Hz. Dâvud (A.S)
Hz.
DÂVUD (A.S)
Hz.
Dâvud (a.s )’ın Kur’an da zikredilmesi
Hz.
Dâvud (a.s)’ın Soyu:
Hz.
Dâvud (a.s )’in İsrail oğulları Arasındaki Yeri:
Hz.
Dâvud (a.s)’m Risaleti ve Daveti:
Yüce
Allah’ın, Sadece Hz. Dâvud (a.s)’a Verdiği Özellikler:
Hz.
Dâvud (a.s)’a Karşı Yapılmış Büyük Bir Yalan:
Hz.
Dâvud (a.s)’ın Ölümü:
Hz. DÂVUD
(A.S)
“Gerçekten Biz,
bazı peygamberleri (diğerlerinden) üstün kıldık; Davud’a da Zebur’u gönderdik
” (İsrâ: 17/55)
Hz. Dâvud (a.s )’ın Kur’an da zikredilmesi
Hz. Dâvud (a.s )’ın
adı; Bakara, Nisa, Mâide, En’âm, İsrâ, Enbiyâ, Nemi, Sebe’, Sâd Surelerinde
olmak üzere Kur’ân-ı Kerîm’in toplam 16 yerinde geçmektedir.[1]
Hz. Dâvud (a.s),
İsrail oğulları peygamberlerinden olup Hz. Ya’kûb (a.s)’ın oğlu Yahûzâ’nm
soyundan gelmektedir.
Yüce Allah, Hz. Dâvud
(a.s)’a, hem peygamberlik hem de hükümdarlık verdi. Dünya ve ahiretin hayrını
birlikte verdi. Çünkü, Dâvud (a.s), oğlu Hz. Süleyman (a.s) gibi, hem Peygamber
ve hem de hükümdar idi. [2]
Hz. Dâvud (a.s)’ın Soyu:
Hz. Dâvud (a.s)’m soyu
şu şekildedir: Dâvud b. Işâ b. Uveyd. Yahûzâ b. Ya’kûb b. İshâk b. İbrahim
(a.s)[3]
Tevrat ve İncîl ehli,
Hz. Dâvud (a.s)’m soyunun, kendi kitaplarında ayrıntılı bir şekilde geçtiğini
söylemektedirler. Yine bunlar, Hz. Dâvud (a.s)’m, Hz. Ya’kûb’un oğlu Yahûzâ’nm
soyundan geldiği konusunda tamamen görüş birliğine varmışlardır.
Hz. Dâvud (a.s), Hz.
Mûsâ (a.s)’dan sonra kendilerine semavi kitap indirilen peygamberlerden
biridir. Çünkü Allah, ona, Zebur adlı ilahi kitabı vermiştir. Yüce Allah
bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
” Davud’a da
Zebur’u verdik.” [4]
Hz. Dâvud (a.s )’in İsrail oğulları Arasındaki
Yeri:
Hz. Mûsâ ile Hz.
Harun’un ölümünden sonra İsrail oğulları peygamberlerinden Yûşa’ b. Nûn
denilen bir Peygamber, onların basma geçti. Bu Peygamber, onları, Mûsâ
peygamberin lisanı üzere Tevrat’ta onlara vaat etmiş olduğu Arzı Mukaddes
(Kutsal Şehir) denilen Filistin’e onları soktu. Ele geçirilen ar a-ziyi
aralarında bölüştürdü. Ölünceye kadar da onların işi erini yürüttü. O öldükten
sonra İsrail oğullarının işlerini, kendi içi e-rinden 356 yıl müddetle
“kadılar” üstlendi. Bu ara döneme, “Kadılar Dönemi”
denilir.
Bu ara dönemde İsrail
oğullarının üzerine zayıflık ve gü ç-süzlük çöktü. İçlerinde masiyetler ve
kötülükler yayıldı. Şeriatı zayi ettiler. Saflarına putçuluk girdi. Bundan
dolayı d a Yüce Allah, onların üzerine, kendilerine yakın toplulukları musallat
etti. Bu sebeple de Amâlika, Aramiler, Filistinliler ve daha bir çok toplulukla
savaştılar. Bu düşmanlarına karşı yaptıkları savaşlann çoğunu kazanamayıp
yenildiler.
İbn Cerîr et-Taberi,
“Tarihlinde derki: “Sonra İsrail oğullarının işleri karıştı.
Aralarında günahlar ve hatalar çoğaldı.
Peygamberlerden
öldürebildiklerini öldürdüler. Bunun üzerine Allah, onlara gönderdiği peygamberlerin
yerine; onlara zulmeden ve kanlarını döken zorba hükümdarlar musallat etti.
Yine onlara, bunlardan başka düşmanlar da musallat etti. Düşmanlarından biriyle
dövüştüklerinde, yanlarında bir ‘Misak-ı Tabut’ bulunurdu. Ehli kitap, bu
sandığı, ‘Anlaşma Sandığı’ (Ahd-ı Tabut) diye adlandırmıştı. Bu sandığın içe
ri-sinde, Tevrat’ın yazılı olduğu levhalar ile Hz. Mûsâ (a.s)’ın asası
bulunmaktaydı. Nitekim şu ayeti kerime, buna işaret etmektedir:
“Peygamberleri,
onlara: ‘Tâlût’un hükümdarlığının alameti, Tabut’un size geri gelmesidir. Onun
içinde, Rabbinizden size bir ferahlık ve sükunet, meleklerin taşıdığı, Mûsâ ile
Hâ-rûn ailesinin bıraktıklarından bir miktar bakiyye vardır. ” (Bakara:
2/248)
İsrail oğullan, bu
sandığın bereketi ile savaş kazanmayı umuyorlardı. Gazze ve Askalanlılarla
yaptıkları bir savaşta, yenildiler. Bunun üzerine düşmanları, sandığı İsrail
oğullarının ellerinden aldılar. Bu olay üzerine İsrail oğullarının hükümd a-n,
(sandığı kaybetmenin verdiği) üzüntüden öldü. İsrail oğullar, çobansız koyun
sürüsü gibi ortada kaldılar. Nihayet Allah, onlara, peygamberlerden
“Şamuyel” denilen bir peygamberi gönderdi. Kitap ehli, buna, “Samueî”
demektedir…İsrail oğulları, bu peygamberden, düşmanlarına karşı savaşmak için
ke n-di içlerinden birisini başlarına bir hükümdar tayin etmesini istediler.[5]
Yüce Allah, İsrail
oğullarının işlerini Kur’ân-ı Kerîm’de bize şöyle anlatmaktadır:
“Mûsâ ‘dan sonra,
İsrail oğullarından ileri gelen kimseleri görmedin mi? Ne yaptılar! Kendilerine
gönderilmiş bir peygambere: ‘Bize bir
hükümdar gönder ki, başımıza geçsin de
Allah yolunda
savaşalım’ dediler. (Peygamber, onlara:) ‘Size savaş yazılır da ya
savaşmazsanız!’ dedi. (Onlarda:) ‘Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan
uzaklaştırılmış olduğumuz halde neden savaşmayalım?’ dediler. Üzerlerine savaş
yazılınca, içlerinden pek azı hariç geri dönüp kaçtılar. Al-lahzalimleri iyi
bilir. [6]
Peygamberleri,
Allah’tan gelen bir vahiy ile, onların üzerine, Tâlût’u hükümdar yaptı.
Tâlût’u, onların üzerine hükümdar yapmasının sebebi, Tâlût’un güçlü bedeni ile
bilgiye sahip olmasından dolayı idi. Fakat İsrail oğulları, Tâlût’un hükümdar
olarak üzerlerine atanmasını kabul etmeyip peygamberlerine:
“Biz hükümdarlığa
daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş
imkanlar verilmemişken, o, bize nasıl hükümdar olur?’ dediler, (peygamberleri
de, onlara:) ‘Allah, onu, sizin üzerinize seçti. Bilgi ve beden yönünden ona,
sizden daha çok üstünlük verdi. Allah, mülkünü dilediğine verir, Allah, her
şeyi kuşatır ve her şeyi bilendir’ dedi.[7]
Tâlût, İsrail oğulları
üzerine hükümdar olunca, Allah, İsrail oğullarının elinden çıkmış bulunan
sandığı ona geri vermek suretiyle onu desteklemiştir…
Tâlût, güçlü ve
kuvvetli bir ordu kurup düşmanları ile savaşmak için yola çıktı. Yolda
giderken, önlerine bir nehir çıktı. Zor çöl yolculuğundan ötürü ordusu son
derece susadığından onları imtihan etmek istedi. Bunun için ilk önce, bu
nehirden, susuzluklarını gidermek için yalnızca bir yudum su içenin dışında su
içmelerini yasakladı. Bu, Tâlût’un, ordusunun dayanıklılığını ve irade
güçlerini ölçmek için yaptığı bir imtihan ve deneme idi. Yüce Allah, bu konu
ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Tâlût askerlerle
beraber (cihad için bulunduğu memleketten) ayrılınca: ‘Biliniz ki, Allah sizi
bir ırmakla imtihan e-decek. Kim ondan içerse benden değildir. Ancak eliyle bir
avuç içen hariç, kim ondan hiç tatmazsa, bendendir’ dedi. İçlerinden pek azı
hariç hepsi ırmaktan içtiler.[8]
Bu olay üzerine Tâlût
ile birlikte sadece 319 kişi kaldı.
Süddi’nin ifadesine göre;
askerlerin toplam sayısı 80.000 kişi idi. Bu kimseler, zayıf iradeli kimseler
olmalarında dolayı geri döndüler. Çünkü Tâlût, onlarla birlikte düşmana karşı
savaşmak istemedi. Putperest Filistinlilere karşı savaşmak için emrine uyan bu
bir avuç insanı yeterli buldu. Düşman ordusunun komutanı, Câlût denilen
insanları korkutan şiddetli zorba bir kimse idi. İsrail oğulları ondan korkup:
“Bugün bizim
Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak bir hiçbir gücümüz yoktur’ dediler.
Kendilerinin, sonunda Al-lah’m huzuruna varacaklarını bilenler, kendi
aralarında: ‘Nice az kişiler vardır ki, sayıca kendilerinden çok olan
topluluklara Allah ‘in izniyle galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir’
dediler.[9]
Câlût, (ilk önce)
karşılıklı dövüşmek istiyordu. Karşısına, Hz. Ya’kûb’un oğlu Yahûzâ’nın
soyundan gelen Dâvud adında küçük bir genç çıktı. Yalnız onun gibi yaşça küçük
birisinin, savaş meydanına çıkması hiç hesapta yoktu. Çocuğu karşısında
görünce, onu çok küçümseyerek:
– ‘Geri dön. Çünkü
seni öldürmeye acıyorum’ dedi. Dâvud’da, ona:
‘Fakat ben seni
öldürmek istiyorum’ dedi…
Bunun üzerine ikisi
arasında karşılıklı savaş meydana gelip Dâvud, Câlût’u öldürdü. Câlût’un
ordusu, çok kötü bir şekilde yenildi. Böylece Dâvud (a.s), tam bir zafer
kazandı. Yüce Allah bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın izniyle
Câlût’un ordusunu yendiler. Dâvud, Câlût’u öldürdü. Allah, Davud’a, hükümdarlık
ve hikmet (peygamberlik) verdi. Dilediği ilimlerden ona öğretti… [10]
Bu zamandan itibaren
Dâvud (a.s)’m adı, İsrail oğulları arasında yayıldı. Allah, İsrail oğullarını,
önceki perişanlık ve zilletten kurtardı. Onun önderliğinde bir çok zaferler
kazandılar ve üstünlükler elde ettiler,
İsrail oğulları,
Tâlût’un Ölümünden sonra toplanıp hükümdar olması hakkında bu genç delikanlıya
biat ettiler. Böylece daha yaşı, 30 bile değilken onlara hükümdar oldu… Halk
arasında adaletle hüküm verir, hepsine eşit davranır, Tevrat’ın hükümlerini
aynen uygulardı. Nihayet Yüce Allah, ona, vahiy yoluyla dört semavi kitaptan
biri olan Zebur’u indirdi. [11]