Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Nuh Aleyhisselâm

3) Mûsâ,

4) İsâ,

5) Muhammed
Aleyhisselâmlardır.

Muhammed Aleyhisselâm ise, bu beşin, Seyyid ve Ulu
Kişisidir”[181]

 

Nuh
Aleyhisselâmın Ebülbeşerliği Ve Bütün İnsanların Onun Oğullarından Üreyişi:
    Başa Dön

 

Kur’ân-ı kerimde:

“Onun (Nuh Aleyhisselâmın) zürriyetini,
yeryüzünde devamlı kalanların, ta ken­disi kıldık. [182]
mealindeki âyet hakkında, Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Nuh’un üç oğlu vardı:

1) Sâm,

2) Hâm,

3) Yâfes. [183]

Sâm, Arabların babasıdır. Yâfes, Rumların babasıdır.
Ham, Habeşlerin babasıdır.” buyurmuştur. [184]

Buna göre: yer yüzündeki insanların tümü, Nuh Aleyhisselâmın
zürriyeti-dirler. [185]

Nuh Aleyhisselâm, Âdem Aleyhisselâm’dan sonra,
Ebülbeşer = İnsanların Ata-srdır. [186]

İnsanlar, Âdem ve Nuh Aleyhisselâmlardan meydana
gelmişlerdir. [187]
Başka bir deyişle:

İnsanların Birinci Atası: Âdem Aleyhisselâm, İkinci
Atası da, Nuh Aleyhisse-lâm’dır. [188]

 

Nuh
Aleyhisselâmın Yeryüzünü Üç Oğlu Arasında Bölüştürüşü:
    Başa Dön

 

Nuh Aleyhisselâm, yeryüzünü, üç oğlu arasında
bölüştürmüş; Oğlu Sâm’a, yeryüzünün orta, üstün kısmını tahsis etmişti[189]
ki, Beytülmak-dis’i[190],
Nil, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan ve Feysun[191]
ırmakların[192] bu
beş ır­mağın suladığı’[193]
yerleri içine alır, [194]
Feysun ile Nil’in doğusuna ve arka tara­fından güney rüzgârlarının estiği
buruna kadar olan yerlere kadar uzanır[195]

Nuh Aleyhisselâm; oğlu Ham’a, Nil’in batısına ve
arka tarafına düşen yerleri tahsis etmişti ki, buraları, poyraz rüzgârlarının
estiği buruna kadar uzanan yerlerdi. [196]

Nuh Aleyhisselâm; oğlu Yâfes’e de, Feysun ile onun
arka tarafına düşen ve lodos rüzgârlarının estiği buruna kadar uzanan yerleri
tahsis etmişti.

Yâfes, Mağrıb ile Meşrık arasında konaklamıştı. [197]

Yâfes’in oğullarından Sakalib ve Isban’ın yurdları,
Rumlardan önce, Erzu­rum’du. [198]

Türklerden, Hazerlerden ve daha başkalarından gelen
ve Arab olmayan bü­tün krallar, Yâfes’in çocuklarındandırlar. [199]

Yâfes’in çocuklarından olan Türklerden kimi şehir ve
kale halkı idi, kimisi de, dağlarda, kırlarda göçebe olarak keçe çadırlar
altında yaşarlar, avcılıktan başka iş yapmazlardı.

Türklerin en büyük kralları, Hakan olup kendisinin,
altundan tahtı, altundan ta­cı, altundan kemeri vardı.

Kendisi, ipek elbise giyerdi. [200]

Ham, deniz sahiline gidip yerleşti.

Ham’ın, Küş, Ken’an, Kut, adındaki oğullarından Kut,
Hind ve Sind toprakları­na gidip yerleşti.

Oraların halkı, Kut’un çocuklarından üremiştir.

Sudan, Nûbe, Zene, Karan, Zegave, Habeşe, Kıbt ve
Berber cinsleri de, Ham’ın, Küş ve Ken’an adındaki oğullarından türemişlerdir. [201]

Nuh Aleyhisselâmın oğlu Sâm; Arz-ı Haram’a ve
çevresine yerleşmiş, Yemen’e, oradan Hadramevt’e, oradan Amman’a, oradan Âlic
ve Yebrin’e, Vebar, Devv ve Dehnâ’ya kadar uzanmıştı. [202]

 

Nuh
Aleyhisselâmla İbrahim Aleyhisselâm Arasındaki Soy Direği Atalar:
    Başa Dön

 

Nuh Aleyhisselâmın oğlu Sâm; akılda, bilgide,
kavrayış ve anlayışta, kalb te­mizliğinde, öteki kardeşlerinden üstün olduğu
için, Nuh Aleyhisselâm, onu, yeri­ne Vekil bıraktı ve kendisine, Peygamberlik
sırlarını, hikmetin inceliklerini öğretti.

Öteki oğullarına da, Sâm’ın emrine boyun eğmelerini
vasiyet etti.

Peygamberlerden, Velilerden, Sıddîklardan,
Salihlerden, Sultanlardan Âmir­lerden, bir çoklarının, onun soyundan

gelmesini, Yüce Allâh’dan diledi. [203]

Nuh Aleyhisselâmdan sonra, Oğlu Sâm da, Yüce Allah’a
ibadet ve taâtla, üze­rine düşen vazifelerle meşgul oldu. (Yâkubî-Tarih
c.ı,s.i7)

Sâm’ın vefatı yaklaştığı sırada, oğlu Erfahşed’i,
yerine bıraktı. [204]

Sâm, altı yüz yaşında vefat etti.

Şam’dan sonra oğlu Erfahşed, Yüce Allah’a ibâdet ve
tâatla meşgul oldu.

Erfahşed, vefat edeceği sırada, oğlunu ve ailesini
yanında toplayıp Yüce Al­lah’a ibâdete devam etmelerini ve mâsiyetlerden
sakınmalarını onlara tavsiye etti.

Oğlu Şâlıh’a da, ayrıca:

“Vasiyetimi, kabul et.

Benden sonra, aile içinde, Yüce Allâha ibâdat ve
tâat edici ol!” dedi.

Erfahşed, vefat ettiği zaman, dört yüz altmış beş
yaşında idi. [205]

Erfahşed’den sonra, yerine geçen oğlu Şâlıh[206]
Yüce Allâha ibadet ve tâat-la meşgul olup kavmim, mâsiyetlerden nehy etti.

Mâsiyet işleyenlerin uğradıkları azaba uğramaktan,
onları, sakındırdı. [207]‘
Şâlıh vefat edeceği sırada, oğlu Âbir’i, yerine bıraktı. [208]

Lanete uğrayan Kabil oğullarının işlerinden uzak
durmasını, ona, emr ve ten-bih etti.

Şâlıh vefat ettiği zaman, dörtyüz otuz yaşında idi. [209]

Şâlıh’dan sonra, oğlu Âbir, kavmini, Yüce Allah’a
ibâdet ve tâata davetle meş­gul oldu.

Atalarının Dinini değiştiren ve mâsiyetler isleyen
Ken’an b.Ham oğullarıyla dü­şüp kalkmaktan Sâm oğullarını sakındırdı. [210]

Âbir, vefat edeceği sırada, oğlu Fâlığ’ı, yerine
bıraktı. [211]‘
Ona:

“Ey oğulcuğum! Mel’un Kabil oğulları, Yüce
Allah’a isyan olan işleri işlemeyi çoğalttıkları zaman, Şis oğulları, onların
yanına uğradılar.

Yüce Allah da, onların üzerine, kötü bir azab
gönderdi.

Sakın ne sen, ne de, ev halkın, Kenan oğulları
topluluğunun içine girmeyiniz!” dedi.

Âbir, vefat ettiği zaman, üç yüz kırk yaşında idi. [212]

âbir’den sonra, yerine oğlu Fâlığ geçti. [213]

Fâlığ, kavmini, Yüce Allah’a tâata davet etti.

Fâlığ, vefat edeceği sırada, oğlu Ergu’yu, yerine
bıraktı.

Fâlığ vefat ettiği zaman, iki yüz otuz dokuz yaşında
idi. [214]

Fâlığ’dan sonra, yerine, oğlu Ergu geçti.

Ergu, vefat edeceği zaman, yerine, oğlu Sarug’u,
bıraktı. [215]

Ergu, Babilde oturan Cebbar (Zorba) Nemrud’un
zamanında idi.

Ergu, iki yüz yaşında iken vefat etti. [216]

Ergu’dan sonra, yerine, oğlu Sarug geçti. [217]

Sarug’un devrinde Cebbar ve Zorbalar, çoğalmış,
putperestlik yaygın hale gelmişti.

Halkın, kimisi puta, kimisi taşa, kimisi ağaca,
kimisi suya, kimisi rüzgâra tap­mağa başlamıştı.

Sarug, vefat edeceği sırada, oğlu Nahor’u, yerine
bıraktı ve ona, Yüce Allah’a oadeti emr etti.

Sarug, vefat ettiği zaman, iki yüz otuz yaşında idi. [218]

Sarug’dan sonra, oğlu Nahor, Babasının yerine geçti. [219]

Nahor’un devrinde, Yüce Allah, yeri dehşetli bir
sarsıntı ile sarstı.

Bütün putlar, yerlerinden, yere düştü.

Fakat, bundan, uyanmadılar.

Yere düşen putları, tekrar yerlerine diktiler.

O devirde Cebbar ve Zorbalar, Âd b.Avs, b.İrem,
b.Sâm, b.Nuh oğulları olup bunların yurdları Hadramevt’in yüksek taraflarile
Necran vadileri ne kadar uzan­makta idi. [220]

Âd kavmi, Ahkafta, uzun, ince kum tepelerinde
oturmakta idiler.

Azgınlık ve taşkınlığa başladıkları zaman, Yüce
Allah, onlara, kardeşleri’[221]
Hûd Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi.

Hûd Aleyhisselâm, onları, Yüce Allâha ibadet ve
tâata, haramlardan geri dur­mağa davet etti ise de, onu, yalanladılar. [222]

Yüce Allah, üç yıl, onlardan, yağmuru kesti’[223]

Yağmur yağdıracağını sandıkları kara bir bulutun
getirdiği ve dokunduğu her şeyi yakan bir kasırga ile de, yok olup gittiler.’[224]

İrem b.Sâm’ın çocuklarından Semud b.Âbir (veya Câir)
-ki, Âd’ın amcasının oğlu idi-Hıcr’a yerleştiler.

Yüce Allah, bunlara da, kardeşleri olan Salih
Aleyhisselâmı Peygamber ola­rak gönderdi.

Yine, İrem b.Sâm’ın oğlu Lâvez’in oğulları Tasm ve
Cedis, Yemâme’ye ve Bah­reyn’e yerleştiler.

Bunların kardeşleri Amlık (Imlak) b.Lâvez olup bunun
soyundan gelenlerden bazıları Haram’e, bazıları da, Şam’a yerleştiler.

İşte, Âmâlık diye anılan kavimler, bunlardandı ve
her beldeye dağılmışlardı.

Mısır Firavunları, Mütegallibeler, Fars Şahları ve
Horasan Hükümdarları da, bunlardandı.

Bunların kardeşi olan Ümeym b.Lâvez, Fars toprağında
yerleşmişti. Farslıların her cinsi, Ümeym b.Lâvez’in çocuklarındandır. İrem’in
oğlu Maş ise, Babil’e yerleşmişti. Maş’ın oğlu Nemrud, orada doğmuştur.

Nemrud, 
Babildeki  köşkü  yaptıran 
ve  beş yüz yıl  Hükümdarlık yapan kimsedir. [225]

Yüce Allah’, İbrahim Aleyhisselâmı da, bu Nemrud’un
zamanında Babil halkı­na Peygamber olarak göndermişti.[226]

Âbir b.Salih’in oğlu Kantan’ın Ya’rub ve Yaktan
adlarında iki oğlu vardı.

Kahtan; bütün Yemenlilerin Babası idi ve ilk defa
düzgün Arapça konuşan kimse [227]

Kahtan’ın oğlu Yarub, Yemen topraklarına
yerleşmişti.

O da, bütün Yemenlilerin babası idi ve Arapça konuşan
kimse idi. [228]

Ya’rub; çocukları tarafından, Krallara mahsus:

(En’im sabâhan = Sabahın hayr ola!) ve:

(Ebeytellâne = Zâtından, lanet ve nefret ettirici
haller sâdır olmaya!) diye se-lâmlananların  
ilki  idi.[229]

Kahtan’ın oğlu Yaktan ise, Cürhüm’ün babası ve
Cürhüm de, Ya’rub’un am­casının oğlu idi.

Cürhümîler, Yemen’de oturur ve Arapça konuşurlardı.

Sonradan, Mekke’ye geldiler ve orada, yerleştiler.

Katuralar, bunların amcalarının oğullarıdır.

Daha sonra, Yüce Allah, Mekke’ye, İsmail
Aleyhisselâmı, yerleştirdi.

İsmail Aleyhisselam, Cürhümîlerden bir kızla
evlendi.

Bunun için, Cürhümîler, İsmail Aleyhisselâmın
Dayıları olurlardır. [230]

Arap olanı ve Arap olmayanlarıyla bütün
Peygamberler, Yemenlileri ve Nizar-lılarıyla bütün Araplar, Sâm b.Nuh’un
çocuklarındandırlar. [231]

 

İlgili Makaleler