ZULKARNEYN ALEYHİSSELÂM

42745

ZULKARNEYN ALEYHİSSELÂM

 

Zulkarneyn Aleyhisselâmın İsmi, Soyu Ve Peygamber Olup Olmadığı?

 

Zülkarneyn Aleyhisselâmın ismi,
soyu ve Peygamber olup olmadığı… Hakkın­da bir çok ve çelişkili rivayetler
bulunmaktadır.

Kendisinin, Sa’b
b.Abdullah’ülkahtânî olduğu söylendiği gibi, babasının Hım-yerîlerden olduğu
da, ileri sürülmektedir.[1]

İbn.Habîb de; Hımyer krallarının
isimlerini -Hişam b.Kelbî’den sırasıyla kitabı­na geçirirken, Sa’b b.Karîn
b.Hemal’ı, -Yüce Allanın, Kitabında- Zülkarneyn diye anmış olduğunu kayd
ettikten sonra, kral Zeyd b.Hemal’ı kayd edip ona da, Yü­ce Allanın Tübba’
adını vermiş olduğunu açıklar. [2]

Zülkarneyn Aleyhnisselâm hakkında:

“Hem Nebi idi, hem Resul
idi.” diyenler olduğu gibi[3],

“Hayır! O, Resul olmayan bir
Nebi idi.

Resul olmayan bir Nebî oluşu,
inşâallâh, Sahih’dir!” diyenler de, vardır. [4]

Hz. Ali’ye göre, Zülkarneyn
Aleyhisselâm:

Ne bir Nebi, ne de, bir kraldı.

Fakat, Allanın Salih bir kulu idi
ki, o, Allâhı, sevmiş, Allah da, onu, sevmişti. [5] 

 

Zülkarneyn Aleyhisselâmın Faziletleri Ve Yer Yüzündeki Seyahat Ve
Fetihleri:

 

Başka hiç bir kimseye verilmeyen,
Zülkarneyn Aleyhisselâma verilmiş, her türlü sebepler, imkânlar, ona bahş
edilmişti.

Yer yüzünün doğularındaki ve
batılarındaki beldelerine, hattâ doğunun, batı­nın gerisinde halk bulunmayan
yerlerine kadar ulaşmış, ayak bastığı her yerin halkına hâkim olmuştu. [6]

“Zülkarneyn’in; yer yüzünün,
doğularına, batılarına varıncaya kadar ulaşma­ğa nasıl güç yetirebildiği
hakkındaki görüşün nedir?” diye sorulunca, Hz.Ali:

“Bulutlar, ona, yol aldırır;

Yollar, ona, düzeltilir;

Nurlar, ona, döşenip yayılır;

Kendisine, gece, gündüz, bir
olurdu!” demiştir. [7]

 

Kur’ân-I Kerimin Zülkarneyn Hakkındaki Açıklaması:

 

(Ey Resulüm!) Sana, Zülkarneyn’i,
sorarlar.

De ki:

Size, onun (hâlinden)de, haber
söyleyeyim:

Hakîkatan biz, onu, yer yüzünde
büyük bir kudret sahibi kıldık ve ona, (muhtaç olduğu) her şeyden bir sebep
(bir yol) verdik.

O da (batıya doğru) bir yol tuttu.

Nihayet, güneşin battığı yere
ulaşınca, onu, kara bir balçıkta batar buldu.

Bunun yanında da, bir kavm buldu.

(Kendisine) dedik ki:

Zülkarneyn! (Onları) azaba
uğratmanda da, haklarında güzellik (tarafını) tutmanda da, serbestsin!

Dedi ki:

Amma kim zulm ederse, biz, onu,
azaba uğratacağız.

Sonra da, o, Rabbına döndürülür de,
O da, kendisini, şiddetli bir azâb)a duçar eder.

Amma kim de, imân eder, güzel de,
hareket eylerse, onun için, en iyi bir mükâ­fat vardır.

Ona, emrimizden kolay (taraf)ını
da, söyleyeceğiz. Sonra, o, başka bir yol tuttu.

Nihayet, üstüne güneşin (ilk önce)
doğduğu yere ulaştığı zaman, onu, öyle bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki,
biz, onlar için, buna karşı (korunacak) hiç bir siper yapmamıştık. (Ne
elbiseleri vardı, ne evleri)

İşte (Zülkarneyn’in işi), böyle
idi.

Halbuki, onun yanında (neler vardı)
ki, biz, hepsini, İlm(imiz)le kuşatmışız. Sonra (o), yine, bir yol tuttu.

Nihayet, iki dağ arasına ulaştığı
zaman, onların önünde, hemen hiç söz anla­maz bir kavim buldu.

Onlar:

Zülkarneyn! Hakîkat, Ye’cüc ve
Me’cüc, bu yerde fesad çıkaran (kabile)lerdir.

Bizimle, onların arasına bir sed
yapman üzerine, sana bir vergi verelim mi? dediler.

(Zülkarneyn):

Rabb’imin, beni, içinde
bulundurduğu (nimet, sizin vereceğinizden) daha ha­yırlıdır.

Haydin, siz, bana (bedenî kuvvetle
yardım ediniz de, sizinle, onların arasına sağ­lam bir mania yapayım.

Bana, demir kütleleri getiriniz! (O
karşılıklı iki dağın) İki yanı, tam denkleştiği vakit: Lifleyiniz! dedi.

Nihayet, onu (demiri) bir ateş
haline koyduğu zaman da: Getiriniz bana, üstüne, erimiş bakır dökeyim! dedi.

Artık, onu, aşmaya da, güc
yetiremediler, onu, delmeye de, muktedir olamadılar.. Bu, Rabb’imden, bir
merhamettir. Fakat, Rabb’imin va’di gelince, o, bunu, dümdüz yapar. Rabbımın
va’di, bir hakdır! Dedi. [8]
Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun![9]

 

 


[1] Ibn Asâkir Tarih c.5, s.254-255.

[2] Ibn Habîb Kitabülmuhabber
s.365-366.

[3] Ebülfida Elbidaye vennihaye c.2,
s.103.

[4] Salebi Arais S.361.

[5] Ibn İshak Kutabülmabtedâ velmeb’as
c.5, s. 185, Ibn Asâkir Tarih c.5, s.256.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet
Vakfı Yayınları: 2/285.

[6] Ibn Ishak, Ibn Hişam Sîre c.1,
s.328.

[7] İbn ishak Kitabülmühteda velmeb’as
c.5, s. 185.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet
Vakfı Yayınları: 2/285-286.

[8] Kehf: 83-98.

[9] M. Asım Köksal, Peygamberler
Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/286-287.