Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Nuh Aleyhisselâm

NUH ALEYHİSSELÂM

 

 

Nuh
Aleyhisselâmın Soyu:
    Başa Dön

 

Nuh b.Lemek (veya Lemk), b.Mettu Şelah, b.Ahnuh
(veya Uhnuh) (Yani İdris Aleyhisselâm), b.Yerd (veya Yarid), b.Mehlâil, b.Kayn
(veya Kaynarı), b.Enuş, b.Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.[1]

 

Nuh
Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
    Başa Dön

 

Nuh Aleyhisselâm; uzun boylu[2],
esmer, ince tenli, uzunca başlı, büyük göz­lü, uzun ve enli sakallı, iri
vücudlu idi.

Kendisinin kolları ve bacakları ince,uylukları etli
idi. [3]

 

Nuh
Aleyhisselâmın Kavmine Peygamber Olarak Gönderilişi:
    Başa Dön

 

Nuh Aleyhisselâmın meskeni Irakta idi. [4]

Vedd, Süva’, Yağus, Yauk ve Nesr diye anılan putlara[5]
tapan kavmini, baş­larına gelecek azapla korkutmak, bir olan Allah’a ibadete
davet etmek üzre, Pey­gamber olarak gönderildi. [6]

Onlara:

“…Ey kavmim! Allâha ibadet ediniz!

Sizin, Ondan başka hiç bir İlâhınız yoktur!. [7]

“Şüphesiz ki, ben, sizi, Allanın azabından
apaçık korkutan’im.

Allah’dan başkasına tapmayınız.

Ben, sizin başınıza acıklı bir azabın gelip çatmasından
korkuyorum!” dedi. [8]

Kavminden ileri gelenler:

“Biz, seni, hiç şüphesiz, apaçık bir sapkınlık
içinde görüyoruz!” dediler.

Nuh Aleyhisselâm:

“Ey kavmim! Bende hiç bir sapkınlık yoktur.

Fakat, ben, Âlemlerin Rabb’ı tarafından gönderilmiş
bir Peygamberim!

Size, Rabb’ımın Vahy ettiklerini, tebliğ ediyorum.

Sizin iyiliğinizi istiyorum.

Ben, sizin bilmediklerinizi de, Allâhdan (gelen Vahy
ile) biliyorum.

Size, o korkunç akıbeti haber vermek için,
korunmanız için ve belki, böylelikle rahmete kavuşturulmanız için, kendinizden
bir adam vâsıtasile Rabb’ınızdan, size bir ihtar geldi diye şaşıyor
musunuz?!” dedi.[9]

“Biz, seni, kendimiz gibi bir insandan başka
olarak görmüyoruz.

Basit, ve zahirî görüşe uyan en aşağı
tabakalarımızdan başkasının sana tâbi olduğunu da, görmüyoruz.

Sizin, bize karşı bir üstünlüğünüzü de, göremiyoruz.
Bilakis, sizi yalancılar sanıyoruz!” dediler. Nuh Aleyhisselâm: “Ya
ben, Rabb’ımdan gelen apaçık bir Burhan üzerinde isem?

O, bana, Kendi katından bir Rahmet vermiş de,
bunlar, siz (in gözlerinizden gizli bırakılmışsa?

Söyleyiniz bana, ey kavmim! Sizi, istemediğiniz
halde, ona zorlayacak mıyız?

Ey kavmim! Bundan (bu tebliğlerimden) dolayı, sizden
hiç bir mal istemiyorum.

Benim mükâfatım, Allâhdan başkasına aid değildir.

Ben, iman edenleri, tard edici de, değilim!

Çünki, onlar, muhakkak ki, Rabblarına,
kavuşanlardır.

Ben, sizi, ancak cahillik eden bir kavm görüyorum!

Ey kavmim! Ben, onları kovarsam, Allâhdan (Allâhın
azabından) beni, kim kur-tara bilir? Bana, kim yardım edebilir hiç düşünmez
misiniz?!

Ben, size (Allâhın hazineleri, benim yanımdadır!)
demiyorum.

Ben, gaybı da, bilmem!

Ben (hakikatta bir Melek’im!) de, demiyorum.

Bununla beraber, gözlerinizin hor gördüğü o kimseler
hakkında (Allah, onlara asla hayr vermeyecektir) de, diyemem!

Onların özlerindekini, en çok bilen, Allâh’dır.

Aksi takdirde, hiç şüphesiz, ben, zâlimlerden olmuş
olurum!” dedi.

“Ey Nuh! Doğrusu, sen, bizimle uğraştın durdun!

Bizimle uğraşmanda aşırı da, gittin!

Eğer, sen, doğruculardan isen, bizi tehdid edip
durduğun şeyi haydi getir bi­ze!” dediler.

Nuh (Aleyhisselâm):

“Onu-dilerse-size, ancak, Allah, getirir.

Siz, Allah’ı, bundan âciz bırakabilecek değilsiniz.

Eğer, Allah, sizi helak etmek dilemişse, ben, sizin
iyiliğinizi arzu etmiş olsam bile, bu hayrhâhlığım, size hiç bir yarar vermez.

O, sizin Rabb’ınızdır ve nihayet, Ona
döndürüleceksiniz.’[10]

Ben (gelecek tehlikelerle) korkutandan başka bir
kimse değilim.!” dedi.

“Ey Nuh! Sen, (bu dediğinden) vaz geçmezsen,
muhakkak, taşlanmışlardan ola­caksın!” dediler. [11]

Nuh (Aleyhisselâm):

“Ey kavmim! Benim, aranızda duruşum, Allah’ın
âyetleri ile öğüt verişim, size ağır geliyorsa, (ne diyeyim) ben, ancak,
Allah’a dayanıp güvenmişimdir.

Siz ve ortaklarınız da, artık, toplanıp ne
yapacağınızı kararlaştırınız. Bu yapacağınız, size, sonradan hiç bir tasa
vermesin! Hattâ, bana, möhlet de, vermeyiniz.

Eğer, (benim öğütlerimden) yüz çeviriyorsanız, ben,
sizden (zâten bu hususta) hiç bir mükâfat istemedim.

Benim mükâfatım, Allah’dan başkasına âid değildir.

Ben (Onun hükmüne boyun eğen) Müslümanlardan olmakla
emr olundum”

dedi. [12]

Kavmi, onu, yalanladılar. [13]

Kâfirlerden bir takımları:

“Bu, sizin gibi bir insandan başka (bir şey)
değildir.

O, size karşı üstünlük sağlamak istiyor.

Eğer, Allah, (Peygamber göndermek) dileseydi,
elbette, bize Melekler indirirdi.

Biz, önceki Atalarımızdan, bunu (Allâhı Birlemeyi)
hiç duymadık.

Bu, kendisinde bir delilik bulunan adamdan başkası
değildir.

Binâenaleyh, siz onu bir zamana gözetleyiniz!”
dediler.

Nuh (Aleyhisselâm) da:

“Ey Rabb’ım ! Onların beni yalanlamalarına karşı sen
bana yardım et!” dedi.

“Biz de, ona (şöyle) 
Vahy ettik: Sen, bizim bizim nezaretimiz ve Vahyimizle gemi yap!

Nihayet (helaklerine emrimiz gelip te, o fırın
kaynamağa başlayınca, ona her (nevi 
hayvanlardan erkek ve dişi) ikişer çift ile aileni alıp içerisine gir!

(Kavmının) içinden, aleyhlerine söz geçmiş (hüküm
giymiş olanlar müstesna.

O zulm edenler(in kurtulması)  hakkında bana hitapta bulunma.

Çünki, onlar boğul(mağa mahkum ol)muşlardır.

Artık sen mahiyetindekilerle birlikte, Geminin
üstüne doğrulup yerleşince: Bizi o zalimler güruhundan selamete erdiren Allaha
hamd olsun! de!

Rabb’ım! Beni bereketli bir menzile kondur!

Sen, konduranların en hayırlısısın! de!”[14]

 

Nuh
Aleyhisselâmın Kavmini Tevhide Davet Edişi Ve Başına Gelenler:
    Başa Dön

   

Nuh Aleyhisselâm; halkın, heykellerinde ,  puthhanelerde bulundukları sırada, yanlarına
varıp:

“(Lâ ilâhe illallâh=Allâh’dan başka ilâh yoktur!)
deyiniz.

Ben , Allâh’ın Kul ve Resulüyüm!” dedikçe, işitmemek
için halk,  başlarını, elbiselerinin
içine sokar, kulaklarını da parmakları ile tıkarlardı!

Yine bir gün onlara: (Lâ ilâhe illallâh=Allâh’dan
başka ilâh yoktur!) dediği zaman, Sanemler yüzlerinin üzerine düşünce,  kalktılar, Onu, yüzünün üzerine düşünceye
kadar dövdüler.

Kral Mahvil[15],
bunu, haber alınca, Nuh Aleyhisselâmı huzuruna getirtti ve Ona :

“Nedir su, senin hakkında işittiğim?!

Dinime ve Babanın oğullarının, üzerinde bulundukları
şeye karşi davranışın?!

Nedir, Sanemleri kürsülerinden düşüren bu sihir?!

Bunu sana kim öğretti.?” Dedi.

Nuh Aleyhisselâm:

“Onlar dediğin gibi birer ilah olsalardı, yüzlerinin
üzerine düşmezlerdi.

Ben Allahın Kulu ve Resulüyüm!

Sen, Yüce Allah’dan kork ve Ona, hiçbirşeyi şerik
koşma!” dedi. 

Kral Mahvil; Sanemler Bayramı hazırlanıncaya kadar,
Nuh Aleyhisselâmın tu­tuklanmasını ve Sanemlerin, tekrar Kürsülerine
yerleştirilmelerini ve bozulan yer­lerinin onarılmasını emr etti.

Bayram gelince, toplanıp yapılan şeyleri görsünler
diye halk’a nida ettirildi.

Nuh Aleyhisselâm, Kral hakkında Allâha düa etti.
Kral, bir baş ağrısına tutul­du, aklını kaybetti. Bir hafta sonra da, öldü.

Ölüsü, altun şerir üzerine konulup Sanem
heykellerinin içinde ağlanarak tavaf edildikten sonra, gömüldü.

Nuh Aleyhisselâma, dilleri ile her kötülüğü
yaptılar, sövdüler, saydılar.[16]

Kral Mahvil’in ölümü üzerine, yerine geçen oğlu
Dermesil, Nuh Aleyhisselâmı, serbest bıraktı.

Halk, büyük Sanemlerden her birinin yanında senenin
belli vakitlerinde topla­nıp bayram yaparlar, Sanemler için, kurban keserler ve
onları tavaf ederlerdi.

Yağus bayramı için de, halk, her taraftan gelip
toplanmıştı.

Nuh Aleyhisselâm, onların yanlarına vardı.
Ortalarında ayakta dikilip:

“Lâ ilahe illallah = Allâh’dan başka ilâh
yoktur!” demeleri için, onlara seslen­diği zaman, yine, başlarını,
elbiselerinin altına soktular, parmaklarını da, kulakla­rına tıkadılar!

Nuh Aleyhisselâmın seslenmesiyle, Sanemlerin
Kürsülerinden yere düşmele­ri, bir oldu!

Halk, yine üzerine yürüyüp Nuh Aleyhisselâmı
dövdüler ve yüzünün üzerine düşürdüler.

Başını da, yardılar.

Kendisini, çeke çeke Kralın köşküne götürdüler,
yanına, soktular.

Kral, Nuh Aleyhisselâma:

“İlâhlarla ilgili işlerden hiç bir şeye
karışmamanı, sana, söylemedik mi? Seni, böyle şeylerden, men etmedim mi?!

Hattâ, onları, kürsülerine, şerefli yerlerine
koydurduğumda, onlara, secde de, edeceksin diye sana, emir etmedim mi?

Bunu, sana kim öğretti?..” diyerek çıkıştı.

Nuh Aleyhisselâm; kanlara boyanmış bir halde, Krala:
“Eğer, onlar, birer ilâh olsalardı, yerlere düşmezlerdi? Ey Dermesil!
Allâh’dan kork! Allah’a, hiç bir şeyi şerik koşma! Çünki, O, seni
görüyordur!” dedi.

Dermesil:

“Sen, bana, böyle hitap etmek kudretini
kendinde nasıl buluyorsun?” dedi.

İkinci Sanem bayramı hazırlığı sonuna kadar habs
edilmesini, Sanem için kur­ban kesilmesini ve yere düşen Sanemlerin kürsülerine
tekrar konulmasını emretti.

Emri, yerine getirildi.

Kral Dermesil, Nuh Aleyhisselam hakkında korkunç bir
rü’ya görüp:

“Mecnundur! Yaptıklarından mes’ul
değildir!” diyerek hapisten çıkarılmasını emretti.

Zamanın Kâhin’i ise, Tufan işini ve zamanının
yaklaştığını, halka bildirir ve Nuh Aleyhisselâmın öldürülmesini emr ederdi.[17]

Babil Kralı Dermesil’e de, yazı yazarak Nuh
Aleyhisselâmın öldürülmesini işa­ret etmişti.

Dermesil; çevre halkına yazıp Nuh Aleyhisselâmın,
Esnam ibadetini değiştir­mek istediğini ve bir tek İlândan başka ilâh
bulunmadığını iddia ettiğini anlattı ve “Siz, Sanemlerden başka İlahlar
bulunduğunu biliyor musunuz?” diye sordu.

Hepsi de, bunu, inkâr ettiler.[18]

Nuh Aleyhisselâmın, Tevhid akidesini yaymasına engel
oldula[19]
Hattâ, bayılıncaya kadar, kendisinin boğazını sıktılar.’[20]
Öldü sandılar. [21]

Nuh Aleyhisselâm, ayıldığı zaman: “Ey Allah’ım!
Beni ve kavmimi, yarlığa! Çünkü, onlar, (ne yaptıklarını) bilmiyorlar!”
dedi. [22] Gusl
edip tekrar yanlarına vardı. Onları, Allah’a iman ve ibadete davet etti. [23]

Nuh Aleyhisselâm, kendisine zulm etmekten geri
durmayan kavminin arasında dokuz yüz elli yıl kaldı..[24]
Kendisi, çok sabırlı ve halîm idi. [25]

İlgili Makaleler