Hz. Şuayb (A.S)

42712

Hz.
ŞUAYB (A.S)
1

Hz.
Şuayb (a.s)’ın Kur’an’da Zikredilmesi:
1

Hz.
Şuayb (a.s)’ın Soyu:
1

Medyen
Halkının Yurtlan Nerededir?:
2

Hz.
Şuayb (a.s)’in Kavmine Yaptığı Davet:
2

Hz.
Şuayb (a.s)’ın Kıssasından Alınacak İbret:
3

Medyen
Kavminin Helak Edilişi:
4

 

Hz. ŞUAYB
(A.S)

 

“Medyen (Jıalhna
da) kardeşlen Şuayb ‘ı (Peygamber ola­rak gönderdik.): ‘Ey kavmim! Allah’a
kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur…” (A’râf: 7/85)

 

Hz. Şuayb (a.s)’ın Kur’an’da Zikredilmesi:

 

Hz. Şuayb (a.s)’ın
ismi, Kur’ân-ı Kerîm’de; A’râf, Hûd, Şuarâ ve Ankebût Surelerinin çeşitli
yerlerinde on defa geç­mektedir.[1]

Yüce Allah, Hz. Şuayb
(a.s)’ı, Medyen halkına Peygamber olarak göndermiştir. Onlara, Ashabı Eyke
(Eyke Halkı)’de de­nilir. Çünkü Yüce Allah, bununla ilgili olarak şöyle
buyurmak­tadır:

” ‘Eyke halkı’da,
(kendilerine gönderilen)peygamberleri yalancılıkla itham etti. Hani Şuayb,
onlara: ‘(Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?’ demişti. [2]

Bazı Tefsircilerin
kaydettiğine göre;[3] Eyke halkı, Medyen
halkından başka bir kavimdi. Allah, onlara; Medyen halkı helak olduktan sonra
Hz. Şuayb (a.s)’ı Peygamber olarak göndermişti. Onlar da, Hz. Şuayb (a.s)’ı
yalanlamışlardı. Bu­nun üzerine bulutlu bir günde, ilahi azab, onları
yakalamıştı.

Doğru olan görüş;
Medyen halkının, Eyke halkıyla aynı olduğu ile ilgili görüştür. Çünkü Şuarâ
Sûresinde;[4] Eyke
Halkının, ölçüyü ve tartıyı eksik ölçüp tarttıkları anlatılmıştır. Bu ise,
Medyen halkının Özelliğidir. Bundan dolayı da-Medyen halkı, Eyke halkı diye
adlandırılmıştır. Çünkü (oraya) Eyke (denmesi), içerisinde ağaçların bol olduğu
yeşillikli bir yer olmasındandır. Onlar orada hem ticaret ve hem de ziraat işle­riyle
uğraşırlardı. Arazilerinde, ağaçlar ve meyveler bol ve çoktu. Zengin bostanlara
ve bahçelere sahiptiler. İşte bundan dolayı onlar, “Eyke Halkı” diye
adlandırılmışlardır. [5]

 

Hz. Şuayb (a.s)’ın Soyu:

 

Hz. Şuayb (a.s)’ın
soyu şu şekildedir: Mikail b. Yeşcür b. Medyen b. İbrahim’dir.

Medyen, Hz. İbrahim
(a.s)’ın çocuklarından biridir… An­nesi, Hz. Lût (a.s)’m kızıdır. Allah, Hz.
Şuayb (a.s )’ı; “Lût kavmi de (yakın bir zamanda helak oldukları için)
sizden uzak değildir” (Hûd:11/89} sözünden dolayı Hz. Lût (a.s )’dan son­ra
ve Hz Mû.sâ (a.s)’dan önce Peygamber olarak gönderilmiş­tir. Çünkü Yüce Allah,
(A’râf Suresi’nde ) ilkönce Hz. Nuh’u, sonra Hz. Hûd’u, sonra Hz. Salih’i,
sonra Lût ve sonrada Hz. Şuayb’ı anmış ve bunun peşi sıra şöyle buyurmuştur:

“(Adı geçen) bu
peygamberlerden sonra Musa’yı, mucize­lerimizle Firavuna ve kavmine (Peygamber
olarak) gönderdik.[6]

İşte bu ayet; Hz.
Şuayb (a.s)’in, Hz. Mûsâ ile Hz. Ha­run’dan önce Peygamber olarak
gönderildiğini göstermektedir.

Bazı tarihçiler, Hz.
Şuayb (a.s)’ı, Hz. Musa’dan asırlarca sonra Peygamber olduğunu zannetmekle hata
etmişlerdir. Çünkü bu görüş, az önce geçen (A’râf: 7/103) ayete ters düş­mektedir.
Bunlar. Kuran-ı Kerim’de adı geçmeyen peygamber­lerden biri olan Şa’yâ (a.s)
ile Hz. Şuayb (a.s)’ı birbirine karış­tırıp Şa’yâ (a.s)’ı Hz. Şuayb
zannetmişlerdir. İşte hata buradan kaynaklanmaktadır. Bunu, bazı araştırmacı
alimler nakletmişlerdir. [7]

 

Medyen Halkının Yurtlan Nerededir?:

 

Medyen halkı; Hicaz
bölgesinin kuzey yönündeki Şam is­tikametinde ve Akabe körfezine yakın
topraklarda yaşayan Arap bir kavimdi.

Taberî derki: Medyen
ile Mısır arası, 8 gecelik[8] bir
me­safedir. Anlaşılıyor ki, Medyen bugün “Maân” diye isimlen­dirilen
yerdir. O yer, Filistin ‘in güneyindedir.

Medyen halkı, Hz.
İbrâhîm (a.s)’m oğullarından biri olan Medyen’e nispet edilmektedir. Bu isim,
Tevrat’ta ise, “Med­yan” diye geçmektedir. Hz. İbrahim’in oğlu
Medyen, bu kabile arasında yaşamış, onlarla akraba olmuş, sonra onlar arasında
ailesi ve topluluğu çoğalmış ve bundan dolayı da onlara “Medyen
halkı” denilmiş (ve bu isim zamanla bütün kabile için kullanılır
olmuştur). [9]

 

Hz. Şuayb (a.s)’in Kavmine Yaptığı Davet:

 

Medyen halkı; ticaret
ve ziraatla uğraşırlardı. Bu sebeple de çeşitli bolluklara ve nimetlere
sahiptiler. Hz. İbrahim’den varis olan din üzere idiler. Fakat çok geçmeden
dinlerini değiş­tirip Allah’ı inkar edip doğru yoldan saptılar. Bundan dolayı
da aralarında çeşitli kötülükler yayıldı. Bunlardan birisi, ölçü ve tartılarda
eksik ölçüp tartmalarıydı. İnsanların mallarının fiyatını düşürüp yeryüzünde
bozgunculuk çıkarıyorlardı.

Yüce Allah, onlara,
(Peygamber olarak) Hz. Şuayb (a.s)’ı gönderdi… Hz. Şuayb, onları; Allah’ın
birliğine davet ediyor, hayatlarınm bu şekilde sürdürdükleri takdirde başlarına
gele­cek olan) ilahi azabı onlara hatırlatıyor, ölçü ve tartıda eksik ölçüp
tartmalarını yasaklıyor, bozgunculuğu bırakıp ıslah edici olmalarını
emrediyordu. Fakat onların az bir kısmı, Hz. Şuayb’a iman etti. Çoğu ise ona
iman etmedi. Bu inkarcılar, sapıklık ve inkarcılıkta çok ileri gittiler.
Yolların üzerine otu­ruyor, Hz. Şuayb’a gelen insanları dinlerinden çevirmek
için gözetliyorlar, ona iman etmeye gelenlere engel oluyorlar ve ona iman
edenlerin çeşitli tehditlerle gözlerini korkutuyorlar­dı… Yüce Allah bu
konuyu şöyle anlatmaktadır:

“Tehdit ederek,
inananları Allah’ın yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her
yolun başında oturmayın. Düşünün, siz az (bir topluluk) idiniz de Allah sizi
çoğalt­tı. Bakın ki, bozguncuların sonu, nasıl olmuştur. [10]

Hz. Şuayb (a.s), davet
ve nasihatlerinde ısrar edince, ona karşı düşmanlıklarını açığa vurdular.
Sözünü anlamadıklarını ve maksadını bilmediklerini iddia edip eğer himaye
edenleri olmasaydı, kendisini öldürecekleri tehdidinde bulundular.

Yüce Allah, bu konu
ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Dediler ki: Ey
Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf
görüyoruz. Eğer (seni koruyan) kabilen olmasa, seni mutlaka taşla Öldürürüz.

Ne Sen, bizden üstün
değilsiniz.[11]

Daha sonra milletinin
yoluna geri dönmedikçe ve kavmi­nin dinine girmedikçe, Hz. Şuayb (a.s)’ı ve
kendisine iman edenleri, yurtlarından çıkarmakla ve kovmakla tehdit ettiler.
Yüce Allah, A’râf Sûresinde bu konu ile ilgili olarak şöyle bu­yurmaktadır:

“Kavminden ileri
gelenler: ‘Ey Şuayb I Kesinlikle seni ve seninle beraber inananları,
memleketimizden çıkaracağız ya da dinimize geri döneceksiniz’ dediler.
(Şuayb’da, onlara:) ‘istemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak ve ya dinimiz­den
döndüreceksiniz)?’ dedi. [12]

 

Hz. Şuayb (a.s)’ın Kıssasından Alınacak İbret:

 

Ne garip bir kavim ki;
kendilerine gönderilen Peygamber, onları; insani üstünlüklere ve güpe gündüz
güneş gibi parlak bir insani hayata davet ediyor. Fakat kavmi, ona:
“Söyledikle­rinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf görü­yoruz”
(Hûd: U/91) diyor.

Bununla birlikte Hz.
Şuayb (a.s)’ın daveti, son derece açık ve net olup onları, Allah’tan başkasına
ibadet etmemeye çağı­rıyordu. Fakat onlar, Hz. Şuayb ile onunla birlikte iman
eden­leri, yurtlarından kovmakla ve çıkarmakla tehdit ediyorlardı. Hz. Şuayb
ise, onlara, ölçü ve tartıda eksik ölçüp tartmama işini emrediyordu. Buna
karşılık onlar, Hz. Şuayb’ı; en zayıf­ları ve en ahmakları olmakla suçluyor,
onun namazıyla ve iba­detiyle eğleniyorlar ve alay ediyorlardı. Yüce Allah bu
konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Dediler ki: Ey
Şuayb! Babalarımızın taptıkları (putları) bırakmamızı veya mallarımızdan (eksik
ya da fazla verme hu­susunda) dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın
mı emrediyor? Hakikaten sen, yumuşak huylusun ve çok akıllısın (diyerek alay
ettiler).[13]

Gerçekten bilgili olan
cahillerin, akıllı olan delilerin ve ak­lı kıt kimselerin, kendilerini; ahlaklı
olmaya, iffetli olmaya, erdemli olmaya çağıran kimselere karşı alay etmesi,
eğlenmesi ve kendilerince üstünlüklerini ortaya koyacak delillere sarıl­maları
ne gariptir?! Ne zamandan beri doğruluk, çirkin sayıl­mış?! Ne zaman erdemli
olma, insanların kınadığı ayıplardan ders alır olmuş?! İşte batılın ve isyankarlığın
mantığı budur! Nitekim Lût kavmi de, kendi peygamberlerine ve ona bağlı
müminler hakkında şöyle demişlerdi:

“Kavminin cevabı:
‘Onları (Lût’u ve ona iman edenleri), memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar,
fazla temizlenen insanlarmışi’ demelerinden başka bir şey olmadı. [14]

Yine Medyen halkının
da, Hz. Şuayb (a.s)’a karşı durumu aynı mantık çizgisindeydi:

“Halkının inkar
eden ileri gelenleri: ‘Eğer Şuayb ‘a uyar­sanız, and olsun ki siz
kaybedersiniz’ dediler.[15]

 

Medyen Kavminin Helak Edilişi:

 

Medyen halkının en
büyük ahmaklıkları; Hz. Şuayb (a.s)’m, eğer doğru sözlü kimselerden ise,
üzerlerine gökten bir parça [16]
düşürmesini istemeleri olmuştur… Bunun üzerine onları; “bulutlu bir
günün azabı” yakaladı…

Allah (ilkönce)
onların üzerine, yedi gün süren bir sıcaklık Musallat etti. Bu saye de suları
çekilip yok oldu. Sonra onların üzerine bir hulut gönderdi. Sıcaktan korunmak
için bu bulutun gölgesine sığındılar. Nihayet hepsi bu bulutun altında eksiksiz
toplanınca, bulundukları yerde büyük bir zelzele oldu.[17] On­ları
bir çığlık [18]yakalayıverip onların
üzerine gökten ateş yağ­dı. Böylece yanıp yok oldular. Yüce Allah bu konu ile
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“(Sonunda)
Şuayb’ı, yalana saydılar da, kendilerini, o gölge (bulutlu) gününün azabı
vakalayiverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi.[19]

Hz. Şuayb (a.s),
kavminin helak olmasından sonra bir müddet daha yaşayıp sonra öldü.

Bu olay, Hz. Yûsuf un
ölümü ile Hz. Mûsâ’nm ortaya çı­kışı arasında meydana gelmişti.

Hz. Şuayb (a.s)’m
kavminin helak edilişi ile ilgili olayla­rın; İsrail oğullarının, Mısır’a göç
etmelerinden sonra gerçek­leştiği de, olası bir durumdur. Yine de doğruyu en
iyi bilen Allah’tır. [20]

 



[1] A’raf: 7/85, 88, 90, 92,;Hud: 11/84, 87, 91, 94;
Şuara: 26/177; Ankebut: 29/36 (ç).

[2] Şuarâ: 26/176-177

[3] İbnü’i-Esîr, el-Kâmil, 1/158; İbn Asâkir, Tarih,
6/321; Hakim, Müstedrek, 2/569(Ç)

[4] Şuarâ: 26/176-191 (ç)

[5] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 599-600.

[6] A’raf: 7/103

[7] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 600-601

[8] Taberî. Tarîhu’r-Rüsûî ve’1-Miiiûk,   1/325; fbn 
Kcsîr. el Bulâye ve’n-Nihâye, i/173

[9] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 601.

[10] A’râf:7/86

[11] Hüd: 11/91

[12] A‘raf: 7/88

Muhammed Ali Sâbûnî,
Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 601-603.

[13] Hûd: 11/87

[14] A’râf: 7/82

[15] A’râf:7/90

Muhammed Ali Sâbûnî,
Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 603-604.

[16] Şuarâ: 26/185-188

[17] A’raf.7/88

[18] Hüd: 11/94

[19] Şuarâ: 26/189

[20] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 604-605.