Kurân-I Kerîm’de Tasvir Ettiği Üzere Hz. Adem (A.S)

42098


 


BEŞİNCİ BÖLÜM
1


KURÂN-I KERÎM’DE
TASVİR ETTİĞİ ÜZERE HZ. ADEM (a.s)

1


Hz. Adem
(a.s)’ın Kıssası

1


Hz. Adem
(a.s)’ın Yaratılmasından Alınması Gereken İbret Tablosu
.
1


Hz. Adem
(a.s)’ın İnsanlığın İlk Atası Olması

2


Hz. Adem
(a.s)’ın İnsanlardan Yaratılanların İlki Olduğuna Dair Deliller
.
3


Darwin
Teorisi Ve Bunun Kur’an Ve Vakıayla Çelişmesi

5


Darwin
Teorisinin İlmi Çerçevede Çürütülmesi

5


Darwin
Teorisinin Gerçek Amacı:

6


Bazı İlim
Adamlarının Bu Teoriyi Kabul Etmesi:

6


Üstad
Neccâr’ın Bu Konuyla İlgili Önemli Bir Görüşü:

7


Hz. Adem
(a.s)’ın Yaratılması Sırasında Geçtiği Merhaleler
.
7


1. Toprak
Merhalesi:

7


2. Çamur
Merhalesi:

8


3. Yaratılış Merhalesi:
8


Hz. Adem
(a.s)’ın Nesli:

8


Meleklerin
Hz. Adem (a.s)’a Secde Etmeleri:

9


İblis
Meleklerden midir?
.
9


Hz. Havva’nın
Yaratılışı:

11


Ayetlerde
Geçen Cennetin “Huld Cenneti” Olduğuna Dair Cumhurun Delilleri:

11


İblisin Hz.
Adem (a.s)’i Aldatması:

12


Hz. Adem
(as)’ın Oğulları Habıl İle Kabil’in Kıssası

12


Hz. Adem
(a.s)’in Yeryüzünde İstihlâf Edilmesinin Hikmeti:

13


Hz. Adem
(a.s) Nebi midir?:

14


Hz. Adem (a.s)’ın
Peygamberliği Etrafında Dolaşan Şüpheler
.
14


Melekler ile
Cinler Arasındaki Fark Nedir?
.
15


Şeytanlar ile
Cinler Arasındaki Fark:

17


Hz. Adem
(A.S)’ın Kıssasından Alınması Gereken İbretler
.
18


Hz. Adem
(a.s)’ın Vefatı

19

 



BEŞİNCİ BÖLÜM

 



KURÂN-I KERÎM’DE TASVİR
ETTİĞİ ÜZERE HZ. ADEM (a.s)

 


Hz. Adem (a.s)’ın
Kıssası

 

Hz. Adem (a.s)’m
kıssası, bütünüyle insanlığın kıssasıdır. Onun hayatı, Yüce Allah’ın, bu
dünyanın imar olunmasını, bu varlığı ortaya çıkarmayı ve bu hayatı tamamlamayı
ve bu insa­nın ortaya çıkışını kuvvetlendirmeyi istemesi anından itibaren en
mükemmel bir şekilde yaratılan bu varlığın hayatıdır…!

Hz. Adem (a.s)’ın
kıssası, baştan sona mükemmel bir haya­tın kıssası ve insanların yeryüzünde
görüldüğü andan, her şey Allah’a dönünceye yani kıyamete kadar geçecek olan
varlığın kıssasıdır…!

Hz. Adem (a.s)’ın
kıssası, uzun bir zaman bu alemde yaşa­yıp arkalarına eserler ve nesiller
bırakarak göçmüş geçmiş de­virlerin kıssasıdır.,Bunu dile getiren şair şöyle
demektedir:

“Bu
eserlerimiz, bizi gösteren eserler imizdir. O halde bun­lar, bizden sonraki
eserlere bakın diyen nice milletlerin hayat kıssasıdır.”

[1]

 


Hz. Adem (a.s)’ın
Yaratılmasından Alınması Gereken İbret Tablosu

 

Hz. Adem (a.s) topraktan
yaratıldı. Soyu ise tabii ve normal olarak evlenme ve üreme yoluyla çoğaldılar
deyip geçenleyiz. Çünkü Hz. Adem (a.s)’m topraktan yaratılışı, tarihi açıdan
ö-nemli bir konuyu ve büyük bir yaratılmayı içermektedir. Üste­lik bunda
herhangi bir şeye, “Kün feyekün” yani “ol” deyince anında
oluveren ilahi yüceliğin ve Rabbani gücün görüntüleri tecelli etmiştir… İşte
Hz. Adem (a.s)’m topraktan yaratılışı yeni bir varlığın yaratılmasının ve yine
bu varlığın yaratılmasındaki icazın doruğunu göstermektedir. Çünkü yeryüzünde
bulunan bütün insanlar bir “sinek” veya bir “sivrisinek”
yaratmak üzere bir araya gelip toplansalar bile buna güçlen yetmez. O halde
kalbi, gözü kulağı ve aklı olan insanı nasıl meydana getirebilir­ler? Çünkü
“yaratanların en güzeli olan Allah (her şeyden) yü­cedir” (Mü’minûn:
23/14) İşte bu durumu; yokluktan varlığı yaratan ve zayıftan kuvvetliyi,
durgunluktan hareketliliği, can­sızdan canlıyı ve ruhu meydana getiren üstün
ilahi kudretin bir tecellisidir. Zira en güzel bir şekilde ve en iyi bir
biçimde -Allah’ın ilahi kudretiyle- hareketsiz olan toprak hareketli bir duruma
geçiyor, cıvık bir durumda olan çamur konuşabilir bir duruma geliyor, cansız
olan varlık üstün bir insan haline geli­yor. Nitekim Yüce Allah, bunu şöyle
anlatmaktadır:

“Onun
(yüceliğine, kudretinin kemâline delâlet eden) ayet­lerinden biri de;
“Sizi topraktan yaratması ve ardından da he­men yeryüzüne yayılan insanlar
olmanızdır”
[2]

İşte ayeti kerimede
geçen, topraktan yaratılan kimse Hz. Adem (a.s)’dır. Ardından yeryüzüne yayılan
insanları ise onun, neslidir. Aslında Hz. Adem (a.s)’ın bu kıssası, bütün
yaratılmış­ların kıssasını içermektedir… Çünkü Allah, mahlûku yani Hz. Adem
(a.s)’ı çamurdan yaratıyor,
[3] daha
sonrada onun neslini küçük bir damla sudan yaratıyor
[4] ve bu
nesli de kendi vekili olarak yeryüzüne yerleştiriyor, yeryüzünü de bu varlığın
emri altına veriyor ve adaleti ikame edebilmesi içinde bu insanı hali­fe
yapıyor.
[5] 
Buna rağmen bu zayıf yaratık Rabbine karşı yü­celmeyi
ve onun mülkünde onunla mücadele etmeyi istiyor ve Allah’ın emirlerine isyan
etmekle de cesaretlenmektedir!!

Ademoğlu, dün daha
bilinen bir şey değilken bugün Al­lah’ın varlığını inkar etmeye yeltenişi garip
değil midir?!! Yine kendi varlığı, Allah’ın varlığına delil olduğu halde
Allah’ın ni­metlerine küfretmesi garip değil midir?!! Şöyle buyuran yüce Allah
gerçekten de güzel söylemiştir:

“Cam çıksın o
insanın, o ne nankördür! Allah onu hangi şeyden yaratmış? Onu meniden yaratıp
merhalelerden geçire­rek ona şekil vermiş; sonrada onu öldürür ve kabre koyar,
son­ra dilediği zaman onu tekrar diriltir. Hayır! (İnsan) Allah’ın kendisine
emrettiği şeyi hala yerine getirmemiştir.”
[6]

Allah’ın varlığını
inkar eden ey garip kimse!! Sen Allah’ın varlığını inkar etsen bile kainattaki
her zerre Allah’ın var oldu­ğuna delalet etmektedir.

Allah’ın ayetlerini
yalanlayan ey garip kimse! Varlığındaki her hareket Allah’ın vahdaniyetine yani
birliğine ve yüce kud­retine delildir.

Keskin güneş ışığını
görmeyip de gözünü kapatan ve kaina­tı yönetenlerin sesini işitmeyip de
kulakları sağır olan ey garip kimse!

Şöyle buyuran yüce
Allah, gerçekten de güzel söylemiştir:

”Körlük dediğin
gözlerinki değildir. Asıl göğüslerde olan kalblerin körleşmesidir.”
[7]

Şairde bunu şöyle dile
getiriyor:

“Hayret! Her şey
de Allah’ın birliğine delâlet eden alamet­ler, her hareket ve sükûnetlikte
ebedi şahitler olduğu halde kişi, Allah’a nasıl isyan eder yahut nasıl bilerek
onu inkar eder?”

Hz.
Adem (a.s)’m kıssası, hayretliği gösteren bir kıssa değil midir?! Bu kainatta
var olan insanın varlığı, Allah’ı düşünmeye ve O’nu tefekkür etmeye çağırmıyor
mu?! Hz. Adem (a.s)’ın yaratılışı topraktan ve O’na iman ile yakînin
gerektirdiği ça­murdan değil midir? Çünkü Yüce Allah “Öyleyse insan neyden
yaratıldığına bir baksın; o insan, erkek ve kadının beli ile gö­ğüsleri
arasından atıla gelen bir sudan (yani meniden) yaratıl­mıştır. Şüphesiz Allah,
insanı tekrar yaratmaya kadirdir.”
[8] bu­yurmaktadır.
[9]

 


Hz. Adem (a.s)’ın
İnsanlığın İlk Atası Olması

 

Kur’ân-i Kerîm Hz.
Adem (a.s)’in yaratılışım bize anlatmış ve onun bu varoluş hakkında yeryüzünün
sathında ortaya çıkan insanlıktan yaratılmış olanların ilki olduğunu bize haber
ver­miştir. Buna göre Hz. Adem (a.s), yaratılmışların atası yani Ebu’l-beşer
olup bu alemin temelini oluşturan, yeryüzü sakinle­rinin hepsi ondan türeyip
çoğalmış ve ondan önce insan türün­den bir varlık yaratılmamıştır. Fakat
insanın yaratılıp yeryüzüne indirilmesinden Önce orada onun dışında melekler
yaşamaktay­dılar. Cinlerin de Hz. Adem (a.s)’dan önce yaratılmış mahlûk olması
da meleklerinki gibidir. İşte bunlardan dolayı Allah’ın ezeli hikmeti bu insanı
yaratmayı gerekli kılmıştır. Şanı Yüce Allah, meleklere, yeryüzünde bir halife
yaratacağını haber ver­diğinde onlar, onun neslinden gelen kimselerin kanlar
dökece­ğini ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaracakları şeklinde cevap vermişlerdi.
Bunun peşi sıra melekler, Allah’a bu insanı yarat­masındaki “ilahi
hikmetini” sormuşlar ve böyle bir şeyi de ga­ripsemişlerdi. Zaten şu ayeti
kerimede buna işaret etmektedir:

“Hani Rabbin
meleklere; “Ben, yeryüzünde bir halife yara­tacağım ” demişti. Bunun
üzerine (melekler): “Biz seni hamd ile teşbih ve takdis edip dururken
yeıyüzünde fesad (yani bozgun­culuk) çıkaracak ve kanlar dökecek birisini mi
yaratacaksın? ” demişlerdi. Bunun üzerine (Allah da): “Ben, sizin
bilmedikleri­nizi bilen birisiyim” dedi.
[10]

Allâme Kurtubî,
“el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an’ adlı tef­sirinde bunu şöyle anlatıyor:

“Kesin olarak
biliriz ki; “Melekler ancak Allah’ın kendile­rine Öğrettiği şeyleri
bilmektedirler ve Allah’ın sözünün önüne geçemezler. Çünkü Yüce Allah,
“Melekler Allah’ın sözünün Önüne geçemezler”(Enbiyâ: 21/27)
buyurmaktadır. Bunu da melekleri, övme yönüyle söylemiştir… Melekler,
Allah’a; “Yeryüzünde fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birisini mi ya­ratacaksın?”
(Bakara: 2/30) diye nasıl soru sorabilir? Buna cevap ise, melekler daha önceden
yeryüzünde yaşayan cinlerin, birbirlerinin kanlarını döktüklerini ve yeryüzünde
fesad çıkar­dıklarım görmüşlerdi ve bunu biliyorlardı.

İşte bu Hz. Adem
(a.s)’m yaratılmasından önce yeryüzünde cinlerin yaşadığını göstermektedir.
Zira cinler yeryüzünde fesad çıkarmışlar ve birbirlerinin kanlarını
dökmüşlerdi. Bunun üze­rine Allah Cebrail’in komutanlığında meleklerden oluşmuş
bir orduyu onlara gönderdi. Melekler onlarla savaştılar onların bir kısmını
öldürdüler ve bir kısmını da denizlerdeki odalara ve dağların tepelerine
sürdüler. İşte bundan dolayı meleklerin “yeryüzünde yaratacaksın”
sözleri, özel bir soruya yönelik ola­rak gelmiştir. Buna göre bu halife,
yeryüzünde yaşamış olan cinlerden önce geçen bir yol üzere midir? Yoksa onların
yolu üzere midir?

Bir rivayete göre;
Yüce Allah yaratacağı bu halifenin nes­linden gelen bir topluluğun, yeryüzünde
fesad çıkaracaklarını ve birbirlerinin kanlarını dökeceklerini meleklere
bildirmiştir. İşte bundan dolayı da melekler ya, Allah’ın kendisine isyan
e-deceğini bildiği bu halifenin Allah’ın onu kendi yerine vekil olarak
bırakmasından şaşırdıklarından dolayı bu sözü söylemiş­lerdir….”
[11]

Buna
göre bizim; meleklerin sorusunu, Allah’ın yarattığına veya dilemesine ve
isteğine itiraz etmediklerini anlamamız ge­rekmektedir. Onlar sadece Allah’ın
yaratmak istediği bu varlığın kendisine isyan edeceğini, birbirlerinin kanlarım
dökecekle­rini ve yeryüzünde fesad çıkaracaklarını bildiği halde- niçin
yaratmak istediğinin sebebi hikmetinin açıklanması maksadıyla Allah’a bu soruyu
sormuşlardır. Yoksa -daha önce de geçtiği üzere- başka bir maksattan dolayı
değildir. Çünkü melekler, Allah’ın emirlerine karşı isyan etmezler ve onlardan,
Allah’ın emrine karşı bir muhalefetin ve itirazın meydana gelmesinin
düşünülmesi bile mümkün değildir.


[12]

 


Hz. Adem (a.s)’ın
İnsanlardan Yaratılanların İlki Olduğuna Dair Deliller

 

Kur’ân-ı Kerîm
ayetleri; “Hz. Adem (a.s)’m insan türünden yaratılmışların ilki olduğunu
ve yine ondan önce yeryüzünde bu insan türünden hiçbir varlığın
yaşamadığını” destekleyici ola­rak gelmiştir. İşte böylece semavi
kitapların hepside bunda bir­leşmektedir. Bununla birlikte vahye dayanan
şeriatlar ile dinle­rin bütün mensuplarından “Hz. Adem (a.s)’m
yaratılmışların atası ve insan cinsinden yaratılmışların ilki olduğu”
şeklinde gelen haberler ve rivayetlerde bunu desteklemektedir. Kur’ân-ı
Kerîm’de geçen delillere gelince ise bunlar bazısını nakletmek­le
yetinebileceğimiz kadar çoktur. Bunlar ise aşağıda geldiği üzere şunlardır:


1.

İnsanlara, atalarının Hz. Adem (a.s) olduğunu nisbet et­mek suretiyle nidaların
tekrar edilmesi.

Yüce Allah bununla
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Ey Ademoğullari!
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine gös­termek için elbiselerini soyarak
ana-babanızı cennetten çıkardıysa, sakın aynı şekilde sizi de fitneye
düşürmesin…”
[13]

Yine Yüce Allah
bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Ey Adem oğullan!
Size çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve giyip süsleneceğiniz bir elbise
indirdik. Takva elbisesi ise, daha hayırlıdır…”
[14]

Yiric Yüce Allah
bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Ey Ademoğulları!
Her namaz sırasında (veya mescide gi­derken) zinetinizi alın. Yiyiniz, içiniz
ve israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez..”!

[15]


2.
 
Şanı yüce olan Allah’ın, insanların tamamının
bir “a-sıP’dan geldiğini haber vermesi.

Yüce Allah bununla
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Ey insanlar!
Sizi bir tek “nefis” (yani kişiden)den yaratan ve ondan da onun eşini
yaratan ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türetip yayan Rabbinizden
sakının… “
[16]

Yine Yüce Allah
bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Sizi bir tek
“nefis ” (yani kişi)den yaratan ve gönlünün hu­zura kavuşacağı eşini
de ondan var eden Allah ‘tır…
[17]

Ayeti kerimelerde
geçen “bir nefis” yani kişiden maksat, ancak Hz. Adem (a.s)’dır.
Tıpkı Yüce Allah’ın, “eşini de on­dan ” (A ‘raf: 7/189) sözünden
maksat da ancak Hz. Havva (a.s) olduğu gibi. Çünkü ikisi de -Nisa: 4/1 Me
geçtiği üzere- insan türünden yaratılmışların aslıdır. Ayeti kerime (yani Nisa:
4/1 ayeti), Hz. Adem ile Hz. Havva’dan birçok erkekler ve kadınla­rın
yaratıldığını ve ikisinden bu varlıkların türeyip yayıldığını açıklamaktadır.
Buna göre Hz. Adem ile Hz. Havva’dan insan­lar doğmuş, bu doğanlar zamanla
türemişler ve çoğalmışlar. Daha sonrada çoğalan bu varlıklar yeryüzünün çeşitli
yerlerine dağılmışlar…


3.
Yüce
Allah’ın her yaratığın evlilik yoluyla bir anne ve babadan yaratıldığını haber
vermesi.

Hz. Adem (a.s) bundan
müstesnadır.
[18] Çünkü Yüce Allah onu
kendi eliyle
[19] çamurdan yaratmış, daha
sonra da ona kendi ruhundan
[20]
üflemiştir. Bundan dolayı da Hz. Adem (a.s), bir anne ve babadan meydana
gelmeyip ancak -Allah’ın varlığına ve O’nun birliğine delalet etmesi için
insanlara- bir örnek ola­rak tek başına yaratılmıştır. Yüce Allah bununla
ilgili olarak şöyİe buyurmaktadır:

“Hani Rabh’in
meleklere: “Ben, çamurdan bir insan yara­tacağım, onu yapıp ruhumdan ona
üflediğim zaman ona secde edin ” demişti.”
[21]

Yüce Allah, iblisin
Hz. Adem (a.s)’a secde etmekten ka­çınması hakkında ise şöyle buyurmaktadır:

“Allah: “Ey
İblis! Elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi?
Yoksa gururlananlardan mı­sın? dedi”.
[22]

Yine Yüce Allah bu
konu ile ilgili olarak şöyle buyurmak­tadır:

“Yarattığı her
şeyi güzel yaratan, başlangıçta insanı ça­murdan yaratan, sonra da onun soyunu
küçük bir suyun özün­den var eden, sonrada onu şekillendirip ruhundan ona
üfleyen Allah’tır.”
[23]

Ayeti kerimenin
metninde geçen “es-sülâle” kelimesi Arapça “selle”
kelimesinden türemiştir. Bu da; bir şeyi başka bir şeyden çekip çıkarmaya
denilir. Mesela; kılı hamurdan “çekip çıkardım” da kullanılan anlam
gibi. Buna göre meni yani damla da, ayette sülâle gibidir. Çünkü meni sırttan
çekilip çıkarılır. (Bunu Kurtubî ifade etmiştir)
[24]


4.
Hz. Adem
(a.s)’rn yaratılışının nasıl gerçekleştiğini ve onun, insanların atası
olduğunun açıklanması.

Bu Buharı ve Müslim’in
“Sahîh”lerinde rivayet edilen “şe­faat” hadisinde
geçmektedir. Bu hadiste; “İnsanlar, kıyamet gününün musibetinden
kendilerini kurtarmak için şefaat edecek kimseleri araştırırlar. Bunun üzerine
insanlar, Adem’e gelirler ve ona, kendileri için şefaat etmesini isteyerek:

– Ey Adem! Sen
insanların atasısm. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi
(bütün isimleri sana öğretti), melekleri senin önünde secde ettirdi. Seni
cennete yerleştirdi. (Bundan dolayı Allah katında itibarın ve makamın var)
Rabb’in nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu hâlimi­zi ve
başımıza şu geleni görmüyor rnusun? derler. Adem:

-Bugün Rabb’im
öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenme­di. Bundan sonrada böylesine
öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok, çünkü cennette iken Allah)
beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa karşı geldim. (Ben Cennette
iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım
affedilirse bana yeter) Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Nuh’a gidin
diyecek……”
[25]

 


Darwin Teorisi
[26] Ve Bunun Kur’an Ve Vakıayla Çelişmesi

 

Daha öncede Kur’an ve sünnetten
zikrettiğimiz nasslar Danvin teorisini hükümsüz kılmakta, insanın çoğalışını ve
or­taya çıkışını bize açıklamaktadır. Danvin teorisine göre; insanın aslı Hz.
Adem değildir. Danvin insanların ancak başka bir şey­den çekilip çıkartılması
suretiyle bir kökten çoğaldığını ve A-dem’in aslından farklı bir şeyden meydana
geldiği görüşünü ortaya atmıştır.

Danvin’in görüşüne
göre; insanın hayatı suyun yüzeyinde ortaya çıkmış küçük mikroplarla başlamış,
daha sonra bu küçük mikrop evrim geçirerek küçük bir hayvana dönüşmüş, daha
sonrada bu hayvan yavaş yavaş büyümüş ve kurbağa olmuş, ardından da yine evrim
geçirerek kurbağa balığa dönüşmüş ve yine evrim geçirerek balık maymuna
dönüşmüştür. Daha sonra da bu maymun ilerleyip gelişerek yani evrim geçirerek
medeni-leşmiş ve ardından da insan olmuştur. Bundan dolayı Danvin’in nazarında
insan medenileşmiş bir maymundur. Zira bu maymun zamanla, dehasıyla ve
akıllıhğıyla evrim geçirerek insana dö­nüşmeye ve değişmeye güç yetirmiştir.
Bunun üzerine ba. maymun, anlayışsız ve geri kafalı bir maymunluktan zeki yç
akıllı bir insan durumuna gelmiştir…

Böylece Darv/in,
soyumuzu hayvana bitişik kılmaya çalış­makta ve aşiretimizi kurbağadan ve
fareden oluşturmaya gayret etmektedir. Fakat biz bu şekle en yakın olarak
şempanzeyi bulmaktayız. Çünkü bu tür insana benzeme bakımından may­muna en
yakın olandır. İşte yukarıdan beri anlatmaya çalıştığı­mız şeyler, “evrim
ve tekamül teorisi” diye isimlendirilen Danvin teorisinin özet şeklidir.
Kendi soyunun ve sopunun maymundan geldiğini iddia eden Danvin, Kur’an’la açîk
bir şekilde çelişkili ve semavi kitaplarda geçen Ebu’l-Beşer olan Hz. Adem
(a.s)’m yaratılışına tamamen aykırıdır. Zira bütün semavi dinlerde, insanların
çoğalışının Hz. Adem (a.s)’dan ol­duğu bildirilmektedir. Buna göre Hz. Adem
(a.s), insanların en büyük atası olmaktadır. Bunun aksine saçma sapan teori,
Darwin’in
[27] ve onun teorisine
inanarak kabul eden Danvin teo­risine sığınanlara uymaktadır. İşte böyle
kimseler maymunlukta onlarla birdirler. İnsanlardan geriye kalanlara gelince
ise onlar, Hz. Adem (a.s)’dan türemişler ve ona nisbet edilmişlerdir.

İşte burada akıllı
olan insanın, goril, şempanze ve diğer maymun familyasından olmaya ve soyunun
Hz. Adem (a.s)’dan değil de başka bir varlıktan olmasına hiç razı olur mu? Danvinizm,
sefih akıl ve görüşün en ahmak olanı ve anlayış ile şuurun kaybolmasıdır.
İnsanın aslı maymundan nasıl türemiş olur. Halbuki Yüce Allah, insan türünü
keremli kılmıştır. Bun­dan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“And olsun ki
Biz, Ademoğullanm keremli kıldık, onların korada ve denizde gezmesini
sağladık,  temiz şeylerle onları
rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.”
[28]

Yine şanı yüce olan
Allah konuyla ilgili olarak şöyle bu­yurmaktadır:

“Biz insanı en
güzel bir şekilde yarattık
[29]

Buna göre Yüce
Allah’ın, ademoğullarmı maymun sınıfın­dan kılması Allah’ın kereminden midir?
Veya Allah’ın onların soyunu maymuna katması yahut şempanze ile goril
familyasın­dan kılması Allah’ın üstünlüğünden midir? O zaman biz, Darwin’e tabi
olanlara deriz ki:

“Ey maymun ve
domuzlardan türemiş oğulcağızımız! Biz­den olmaya razı olanlardan mısınız?
Yoksa böyle söylememize kızanlardan mısınız?”

Ey Rabbim! Hidayet
ancak senin etmenle olur.

Senin
ayetlerin haktır. Dilediğini onlarla hidayete erdirir­sin. Evrim Teorisi gerçek
olduğu zaman, dönüşme ve medeni­leşme denilen bir asırda yaşadığımız halde
diğer geriye kalan maymunlar niçin evrim sonucu medenileşip de insana dönüş­memiştir!!?

[30]

 


Darwin Teorisinin İlmi
Çerçevede Çürütülmesi

 

Dr. Halim  Atiyye, “Tesadduu Mezheb-i Darwin
ve’l-İspati’I-İlm Ii Akideti’l Halk” adı altında telif ettiği şahane
kitapta, Darwin’in görüşünü eleştirmiş ve “Evrim” ile “Teka­mül”
teorisini de ilmi çerçevede çürütmüştür. Bundan dolayı biz bu kitabın bazı
bölümlerini, anlamaya veya işitmeye kulak veren kimselere hatırlatmak için
nakledeceğiz.

Dr. Halim Atiyye,
mezkur kitabında bu konuda şöyle der:

“Cismi ve aklı
zayıf olan bu insan oğlunun etrafında aslan, fil, ayı, kaplan ve parçalayıcı
hayvanların birçoğuyla birlikte yaşaması nasıl mümkündür?

Danvin’in iddiasına
göre, Evrim ve tekamülden bir şey meydana gelmiş olsa, maymunun medenileşerek
insan olduğu gibi, önceden evrim sonucuyla maymuna dönüşen maymunla­rın
seleflerinin de insana dönüşmesi ve zamanımızda da var olan maymunların da
insana dönüşmesi gerekir!!

Danvin’in
iddiasına göre; zamanların dönüşü ve “nesillerin geçmesiyle pirenin file
dönüşmesi, karıncanın yaban sığırına (veya koyuna) çevrilmesi ve kedinin aslan
olması mümkün müdür?


[31]

 


Darwin Teorisinin Gerçek
Amacı:

 

Bu saçma sapan
teorinin aslının deriliklerinde belli bir amacin hedef tutulduğunu bilmemiz
gerekmektedir. O da, şanı yüce olan Allah’ın varlığını inkar etmektir.
[32]
Çünkü Darwin Allah’ın yarattığı bu varlığın ve bu alemin, Allah tarafından yaratıldığına,
bu alemi ve insanı tabiatın icat ettiğine inanan kötü ruhlu pis bir Yahudi’dir.

îşte Danvin, semavi
dinleri inkar eden ve yine semavi şeri­atların bu teoriyle çoğaldığını iddia
eden inkarcı bir materya­listtir. Danvin’in iftira, yalan vb. şeyleri getirip
bize iddiada bulunması garipsenecek bir durum değildir. Zira iftira ve yalan,
şimdiki ve geçmişteki Yahudilerin ayrılmaz bir tabiatıdır.
[33] Ne
zamanki inkarcılığa ve bozgunculuğa çağıran bir davet gördü­ğümüzde mutlaka o
davetin arkasında pis ve habis ruhlu bir Yahudi elini buluruz.
[34]

Örneğin; Aslı Yahudi
olan Kari Marks,
[35] komünizmi kurmuştur. Yine
kökü ve aslı Yahudi olan kafir, günahkar vb. vasıflarla vasıflanmış Freud
[36]‘da
aynı şekilde yardımlaşan pis ve habis ruhlu bu Yahudi’dir. Semavi dinleri ve
şeriatları yık­mak için hepsi, iblisin öğrencileri ve Deccâl’in
yardımcılarıdır. Bu gibi Yahudi ve Hıristiyanlar, Allah’ın haram kıldıklarını
mubahlaştirmada ve inkarcılıkta bütün güçlerini ve maddi im­kanlarını harcamak
suretiyle gece-gündüz çalışırlar.
[37] Yüce
Al­lah bu gibi kimselerin durumunu şöyİe anlatmaktadır:

“(Yahudiler ve
onların düşüncesinde olanlar) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya koşuşurlar.
Halbuki Allah, (bu) boz­guncuları (kesinlikle) sevmez..”
[38]

 


Bazı İlim Adamlarının Bu
Teoriyi Kabul Etmesi:

 

İlimden nasibi
olamamış ve zoraki yüzeysel olarak açlığını gideremeyecek meyvenin kabuğu
kadar- bilgi elde etmiş bazı ilim adanılan, bu saçma sapan teorinin doğruluğuna
ve güveni­lirliğine inanırlar. Bu bozuk felsefi teoriyi kabul ederek araştırı­lıp
ortaya çıkartılmasına veya tartışılmasına ihtiyaç duymaya­cak bir şekilde
sağlam ve güvenilir bir teori olduğuna itibar e-diyorlar. Çünkü onlara göre bu
teori, tartışılmasına veya araştı­rılıp incelenmesine gerek duyulmayan meşhur
ve çok önemli bir teoridir!!

Biz sözü onlara
yönelterek deriz ki: Bu teori sağlamlığı ve güvenilirliği yeterli ilmi
derecelere ulaşamamış “faraziler” ve “vehimler” den
oluşmuştur. Ayrıca bu teorinin meşhur oluşu, ilim ve akıl düşüncesi
çerçevesinde kabul edilmiş olmasını ge­rekli kılmaz. Eğer, bu teori meşhur
olduğundan ötürü kabul edi­lecekse lanetli şeytanın şöhreti bundan daha
büyüktür. Ama şeytanın şöhretinin büyük olması, onun doğruluğunu ispatlamaz.

Yine biz bu batı
hayranlarına deriz ki: Batılı birçok bilim adamı, bu teoriyi kabul etmemiş ve
kesin deliller ile kati kanıt­larla bu teoriyi ilmi çerçevede çürütmüştür.
Safsata ile oluşmuş bu teoriyi reddetmek için yazılan kitaplar arasında
Amerika’da İlmi Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Criss Morrison’un “el-İlmü
Yed’ü Ii’1-İman”
[39] adlı
kitabı ile dalında uzman olan pro­fesörler ve tabiat bilimcilerinden büyüklerin
söylemiş oldukları sözlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş -Arapça’ya da
tercü­me edilmiş- olan “Allah yetecellâ fi Asri’I-İlm” adlı kitabını
sayabiliriz. Her iki kitap da, her şeye sevk etmek suretiyle ispat etmeyi,
hedeflemekte ve bu evrim teorisi ile bu kainatın ve ha­yatın tabiattan
varolduğunu iddia eden kimselerin sözlerini red­detmek için yazılmıştır.

Ayrıca bu konuda
“el-İslam ve Nazariyyatü Danvin” adı

altında yeni bir kitap
daha yazılmıştır.
[40]
Kitabın yazarı, faziletli üstad Muhammed Ahraed Bâşmil’dir. Bu kitap bu konuyu
anlatma bakımından ilim otoritelerince güzel bulunmuştur. Doğrusu bu kitap
-diğerlerine nazaran- konuyu derli toplu ele almış ve -insanların faydalanmasına
sunabilmek için- konuyu geniş bir şekilde anlatmıştır. Yazar, safsata ile dolu
bu teoriyi tenkit etme konusunda batılı bilim adamlarının büyüklerinden çoğunun
görüşlerini de bu konuda delil olarak getirmiştir.

Başka
bir şekilde bu konu ile ilgili olarak onlara şöyle de­riz: Doğrusu biz,
Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşen ve muhalif olan her görüşü, doğruluğuna ve
güvenilirliğine bakmaksızın onun yanlış ve batıl olduğuna inanan Müslümanlarız.
Çünkü sözü söyleyen kimsenin konumu ister ilerleme ve ister ilmî yönden ne
kadar ileri durumda olursa olsun Kur’an’a ters düşen şeyi bir Müslüman’ın kabul
etmesi mümkün değildir. O halde Müslü­man bir kimse sağlam bir kanıta ve bir
delile dayanmayan saç­ma sapan böyle bir teoriye nasıl inanabilir? Veya kabul
edebi­lir??!”


[41]

 


Üstad Neccâr’ın Bu
Konuyla İlgili Önemli Bir Görüşü:

 

Bu konuyla ilgili
olarak üstad Abdulvehhâb en-Neccâr’m “Kasasü’l-Enbiyâ” adlı
kitabından önemli bir görüş naklet­memiz uygun olacaktır. Çünkü üstad Neccâr,
bu kitabında Danvin’in görüşünü çürütmek ve kusurları ile zaaf noktalarını ise
açıklamak için bazı Alman bilim adamlarının görüşlerini getirerek nakletmiştir.
Bunun kısaca özeti şu şekildedir:

“Maymun medeni
olmaktan geri kalmış insandır. İnsan, hiçbir zaman yavaş yavaş ilerletilerek
bir maymun durumuna gelmemiştir.. Bununla birlikte bu teori, araştırılmaya ve
ince­lenmeye terkedilmiş teori olmaya devam ettiği müddetçe kesin­likle hiçbir
kimse için delil olmaz.

Tabiat yeryüzüne
kızarak onu acımasız bir şekilde şiddetle sallayıp sarstığını ve yeryüzündeki
yüksek binaları ve gökde­lenleri yerle bir ettiğini, köşkleri kulübelere
kattığını, dünyanın yollarını, evlerini, fabrikalarını, saraylarını (ve bunları
yapanla­rı) yok ettiğini ve yeryüzünü insan nesli yerleşmeden önceki

 

hale
döndürdüğünü bir düşünün. Bu durumda goril, şempanze ve diğer maymun türlerinin
dünyayı insanlar gibi imar edebüe-, çekleri ve yine dünyada (insanlar gibi)
ıslahatçılar, alimler, mu­citler, kaşifler, Sokrates ve Eflatun gibi yer kürede
eser bırak­mış, geometri ve mühendislik aletlerini, radyo ve televizyonu,
uçakları. Hücumbotlarını icat eden bilginlerinde bulunduğu bir dünyayı tekrar
baştan meydana getirmeleri düşünülebilir mi? Doğrusu ben, (şahsım olarak)
bunları ne zaman düşünsem, bun-Iann meydana gelmesinin mümkün olmadığını anlar
maymu­nun daima maymun olarak kalacağını ve maymundan başka bir şey
doğurmayacağı gerçeğini kesinlikle anlarım”
[42]  

 


Hz.
Adem (a.s)’ın Yaratılması Sırasında Geçtiği Merhaleler

 


1.
Toprak Merhalesi:

 

Hz. Adem (a.s) ın
yaratılışının esası ve gelişiminin ana maddesi topraktır. Şanı Yüce Allah, Hz.
Adem (a.s)’ı yaratmak istediğinde meleklerden, çeşitli renklerdeki toprakları
yeryüzü­nün üzerinden toplamalarını emretti. Bunun üzerine melekler Allah’ın
emri üzerine istenilen toprakları yeryüzünden topladı­lar. Meleklerin
yeryüzünden topladıkları bu topraklar, Hz. A-dem (a.s)’m yaratılışında esas
tutulmuştur.

Yüce Allah’ın şu ayeti
buna delâlet etmektedir:

“Sizi topraktan
yaratması O’nun varlığının delillerinden-dir. (Sizi topraktan yaratmasının
hemen akabinde) birer insan olarak yeryüzüne dağıldımz. ” (Rûm: 30/20)

Sahîh bir hadisi
şerifte ise Rasulullah (s..a.v) şöyle buyur­maktadır:

“Allah, Adem’i
yeryüzünün her tarafından topladığı bir tu­tara topraktan yaratmıştır. Bu
sebeple ademoğulları toplanan o topraklar ölçüsünde bir kısmı beyaz, bir kısmı
kırmızı ve siyah, bir kısmı kötü, bir kısmı temiz ve hoş olarak dünyaya gelmiştir”
[43]

 


2.
Çamur Merhalesi:

 

Allah, meleklerin
yeryüzünden getirdiği bu çeşitli renkteki topraklan bir araya getirip onları
suyla karıştırmıştı. İşte Hz. Adem (a.s)’da böylece birbirine tutuşturulmuş
yapışık çamur­dan oluşmuştur. Yüce Allah’ın şu ayeti buna işaret etmektedir:

“Biz onları
(birbirine tutuşturulmuş özlü ve) yapışkan bir çamurdan yaratmışızdır.”
[44]

Hz. Adem (a.s) uzun
bir müddet -yaklaşık olarak kırk sene-çamur şeklinde kalmıştır. Hz. Adem (a.s)
bu şekilde dururken ona el vb. bir şey ile vurulduğunda ateşte pişene benzeyen
bir ses onda oluşmuştu. İşte ateşte pişenden maksat, salsâl yani kuru çamur
lafzıdır.

Yüce Allah bu konuyla
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Allah, insanı
ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarat­mıştır. Cinleri de, yalın bir
alevden yaratmıştır.”
[45]

 


3.
Yaratılış Merhalesi:

 

Yüce olan Allah isteği
doğrultusunda bu çamur, işitebilen, görebilen, eksiksiz, tam ve normal bir
insan halini almıştır. Bundan dolayı Allah, ona kendi ruhundan üflemiş
olduğundan ötürü bu insan, en güzel bir şekilde ve en mükemmel bir biçim­de
büyük bir ahlak ile cömert bir insan konumuna gelmiştir.

Bu merhale, Hz. Adem
(a.s)’ın yaratılışındaki merhalelerin sonuncusudur. Yine bu merhale, Hz. Adem
(a.s)’m son şeklini almasından ötürü “Yaratılış merhalesi” diye de
adlandırılmıştır. Hz. Adem (a.s)’in yaratılış merhalesinde yani ruh
üfîirülmesin-den uzun bir müddet önce -yaklaşık olarak kırk sene- bu mer­halede
kaldığı bazı rivayetlerde geçmektedir. Berki de “Dehr” yani insan
süresindeki ayeti kerime, Hz. Adem (a. s)’in bu mer­halede kaldığı müddete
işaret etmektedir ki Yüce Allah’ın bu ayeti şu şekildedir:

“İnsan, yaratılıp
bahse değer bir şey olana (yani ruh üfü-rülene) kadar, şüphesiz uzun bir müddet
(yaklaşık fark sene) geçmiş mıdır?
[46]

Ayeti kerimede geçen
“insan” kelimesinden maksat, Hz. Adem (a.s)’dır.
[47]

 


Hz.
Adem (a.s)’ın Nesli:

 

Hz. Adem (a.s)’ın
nesline ve onun dışındaki insanlardan geriye kalanlara gelince, Allah onları
türeme ve evlenme yoluy­la yaratmıştır. İnsanoğullarınm yaratılmasında Hz. Adem
(a.s)’m geçirdiği merhalelerden farklı merhaleler geçirmişler­dir.
İnsanoğullarının yaratılmasında geçen merhaleler şunlardır:


1.
Nutfe
(damla) merhalesi


2.
Alaka
(kan pıhtısı) merhalesi


3.
Mudga (et
parçası) merhalesi


4.
Ruh
üfürülmesi merhalesi

Yüce Allah
insanoğlunun geçirdiği bu merhaleleri şöyle an­latmaktadır:

“Ey insanlar!
Öldükten sonra tekrar (Allah tarafından) di~ riltilmekten şüphede iseniz bilin
ki, neden yaratıldığınızı size açıklamak için, biz sizi (ilk önce) topraktan
(yani Hz. Adem’in yaratılışı) sonra nutfeden (yani insanoğlunda küçük bir damla­dan)
sonra kan pıhtısından (yani kanın katılaşmasından) sonra da yapısı belli
belirsiz bin çiğnem et parçasından yaratmışızdır.”
[48]

 


Meleklerin
Hz. Adem (a.s)’a Secde Etmeleri:

 

Yüce Allah, Hz. Adem’e
ruhun üflenmesinden sonra me­leklere, Hz. Adem’e secde etmelerini emretmiştir.
Fakat melek­lerin Hz, Adem’e yaptıkları bu secde tahiyyât yani selam ve tekrim
yani saygı secdesidir. İbadet için yapılan secde değildir. Çünkü Yüce Allah
ibadet etmeye yöneltmeyi kendisinin dışın­da hiçbir kimse için böyle bir şeyi
kesinlikte emretmez.

Bazı tefsirciîerin
söylediği gibi bu secde, Hz. Adem (a.s)’m bizzat şahsında şanı yüce olan
Allah’a yapılmış bir secdedir. Yoksa Hz. Adem (a.s)’m bizzat şahsına yapılmış
bir secde de­ğildir. “Hz. Adem (a.s) sadece namaz kılan kimseye nisbetle
kıble gibi olmuştur. Zira namaz kılan kimse, kıbleye doğru yö­nelerek namazını
kılar. Önünde bulunan sütre vb. şeye değil. Onun secdeleri alemlerin Rabbi olan
Allah’adır.” İşte bundan dolayı Hz. Adem (a.s)’a yapılan secde, ona
nisbetle Allah’a ya­pılmıştır. Böylece Allah onu tertemiz olan meleklere kıble
kıl­mıştır.

Yüce Allah’ın
meleklere emrettiği bu ilahi iş, Hz, Adem (a.s)’ın yaratılışında yapılan bir
töreni anımsatmaktadır. Melek­lerin Hz. Adem (a.s)’a yaptıkları bu secde de
Allah’ın yeni ya­rattığı bu çeşit insana saygı ifadesidir. Böylece melekler,
insa­noğlunun atası olan Hz. Adem (a.s)’a secde etmişlerdir. Bun­dan dolayı da
Yüce Allah Hz. Adem (a.s)’a dört özelliği mah­sus kılmıştır, bu özellikler, Hz.
Adem (a.s)’m diğer varlıklara olan üstünlüğünü ve şeref ile yüceliğine işaret
etmektedir. Bu özellikler ise şunlardır:


1.
Allah’ın
Hz. Adem (a.s)’ı kendi eliyle yaratması

         


2.
Kendi
ruhundan ona üfürmesi


3.
Meleklerin
ona secde etmeleri


4.
Bütün
eşyanın isimlerinin ona öğretilmesi Yüce Allah bununla ilgili olarak şöyle
buyurmaktadır:

“Allah, Adem’e
bütün isimleri Öğretti, daha sonra da eşya­yı meleklere gösterip “eğer
sözünüzde doğru sözlü kimselerden iseniz bunların isimlerini bana söyleyin
” dedi.”
[49]

Hz. Mûsâ ile Hz. Adem
arasında geçen kıssa da bu yüce özellikleri ve vasıfları destekleyen hadisi
şerifte Hz. Mûsâ, Hz. Adem’e şöyle der:

“Ey Ademi Sen,
Allah’ın kendi eliyle yarattığı, ruhundan üflediği, meleklerin secde ettiği ve
sana bütün eşyanın isimleri­ni öğrettiği Ebu’l-Beşersin (yani insanların
atasısın) bizi ve kendini cennetten çıkarmana neden olan şey nedir?.. “
[50]

Allah, meleklere Hz.
Adem’e secde etmelerini emredince, iblis dışında bütün melekler Allah’ın bu
emrine sarılarak toplu­ca secde etmişlerdir. İblis ise Hz. Adem (a.s)’a secde
etmekten kaçınmış ve kibirlenenlerden olmuştur. İblisin kafir oluşunun sebebi
ise, kendisinin Hz. Adem’den daha üstün ve ondan daha şerefli olduğu halde,
“Faziletli olan, faziletli kılınmamışa nasıl secde eder?” şeklinde
iddiada bulunmasından dolayıdır. Fakat habis ruhlu iblisin -Allah’ın bu emrine
karşı- cevabı ise şu şe­kilde olmuştur:

“Beni ateşten onu
çamurdan yarattın, ben ondan daha üs­tünüm” (Araf: 7/12)

Yine Yüce Allah,
îblisin durumunu bir başka surede şöyle anlatmaktadır:

“Bütün melekler
toplu halde Adem ‘e secde etmişlerdi. İblis müstesna. Çünkü o,_ büyüklük
taslamış ve kafirlerden olmuştu.”
[51]

 


İblis
Meleklerden midir?

 

İblis ile ilgili ayeti
kerimelerin dış görünüşü “istisna” edatı sebebiyle iblisin
meleklerden olduğuna işaret etmektedir. Me­sela bununla ilgili olarak Yüce
Allah şöyle buyurmaktadır:

“İblis müstesna
(meleklerin hepsi Adem’e) secde ettiler” (Bakara: 2/34)

Bazı alimler -ayetin
dış görünüşünü sözünde bulundura­cak bu görüşü ileri sürerek şöyle derler:

“Eğer iblis
meleklerden olmasaydı, melekler gibi Hz. Adem’e secde etmekle mükellef
tutulmazdı.”

Bu görüşü savunan
alemlerin dayandıkları delil, ayeti ke­rimede geçen istisna edatıdır.

Fakat alimlerden
tahkikçi olanlara göre; iblis, meleklerden değildir. Onlar, bu konuda kısaca
aşağıda gelen şu delilleri ileri sürmüşlerdir.


1. Delil:

Eğer İblis meleklerden olsaydı, Allah’ın emrine isyan etmezdi. Çünkü melekler,
Allah’ın emrine karşı isyan edemezler.
   

Nitekim Yüce Allah,
Kur’ân-ı Kerîm’de bununla ilgili ola­rak şöyle buyurmaktadır:

“Melekler,
Allah’ın kendilerine emrettiği emirlere isyan etmezler ve kendilerine
emredilenleri yerine getirirler.”
[52]


2. Delil:

Melekler, nurdan yaratılmışlardır. İblis ise ateşten yaratılmıştır.


a.
İblis,
Kur’an’m açık ifadesiyle kendisi hakkında şöyle demektedir:

“Beni ateşten onu
çamurdan yarattın (yani ateş, çamura göre üstün olduğundan dolayı) ben ondan
daha üstünüm” (Sâd: 38/76)

Buna göre eğer iblis
meleklerden olsaydı, “Beni nurdan, Adem’i de çamurdan yarattın”
derdi.


b.
Sahîh bir
hadisi şerifte Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Melekler nurdan,
cinler dumansız alevden, Adem ise size vasfedilenden (yani topraktan)
yaratılmıştır.”
[53]


3. Delil:

Meleklerde erkeklik ve dişilik söz konusu değildir. Çünkü onlar için nesil ve
soyda yoktur. Onlar sadece şanı yüce olan Allah’ın yarattığı eşsiz ve mükemmel
mahlûklardır. Allah onların varlıklarını başlangıçta evlilik ve üreyip
çoğalmanın dışında yaratmıştır.

Halbuki cinler ise
insanlar gibi birbirleriyle evlenirler ve bu yol ile üreyip çoğalırlar. Aynı zamanda
cinler için nesil ve soy­da söz konusudur. Bundan dolayı Yüce Allah, İblis
hakkında şöyle buyurmaktadır:

“(Ey
insanoğulları!) Siz beni bırakıp onu (yani iblisi) ve soyunu mu dost
ediniyorsunuz?” (Kehf: 18/50)


4. Delil:

İblisin cinlerden olduğunu ve yine onun fasıklık ve sapıklığından dolayı Adem’e
secde etmekten kaçındığını göste­ren açık nass Kehf Sûresinde şöyle
geçmektedir:

“Hani meleklere:
“Adem’e secde edin” demiştik. Bunun üzerine iblisten başka
(meleklerin hepsi Adem’e) secde etmiş­lerdi. İblis ise “cinlerden”
idi.” (Adem’e secde etmediğinden dolayı) Rabbinin emrinin dışına çıkarak fasıklardan
olmuştu.
[54]

Bu açık ve sarih
nasslar, cinlerin meleklerden olmadığına bir delil ve kanıt olarak yeter bile!!
Fazlasına gerek yok!!

Fakat bazı
tefsircilerin -birinci görüşü savunanlarm-te’viline göre; “Meleklerden,
“cinler” diye adlandırılan bir top­luluk kastedilmektedir.

Tefsircilerin bu
te’vili, gerçekten ve doğrudan uzaktır. Çünkü kendisine lanet olunmuş İblisin
meleklerden değil de cinlerden ve şeytandan olduğuna dair görüş, kalbi ve nefsi
mutmain etmekte ve üstelik vicdanı da rahatlatmaktadır. Zira bu görüşe göre;
meleklerin birbirleriyle evlenmeleri ve üreyip çoğalmaları söz konusu değildir.
İblis ise cinler ve insanlar gibi üreyip çoğalabilmektedir.

Yüce Allah’ın, İblisin
nesli ve soyu olduğuna delâlet eden şu sözü de bu görüşü desteklemekte ve
kuvvetlendirmektedir:

“(Ey
insanoğulları!) Siz Beni bırakıp onu (yani iblisi) ve “soyunu” mu
dost ediniyorsunuz? (Kehf: 18/50)

Buna göre eğer iblis
meleklerden olsaydı, onun nesli ve so­yu olmazdı. Çünkü meleklerin
birbirleriyle evlenmeleri ve bu­nun sonucunda nesilleri ve soyları yoktur. Bu
da, İblisin melek­lerden olmadığını gösteren apaçık bir nasstır. Bu görüşün
aksi ise gerçekten uzaktır:

Hasan el-Basrî (rh.a)
bununla ilgili olarak şöyle der: “İblis, göz açıp kapayacak kadar bile
meleklerden olmamıştır. O ancak cinlerdendi.”

İbn Kesir,
“el-Bidâye ve’n-Nıhâye” adlı kitabında bazı alimlerden alıntılar
yaparak şöyle der:

“İblis
cinlerdendi. Zira cinler yeryüzünde fesat çıkarınca Allah onlara meleklerden
oluşmuş bir orduyu gönderdi. Melek­ler onlarla savaştılar ve onların bir
kısmını Öldürdü, bir kısmını da denizlerdeki odalara sürdüler. Cinlerin bir
kısmı da o zaman melekler tarafından esir alınmıştı. İblis .ise bu savaş
sırasında meleklere esir düşen kimselerdendi. Melekler onu yanlarına alıp göğe
götürdüler. Bunun üzerine iblis orada kaldı. Allah, meleklere Adem’e secde
etmelerini emrettiğinde iblis, Adem’e secde etmekten kaçınmıştı. Bunun üzerine
de Allah, onu rah­metinden kovmuştu.”
[55]

İşte bu anlatılanlarda da
görüldüğü üzere, iblisin cinlerden olduğunu savunan kimseler için bir delil
yoktur. Yüce Allah’ın “Hani meleklere: “Adem’e secde edin”
demiştik. Bunun üzeri-ne iblisten “başka ” (meleklerin hepsi Adem ‘e)
secde etmişler­di. ” (Kehf: 18/50) ayetinde de görüldüğü üzere, iblis,
istisna (yani başka/ dışında) edatının delaletiyle de, melekler gibi Adem’e
secde etmekle emrolmuştur. Ayette geçen “illâ” (yani başka veya dışında)
edatı, istisnaî munkatı
[56]
manasındadır. Bundan dolayı iblis meleklerden olmadığından dolayı Hz. Adem’e
secde edebilirde, etmeyebilirde. Çünkü iblisin Hz. A-dem’e secde etmekle emr
olunuşu, celâl ve izzet sahibi olan Rabbinden ona yöneltilerek yapılmış hususi
bir emirdir. Buna, Yüce Allah’ın şu ayetiyle delil getirilmiştir. “(Allah)
Sana (Adem’e secde etmeni) emrettiğim halde, seni (ona) secde etmek­ten
alıkoyan şey nedir? dedi.” (A’raf: 7/12) Bu ayeti kerimede, “İblisin
meleklerden bağımsız olarak Hz. Adem’e secde etmek­le emr olunduğunu”
göstermektedir.


[57]

 


Hz.
Havva’nın Yaratılışı:

 

Yüce Allah Hz. Adem
(a.s)’ı yarattıktan sonra onu cennete yerleştirmişti, Hz. Adem (a.s)
beraberinde bir eş ve insan ol­maksızın tek başına cennette gezip
dolaşmaktaydı. Hz. Adem (a.s) böyle bir durumda bulunduğu sırada günlerden bir
gün uykuya dalmıştı. Bir müddet sonra uyandığında baş ucunda “Havva”
diye adlandırılan -Allah’ın kendisi için cennette yal­nızlığını giderecek ve
onunla birlikte cennette gezip dolaşacak bir kadım buldu. Hz. Havva’ya bu ismin
verilmesinin sebebi; canlı (yani Hayy)
[58] bir
şeyden yaratıldığı için bu isimle adlan­dırılmıştır.

İbn Abbas (ra)’dan
rivayet edildiğine göre, Yüce Allah Hz. Havva’yı Hz. Adem’in uyuduğu bir sırada
ona bir acı hissettirmeden sol eğe kemiklerinden birisini alıp
[59]
onunla yaratmıştır. Buna Yüce Allah’ın “Sizi bir tek “nefis”
(yani ki-şijden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı “eşini”de ondan
var eden Allah’tır. ” (A’raf: 7/189) ayeti delil olmaktadır.

Bilesin ki Yüce Allah,
Hz. Havva’yı bağımsız olarak tek başına mı? Yoksa Hz. Adem (a.s)m sol eğe
kemiği vasıtasıyla mı yaratmıştır?
[60]

Ayeti kerimelerin dış
görünüşünün gösterdiğine göre; Hz. Adem ile Hz. Havva’nın (saîât ve selâm
ikisinin üzerine olsun) yaşadıkları cennet, semâda bulunan “Huld
ceiıneti”dir.
[61] Bu
görüş, ehl-i sünnet alimlerinin cumhurun görüşüdür. Mutezile ve Kaderiyye ise,
“bu cennetin semada bulunan “Huld cenneti” değil de yeryüzünde
bulunan ve “Aden ülkesi” denilen yerin cennet olduğu” görüşünü
ileri sürmüşlerdir.
[62]
Onlann bu konu­daki şüpheleri şu şekildedir: “Eğer ayeti kerimelerde geçen
cennet, semada bulunan “Huld cenneti” olsaydı, iblis bu cennete
giremezdi. Çünkü Hz. Adem (a.s)’m Allah’ın emrine karşı işlenmiş olduğu
masiyet, ayette bahsedilen cennette meydana gelmemiştir. Çünkü ayette geçen
cennet “Kudüs cenneti”dir.


[63]

 


Ayetlerde
Geçen Cennetin “Huld Cenneti” Olduğuna Dair Cumhurun Delilleri:

 

Alimlerin cumhuru,
ayetlerde geçen cennetin Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yaşadığı “Huld
Cenneti” olduğuna dair deliller getirmişlerdir. Bu delillerin en
önemlileri şunlardır:


1. Delil:

Cenab-ı Allah’ın bu cenneti bildirmiş olması. Yü­ce Allah bununla ilgili olarak
şöyle buyurmaktadır:

“Ey Adem! Sen ve
eşin “cennet”te iskan edin…”
[64]

Ayette geçen
“el-cennet” kelimesinin başında bulunan harfi tarif yani elif-lam,
zihinde daha önceden bilmen şey için kulla­nılır. Zihinde bilinen bu şey ise
‘Huld Cenneti’dir.


2. Delil:

Yüce Allah (Bakara: 2/36)da Hz. Adem’e işlemiş olduğu masiyetten dolayı bir
ceza olarak yeryüzüne inmesini emretmiş olması.

Bu da, cennetin semada
bulunduğunu gösterir. Çünkü iniş, yüceliği ve yüksekliği gösteril-. Buna göre
Hz. Adem (a.s), se­mada bulunan “Huld Cenneti”nden yeryüzüne
indirilmiştir.

Zira Yüce Allah şu
ayeti kerimede bunu anlatmaktadır.

“Onlara,
“Birbirinize düşman olarak “inin” ve yeryüzünde bir müddet için
yerleşip geçineceksiniz” demiştik.”
[65]


3. Delil:
  
Yüce 
Allah’ın  “cenneti”   en 
güzel  vasıflarla vasfetmiş
olması. Bu da, onun “Huld Cenneti” olduğunu göste­rir. Yüce Allah
bunu şöyle anlat maktadır:

“(Ey Adem!)
Doğrusu cennette ne acıkırsın ve ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ve ne
de güneşin sıcağında kalırsın.
[66]


4. Delil;

“Şefaat Hadisi”nde de geçtiği üzere mahşer günü insanlar Hz.Adem’e
gelip; “Ey atamız! Cennetin kapısını bizim için açılmasını (Allah’tan)
iste” derler. Hz. Adem’de; “Zaten atanız (Adem)in (yasak ağacın
meyvesini yeme) hatası sebe­binden başka, sizi cennetten çıkaran bir şey mi var
sanki!”
[67]

Kurtubî, tefsirinde
“Ehl-i sünnet alimlerinin, Hz. Adem (a.s)m indirdiği cennetin “Huld
Cenneti” olduğunda icma ettik­lerini’* muhtasar bir şekilde nakletmiştir.
[68]

 


İblisin Hz. Adem (a.s)’i Aldatması:

 

Hz. Adem ve Hz. Havva
cennette iskan ettikten sonra şanı yiice olan Allah cennette bulunan bütün
ağaçları ve meyveleri ikisine mubah kıldı. Fakat ikisini imtihan etmek için
sadece cennet ağaçlarından bir ağaçtan yemelerini yasakladı. Kur’ân-ı Kerîm,
Hz. Adem ve Hz. Havva’ya yasak edilen ağacın hangisi olduğunu zikretmemiştir
veya onun ismini de zikretmemiştir. Yüce Allah’ın haber vermediği bu konuda
delilsiz ve kanıtsız olarak sözlere dalmaya gerek yoktur.
[69]

Hafız İbn Kesîr
bununla ilgili olarak şöyle der:

“Yüce Allah
ayette sözü edilen ağacın adını ve vasıflarını zikretmeyip belirsiz
bırakmıştır. Eğer bu ağacın adını ve vasıf­larını belirtmekte fayda olsaydı,
-Kur’an’da belirsiz bırakılan diğer yerlerde olduğu gibi- Allah bunu bize
belirtir ve gerekli açıklamayı yapardı.”
[70]

Yüce Allah, Hz. Adem
ve Havva’ya lanetli iblisin hilesine karşı sakınıp uyanık olması için uyarıda
bulunmuştu. Fakat on­lar, Allah’ın -kendilerine yapmış olduğu- bu tavsiyeyi
unut­muşlar ve iblisin “eğer size yasak edilen bu ağaçtan yerseniz,
cennette ebedi olarak kalırsınız” şeklindeki sözüyle ikisi de ib­lisin bu
hilesiyle aldatılmış oldular. Özellikle de iblis, ikisine açık ve bariz yeminle
yemin ettikten sonra ikisi de, kendilerine yasak edilen bu ağaçtan yediler.
Buna göre ikisi de cennette ebediyen kalacaklardı. Yüce Allah bunu şöyle
anlatmaktadır:

“Şeytan, ayıp
yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldayıp, “Rabbinizin sizi
bu ağaçtan menetmesi melek olma­nız veya burada ebedi kalmanızı önlemek
içindir. Doğrusu ben, size öğüt verenlerdenim” diye ikisine de yemin etti.
[71]

Hz. Adem ve Hz. Havva
kendilerine -Allah tarafından- ya­sak edilen ağaçtan yiyince, elbiseleri yani
avret yerleri açıldı ve daha sonra Allah’ın emrine muhalefet ettiklerinden
dolayı da cennetten çıkarılıp yeryüzüne indirildiler.

Bazı tefsircüer bu
konuda şöyle derler: “Hz. Adem, Al­lah’ın, kendisine yasakladığı ağaçtan
yemeyi te’vil ederek ve şeytanın yeminine inanarak yemişti. Çünkü Yüce Allah
ona, adını ve vasıflarını belirsiz bıraktığı ağacın bizzat kendisinden yemeyi
yasaklamıştı. O halde Hz. Adem (a.s) kendisine yasak­lanan ağacın dışında bu
ağacın cinsine benzeyen başka bir a-ğaçtan yemiştir, (yani yasaklanan ağaçtan
değil) Sahüı olan ise Hz. Adem (a.s)’m ilahi azabı unutarak yasaklanan ağaçtan
ye-mesidir. Çünkü Yüce Allah’ın, “Andolsun ki Biz, daha önce Adem ‘e ahid
(yani ona yasaklanan ağaçtan yememesi için emir) vermiştik Fakat o (kendisine
yapılan yasaklamayı) unuttu ve Biz onda (Allah’ın emrine aykırı hareket etme
konusunda da) bir kasıt (ve yönelme) bulmadık” ayeti de buna delâlet et­mektedir.
” (Tâhâ: 20/115)
[72]

 


Hz.
Adem (as)’ın Oğulları Habıl İle Kabil’in Kıssası

 

Tarihçilerin ve ilim
ehli kimselerin naklettiklerine göre, Hz. Adem (a.s), Hz. Havva’dan her batın
doğumda biri erkek, diğe­ri kız olmak üzere yirmi batın (yani kırk) çocuk elde
etmişti, Hz. Adem (a.s) her batında doğan erkeği ve kızı birbiriyle
evlendirmiyordu. Bundan dolayı Hâbîl’in, Kabil’in kız karde­şiyle evlenmesi gerekiyordu.
Fakat Kabil’in kız kardeşi Hâbil’in kız kardeşinden daha güzel ve daha çekici
olduğundan dolayı Kabil, kız kardeşini kardeşi Hâbil’e vermeyi uygun bul­madı.
Hz. Adem (a.s) ise Kabil’e, Hâbil’in kız kardeşiyle ev­lenmesini emretmişti.
Kabil ise Hâbil’in kız kardeşiyle evlen­mekten kaçındı ve kendi kız kardeşiyle
evlenmeyi istedi. Buna karşılık kız kardeşini Hâbil’e vermeyip ona:

“-Onunla
evlenmeye, ben, senden daha layığım ve müsta-hakım” dedi.

Durum bu şekilde
uzayıp gidince, Hz. Adem (a.s) ikisine, “Allah’a birer kurban takdim
etmelerini emretti. Kimin kurbanı kabul edilirse, kabul edilmeyen diğerinin kız
kardeşini alacaktı ve onlara:

– “Hanginiz
onunla evlenmeye layıksa, Allah gökten bir ateş indirecek ve onun kurbanını yok
edecek” dedi.

Hâbil, semiz genç bir
koyunu kurbanlık için ayırdı. Zira Hâbil, koyun sahibi bir kimseydi. Bundan
dolayı Hâbil, kurban­lık için yanında bulunan koyunların en güzelini seçmişti.

Kabil ise çiftçi
birisiydi. Aynca ekin sahibi bir kimseydi de. Kurban için yanında bulunan
koyunların en kötüsünü seç­mişti.

Hâbil ve Kabil
kurbanlarını emredilen yere koydular. Bu­nun üzerine gökten bir ateş inip
Hâbil’in kurbanını yaktı. Buna göre Hâbiî’in kurbanı kabul olunmuştu. Kabil’in
kurbanı ise kabul olunmamıştı.

Kabil, kurbanının
Allah tarafından kabul edilmeyişine kız­dı. Bunun üzerine kalbindeki
kıskançlığı ve azgınlığı daha da kabardı ve Hâbil’in yanma varıp:
                                            

– “Ben seni
mutlaka öldüreceğim, ta ki kız kardeşimle evleninceye kadar” dedi. Bunun
üzerine Hâbil ise:

-“Doğrusu Allah,
takva sahibi kimselerin kurbanını kabul eder.” şeklinde karşılık verdi.

Kıssanın sonunda ise
Kabil, kardeşi Hâbil’i öldürmeyi iste­di ve onu öldürdü. Hâbil’i öldürmesi
itibariyle hüsrana uğrayan kimselerden oldu. Yüce Allah bu kıssayı Kur’ân-ı
Kerîm’de şöyle anlatmaktadır:

“Onlara (yani
kitap ehline) Adem ‘in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat (ki hasedin ve
çekemezliğin neler getirdiğini öğrensinler) Hani ikisi (Allah’a) birer kurban
takdim etmişlerdi de; birinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.
(Kurbanı kabul olunmayan) O (yani Kabil); “Andolsun (senin kurbanın kabul
olunduğundan dolayı) seni öldüreceğim” de­mişti. (Kardeşi Hâbil’de ona):
“Allah, ancak takva sahibi kim­selerin (kurbanını) kabul eder. Eğer beni
öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben, seni öldürmek için elimi sana
u-zatmayacağım. Şüphesiz ki ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.
Dilerim ki sen, benim günahımı da kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın.
Zalimlerin cezası da işte budur” demişti. Bunun üzerine (Kabil) kardeşini
öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürdü de, hüsrana uğrayanlardan oldu. Sonra
Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek için ona, yeri kazan bir
karga gönderdi, (bunu görünce) “yazık olsun banal Bu karga gibi olmaktan
aciz kaldım ve kardeşimin ölüsünü Örtmedim” demişti. Artık pişmanlık
duyanlardan oldu.
[73]

Hadisi şerifte de
geçtiği üzere, Rasulullah (sav) bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Bir kimse zulüm
yoluyla öldürüldüğünde öldürülenin ka­nının günahından, Adem’in oğlu (Kabil’de
kardeşi Habil’i öl­dürdüğünden dolayı) gerekli payını alır. Çünkü o, öldürme
sün­netini (yani olayını) başlatan kimselerin ilkidir.”
[74]

 


Hz.
Adem (a.s)’in Yeryüzünde İstihlâf
[75] Edilmesinin Hikmeti:

 

Hz. Adem (a.s)’ın
yeryüzündeki istihdafında yüce hikmetler vardır. Çünkü bunlara, Hz. Adem
(a.s)’ın yaratılış kıssasında geçen ayetlerde işaret edilmişti… Bu hikmetler
Hz. Adem’in kendisi ile nesli arasında bir bağlantının devam etmesi için yer­yüzünün
imar edilişindeki Yüce Allah’ın geniş ilmine ve ezeli hikmetine işaret
etmektedir. Bundan dolayı eğer Yüce Allah nıahlukatı yaratmamış olsaydı,
yeryüzü imar edilmemiş, orada milletler ve ümmetler ile yaratıklar ve nesiller
olmazdı. îşte bu hikmetler, meleklerin ilminden uzak olmuştu. Bundan dolayı da
Yüce Allah onlara bu varlığı yaratmasındaki hikmeti ve garip bir duruma sahip
bu yeni mahluku istihlâf etmesindeki sırları onlara muttali kılmasının sebebini
açıklamadıkça, onlar Yüce Allah’ın bu önemli hikmetini anlayamadılar. Yüce
Allah bu hikmeti Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatmaktadır:

“Hani Rabbin
meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Bunun
üzerine (melekler): “Biz seni hamd ile teşbih ve takdis edip dururken
yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve kanlar dökecek birisini mi
yaratacaksın?” demişlerdi. Bunun üzerine (Allah’da): “Ben, sizin
bilmediklerinizi bilen birisiyim” dedi.”
[76]

Üstad Abdüîvehhâb
en-Neccâr, “Kasasü’I-Enbiyâ” adlı kitabında bu konuyla ilgili olarak
şöyle der:

“Yüce Allah Hz.
Adem (a.s)’ı yeryüzüne istihlâf etmekte hiçbir kimseden gizlemiştir. Yalnız bu
istihlâfın meleklerden gizli tutulması, ilahî hikmetin tek başına bir manayı
kapsama­dığını göstermek içindir… Eğer Yüce Allah -Adem’in yerine-meleklerin
yeryüzünde istihlâf etmiş olsaydı, bu kainatın yaratı-lışmdaki sırlar
bilinmezdi ve oradaki çoğu ilimler ile seçkin kimseler bulunmazdı. Çünkü
melekler -yaratılış itibariyle- yer­yüzünde bulunan bir şeye ihtiyaçları
yoktur. Zira onların vasıf­ları ve özellikleri, insanların vasıflarına ters
düşen ve farklı olan-vasıf üzeredirler. Bundan dolayı gemiler yapılmaz, ekin
ekümez-biçilmez, eşyanın Özellikleri, kimyevi terkipler, tabiî faydalar,
psikoloji ve insanın yıllarını harcayarak sonuna ula­şamadığı birçok bilimler
anlaşılmazdı. Buna göre şanı yüce olan Allah, bunun gibi şeylerden
münezzehtir.”
[77]

 


Hz.
Adem (a.s) Nebi midir?:

 

Kati bir şekilde Hz.
Adem (a.s) nebilerdendir. Bu görüş, a-limlerin cumhurunun görüşü olup bu konuda
hiçbir ihtilaf yok­tur. İhtilaf sadece Hz. Adem (a.s)ın resul mü? Yoksa resul
değil midir? Ve elçi olarak bir kavme gönderilmiş midir? hakkında-dır….

Hz. Adem (a.s)’m
nübüvvetine dair delillere gelince bunlar, , Kur’ân-ı Kerîm’de ve sünnette
geçmektedir… Fakat bu deliller, Kur’ân-ı Kerîm’de açık ve bariz bir şekilde
değildir. Bundan dolayı nübüvvet yani peygamberlik lafzı, Hz. Adem (a.s)’m
dışında Hz. İbrâhîm, Hz. İsmâîl, Hz. Mûsâ, Hz. İsa ve daha bir­çok
peygamberlerin de olduğu gibi Hz. Adem (a.s) için pey­gamberlik lafzı açık bir
işaretle kullanılmamıştır.

Fakat Yüce Allah ona
vasıtasız olarak direkt hitap ettiğini Kur’an’da belirtmiş ve bu hitapta ona
bir yol açarak; bir resul olarak gönderilmeksizin ona bazı şeyleri yapmasını
emretmiş, bazı şeyleri yasaklamış, birtakım şeyleri helal kılmış ve birta­kım
şeyleri haram kılmıştır. İşte bu -daha önce anlattığımız gi­bi- nebüiğin
manasıdır.

Hz. Adem (a.s)’m
risâletine yani resul olduğuna gelince ise bunda ihtilaf vardır. Bazı alimlerin
görüşüne göre; Hz. Adem (a.s), resuldür ve kendi nesline Peygamber olarak
gönderilmiş­tir. Bazı alimlerin görüşüne göre ise Hz. Adem (a.s), resul ol­mayıp
sadece nebidir. Buna da, Müslim’in Sahîh’inde geçen şu şefaat hadisini delil
olarak getirmişlerdir: “İnsanlar, Nuh’a gi­derek ona: “Sen, Allah’ın
yeryüzü halkına gönderdiği ‘resulle­rin ilkisin’ derler.”
[78] Buna
göre eğer Hz. Adem (a.s) resul ol­saydı bu sözü kullanmazlardı, derler.

Fakat Hz. Adem (a.s)’m
risaletini yani resul plduğunu sa­vunanlar ise bu sözü, tufandan sonraki
resullerin ilkinin Hz. Nûh (a.s) olduğu şeklinde te’vil etmişlerdir. Doğrusu bu
işin hakikatini Allah bilir.

Tercih edilen görüş
ise alimlerin cumhurunun, Hz. Adem (a.s)’m nebilerden olduğu görüşüdür.

Hz. Adem (a.s)’in
peygamberliği ile ilgili Kur’an’daki delillere gelince ise onlar şunlardır:


1. Delil:

Yüce Allah’ın şu sözüdür:

“Allah, ‘Adem’i,
Nuh’u, İbrâhîm ailesini (n soyundan ge­lenleri) ve İmrân ailesini (n soyundan
gelenleri) alemlerin üze­rine seçmiştir.”
[79]

Ayeti kerimenin dış
görünüşü ve risalet ile olduğu kaste­dilmektedir.


2. Delil:
Yüce
Allah’ın şu sözüdür:

“Onlara
“inin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gös­terici mutlaka
gelecektir. Cundan dolayı Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar
üzülmeyeceklerdir” dedik.”
[80]

Bu ayeti kerimede ise
Yüce Allah’ın bir yol göstericiyi göndereceğine dair sözü ve risâlete işaret
vardır.


3. Delil:
Yüce
Allah’ın şu sözüdür:

“Daha sonra Rabbi
onu (yani Adem ‘i peygamberliğe) seçip (işlemiş olduğu günahtan dolayı onun)
tövbesini kabul etti ve onu hidâyete eriştirdi. “
[81]

Ayetin dış görünüşüne
göre; Yüce Allah’ın onu seçmesi ve onun tövbesini kabul etmesi, ancak Allah’ın
Hz. Adem (a.s)’ı nübüvvete ve risâlete seçtiğine delâlet etmektedir.

Nebevi sünnette geçen
delillere gelince bunlar, Hz. Adem (a.s)’m peygamberliğine açık bir şekilde
delâlet etmektedir. İşte bu deliller, şu hadislerde geçmektedir:


1.
Ebu    Saîd  
el-Hudri’den   rivayet   edildiğine  
göre, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

“Kıyamet gününde
Ademoğullarmm efendisi (övünmeksi-zin) benim orada hamd sancağı (övünmeksizin)
benim elimde­dir ve o gün “Adem ve diğer (Peygamberlerde” dahil olmak
üzere benim sancağımın altında olmayan hiçbir Peygamber yoktur.”
[82]


2.
Ebu Zerr
el-Gifari (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:

“Ey Allah’ın
Resulü! Nebilerin ilki hangisidir? diye sor­dum. O da:

– “Adem’dir”
buyurdu. Ben:

  “Ey Allah’ın resulü! O nebi midir?”
diye tekrar sordum. O da:

– “Evet! O Allah
ile konuşan bir nebidir” buyurdu. Ben:

  “Ey Allah’ın resulü! Resullerin sayısı
ne kadardır?”diye sondum o da:

– “Üç yüz on kişilik
bir grup” buyurdu.” Bu hadisi, Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
[83]

İşte bu delillerle, Müslüman
alimlerin Hz. Adem (a.s)’ın nübüvvetinde ittifak ettiklerini görmekteyiz. Zaten
bunda hiçbir ihtilaf yoktur. Doğruyu en iyi bilen Yüce Allah’tır.

[84]

 


Hz.
Adem (a.s)’ın Peygamberliği Etrafında Dolaşan Şüpheler

 

Bazen birisi çıkıp da,
“Hz. Adem peygamberlerden olduğu halde Allah’ın emrine nasıl isyan
etmiştir? Halbuki peygamber­ler günahları işlemekten korunmuşlardır”
şeklinde bir söz söy­leyebilir.

Buna cevap ise şu
şekildedir. Bu konu daha önce “Pey­gamberlerin Masumiyeti” bölümünde
genişçe geçmişti. Biz ise bunu şimdi kısaca şöyle Özetleyebiliriz:


1.
İşte bu
yani Hz. Adem (a.s)’ın Allah’ın emrine isyan et­mesi, Hz. Adem (a.s)’dan
unutarak meydana gelmiştir. Kasten ve bilerek meydana gelmemiştir.

: Buna delil ise Yüce
Allah’ın şu sözüdür:

“Andolsun ki Biz,
daha Önce Adem’e ahid (yani ona yasak­lanan ağaçtan yememesi için emir)
vermiştik. Fakat o (kendisi­ne yapılan yasaklamayı) unuttu ve biz onda (Allah
‘in emrine aykırı hareket etme konusunda da) bir kasıt (ve yönelme) bul­madık.”
[85]

İşte bu, Kurtubî’nin
de tercih ettiği görüştür.
[86]


2.
 
Hz. Adem (a.s), yasaklanan ağaçtan yeme
hususunda te’vil etmişti. Çünkü Hz. Adem (a.s), Yüce Allah’ın “ikinizde bu
ağaca yaklaşmayın” (Bakara: 2/35) ayetinde geçen ağaçtan maksadın, bizzat
bu ağaç olduğunu zannetmişti. Bundan dolayı da yasaklanan ağacın dışında bu
ağacın cinsine benzeyen başka bir ağaçtan yemişti. Bundan dolayı Allah’ın
emrine aykırı mu­halefet meydana gelmiştir.


3.
Hz. Adem
(a.s)’m yasaklanan ağaçtan yemesi peygam­berliğinden önce idi. Bundan dolayı da
Hz. Adem (a.s), yasak­lanan ağaçtan yediği sırada daha henüz Peygamber değildi.

Buna delil ise Yüce
Allah’ın şu sözüdür:

“Daha sonra Rabbi
onu (yani Adem ‘ipeygamberliğe) seçip tövbesini kabul etti ve onu hidâyete
eriştirdi.”
[87]

 


Melekler
ile Cinler Arasındaki Fark Nedir?

 

Tevhidi düşünceye
sahip alimler, melekleri şöyle tanıtıyor­lardı:


1. Melekler:

Nurani latif istedikleri herhangi bir şekle bü­rünmeye ve girmeye güçleri
yeter, erkeklik ile dişilikle vasıfla-namayan ve ibadet etmek ile itaat üzere
yaratılmış varlıklardır.

Yüce Allah meleklerin
vasıflarını şöyle anlatmaktadır:

“Melekler
Allah’ın kendilerine emrettiğine isyan etmezler ve kendilerine emredilenleri
yerine getirirler.”
[88]

Melekler, üreme
yoluyla çoğalamazlar, birbirleriyle evle-nemezler olağanüstü güçlere
sahiptirler ve onlara herhangi bir suret ile hükmedilmez.

Cinlere gelince ise
onlar; süflî (saf ateşin karışımından o-luşmuş) dumansız alevden yaratılmış istedikleri
herhangi bir şekle girmeye güçleri yeten, birbirleriyle üreyip, çoğalabilen
birbirleriyle evlenip çoğalmaları şeklinde nesilleri olan ve er­keklik ile
dişilikleri var olan varlıklardır. Onlar insanlar gibi Allah’a ibadet etmekle
ve itaat etmekle mükelleftir. Onların grisinde müminler ve kafirlerde vardır ve
belli bir suretleri rdır.

Melekler ile cinlerin
yaratılışı arasındaki açık fark ve görü-îi değişiklikler; yaratılışlarının
temelindeki yücelik sebebiyle duğu bu tariflerden anlaşılmaktadır.


2.
Buna göre
melekler nurdan yaratılmışlardır. Cinler ise imansız alevden yaratılmışlardır,
Hz. Peygamber(sav)’in şu zü de bunu göstermektedir:

“Melekler nurdan,
cinler dumansız alevden ve Adem ise si-vasfedilenden (yani topraktan)
yaratılmıştır.”
[89]

Yüce Allah ise
cinlerin neden yaratıldığını şöyle latmaktadır:

“Cinleri de daha
önce (yani insanın yaratılışından önce) mansız alevden yaratmışızdır.”
[90]


4.
 
Yüce Allah, melekleri bir başlangıcı olan
yeni bir varlık dinde yaratmıştır, üreyip çoğalmaları olmadığından dolayı
ceklik ve dişilikleri yoktur.

Ama cinlere gelince,
insanlar arasında olduğu gibi dişilik, teklik, ve birbirleriyle evlenme gibi
durumları vardır.


5,
Melekler,
eşya ve canlı cisimlerin şekline girmeye güçle-/eter. Bu konuda Kur’ân-ı
Kerîm’den ve sünnetten çok sayıda sslar sabit olmuştur. Mesela; Yüce Allah Hz.
Cebrail (a.s)’a ir şöyle buyurmaktadır:


a.

“Bunun üzerine ona (yani Meryem’e) ruhumuzu (yani brâil’i) gönderdik.
Fakat (Cebrail) tam bir insan şekline gire-: ona görünmüştü”
[91]


b.
 
Yine Yüce Allah, Hz. İbrahim (a.s)’ın
misafirlerinden şöyle haber vermektedir: 
“(Ey Muhammedi) İbrâhîm ‘e ikram edilmiş misafirlerinin haberi sana
gelmedi mi? Onlar, ibra-hîm’in yanına girip:  
“Selam olsun sana” demişlerdi, ibra­him ‘de: “Selam size
” demişti. İçinden de, onların “tanınmış bir topluluk” olduğunu
geçirmişti.”
[92]

Melekler, Hz. İbrâhîm
(a.s)’ın yanma erkek insanlar şek­linde girmişlerdi. Hz. İbrâhîm (a.s) onların
önüne yemek getirip koyduğunda onlar, takdim edilen yemekten kaçındılar.
Onların bu davranışlarından dolayı Hz. İbrâhîm (a.s)’ın kalbine bir çeşit korku
düşmüştü. Melekler, Hz. İbrâhîm (a.s)’m bu durumunun farkına varınca Hz.
İbrâhîm (a.s)’a kendilerinin insan olmadık­larını ve Hz. Lût(a.s)’m kavminde
bulunan yalancıları helak etmek için Allah’ın onlara gönderdiği melekler
olduğunu haber verdiler.


c.
Melekler,
Hz. Lût (a.s)’a tüyü bitmemiş güzel ve yakışık­lı bir genç şeklinde
geldiklerinde, Hz. Lût(a.s)”n kavmi içeri­sinde bulunan akılsız kimseler
onların geldiklerini haber aldık­larında meleklere kötü fiillerini yapmayı
arzuladılar. Böylece Hz. Lût(a.s)’ın kavmi içerisinde bulunan kimseler Hz.  Lût (a.s)’a koşarak geldiler.

Yüce Allah Kur’ân-ı
Kerîm’de bu olayı şöyle anlatmakta­dır:

“Elçilerimiz
(İbrâhîm ‘in yanından çıkıp) Lût’a gelince; on­ların gelmelerinden dolayı
(kavminin onlara kötü fiillerde bu­lunmaya kalkışacaklarından dolayı) üzüldü ve
(onları yeterince koruyamayacağından korktuğundan dolayı) endişelenip sıkıldı
ve işte (bugün) çok çetin bir gün (olacak) dedi. Kavmi (Lût’a misafirlerin
geldiğini haber aldıklarında) ona koşa koşa geldi-te   Zira onlar, Önceden beri kötü fiiller
işlerlerdi- (Kavmi’tan misafirlerini istediğinde onlara): “Ey kavmim! İşte
kızlanın, bunlar sizin (onlardan) daha temizdir. Allah’tan korkun!
Misafirlerime karşı beni rezil etmeyin. İçinizden doğru düşünen hiçbir kimse
yok mu? Dedi. Bunun üzerine onlar: “Sende bilir­sin ki, senin kızlarınla
bir ilgimiz yoktur. Ne istediğimizi sen daha iyi bilirsin” dediler.
(Lût’ta) “Keşke size karşı koyabile­ceğim bir kuvvetim olsaydı veya sağlam
bir yere (yani güçlü birisine) sığınsaydım” dedi. (Bunları gören melekler
Lût’a): “Ey Lûtl Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar asla sana
ilişemeye-ceklerdir. Bir ara geceleyin ailenle birlikte yola çık! Karının
dışında (ailenden) hiçbir kimse geriye dönüp bakmasın. Doğru­su onların başına
gelen, onun da başına gelecektir. Onlara ta­yin edilen (helak olma) zamanı
sabahleyindir. Sabah yakın de­ğil mi? ” dediler.”
[93]

Burada görüldüğü üzere
melekler, istedikleri herhangi bir şekle bürünmeye ve girmeye güçleri yeter.
Buhârî ve Müs­lim’in Sahîh’lerinde de geçtiği üzere Hz. Ömer (r.a)’dan şöyle
rivayet edilmiştir:

“Bir ara
Resulullah (s.a.v)’in yanında oturmaktaydık. O sı­rada yanımıza elbisesinin
beyazlığı ve saçının siyahlığı çokça olan üzerinde yolculuk eseri görülmeyen ve
bizden hiçbir kim­senin tanımadığı birisi yanımıza çıka geldi ve Resulullah
(s.a.v)’e, imandan, İslam’dan, ihsandan ve kıyametin kopacağı vakitten sordu.
Resulullah (sav)’de ona geniş bir şekilde cevap verdi. (Yolcu çekip gittikten
sonra) Resulullah (s.a.v) sahabele­rine:

– “Soru soranın
kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sor­du. Sahabeler:

– “Allah   ve 
Resulü   (bizden)   daha 
iyi  bilir”   dediler. Resulullah (s.a.v):

– “Soru soran o
kimse Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti, buyurdu.”
[94]

Cinlerde istedikleri
herhangi bir şekle bürünmeye ve gir­meye güçleri yeter. Onlar, insanlardan bir
topluluk şeklinde Resulullah (s.a.v)’e gelmişler, ondan Kur’an dinlemişler ve
da­ha sonra da iman edip kavimlerine uyarıcılar ve tebliğciler ola­rak
dönmüşlerdir.

Nitekim Yüce Allah bu
olayı şöyle anlatmaktadır:

“Hani Kur’an ‘ı
dinlesinler diye sana cinlerden bir toplulu­ğu yöneltmiştik. Onlar yanına
gelince (birbirlerine) “Susun (ve Kur’an’ı) dinleyin” demişlerdi.
(Resulullah’in Kur’an okuması) tamamlanınca her biri birer uyarıcı olarak
kavimlerine dön­müşlerdi. (Kavimlerine geldiklerinde onlara): “Ey
kavmimiz! Doğrusu biz, Mûsâ ‘dan sonra indirilen ve kendinden öncekileri (yani
ondan önce peygamberlere indirilmiş kitapları) doğrula­yan, hakka ve dosdoğru
yola ileten bir kitap dinledik Ey kav­mimiz! Allah’ın davetçisine (yani
Muhammed’e) uyun ve ona iman edin ki, Allah sizin günahlarınızı bağışlasın ve
sizi elem verici bir azaptan kurtarsın. Allah ‘in davetçisine uymayan kim­se
bilsin ki, Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamaz ve onların on­dan başka dostları
da yoktur. İşte onlar (yani Allah’ı aciz bı­rakmaya çalışanlar ve Allah ‘dan
başka dostlar edinenler) apa­çık bir sapıklık içerisindedirler”
[95]

Buna göre cinler, bu
yönden yani istedikleri şekle girmeye ve bürünmeye güçlerinin yetmesinde
meleklere benzerler. Fa­kat cinler, meleklerden şu konuda farklıdırlar: Cinler
bir şekle girme ile hükmedilir, melekler ise bir şekil ile hükmedilmez. Bunun
manası şudur: “Eğer cinler insan ve kuş şekline dönüşseler veya girseler,
insan, cine doğru bir ok doğrultup atsa insa­nın kılıçla veya mızrakla
öldürüldüğü gibi ölür. Fakat melek hangi şekle veya surete girerse girsin o
suret üzerine hükmedilmez. Bundan dolayı eğer insan, meleğe doğru bir ok
doğrultup attığında veya ona karşı bir cinayet işlemeye kalkış­tığında melek
öldürülmez. Zira melek, insan veya başka bir şekle girmiş olsa bile ezadan bir
şey ona nail olmaz.


6.
Ayrıca
melekler, cinlerden şu konularda da farklıdırlar: Melekler yemezler,  içmezler, 
onların arasında insanlar gibi çekişme ve masiyeti işleme yoktur.
Bunlarla birlikte istikâmet,” ibadet etmek ve itaat etmek üzere
yaratılmışlardır. Nitekim Yü­ce Allah, meleklerin bu vasıflarım şöyle
anlatmaktadır:

“Melekler,
gece-gündüz bıkmadan (ve usanmadan Allah’ı) teşbih ederler.”
[96]

Yine Yüce Allah,
onlarla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Melekler,
Allah’ın kendilerine emrettiğine isvan etmezler ve kendilerine emredilenleri
yerine getirirler.”
[97]

Cinlere gelince ise,
onların arasında müminler, kafirler, iyi­ler, günahkarlar vardır. Bunlardan
dolayı cinler, bu çerçevede insanlar gibidirler. Nitekim Yüce Allah, iblisinde
cinlerden ol­ması itibariyle ondan şöyle haber vermektedir:

“iblis, cinlerden
idi. (yaptığı kötü fiilden dolayı) Rabhinin emrinin dışına çıktı, (yani fasık
oldu) ” (Kehf: 18/50)

Yine Yüce Allah,
“Cin Sûresinde” cinlerden şöyle haber vermektedir:

“(Cinler)
“İçimizde, Müslüman olanlarda yazık edenlerde vardır. Buna göre Müslüman
olan kimseler işte onlar, doğru yolu arayanlardır. Kendilerine yazık edenlere
gelince ise onlar, cehennemin odunları oldular.”
[98]

Cinler, diğer insanlar
gibi şer’î hükümlerle ve tekliflerle mükelleftirler. Yüce Allah bu durumu şöyle
anlatmaktadır:

“İnsanları ve
cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattim.
[99]

Cinlerin içerisinde de
Allah’ın emirlerini ve nehiylerini teb­liğ eden resuller ve nebiler vardır.
Nitekim Yüce Allah bunu şöyle haber vermektedir:

“Ey insanlar ve
cinler topluluğu! “içinizden ” (minkum) si­ze ayetlerimi anlatan ve
bu gününüzün (yani kıyamet gününün) gelip çatacağından sizi uyaran “sizden'[peygamberler
gelmedi mı?
[100]

Ayette geçen
“minkum” zamiri onların içerisinde hem in­sanlardan bir peygamberin
ve hem de cinlerden bir peygambe­rin olduğunu gösterir. Hz. Muharnmed
(s.a.v)’in risâletine ge­lince ise insanlardan ve cinlerden oluşmuş bütün
yaratıkları kapsamaktadır. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır:

“Alemleri uyarmak
üzere kulu Muhammed’e furkanı (yani hakkı batıldan ayırdeden Kur’an ‘t) indiren
Allah, yücelerin yü­cesidir.”
[101]

Cinler, insanlardan önce
yaratılmış yaratıklardır. Yüce Al­lah’ın şu sözü bunu göstermektedir:

“Doğrusu Biz
insanı kuru çamurdan, değişmiş ve şekillen­miş kara topraktan yarattık. Cinleri
de “daha önce” (yani in­sanın yaratılışından önce) dumansız bir
alevden yarattık. “
[102]

Ayette geçen
“Hamâe” kelimesi, değişikliğe uğrayabilen, siyah çamur, mesnûn
kelimesi, suret verilmiş; semûm kelimesi ise derideki deliklerin arasından
nüfuz eden kavurucu sıcak manasmdadır.

Cinler insanları,
insanların onları göremeyeceği yerlerden görürler. Allah’ın şu sözü bunu
göstermektedir:

“Sizin, onları
“göremediğiniz” yerlerden o (yani iblis) ve taraftarları sızı
görürler.
[103]


7.
Bunlardan
sonra melekler, cinlerden şu konularda da farklıdırlar: “Melekler,
olağanüstü büyük güçlere sahiptirler. Bundan dolayı da melekler, dağı yerinden
söküp koparmaya, denizlerin diplerine dalmaya ve yeryüzünü, sakinleriyle
birlikte altını üstüne çevirmeye güçleri yeter. Nitekim melekler, Hz.
Lût(a.s)’ın kavminin altını üstüne çevirmişlerdi. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle
anlatmaktadır:

“(Lût kavminin)
memleketlerini altını üstüne çevirdik.” (Hicr: 15/74)

Nitekim Cebrail (a.s),
Tur dağını yerinden söküp koparmış ve onu, Allah’ın emrine karşı gelen İsrail
oğullarının üstüne kaldırmıştı. Yüce Allah bunu ise şöyle anlatmaktadır:

“Tur dağını
gölgelik gibi onların üzerine kaldırmıştık. On­lar, tepelerine düşeceğini
sanmışlardı. Onlara: “Size verdiği­miz kitaba (yani Tevrat’a) sıkıca
sarılın, içinde olanı düşünün ki takva sahibi kimselerden olasınız.”
[104]

Meleklerin kanatlan
vardır. Bazılarının iki, bazılarının üç, dört veya daha çok kanadı vardır. Yüce
Allah bununla ilgili o-larak şöyle buyurmaktadır:

“Hamd, gökleri ve
yeri yaratan “melekleri ikişer, üçer, h| dörder kanatlı” elçiler kılan
Allah’a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır.”
[105]
                                                            

Sahîh bir hadisi
şerifte, Resulullah (s.a.v), Cebrail’i ufuğu kapatmış bir vaziyette altı yüz
kanadı olduğu halde hakiki sure­tinde görmüştür.
[106]

 


Şeytanlar
ile Cinler Arasındaki Fark:

 

Şeytanlar, cinlerden
bir topluluktur. Şeytanlar, azgın ve a-sidirler. Liderleri, Allah’ın kendisine
lanet ettiği iblistir. Bun­dan dolayı cinlerden azgınlaşanlardan her birine
“şeytan” deni­lir. Tıpkı insanlardan her asi olana “fasık”,
bile bile inkar eden herkese “kafir” denildiği gibi. Bu anlatılanlara
göre; her şeytan cindir. Fakat her cin şeytan değildir. Nitekim Yüce Allah bunu
şöyle anlatmaktadır:

“(İnsanlardan)   her 
azgın  şeytana  uyan 
insanlar var­dır. “(Hacc: 22/3)

Allah, başarıya ve doğruya
ulaştırandır.


[107]

 


Hz.
Adem (A.S)’ın Kıssasından Alınması Gereken İbretler

 

İnsanlığın atası olan
Hz. Adem (a.s)’m kıssasından bazı öğütler, ibretler, nasihatler vb. şeyler
bulmaktayız. En önemli­leri şunlardır;


1.
Cenab-ı
Allah, Hz. Adem (a.s)’ı yarattı, ruhundan ona üfledi, melekleri ona secde
ettirdiğinde ve yeryüzünde onu hali­fe kılmakla bu tür insanı kerem sahibi yani
üstün kılmıştır. Bu üstünlük, Hz. Adem (a.s) ve onun nesli içindir.


2.
Yüce
Allah her şeye gücü yeter. Zira Yüce Allah, toprak ve çamur gibi küçük bir
şeyden büyük ve önemli bir şeyi mey­dana getirmiştir. Bundan dolayı Hz. Adem
(a.s)’ı ilk önce top­raktan yaratmış, daha sonra da onu tam bir insan şekline
getir­miştir.

Bu Allah’ın Hz. Adem’i
yeryüzüne istihlaf etmeye ehil kılmasmdaki hikmetinin işsizliğinin ve
kudretinin sırlarının do­lup taştığını göstermektedir. Tüm eşyaların isimlerini
Allah, Hz. Adem (a.s)’a öğretmiştir.
[108]


3.
İnsanın,
şeytanın hilelerine karşı uyanık ve dikkatli ol­ması gerekmektedir. Çünkü
şeytan, atamız Hz. Adem (a.s)’ın cennetten çıkmasına sebep olmuş ve şeytanın
bize olan düş­manlığı, Hz. Adem (a.s) yaratılışından itibarendir. Yani şeyta­nın
bize olan düşmanlığı yeni olmayıp eskiden beri süregelen biı- olaydır. Yüce
Allah, şeytanın bu düşmanlığını şöyle haber vermektedir:

“Şüphesiz,
şeytan, sizin düşmanınızdır. Buna göre sizde onu düşman edinin..”
[109]

Buna göre lanetli
iblisin vesveselerine ve fısıltılarına karşı aîdanmamamız gerekmektedir. Çünkü
iblis, bize karşı kıyamet gününe kadar sürecek bir savaş ilan etmiştir.
[110]


4.
İnsan,
kendisine unutma hasıl olacak şekilde hata ve gü­nah üzere yaratılmıştır. Çünkü
insan, zayıf bir varlık olarak ya­ratılmıştır. İnsandaki bu zayıflık sebebiyle,
Hz. Adem (a.s)’dan Allah’ın emrine karşı muhalefet meydana gelmiştir. Bu
nedenle Hz. Adem (a.s), iblisin davetine icabet etmiş ve Allah’ın kendi­sine yaptığı
ilahi emri unutmuştu.
[111]


5.
İnsan,
bir hata işlendiğinde ve pişman olacağı bir şey kendisinde hasıl olduğunda veya
elem verici bir günahı işledi­ğinde, insana gereken Yüce Allah’ın rahmetinden
ümit kesme­mesi ve Allah’ın affedeceğine dair olan sözünden ümitsizliğe
düşmemesidir. Çünkü Yüce Allah, böyle bir şey yaptığımızda nasıl tövbe
edeceğimizi ve günajı ile masiyetlerden nasıl kurtu­lacağımıza dair-Hz. Adem
(a.s)’m nasıl tövbe etmesi gerekti­ğini ona öğrettiği gibi- bize de
öğretmiştir. Yüce Allah bunu, bize şöyle haber vermektedir:

“Adem, Rabbinden
“kelimeler”
[112]
belleyip aldı. (Adem’in bu kelimeleri söylemesiyle Yüce Allah) Onun tövbesini
kabul etti. Şüphesiz H tövbeleri çokça kabul eden ve çokça merhamet eden O’dur
O. “(Bakara: 2/37)


6.
Hayat,
imtihan ve ibtila üzerine kurulmuştur. Allah’a ita­at ve boyun eğmenin ortaya
çıkması için Hz. Adem (a.s), yasak edilen ağaçtan yemek suretiyle yasak bir şey
ile imtihan edilinişti. Bundan dolayı da alemlerin Rabbi olan Allah’a
ubudiyyetin yani ibadetin gerçekleşmesi için Hz. Adem (a.s)’m nesli de,
emirlerle ve yasaklarla imtihan edilir.


[113]

 


Hz.
Adem (a.s)’ın Vefatı

 

Bazı tarih ve tefsir
kitaplarında geçtiği üzere, Hz. Adem (a.s) bin yıl yaşamıştır.

Allâme Tabcrî, tarih
kitabında naklettiğine göre; Hz. A-dem (a.s), 936 yıl yaşamış ve bundan sonra
ölmüştür. Meşhur bir görüşe göre; Hindistan’da cennetten indirildiği Serendip
da­ğının eteğine demedilmiştir.

Bir rivayete göre ise;
Mekke-i Mükerreme’deki “Ebu Kubeys” dağına delnedilrniştir.

Hz. Adem (a.s) vefat
vakti yaklaştığında, melekler ona se­madan kefen ve cennetten “hunût”
[114] ile
geldiler. Daha sonra onu yıkadılar, kefenlediler, lahitli
[115] bir
şekilde çukur kazdılar, cenaze namazım kıldılar ve daha sonra da onu mezara indirdiler
ve onun üzerini kerpiçle kapattılar ve mezarın üzerine de toprak döktükten
sonra:

– Ey Adem oğulları!
İşte ölüleriniz hakkında tutacağınız yol bu şekildedir” dediler.
[116]

Allah, atamız Hz.
Adem’e rahmet eylesin ve onun toprağını geniş tutsun ve bizi ebedi kılınacak
yer olan cennette onunla birlikte bir araya getirsin. Amin.

Hamd, alemlerin Rabbi olan
Allah’a mahsustur.


[117]

 

 





[1]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 240.



[2]
Rum: 30/20.



[3]
B.k.z: Nahl: 16/4, Kehf: 18/37, Mü;minûn: 23/13-14,
Hacc: 24/5, Fâtır; 35/11, Yasin: 36/77, Ğafir (Mü’min): 40/67, Necm: 53/46,
Kıyame: 75/37, İnsan: 76/2, Abese: 80/19…..



[4]
B.k.z: Fâtır: 35/11, Ğafir (Mü’mîn): 40/67.



[5]
Bakara: 2/30.



[6]
Abese; 80/17-23.



[7]
Hacc: 22/46.



[8]
Târik: 86/5-8.



[9]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 241-243.



[10]
Bakara: 2/30.



[11]
Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’I-Kur’an, 1/274.



[12]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 244-246.



[13]
A’râf: 7/24.



[14]
Araf: 7/26.



[15]
A’râf:7/31.



[16]
Nisa: 4/1.



[17]
A’râf: 7/189, ayrıca B.k.z: Rûm: 30/21.



[18]
Ali imrân: 3/59’da da geçtiği üzere Hz. İsa’nın durumu
da Hz. Adem’in durumu gibidir. Zira Yüce Allah Hz. Adem’i anasız ve babasız
yaratmıştır. Hz. İsa’yı ise babasız yaratmıştır. Bu da Yüce Allah’ın varlığını
kuvvetlendirmekte ve her şeye gücünün yettiğini göstermektedir, (ç)



[19]
Sâd: 38/75’de Yüce Allah şöyle “îkı elimle
yarattığım” buyurmaktadır: Bu ayette geçen “el” tabiri hakkında
selef ve halef alimleri ihtilaf etmişlerdir. Selef alimleri buradaki
“el” tabirinin yorumlanamayacağını söylerken halef alimleri ise
Kur’an’da ve sünnette geçen bu gibi tabirlerin açıklanması gerektiğini
söylemiştedir. Bundan dolayı da “el” tabirini, “kudret” ile
yorumlamışlardır. Halef alinlerine göre; bu gibi tabirler yorumlanmadığı zaman
Allah hakkında kulların teşbih ve tescime düşecekb-rini
söylemişlerdir.”Fakat Allah’ın sıfatlan konusunda sağlıklı ve tutarlı bir
inanca sahip olmak için şu Üç temel hususun göz önünde bulundurulması gerekir:


a.
Allah’ın
sıfatlan kendi şanına layık olup yaratıkların sıfatlarına benzemekten mü­nezzehtir.


b.
Kur’an’da Allah
hakkında ispat edilen sıfatlara te’vilsiz iman edlmesi gerekir.

c.
Allah’ın sıfatlarının keyfiyeti,İnsan aklının idrakinin ulaşamayacağı bir
husustur’ fProf. Dr. M. Sait Şimşek- Kur-‘an Kıssalarına Giriş, sh.184) (ç).



[20]
Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle
buyurmaktadır: “Ve ruhumdan ona üfür-düm” (Hicr: 15/29; Sa’d: 38/72)
Ruh gibi hakkında az bilgiye sahip olduğumuz bir şey hakkında
söyleyeceklerimizin dini bir anlam taşıyabilmesi İçin mutlaka sarih nasslara
dayanması gerekir. Ruh hakkında Hz. Peygamber (s.a.v)’e yöneltilen bir somya
vahiy kanalıyla şöyle cevap varnesİ söylenmiştir: “Deki: Rub, Rabbimin
‘şlerindendir. Size ancak az bir bigi verilmiştir.”(İsrâ: 17/85) Gerçi
ayette az bir bilgi verildiği belirtilmekte. Zalen alimlerin çoğu bu ayette
geçen “ruh” ifadesinde; bedeni canlı tutan “nüY’un
kastedildiğini açıklamalardır. Buna göre ruh kavramı, Kur’an ve sünnet
doğrultusunda bugünkü bilimin verileri ile açıklandığı takdirde Sanırım bu
anlam tam olarak ortaya çıkaçaktır.(ç)



[21]
Sâd: 38/71-72.



[22]
Sâd: 38/75.



[23]
Secde: 32/7-8.



[24]
Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kur’ân, 12/109 (ç).



[25]
Şefaat hadisinin îbn Hacer el-Askalarâ’nin, Buharî’nin
Sahîh’i üzerine yazdığı Fethü’I-Bari 6/371’de bulabilirsiniz. (Ayrıca Buharı,
Enbiyâ 3/8, Tefsir Beni İsrail 5, Tevhid 36, 19, 37, Tefsir, Bakara 1, Rîkâk
51; Müslim, îman 322 (193), 327 (194); Tirmizî, Kıyamet 11, (2436) (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 247-251.



[26]
Bu teoriyi ortaya koyan Darwin’in kendisi olması
itibariyle ona nisbetle “Danvin Teorisi” denmiştir. Darwin 1859
yılında yazmış olduğu “Türlerin Menşei” adlı kitapta
“Evrim” düşüncesini ortaya koymuştur. Bu kİtabuı piyasaya çıkmasn-dan
sonra büyük çalkantılar olmuş ve Darwin’e karşı büyük tepkler meydana gel­mişti.

İlk sırada Darvvİn’c karşı çıkan kilise olmuşken, daha sonra
Neo-Darwinizm yani Danvin teorisine karşıt bir grup olmuştur. Bu grup,
danvinistlerin görüşlerini çürütmek için görüşler ileri sürmüşlerdir. Fakat bu
teorinin insaniar üzerinle yapmış olduğu etkiyi ve her şeyin yaratıcısının
Allah değil de tabiat olduğu görüşünün in­sanlar arasında yayılmasıyla vomiş
olduğu zararları gören Müslüman yazarlarda, konu üzerinde araştırmalar,
bilgiler vermek suretiyle insanlara bu teorinin zararlarını, nasıl ortaya
çıktığını, nasıl cevaplar verildiğini vs. şeyleri anlatmak veya yazmak
suretiyle yardımcı olmaya çalışmışlardır. Zaten yazar, bu konuda yazı
yazanlardan alıntılar yaparak veya yazılan eserlerden ve yazarlardan
bahsetmekle okuyucuya ve müslümanlara faydalı olmaya çalışmaktadır. (ç).



[27]
Bazı bilim adamları, DanvİnMn bir Yahudi olması
itibariyle, ataları olan önceki Yahudilerin, Allah’ın emrine karşı
çıktıklarından Ötürü maymuna döndürüldüklerini bildiğinden böyle bir teoriyi
ortaya attığım söylemişlerdir.(ç).



[28]
Isrâ: 17/70.



[29]
Tın: 95/4.



[30]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 252-254.



[31]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 254-255.



[32]
Danvin’in Allah’ın varlığını inkar etmesindeki neden;
Kilise’nin. incil’de Hz. Adem’e dair yazılı olan “(Allah Adem’i) kendi
sureti üzerinde” bu ibareyi “Alah’ın kendi sureti” şeklinde
yorumlamalarından kaynaklanmaktaydı. Kilise bu ibareyi değişik şekilde
yorumlayınca Fransız devriminin getirmiş olduğu çalkantiar ile kili­seye karşı
oluşan tepkilerden dolayı Darwin’de Allah’ı inkar etme yoluna gitmişti. Çünkü o
devirde kilise ile aydınlar arasında amansız birsürtüşme mevcuttu. Bu sür­tüşmenin
getirdiği sonuç ise dine karş düşmanlık, Allah’ı inkar vb.konular idi. Bun­lara
karşılık ise laiklik, dinsizlik, maddiyata düşkünlük, sömürgecilik vb. şeyler
meydana gelmiştir. Geniş bilgi için b.k.z: Muhaınmed Kutub, Çağdaş Fikir Akımla­rı,
1/150 (ç).



[33]
Darwin bu görüşünü ortaya atmadan önce benzer teoriyi
“La Marke” denilen bir adam ortaya atmıştı. Fakat bu teori, Fransız
devriminden önce ortaya atıldğından dolayı insanlar üzerinde pek fazla bir etki
yapamamıştı. Bundan dolayı da Yahudiler bu teoriye yeterince destek
verememişlerdi. Ama Fransız devriminden sonra ortaya çıkan çalkantılar İle La
Marke’nin önceden getirmiş olduğu çalkantılar soıucunda Yahudiler ona destek
vermişlerdir. Yahudiler, Fransız devrimine kadar Avrupa’daki Hıristiyan
toplumlarına bir müdahafe yapamiyorlardı. Zira toplum, Yahudilerin mü­dahale
etmelerine fırsat tanımayacak bir şekilde birbirhe bağlı bulunuyordu. Fransız
devrimi ile bu fırsatı yakalamışlar ve hedeflerini sağ anlayabilmek içinde,
kendileri­nin işlerine yarayabilecek kimseleri kullanmşlardır. Hiç kuşkusuz
bunlardan biri de Danvin’dir.(ç)



[34]
Yahudilerin bu tabiatı, Kur’ân-ı Kerîm’de çok bahsedilir.
Çünkü yeryüzünde en çok tuğyanlık, aşırılık, isyankarlık, hAddi aşma vb. şeyler
hep Yahudilerden ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı da Kur’an onlardan sıkça
bahseder. Yahudilerin tabiatıy­la ilgili geniş bilgi İçin Kur’an’a
bakıîabilir.(ç).



[35]
Muhammed Kuîub, Kari Marks ile ilgiii olarak şöyle
der:

“Komünizmin,
Diyalektik Materyalizmin ve materyalist tarih yorumunun baba­sı ve “Din,
halkların afyonudur” şeklindeki ünlü sözün sahibi olan Marks bir Alman
Yahudisi olııp 1812 yılında dünyaya gelmiş ve 1883 yılnda ölmüştür.

Marks. Danvinjst teorinin özünü alarak bundan hareketle, ekonomik bir
teori ve İnsanlık hayatını madde alemi ile maddenin tekamülünü ara sıra
hasreden, mad­denin kanunlarını insan üzerine uygulamaya çalışan bir yorum
ortaya atmıştır. Ajlı zamanda duygu inanç düşünce, hareket kaynaklan, düzenleme
ve kurumlar gibi hayatı ilgilendiren her bir hususu insanın içinde yaşamış
oiduğu maddi ortama ve iktisadi evrime bağlı ve onların bir yansıması şeklinde
değerlendirmiş, bunların maddi ortam ile ekonomik şartlan kesinlikle
aşamayacağını, onların dışına çıkama­yacağını belirtmiş, bu konuda i asanın
rolünün iktisadi evrime ve onun gereklerine uygun hareket etmekten İteri
olamayacağını öne sÜrmiştür. Çünkü bunlar Marks için “birer kesinlik
(determine)”dir.

Muhammed Kutub. Çağdaş Fikir Akımları J/159 (ç)



[36]
1856 yılında doğan Freud, Avusturyalı bir Yahudi’dir.
İnceleri bir doktor olarak çalışırken daha sonra sinir ve ruh hastalıklarıyla
uğraşmaya başkdı. Bunun İçinde bir dispanser 
turdu. Daha sonra insan ruhu ve onun terkibine dair bir düşünce ortaya
atmıştır ki bu düşünce, bugün Amerika ve Avrupa’daki bilim Adamlarının çoğu
tarafından kabul edilmektedir. Zira onun bu düşüncesinin devri çoktan
kapanmıştır. Freud’un bu düşünsel yorumu için b.k.z: Muhammed Kutub, Çağdaş
Fikir Akımları, J/169/179.)



[37]
Bugün bu gibi kimseler özellikle de televizyon,
gazete, dergi, broşür vb.yaymlarla insanları bozmak için uğraşmaktadırlar.
Bunların arkasında ise yine Yahudi vardır.



[38]
Maide: 5/64.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 255-257.



[39]
Criss Morrison’un bu kitabı, Türkçe’ye çevrilmiştir,
(ç).



[40]
Yazarımız Sâbûnî, Danvin’nin teorisini çürütme
mahiyetinde yazıhn bu kitaplar­dan sadece bir kaçını zikretmiştir. Kitabın
yazıldığı zamandan gürümüze kadar bu konuda birçok kitaplar daha yazılmıştır.!
(ç)



[41]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 257-259.



[42]
Abdulvehhâb en-Neccâr, Kasasü’I-Enbiyâ, s. 29. Burada
güzel bir bahis vardır. Geniş bilgi için oraya

bakabilirsiniz.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 259-260.



[43]
Bu hadisi, Tîrmizi (2934)de; Ebu Davut (4693) de
rivayet etmiştir. TLrmizi bu hadis hakkında, “Hasen- Salâh” demiştir.
B.k.z: İbnü’1-Esîr, Câmiü’1-Usûl, İV/ 31 (Hz. Adem (a.s)’ın toprak merhalesine
işaret eden ayetler şunlardır: Kehf: 18/37; Hacc: 22/5; Fâtır: 35/11; Ğafir
(Mü’min): 40/67 vb. ayetler) (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 261.



[44]
Saffât: 37/1] 
(Ayrıca bununla ilgili ayetler için b.k.z: En’âm:6/12, A’râf: 7/12;
Mü’minûn: 23/12; Secde: 37/7; Sâd: 38/71, 76) (ç).



[45]
Rahman: 55/14-15 (Ayrıca bununla ilgili ayetîer için
B.k.z Hicr: 15/26, 28, 35; Secde: 32/8;.İnsan: 76/1-2; Târik: 86/6-7) (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 262.



[46]
Dehr (İnsan): 76/1.



[47]
Alimler, 
Hz.  Adem  (a.s)’m 
yaratılışıyla  ilgili  merhaleleri 
çeşitli  şekillerde gruplandırmaya
tabi tutmuşlardır. Yazarımız,   bu
gruplandırmalari   üç mihaleye
indirmiştir. Bu gruplandırmaların çeşitli olmasının nedeni,   ayetlerde kullanılan i£-delerden kaynakl
anmaktadır, (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 262-263.



[48]
Hacc: 22/5 (Ayrıca b.k.z: Mü’rninûn: 23/13-14) (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 263-264.



[49]
Bakara: 2/31.



[50]
Bu hadisin bu varyantı; Buharî, Tefsir, Kader,
Tevlıid’de geçmektedir. Hadisin tamamı için b.k.z: İbn Hacer el-Askalani,
FethıTl-Bâri ala Buharî. VIH/434.



[51]
Sâd: 38/73-74.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 264-266.



[52]
Tahrim: 66/6.



[53]
Bu hadisi, Müslim, Hz. Aişe (r. anha)dan merfu olarak
“Zühd” (2996)’ (fc rivayet etmiştir.



[54]
Kehf: 18/50.



[55]
Ibn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nİhâye, 1/67.



[56]
İstisnaî munkatı, “illâ” (yani başka, diğer
hariç vb.) edatından sonra gelen kimse­nin, illâ edatından önce gelenlerden
olmadığını gösterir. Buna göre iblisin melekte-den olmadığını görürüz. Bu da
iblisin meleklerden değilde cinlerden olduğunu gösterir. (ç).



[57]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 266-270.



[58]
“Havva” kelimesi, Arap dili kurallarına göre
Hayy (yani canlı) kelimesinden tüe-mistir. Buna göre Hz. Havva’ya, Havva
denilmesinin sebebi; bir canlıdan meydana gelmesinden dolayıdır. Bu canlı da,
hiç kuşkusuz Hz. Adem (a.s)’dır. Bununla ilgili açıklama birazdan yapilacaktır.(ç).



[59]
Rivayete göre; Hz. Adem (a.s)’m sol eğe kemiklerinden
birisinin dinip, onunla Hz. Havva’nın yaratılrnasıyla boşalan yere Allah
tamundan et lehimlenmjtir. (ç)



[60]
Yüce Allah’m: “Ey insanlar! Sizi bir tek
“nefis” (yani kiş) den yaratan ve ondan da onun “eşini” var
eden ve o ikisinden de bir çok erkekler ve kadınlar tüetip yayan Rabbinizden
sakının” (Nisa: 4/1) ve “Sizi bir tek “nefis” (yani
kişi)den yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı “eşini”de ondan va: eden
Allah’tır” (A’râf: 7/189) ayetleri ve Rasulullah (s.a.v)’in:

“Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri (yani
sol eğe kemiği) yende üst kısımdır. Onu,doğrultmaya kalkarsan kırarsın! Hali
üzere bırakır­san, eğrilikte devam eder. Kadınlar hakkında âze hayırlı olmanızı
tavsiye ederim.” (Buharı Enbiyâ 1; Müslim, Rada 61-62) bu sözüde Hz.
Havva’nın, Hz. Adem (a.s)’dan yaratıldığını gösterir. Hadiste her ne kadar açık
bir şekildeyaratilma olayı anlatıimasa da ayetler ve yazarın rivayet ettiği
bunu apaçık bir şekilde desteklemek­tedir. Zaten Havva’ya “Havva”
denilmesinin sebebi, bir hayy yani canlıdan yaratıl­dığından dolayı bu isim ona
verilmiştir.(ç).



[61]
Huld cenneti, müminlerin öteki alemde yerleşip içinde
ebedi kalacakları cenıetin ismidir, (ç).



[62]
Ibu Kesîr (rh.a); bu görüşün, ehl-i kitaptan
alındığını ve mevcut Tevrat’ta da tu­nun geçtiğini belirtir. Ayrıca Kurtubî’de,
tefsirinde (1/302), bu bilgiyi aktarır, (ç).



[63]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 270-272.



[64]
Bakara: 2/35.



[65]
Bakara: 2/36 (Ayrıca 
bununla Ügilİ ayetler için b.k.z: AVâf: 7/13,  18; Sâd: 38/77)(ç).



[66]
Tâhâ:2O/118-119.



[67]
İbn Hacer el-Askalânî, Fethü’I-Bârî alâ
şerhî’l-Buharî, VI/371. (Müslim “Sa-hîh”inde Ebu Hureyre’den şöyle
rivayet etmiştir: “İçinde güneşin doğdığu en hayırlı gün Cuma günüdür; o
günde Adem yaratıldı, o günde cennete kondu, o günde de “cennetten”
çıkarıldı ve o günde kıyamet kopacaktır) (ç).



[68]
Kurtubî, Câmiu li Ahkamı’1-Kur’an. 1/303 (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 272-273.



[69]
İbn Cerîr et-Taberî der ki: “Hz: Adem ve onun
zevcesi,   cennet ağaçlan arasında
belirli bir ağacın meyvesini yemekten nehyolunrmışlardı. Odar bu meyveden yemiş­lerdir.
Bunun hangi ağaç olduğuna dair bir bilgimiz yoktur. Çünkü Allah bu konuda ne
Kur’ân-ı Kerîm’de bir delil koymuştur, ne de Sahîh sünnette vardır. Onun buğday
olduğu, üzüm ağacı olduğu, incir ağacı olduğu da söylenmiştir. Bunlardın
herhangi birisi olabilir. Ancak bilindiği takdirde bilene faydası olmayacağı
gibi bilinmediği takdirde de zaran olmaz.” (el-Esas fTt-Tefsir: 1/130)
(ç).



[70]
İbn Kesîr, el-Bİdâye ve’n-Nihâye, 1/69.



[71]
Araf: 7/20-21.



[72]
Kurtubî, el-CâmiuliAhkami’1-Kur’an, XI/251.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 273-275.



[73]
Mâide: 5/27-31. Geniş bilgi için b.k.z: İbn Cerîr
Taberî, Tarihü’I-Taberî, 1/162; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 1/86).



[74]
Bu hadisi, Buharı, Enbiyâ (6/364) de; İbn Hacer
el-Askalanî, Fethü’l-Bâri’de; Müslim Kasâme (3/1304)de; Ahmed b. Hanbeİ.
Müsned, 1/383 rivayet etmiştir, (Ay-nca b.k.z: Suyuti, Camiu’s-Sağir, H. No
4670)(ç)

İbn Kesîr, bu hadisle
ilgili olarak şöyle der:

“Ne var ki kıyamet gününde bazı şahıslarla şöyle bir duruma
rastlanılabilecktir: Öldürülen, öldürenden hak talebinde bulunacaktır.
Öldürenin dünjada iken işlediği iyi ameller, öldürülenin bu talebini
karşılayamayacak, böyle olunca da öldürülenin günahları, öldürenin boynuna
yüklenecektir. Öldürme dışındaki haksızlıklarla ilgili böyle bir Sahili hadis
mevcuttur. Adam öldürmekse. Haksızlıkların en büyüğüdür: (İbn Kesîr, el-Bidâye
ve’n-Nihâye, 1/87) (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 276-278.



[75]
İstihlâf lügatte, tayin etme, vekil bırakma, aday
göstermelerine geçirme vb. ma­nalara gelir. Yüce Allah’ın Hz. Adem’i istihlâf
etmesi demek; oıu ve onun soyun­dan gelenleri, yeryüzünde kendi adına vekil
bırakması yani halife kılması demektir. (Ç).



[76]
Bakara: 2/30.



[77]
Abdüîvehhâb en-Neccâr, Kasasü’l-Enbiyâ, s. 6.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 278-279.



[78]
Buharî, Enbiyâ 3, 8 Tefsir-i Beni İsrail 5; Müslim,
İman 327 (194); Tirmizî. Kı­yameti 1 (2436).



[79]
Ai-i İmrân: 3/33.



[80]
Bakara: 2/38.



[81]
Tâhâ: 20/122.



[82]
Bu hadisi Tirmizî, Menâbb (36İ8)de rivayet etmiştir.
Tirmizî, bu hadisin, “Hasen Hadis” olduğunu söylemiştir.



[83]
Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/178 (Ayrıca bu hadis, îbn
Hibban’m Sahîh adlı kitabında, Ebu Zerr el-Gıfari’den rivayet edilmiştir.).



[84]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 280-283.



[85]
Tâhâ:20/115.



[86]
Kurtubî, Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, 11/251.



[87]
Tâhâ: 20/122.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 284-285.



[88]
Tahrim: 66/6.



[89]
Müslim, Zühd (2996). Bu hadis, daha önce de geçmişti.



[90]
Hicr: 15/27.



[91]
Meryem: 19/17.



[92]
Zâriyât; 54/24-25.



[93]
Hûd: 11/78-81.



[94]
Bıı hadisi, Buharı ve Müslim, Hz. Ömer b. Hattab’dan
rivayet etmiştir.



[95]
Ahkâf: 46/29-32.



[96]
Enbiyâ: 21/20.



[97]
Tahrîm: 66/6.



[98]
Cinn: 72/14-15.



[99]
Zâriyât:51/56.



[100]
En’âm: 6/130.



[101]
Furkân:25/I.



[102]
Hicr: 15/26-27.



[103]
A’râf: 7/27.



[104]
A’râf: 7/171.



[105]
Fâtır: 35/1.



[106]
Bu hadis için b.k.z: Buharı, Babü’I-vahy 3 ve İbn
Hacer el-Askalani, Fethü’1-Bâri, 1/21 BuharTdeki hadis, talik olarak rivayet
edilmiştir.(ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları:285-293.



[107]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 293.



[108]
Fahreddin er-Rân, Yüce Allah’ın Hz. Adem’e öğrettiği isinier
hakkında şöyle der: “Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti.”(Bakara:
2/31) ayetini siyle tefsir etmiş­lerdir. Allah, Hz. Adem’e eşyanın sıfatlarını,
vasıflarını ve Özelliklerini bildirmiştir.

İkinci görüş: -ki
meşhur olan budur- Buna göre isimler lafzından Allah’ın mu­radı, O’nun sonradan
yaratmış olduğu ve günümüzde insanların konuşmuş olduğu Arapça, Farsça, Rumca
vb. muhtelif dillerin isimleridir. Ademoğullan bu dillerle konuşuyorlardı. Hz.
Adem ölüp çocukları dünyanın her tardına dağılınca, onlardan her biri, bu
dillerin belirli birisiyle konuşmaya başladı. Böylece konuşulan bu dil, bu
Adama hakim oldu…. İşte Hz. Adem’in çocuklarının farklı dilleri
konuşmalarının sebebi bıdur.”

Fahreddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr, 2/264-265(ç).



[109]
Fâtır: 35/6.



[110]
Bununla ilgili ayetler için B.k.z: A’râf:
7/14-18;  Hicr: 15/34^3; Isrâ: 17/62-65
vb. ayetler (ç).



[111]
Bununla ilgili bilgiler ise daha önce geçmişti.(ç).



[112]
Bununla ilgili çeşitli görüşler vardır. Biz bunlardan
banlarını aşağıya kısaca â-dık. Şöyle ki:


a.
Mücâhid ve
Katade, iki rivayetlerinden biline göre şöyle demişlerdir: “Bu kelimeler,
Cenab-i Hakk’ın, “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi
bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki hüsrana uğramış kimselerden
oluruz.”(Arâf: 7/23) ayetidir.


b.
Said b.
Cübeyr’in, İbn Abbas (r.a)dan rivayetine göre bu kelimeler, Hz. A-dem (a.s)’m
şu sözleridir; “(Ey Allah’ım) Senden başka ilah yoktur. Seni teşbih eA-rîm
ve sana hamdederim. Ben (yasaklamış olduğun ağacın meyvesinden yemek sue-tiyle
bir) kötülük işledim ve kendime zulmettim. Beni bağışla. Çünkü sen,
bağışt-yanlann en hayırhsısın. Senden  
başka ilah ycktur. Seni teşbih ederim ve sana hamdederim. Ben bir
kötülük işledim ve kendime zulmettim. Bana rahmet et. Çünkü sen rahmet
edenlerin en hayırlsisın. Senden başka ilah yoktur. Seni teşbih ederim ve sana
hamdederim. Ben kötülük işledim ve kendime zulmettim. Tövbemi kabul et. Çünkü
sen, tövbeleri çok kabul eden ve rahmeti çok olansın.”


c.
Hz. Aişe
(r.a) şöyle demiştir: “Cenab-ı Hakk, 
Adem’in tövbesini kabul et­meyi dilediği zaman, Hz. Adem, yedi defa
Kabe’yi tavaf etti. Kabe o zaman kırmızı bir tepecik idi. İki rekat namaz
kıldığında Kabe’ye yöneldi.

“Allah’ım! Sen
benim sımmı da biliyorsun ve gizli olan şeylerimi de Benim özrümü kabul eyle!
Sen benim ihtiyacımı da biliyorsun, bana istedğimi ver! Sen benim içimde olanı
biliyorsun ve onun için günahlarımı bağışla! Allah’ım! Senden, kalbimi dolduran
bir iman ve doğru bir yakîn istiyorum. Ki böylece baıa, ancak senin
yazdıklarının İsabet edeceğini bifeyim ve bana .ayırdığın nasibe razı
olayım” dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Allah’da Adem’e:

-Ey Adem! Günahını
bağışladım ve senin soyundan kim, senin bana yaptığın bu duayı yaparsa onun
günahım da mutlaka bağışlarım, gam ve kederini gideririm, fakirliği gözünün önünden
söker alınm ve o istemese bile, dünya ona akıp gelir.


d.
Nehaî şöyle
demiştir: İbn Abbas’a geldim ve ona, “Adem’in Rabbinden al­dığı kelimeler
ne idi?” diye sordum o da bana şu cevabı verdi:

– “Yüce
Allah,  Hz. Adem ve Havva’ya hacc
ibadetini öğretti onlarda hacceti-ler. işte bu kelimeler, hacc esnasında
söylenen dua ve zikirbrdir. Onlar haccı tamam­layınca, Allah onlara:

– “Ben sizin
tövbenizi kabul ettim” diye vahyetti.”

Fahreddin er-Razî, Tefsiri Kebîr, ü/422/423 (ç).



[113]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 294-297.



[114]
Hunût: Ölünün kefenine saçılan güzel kokulu şeylere
denir{ç).



[115]
Lahit: Mezann alt tarafında kıble yönünde ölünün
sığacağı kadar bir çukur ka­maya denir.(ç).



[116]
İbn Cerîr et-Taberî, Tarihü’l-Taberî,   1/158; İbn Kesir. el-Bidaye ve’n-Nihaye,
I/9İ.



[117]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 298.