna­bas’dan ve onun İncil’inden yakalarını
kurtarmak için ismini silip yerine Thomas’ın adını yazdıkları akıl ve mantığa
daha uygundur. Zira, çıkarları uğruna bu tür tahrifler yapmak Hıristiyan aziz ve
din adamları için olağan bir şeydi.

Tarafsız ve sağduyulu bir kişi Barnabas İncil’ini okuduktan
sonra bu­nu Ahd-i Cedid’in dört İncil’iyle karşılaştıracak olursa, bunun diğer
dört İncil’den kat kat daha iyi olduğu sonucuna varacaktır. Bu İncil’de Hz.
Îsa’nın hayatı ve başından geçenler daha teferruatlı şekilde anlatılmıştır.
Tıpkı bir kişinin gördükleri ve yaşadığı olaylar gibi. Dört İncil’de kopuk ve
birbirine bağlı olmayan hadise ve hikâyelerin anlatımı Barnabas İn­cil’inde daha
düzgün ve anlamlı hale getirilmiştir, özellikle tarihi olaylar biraz daha
dikkatli bir sıra ile kaydedilmiştir. Bunun yanı sıra, Hz. Îsa’nın dini
telkinleri burada dört İncil’e oranla daha ayrıntılı, açık ve etkin biçim­de
kaydedilmiştir. Tevhid ile ilgili nasihatler, şirkin reddi, Allahu Teâlâ’nın
sıfatları, ibadetin ruhu ve güzel ahlâk gibi mevzular gayet ayrıntılı, mantıklı
ve kuvvetli şekilde anlatılmıştır. Bu kitapta Hz. Îsa’nın kullandığı dil ve
konunun iyi anlaşılması için verdiği pratik misallerin en küçük ör­neğini bile,
dört İncil’de bulmak mümkün değildir. Bundan, Hz. Îsa (a.s.)’nın kendi
taraftarları ve havarilerine nasıl nasihat ve telkinde bulundu­ğu ve bu hususta
ne kadar akıllıca yöntemler kullandığı da anlaşılıyor. Hz. Îsa’nın dili, üslûbu,
tabiatı ve huyuna azıcık vakıf olan biri bile, bu İncil’i okuduktan sonra bunun
sahte veya düzmece bir kitap olmadığına kanaat getirecektir. Gerçeği söylemek
gerekirse, Hz. Îsa’nın kişiliği ve öğretileri diğer dört İncil’e nisbetle
Barnabas İncili’nde, daha net, daha açık bir şe­kilde karşımıza çıkıyor. Ayrıca
bu İncil’de diğer İncil’lerin belirgin bir ek­sikliği olan çeşitli söz ve
fiillerdeki tezat da yoktur.

Barnabas İncili’nde yer alan Hazreti Îsa’nın hayatı ve talimatı
bir nebi­nin hayatı ve talimatına tıpa tip uyuyor. Kendisi bir nebi olarak
karşımıza çıkıyor, bütün peygamberleri ve kitaplarını tasdik ediyor.
Peygamberler olmaksızın Hakk’ı tanımanın bir yolu olmadığını belirliyor ve
peygamber­lere boş verenin aslında Allah’a boş verdiğini anlatıyor. Tevhid,
Peygam­berlik ve âhiret hakkında diğer bütün peygamberlerin talimatına uygun
sözler söylüyor. Namaz, oruç ve zekât için gereken telkinde bulunuyor. Barnabas
İncil’inde sık sık bahsedilen namazların aslında müslümanların bildiği sabah,
öğle, ikindi, akşam, yatsı ve teheccüd namazları olduğu an­laşılıyor. Ayrıca,
her namazdan önce abdest alındığı da belli oluyor. Hz. Îsa, peygamberlerin
listesine Hz. Davud ile Hz. Süleyman (a.s.)’ı da dahil ediyor. Halbuki hem
Yahudiler hem Hıristiyanlar bu iki peygamberi, pey­gamberler listesinden
çıkarmışlardır. Hz.İsmail (a.s.)in “zebih” (Allah’a adanmış kurban) olduğunu
kabul ediyor ve bu hususta bir Yahudi âlimi de, bu gerçeği kabul etmeye
zorluyor. Aynı âlim, İsrail Oğullarının kendi menfaatleri için Hz. İshak (a.s.)’ın
zebih veya kurban olduğunu herkese inandırmaya çalıştıklarını belirtiyor.
Kısacası, Barnabas’taki kayıtlara göre Hz. Îsa (a.s.)’nın ahiret, kıyamet,
cennet ve cehennem ile ilgili vaaz ve tel­kinleri Kur’an-ı Kerim’de
anlatılanların hemen hemen aynısıdırlar.

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.