Peygamberler Tarihi M.Asım Köksal

Nuh Aleyhisselâm

 

Dağın
Tepesinde Bile Boğulmaktan Kurtulamayan Anne Ve Çocuk:
    Başa Dön

 

Hz.Âişe’nin, Peygamberimiz Aleyhisselâmdan
rivayetine göre:

Seller; yollarda ve sokaklarda çoğalınca; son derece
sevdiği yavrusunun hayatı hak­kında korkuya düşen bir anne, hemen dağa doğru
gidip dağın üçte birisine kadar çıktı.

Su, oraya erişince, kadın, dağın ikinci üçte
birisine çıktı. Su, oraya da, ulaştı. Kadın, dağın üzerine çıktı.

Su, yükselip kadının boynuna ulaşınca, kadın,
çocuğunu, elile başının üzerine kal­dırdı ise de, su, nihayet, onları, alıp
götürdü!

Eğer, Yüce Allah, Nuh kavminden, her hangi birisini,
esirgeyecek olaydı, bu çocu­ğun annesini, esirgerdi!” buyrulmuştur. [109]

 

Geminin
Her Yeri Dolaşıp Cûdi Dağı Üzerine Oturuşu :
    Başa Dön

 

Nuh Aleyhisselâmın Gemisi, bütün dünyayı dolaştı. [110]

Önce; sağ tarafa doğru gitmeye başlayıp Habeş
ülkesine ulaştı.

Sonra da, Cidde tarafına yöneldi.

Sonra, Rum ülkesine doğru yol almağa başladı.

Rum ülkesini geçince, geri dönüp Mukaddes Arz’a
yöneldi[111]
Mekke Hare­mine kadar gitti.

Harem-i şerifin çevresinde yedi kerre dolaştı. [112]‘
Sonra da’[113],
Yemen’e doğru gitti. Oradan dönüp’[114]
Cûdi dağına ulaştı.

Yüce Allah, sema’ya: Suyunu, tut!”, yere de
“Suyunu, yut!” emrini verip te, yağışlar, durduğu ve dağların
üzerlerinden aşan suların seviyeleri düşmeğe başadığı zaman, Gemi, Cûdî dağının
üzerine oturdu.[115]

 

Geminin
Su Üzerinde Ne Kadar Dolaştığı Ve Gemiden Ne Zaman İnildiği?
    Başa Dön

 

Nuh Aleyhisselâmın Gemisi, hiç durmadan altı ay su
üzerinde[116]‘
dağlar gibi dalgalar arasında akarar[117]
dünyanın her tarafını dolaştı. [118]

Yüz elli gün dolaştığı rivayeti de, vardır. [119]

Nuh Aleyhisselâm, Cûdî dağında bir ay kalıp[120]
sular, çekildiği ve yerler, ku–jduğu zaman, yanındakilerle birlikte, Muharrem
ayının onuncu günü, dağdan indi.

O gün, Gemi halkı, Şükür Orucu tuttular. [121]

Nuh Aleyhisselâm, Gemiden inerken, Gemisini
kilitleyip Anahtarını oğlu Sâm’a verdi.[122]

 

Semânin
Şehrinin Kuruluşu:
    Başa Dön

 

Nuh Aleyhisselâm; Karda’da Semânîn diye anılan
yerde, yanındakilerden her = risi için birer ev yaptı. [123]

Semânîn: Musul’un üst tarafında, İbn.Ömercezîresinin
yakınındaki Cûdî dağl­ayanında bir beldeciktir. [124]

Ibn.Habîb (vefatı: 245 Hicrî), İbn.Kuteybe (vefatı:
276 Hicrî), Taberî (vefatı: 310 -i crî), İbn.Esîr (vefatı: 630 Hicrî); bu
şehirciğin, kendi zamanlarına kadar (Sûk-ı Semânîn) adıyla[125]

Mes’ûdî (vefatı: 346 Hicrî) de, dağ eteğinde
kurulmuş olan bu şehirciğin, ken-z- zamanına kadar sâdece (Semânîn) adıyla
anıla geldiğini bildirir. [126]

Yakut (vefatı: 626 Hicrfta göre: Nuh Aleyhisselâmın
yapmış olduğu Mescid, el’an rrada bulunmaktadır. [127]

Nuh Aleyhisselâm; Semânîn’de yerleştikten sonra,
ekin ekti, üzüm çubuğu,

sikti.

Bulunduğu yeri, düzledi, onardı. [128]

Bir müddet sonra, Semânîn halkı, Vebâ’ya tutuldu.
Nuh Aleyhisselâm ile oğullarından başka, hepsi öldü. [129]

 

Cûdî Dağı
Nerededir?:
    Başa Dön

 

Cûdî Dağı: Musul toprağında[130]

Musul’un Hısneyn[131]
veya Hadıyd mevkiindedir. [132]

Cezâre’de[133]
130 , Musul yakınındaki Cezîre’dedir. [134]

Musul beldelerinden İbn.Ömer ceziresinde[135],
Basuri’dedir. [136]

İbn.Ömer cezîresi, Musul’un üzerinde, üç günlük bir
yerdir. [137]

Basurin de, Dicle’nin doğusunda, Musul mülhakatından
bir nahiyedir.’[138]

Cûdî Dağı: Cezîre’de[139],
Karda nâhiyesindedir. [140]

Cûdî Dağı: Karda ve Zebdi kariyelerinin dağıdır. [141]

Karda: Cezîre’de, Cûdî Dağı yakınında bir kariye
olup İbn.Ömer Cezîresi yakı­nındaki Semânîn kariyesine de, yakındır. [142]

Cûdî Dağı ile Dicle arası, sekiz Fersah’dır. [143]

Fersah: on üç hâşimî Mili veya on iki veya on bin
Zira’dır.[144] Mil
de: dört bin Zira’dır. [145]

 

Yüce
Allah’ın Şereflendirdiği Üç Dağ:
    Başa Dön

 

Yüce Allah; Dağlardan, üç dağı:

Cûdî Dağını, Nuh Aleyhisselâm ile,

Tûr-i Seynâ Dağını Mûsâ Aleyhisselâm ile,

Hıra (Nûr) Dağını, Muhammed Aleyhisselâm ile
şereflendirdi. [146]

 

Nuh Aleyhisselâmın
Tufan Gemisi Ve Sonucu:
    Başa Dön

 

Yüce Allah; Nuh Aleyhisselâmın kavmini, zulme devam
edip durdukları sırada, Tûfan sularında boğdu. Nuh Aleyhisselâm ile gemi
arkadaşlarını, selâmete erdir. [147]

Gemisini de, Cezîre toprağında[148],
Cezîre toprağından Karda’da[149],
Karda <ariyesinin dağı olan Cûdî Dağının[150]
tepesinde -insanlara bir ibret olmak üzere-

3raktı. [151]

Gemi, uzun zaman, orada kaldı. [152]

Hattâ, Nuh Aleyhisselâmın ümmetinin öncekilerinden
nice kimseler, varıp onu, seyr ve temâşâ ettikten sonra[153],
Gemi, çürüyüp kül oldu. [154]

Tefsir kitaplarımızdaki görüşler, böyle!

Acaba, Kamer sûresinin 15. âyetindeki mutlak beyana
bakılarak Gemi’nin, Cûdî Dağı üzerinde, şu veya bu şekilde mesela taşlaşmış
olarak ibretli bir Mucize hâ­inde el’an mevcudiyeti düşünülemez mi?

Ecnebî İlim ve Fen adamlarından bazılarının,
Gemi’den bir kalıntı bulabilme ümidiyle ve Ahd-i Atîk’ın, Tekvin kitabının 8.
babının 4. fıkrasındaki Ararat tâbirin­den mülhem olarak zaman zaman gelip Ağrı
dağına tırmandıklarını ve her sefe-nnde de, elleri boş döndüklerini
işitiyoruz…

Tırmanıp Ağrı’nın başına, Yorma gel kendini boşuna.
Maksadın keşf ise Gemiyi Düş Cûdî dağında peşine.[155]

 

Kur’ân-ı
Kerimin Tûfan Hakkındaki Açıklaması:
    Başa Dön

 

Tûfan ve Sonucu, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

“Bunun üzerine, biz de, şarıl şarıl dökülen bir
suya, gök kapılarını açtık.

Yeri de, kaynaklar halinde (tamamıyla) fışkırttık
da, (her iki su) takdir edilmiş bir emr üzerinde birleşiverdi. [156]

“(Gemi), nankörlük edilmiş bulunan (o zâta) bir
mükâfat olmak üzere, bizim göz­lerimiz önünde akıp gidiyordu.[157]

Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı:

Oğulcağızım! (gel) bizim yanımıza sen de, bin!
Kâfirlerden olma!

Qğ(u (se:

Bir dağa sığınırım!

O, beni, sudan, korur! dedi.

Nuh:

Bu gün, Allah’ın emrinden, esirgeyen, Kendisinden
başka hiç bir kurtarıcı yok­tur! dedi.

İkisinin arasına, dalga girdi.

O da, derhal, boğulanlardan oldu. [158]

Nuh, Rabb’ına dua ve nida edip:

Ey Rabb’ım! Benim oğlum da, şüphesiz, benim
âilemdendir.

Senin (ailemi kurtaracağın hakkındaki) va’d’in,
elbette hak’dır ve Sen, Hâkimle­rin Hâkimisin! dedi.

(Allah):

Ey Nuh!, O, kat’iyyen senin ailenden değildir!

Çünki, o(nun işlediği) sâlih olmayan (kötü) bir
iştir (kâfirlik ve imansızlıktır)

O halde, bilmediğin bir şeyi benden isteme!

Seni, bilmezlerden olmaktan, bihakkın men ederim! buyurdu.

Nuh:

Ey Rabb’ım! Ben, bilmediğim şeyi, Senden istemekten,
Sana, sığınırım!

Eğer, Sen, beni bağışlamazsan, esirgemezsen, hüsrana
düşmüşlerden olurum! dedi. [159]

Ey arz! Suyunu, yut!

Ey gök! Sen de, tut! denildi.

Su, kesildi. İş, olup bitirildi.

(Gemi de) Cûdî (dağının) üzerinde durdu.[160]

O zâlimler güruhuna:

Uzak olsunlar! Denildi. [161]

Ey Nuh! Sana ve (Gemide) beraberinde bulunanlardan
(gelecek Mü’min) üm­metlere bizden selâm (ve selâmet) ve bereketlerle in
(Gemiden)!

 (Onlardan
türeyecek diğer kâfir) ümmetler de, vardır ki, biz, onları da (dünyada do!
azıklarla) yararlandıracağız.

Sonra ise (Âhirette) kendilerine bizden pek acıklı
bir azab çarpacaktır! denildi. [162]

And olsun ki: biz, Nuh’u, kavmine (Peygamber olarak)
göndermişiz de, o, aralarında-elli yıl müstesna olmak üzre-bin yıl kalmıştır.

Nihayet, onlar, zulümde devam edip dururlarken,
kendilerini, Tufan, yakalayı-• ermiştir.

Fakat, biz, onu da, gemi arkadaşlarını da, selâmete
erdirmiş ve bunu, âlemlere oır ibret yapmışızdır! [163]

And olsun ki: biz, bunu (Gemiyi) bir âyet olarak
bırakmışızdır.

O halde, düşünüp ibret alan var mı ki, benim azabım
ve tehdidlerim nice

-niş[164]

Bunlar, gayb haberlerindendir ki, sana, Vahy ediyoruz.
Bundan önce, ne sen biliyordun, ne de, kavmin biliyordu. O halde, sen de, (Nuh
gibi her cefaya) katlan. Akıbet, hiç şüphesiz, takvaya erenlerindir. “[165]

 

Nuh
Aleyhisselâmın Oğullarına Tavsiyeleri Ve Vefatı:
    Başa Dön

 

Rivayete göre: Nuh Aleyhisselâm; Tufandan sonra, üç
yüz elli yıl daha yaşa­mıştır. [166]

Nuh Aleyhisselâm, vefatı yaklaştığı sırada, yerine,
büyük oğlu Sâmı[167]
vekil Dirakt.. [168]

Yanına toplanan oğulları: Sâm, Ham ve Yâfes ile
bunların oğullarına, bir takım tavsiyelerde bulundu.

Yüce Allah’a ibadete devam etmelerini, onlara
emretti.’[169]
Ayrıca, oğlu Sâm’a:

“Ey oğulcağızım! dedi, kalbinde, zerre
ağırlığınca şirk olduğu halde, kabre girme!

Çünki, Allah’ın huzuruna müşrik olarak gelen kimse
için, bir delil yoktur. Ey oğulcağızım! Kalbinde, zerre ağırlığınca, kibir
bulunduğu halde, kabre girme! Çünki, Kibriya, Yüce Allah’ın Ridâ’sıdır.

Ridâ’sı hakkında çekişen kimseye, Allah, gazab eder.

Ey oğulcağızım! Kalbinde, zerre ağırlığınca,
Rahmetten ümid kesmiş olarak kabre girme!

Çünki, dalâlete düşmüş kimseden başkası, Allah’ın
rahmetinden ümid kesmez. [170]

Ben, sana vasiyetimi söylüyorum: Sana, iki şeyi emr,
ve seni, iki şeyden de, nehy ediyorum. Sana (Lâ ilahe illallah) Kelime-i
Tevhid’ini, emrediyorum. Çünki, yedi kat göklerle yedi kat yerler, bir terazi
kefesine ve Lâ ilahe illallah Kelimesi de, diğer bir kefeye konulsa, bu,
onlardan ağır gelir.

Eğer, yedi kat göklerle yedi kat yerler, uçsuz
bucaksız bir çenber olsalar, Lâ ilahe illallah ve Sübhânallâhi ve bihamdihî
Kelimeleri, onları kırar.

Çünki, bunlar, her şeyin düasıdır ve halk, bunlarla
rızıklanır. Seni, şirkten ve kibirden nehy ediyorum. [171]

Gücün yeterse, kalbinde, şirkten ve kibirden hiç bir
şey bulundurmamağa çahş!” [172]

Rivayete göre: Nuh Aleyhisselâma, vefatı yaklaştığı
sıralarda[173]

“Ey Ebülbeşer ve ey uzun ömürlü! [174]‘
Dünyayı, nasıl buldun?” diye so­rulmuştu.

Nuh Aleyhisselâm:

“Onu, iki kapılı bir ev gibi buldum.

Bir kapısından girdim, diğer kapısından
çıktım!” demiştir’[175]

Nuh Aleyhisselâm, kamıştan bir kulübe edinmişti.

“Keşke, bundan daha sağlam bir ev
yapsaydın?” denilince:

“Ölecek bir kimse için, bu bile çok!”
demiştir.’[176]

Rivayete göre: Peygamberlerden, ümmeti helak olan
Peygamber, Mekke’ye gelir, orada, Allah’a, ibadete koyulur, kendisi ve yanında
bulunanlar, vefatlarına kadar, orada kalırlardı.

Nitekim, Nuh, Hûd, Salih ve Şuayb Aleyhisselâmlar
da, Mekke’de vefat etmiş­lerdir.

Bunların, kabirleri, Zemzem ile Hacerülesved Rüknü
arasındadır.[177]

Zemzem ile Rükün arasında yetmiş Peygamber[178]
diğer rivayete göre: Hac­ca gelip vefat eden Peygamberlerden, orada doksan
dokuz peygamber gö­mülüdür.” [179]

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun!

Nuh Aleyhisselâm, bir şey yediği zaman: Elhamdü
lillâh! derdi.

Bir şey içtiği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.

Bir şey giydiği zaman: Elhümdü lillâh! derdi.

Bir şeye bindiği zaman: Elhamdü lillâh! derdi.

Bunun için, Yüce Allah, ona (Şükr edici bir kul)
ismini vermiştir. [180]

 

Peygamberlerin
Uluları:
    Başa Dön

 

Sahih bir Hadîs-i şerîf’e göre: Peygamberlerin,
Seyyid ve Ulu kişileri, beştir:

1) Nuh,

2) İbrahim,

İlgili Makaleler