Hz. Süleyman (A.S)
Hz. Süleyman (a.s)’ın İmtihan Edilmesi:
Zayıf rivayetlere ve
İsrâili hikayelere hevesli bazı kimseler, Hz. Süleyman’ın imtihan edilmesi
meselesini acayip bir şekle sokmuşlardır. Kur’ân-ı Kerîm bu meseleye şöyle
işaret etmektedir:
“Andolsun ki Biz,
Süleyman’ı imtihan ettik; tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik. Sonra o,
yine eski haline döndü.[39]
Bazı hurafeciler de
hakkında Yüce Allah’ın hiçbir şey indirmediği Hz, Süleyman’ın yüzüğünü
anlattılar. Hz. Süleyman, bu yüzüğü parmağına takarmış ve bunu da cinler ile
ifritlerde bilirmiş. Bir gün yüzük denize düşmüş. Bu sebeple de Hz. Süleyman,
hükümdarlığını kaybetmiş. Şeytan da Süleyman’ın yerine gelip onun hükümdarlık
tahtına oturmuş… Ve daha bir çok risalet ile nübüvvete ters ve akıl ile
naklin kabul etmediği batıl şeyler.
Bu tür hikayeleri; İbn
Kesîr, Fahreddîn er-Râzî, Beyzavi gibi araştırmacı alimler ile daha bir çok
saygın alimler kabul etmemişlerdir.
İbn Kesîr bu konu ile
ilgili olarak şöyle der: “Bazı tefsirci-ler, bir grup Selef topluluğundan
bununla ilgili bir çok rivayetler nakletmişlerdir. Fakat bu hikayelerin çoğunu
ya da hepsini, İsrâiliyattan almışlardır. Bu rivayetlerin çoğunda ise, güçlü
bir münkerlik vardır.[40]
Ayeti kerimede sözü
edilen imtihan ile, Hz. Süleyman’ın bedeninde meydana gelen bir imtihan
kastedilebilir. Çünkü Hz. Süleyman, şiddetli bir hastalığa yakalanıp zayıflamış
ve kuru kemik haine dönmüştü. Öyle ki hastalığının şiddetinden tahtının
üzerinde ruhu alınmış bir beden gibi kalmış. Sonra iyileşip eski sağlıklı
haline dönmüştür… Bu, Fahreddîn er-Râzî’nin, naklettiği bir çok görüşlerden
tercih ettiği görüştür.
ya da imtihandan
kasıt; Hz. Süleyman’ın, “Ben bu gece 100 hanımımla ilişkide bulunacağım.
Onlardan her biri, bir erkek çocuk doğuracaktır. O çocuklar, Allah yolunda
kılıçla cihad edeceklerdir. Fakat bunu söylerken ‘inşallah’ demedi. O gece 100
hanımıyla ilişkide bulundu. Onlardan hiç biri çocuk doğurmadı. Sadece
içlerinden birisi, yarım bir insan doğurdu. (Kadın çocuğu doğurdu ve çocuğu
getirip) Hz, Süleyman’ın tahtının üzerine bıraktı. Hz. Süleyman, bu çocuğu
görünce, hatasını anlayıp Allah’a tevbe etti” sözü olabilir… Bu hadis,
daha önce geçmiş olup Sahîh kitaplarda rivayet edilmiştir. Beyzavi, Nesefî ve
daha birçokları ise bu görüşü benimsemişlerdir.
Bütün bunlara rağmen
yüzük kıssası hakkında gelen rivayetlerin hepsi, batıl ve iftiradır.
Çünkü Nesefî (rh.a) bu
konuyla ilgili olarak şöyle der: “Yüzük olayı ve Şeytan ile putperestlerin
Hz. Süleyman’ın tahtına oturması ile ilgili rivayet edilenlere gelince,
bunların hepsi, Yahudilerin batıl haberlerindendir.”[41]
Hz. Süleyman (a.s)’m Ölümü:
Hz. Süleyman (a.s), 52
yıl yaşadı. İbn İshâk’m naklettiği tercih edilen görüşe göre, hükümdarlıkta 40
yıl kaldı. Sonra da öldü.
Hz. Süleyman (a.s)’m
ölümü, garip bir şekilde gerçekleşmiştir. Çünkü insanlar ve cinler, ölümünden
bir yıl geçtikten sonra ancak onun öldüğünü anlayabildiler. Ancak dayandığı
bastonu bir kurtçuk kemirip (bastonun aşınması üzerine) yere yuvarlandıktan
sonra onun öldüğünü fark ettiler. Zira Hz. Süleyman, Beytü’l-Makdis’e girip
orada bastonuna dayanarak ölmüştü.
İbn Kesir, Vehb b.
Münebbih’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Süleyman Peygamber, ölüm
meleğine:
– ‘Ruhumu teslim alacağın zaman bana önceden
bildir’ dedi. Ölüm meleği, Süleyman peygambere gelip:
– ‘Ey Süleyman! Senin canını almakla
emrolundum’ dedi. Bunun üzerine Şeytanları çağırıp kendisi için kapısı olan billurdan
bir köşk yaptılar. Süleyman Peygamber, köşkün içerisine girip namaza durdu ve
bastonuna dayandı. Ölüm meleği, Süleyman peygamberin yanma girip ruhunu,
bastonuna dayalı bir şekilde teslim aldı. Cinler ise onun sağ olduğunu
düşünerek önünde çalışıyorlardı. Allah’ın gönderdiği bir kurtçuk, dayandığı
bastonunu kemirmeye başladı. Bastonun içi boşalınca, Süleyman yere düştü.
Cinler bunu görünce, dağılıp gittiler. Cinlerin gaybı bilmediği ise, “Eğer
cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı. ”
(Sebe’: 34/14) ayeti kerimesinde belirtilmektedir.[42]
Yüce Allah bu kıssayı
şöyle anlatmaktadır:
“(Süleyman’ın)
ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak bastonunu yiyen bir ağaç
kurdu gösterdi. Bu suretle yere kapanıp yıkılınca, öldüğü anlaşıldı. Eğer
cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı. [43]
Burada hoş bir işaret
var ki, oda; cinlerin, gaybı bildiklerini insanlara vehmettiriyorlardı.
Halbuki Hz. Süleyman ölünce, onlar onun öldüğünü fark etmediler bile. Üstelik
de Hz. Süleyman’ın yüklediği zor işlerde çalışmaya devam ediyorlardı. Bu da;
onların, gaybı bildikleri şeklindeki iddialarını yalanlamaktadır.
Hz. Süleyman (a.s),
Beytü’l-Makdis’e gömülmüştür.[44]
[1] Bununla ilgili olarak b.k.z: Bakara: 2/102, 102; Nisa,
4/163; Errâm: 6/84; Enbiyâ: 21/78, 79. 81; Nemi: 27/15, 16, 17, 18, 30, 36,
44; Sebe’: 34/12; Sâd: 38/30, 34 Hz. Süleyman (a.s)’ın kıssası ise şu sürelerde
geçmektedir: Bakara: 2/102-103; Enbiyâ: 21/78-82; Nemi: 27/15-44; Sebe’:
34/12-34; Sâd: 3S/30-40 (ç)
[2] Sâd: 38/35-39
Muhammed Ali Sâbûnî,
Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 638-639.
[3] Neccâr, Kasasu’l-Kur’an, s. 318
Muhammed Ali Sâbûnî,
Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 639.
[4] Îbnü’1-Esîr ise, el-Kâmil, 1/228-229 (ç)
[5] Enbiya: 21/78-79
[6] Bununla ilgili olarak b.k.z: tbn Kesîr, Tefsr,
3/186-187; Nesefî Tefsir 3/85-86
[7] Alimler, Hz. Davud’un, çocuğu, büyük kadına vermesi
hususunda şu görüşleri Hen sürmüşlerdir:
1- Çocuk,
büyük kadına benziyor olabilir.
2- O zamanın
şeriatm-da büyük olanları tercih hükmü olabilir.
3- Çocuk,
büyük kadının kucağında «elmis olduğundan dolayı olabilir.
[8] Buhari, Enbiya 40; Müslim, Akdiye 20 (1720);
İbnu’l-Esir, el-Camiu’l-usul, 8/520.
[9] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 639-642.
[10] îbn Kesîr’in de belirttiği üzere; Mescidi Aksa’yı İlk
defa inşa edip yaptıran kişi-Hz. Süleyman olmayıp Hz. Ya’kûb (a.s)’dır. Çünkü
Hz. Ya’kûb (a.s)’ın kıssasında da geçtiği üzere, Mescidi Aksa’yı İlk yapan kişi,
Hz. Ya’kûb (a.s)’dır. Hz. Sülgmân’m Mescidi Aksa üe ilgili yaptığı şey, sadece
onarma ve yenileme faaliyetinde bultn maktan ibarettir. Çünkü bir hadisi
şerifte Ebu Zerr el-Gıiarî, Resululah (s.a.v)’e: “Ey Allah’ın Resulü!
Yeryüzünde ilk inşa edilen Mcscid, hangisidir?” diye sordu. Resululah
(s.a.v):
– “Mescidi
Haramdır” buyurdu. Ebu Zerr:
– “Ondan sonra
hangisidir?” diye tekrar sordu. Resululah (s.a.v)’de:
–
“Beytül-Makdistir” diye cevap verdi. Ebu Zerr tekrar:
– “Bu iki mescid arasında ne kadar bir zaman
geçmiştir?” diye sordu. Resululah (s.av) de:
– “40 yıl”
diye cevap verdi. (Buhari, Müslim, Nesai, îbn Mace)
O halde Mescidi Haram’i
ilk inşa eden kişi, Hz. İbrâhîm (a.s) olmaktadır. Çünkü Mescidi Haram’m, Hz.
İbrâhîm (a.s)’dan Önce yapıldığı ile ilgili rivayetler, asılsızdır. Ayrıca
Ku’an-ı Kerim ayetleri de, Mescidi Haram’ın, Hz. İbrâhîm (a.s) tarafından
yapıldığını ifade etmektedir.
O halde tarihi açıdan
Hz. Süleyman ile Hz. İbrâhîm arasında 1000 yıldan iâzla bir zaman dilimi
vardır. Bundan dolayı da Hz. Süleyman’m, BeytÜ’lMakdis Mescidini, ilk defa
yapması ilgili tarihi rivayetler, yukarıda geçen hadise ters düşmekt-dir.
Buna göre Beytül-Makdis
Mescidinin, ilk defa Hz. Ya’kûb tarafından yaptırıldığı ile ilgili rivayet,
doğruluk bakımından daha ağır basmaktadır. Çünkü Hz.’ ibrâhîm ile Hz. Ya’kûb
arasında yaklaşık olarak 40 yıl kadar bir zaman dilimi vi-dır. Ki bu da, en
doğru olandır, (ç)
[11] Nesâî, Mesacid 6; İbn Mâce, İkame 196; Müsned: 2/176
[12] Buhârî, Nikah 119; Müslim, Eyman 22, 24; Nesâl, Eyman
43; Tirmizî, Nüzur 7. Bazı rivayetlerde ise “Geceleyin 90 hanımımla ilişki
de bulunaoğım” ifadesi geçmektedir. Bununla ilgili olarak ise b.k.z:
İbrü’1-Esir, el-Camiu’I-Usul, 11/665 (Bazı rivayetlerde, Hz. Süleyman’ın,
yukarıdaki arzusınu 60, 70, 90, 100, hatta 700 ve 1000 hanımı için kullandığına
dair ifadeler var. Bu rra-yetler, en hızlı bir şekilde olsa dahi bir gece de bu
kadar kadını dolaşmanın imkansız oluşu ve “İnşallah” demenin
çocukların doğumunu engellemesi gibi ifadelerden ötürü eleştirilere uğramıştır.
Her nekadar bu kadar bir kadm bir
gecede
dolaşılması “mucize” ile açıklanmak istenmişse de, yine de kabule
şayan bulunmamıştır. Bununla ilgili olarak b.k.z: Doç. Dr. Abdullah Aydemir,
a.g.e. s. 188-189; İbn Kesir, Tarih, 2/29-30; Abdulvehhab en-Neccar, a.g.e, s.
33i) (ç)
Muhammed
Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 642-644.
[13] Neml: 27/16.
[14] Buharı, Meğazi 14, 38; Müslim, Cihad 51, 52; Ebu
Dâvud, İmara I9 (ç)
[15] İbn Kesîr, el-Bidâye, 2/218
[16] Buna, “Ve bize, her şeyden (bolca bir pay) verildi.”
(Nemi: 27/16) ayeti delil olarak gösterilmiştir, (ç)
[17] İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2/19
[18] Neml: 27/16
[19] Neml: 27/18
[20] Sebe’: 34/12
[21] Enbiyâ: 21/81
[22] Sebe’: 34/12-13
[23] Sâd: 38/37-38
[24] Buhârî, Enbiyâ 40, Salât 75; Müslim, Mesâcid (541);
Müsned: 2/298
[25] Sebe’: 34/12
[26] Sebe’: 34/10 (Merhum Mevdudi, Hz. Davud’a demirin
yumuşatılması ile ilgili olarak şöyle der: “Bu gerçek, arkeolojik ve
tarihi araştırmalarla da desteklenrnekfc-dir. Çünkü bu araştırmalara goie,
Demir Devri,’MÖ. 1200 ile 1000 yıllan arasında başlamıştır. Bu da, Hz. Davud’un
yaşadığı dönemdir. İlk önce Suriye ve Anadt-lu’da M.Ö. 2000-1200 yılları
arasında yaşayan Hititler, demiri eritip şekil vermek için bir metod icat
etmişler. Fakat bunu diğff insanlardan gizlemişler. Bu nedenle de demir, yaygm
bir kullanıma geçmemiştir. Daha sonra Filistinliler de demiri kş-fetmiş, fakat
onlarda bunu bir sır olarak saklamışlardı. İsrail oğulan hükümdarı Tâlût’un
(Seul), Hititlere ve Filistinlilere defalarca yenilmelerinin nedeni,
karşıh-rmdakilerin savaşlarda demiri kullanmasıydı. M.Ö. 1020’de Tâlût
(1004965) Allah’ın eınri İle İsrail oğullarının hükümdarı olduğunda Sâdece tüm
Filistin’i ve İi-dün’ü değil, Suriye’nin bir bölümünü de İsrail krallığım
kattı. İşte o zaman Hititle-rin ve Filistinlilerin bu kadar gizledikleri zırh
(ve kılıç) yapımı sırrı açığa çıktı ve demirden günlük ucuz eşyalar bile
yapılmaya başladı. Filistin’in güneyinde demir madenleri bakımından zengin bir
bölge olan Edom’da yapılan yeni arkeolojik kazılar, demir eritme ve şekil verme
İşleminde kullanılan ocaklan ortaya çıkarmıştır.” Yine Akabe körfezinde,
Elat’ın yakınlarında Hz. Süleyman (a.s) zamanında bir iiman olan
“Ezion-Geber”de yapılan kazılarda açığa çıkan bir ocağın, bııgüıkü
modern eritme fmıllannda kullanılan yöntemlere uygun bir ştkilde inşa edildiği
sanılmaktadır.”Mevdudi, Tefhimırl-Kuran, 3/322-323)
[27] İbn Kesîr, el-Bidâye ve!n-Nihâye, 2/28
[28] Neml: 27/17-19
[29] İbn Kesîr, el-Bidâye ve:n-Nihâye, 2/28
[30] İbn Kesîr, el-Bidâye veVNihâye, 2/20 (ç)
Muhammed Ali Sâbûnî,
Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 644-654.
[31] Hüdhüd kuşunun böyle bir özelliğe sahip olduğu ile
ilgili Kur’âm Kerîm’de ve Sünnet’te bir bilgi yoktur. Bu, tefsircüer ile
tarihçilerin illeri gelenlerinin görüşüdür. Bunu, nerden aldıklarını
bilmiyoruz. Acaba bu, bir hüküm çıkarma sonucunda mı? Yoksa Ehli kitaptan
alınmış bir bilgi midir? Durum ne olursa olsun, bir takım mahlukata,
ötekilerinde bulunmayan bazı özelliklerin bulunması uzak bir şey değildir, (ç)
[32] Neml: 27/30-31
[33] Neml: 27/33
[34] Neml: 27/34
[35] Ustad Abdulvahhab en-Neccâr, Kasasu’l-Enbiyâ, s. 334
[36] ‘Neml: 27/20-37
[37] İbn Kesîr,Tefsir, 3/367
[38] Neml: 27/38-44
Muhammed Ali Sâbûnî,
Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 654-661.
[39] Sâd: 38/34
[40] İbn Kesîr, Tefsir, 4/37-40
[41] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 661-663.
[42] İbn Kesîr, Teftir, 3/538
[43] Sebe 34/14
[44] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 663-664.