Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Adem (a.s.) Hayatı

                        

İKİNCİ
BÖLÜM
…

HZ.
ADEM (A.S.)

A.
İlk İnsan Ve İnsanlığın Atası Olması

B.
Yaratılışı

C.
Yeryüzünde Halifelik Görevinin Verilmesi

D.
Meleklere Hz. Âdem (A.S.)’A Secde Etmelerinin Emredilmesi

E.
Hz. Âdem (A.S.)’A Secdenin Mahiyeti

F.
Hz. Havva’nın Yaratılışı

G.
Hz. Âdem (A.S.) Ve Hz.Havva’nın Cennete Konulması

H.
Şeytanın Hz. Âdem (A.S.) Ve Hz. Havva’yı Kandırması

I.
Hz. Âdem (A.S.) Ve Hz. Havva’nın Konulduğu Cennet

İ.
Tevbelerinin Kabulü Ve Cennetten Yeryüzüne İndirilmeleri

K.
Hz. Âdem (A.S.)’ın Peygamberliği

L.
Hz. Âdem (A.S.)’In Nesli

M.
Hâbil Kabil Kıssası

 

 

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

HZ. ADEM (A.S.)

 

A. İlk İnsan Ve İnsanlığın Atası Olması

 

Kur’ân-ı Kerim’de
anlatılan peygamber kıssalarının birinci­si, şüphesiz, ilk peygamber ve aynı
zamanda ilk insan olan Âdem’İn (a.s.) kıssasıdır. Yirmi beş âyette ismen
zikredilen Hz. Âdem’in[1]
kıssası, Bakara, A’râf, İsrâ, Kehf, Tâhâ, Hıcr ve Sa’d sûrelerinde olmak üzere
yedi yerde, kısmen farklı söz ve ifâdeler­le anlatılmaktadır. Ancak bu
ifadeler, anlam itibariyle birdir; bu bakımdan aralarında hiç bir tezat yoktur.
Üsluptaki sağlamlığın, anlatımdaki belagatın ve mânâdaki birliğin korunduğu
aynı mâ­nâyı ifade eden bu farklı sözler, Kur’ân-ı Kerim’in i’câzını göste­ren
delillerdendir.[2]

Âdem (a.s.)
beşeriyetin atasıdır, insan cinsinden ilk yaratı­lan odur ve bütün insanlık
onun soyundan türemiştir. Semavî dinler bu hususta müttefiktir. Dolayısıyla
ona, Ebu’l-beşer/İnsanlığın atası künyesi verilmiştir. Onun bir unvanı da,
peygamberlerin insanlar arasından seçilmiş olduklarını ifâde eden
Safîyyullah’tır. Kur’ân-ı Kerim’de topraktan yaratılan Â-dem’in ilk insan
olduğunu gösteren pek çok âyet mevcuttur. Bu âyetlerin bâzılarında Cenab-ı Hak,
bütün İnsanları Âdem’e nisbetle isimlendirerek, onlar için “Ey Âdem
oğulları!” hitabını kullanmıştır:

“Ey Âdem oğullan!
Sizin için, avret yerlerinizi örtecek elbise ve ziynet eşyası yarattık. Takva
elbisesi ise daha hayırlıdır. İşte bunlar, Allah’ın âyetlerindendir. Belki
düşünüp ibret alırlar. Ey Âdem oğullan! Şeytan ebeveyninizi (Âdem’i ve Havva’yı)
avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak Cennet­ten
çıkardığı gibi, sizi de aldatmasın…[3]

“Ey Âdem
oğulları! Her mescide girişinizde, temiz ve güzel elbiselerinizi giyinin.
Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.[4]

Allah Teâlâ, bâzı
âyetlerde ise, insanlığın tamamını tek bir asıldan yarattığını belirterek
Âdem’in ilk insan olduğuna işaret etmiştir:

“Ey insanlar!
Sizi tek bir candan yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden de bir çok
erkek ve kadın türetip yeryüzüne yayan rabbinizden korkun!…[5]

“Ey insanlar!
Allah sizi, bir tek candan yarattı. Sonra ondan da eşini halketti.[6]

 

B. Yaratılışı

 

Kur’ân-ı Kerim, Hz.
Âdem’in yaratılışı hakkında, bir kaç yerde bilgi vermiştir. Bu konuyla İlgili
âyetlerde, onun toprak­tan[7],
süzme çamurdan,[8] cıvık çamurdan,[9]
çamurdan süzülen bir-özden[10],
kuru çamur ve şekillenmiş balçıktan yaratılmış oldu­ğu[11]
bildirilmiştir. Hz. Peygamber’den (s.a.v.) nakledilen bir riva­yete göre ise,
Allah Teâlâ, Âdem’i yeryüzünün muhtelif yörelerin­den alman toprak örneklerinin
karışımından yaratmıştır. Bu toprak  
çeşitliliğinin,   insanların   değişik  
karakterler  taşımaları üzerinde
etkisi vardır.[12] Yine Peygamberimiz,
Kur’ân-ı Kerim’de zikredilmeyen Hz. Âdem’in hangi günde yaratıldığı hususunu da
açıklamıştır. Buna göre O, Cuma günü yaratılmış, Cuma günü Cennete konulmuş,
yine bir Cuma günü Cennetten çıkarılmış, tevbesi aynı günde kabul edilmiş, yine
bir Cuma gününde vefat etmiştir.[13]

Allah Teâlâ, topraktan
yarattığı Adem (a.s.)’ı insan şekline koyduktan sonra ona kendi ruhundan
üflemiştir. Bu üfleme üzerine Âdem (a.s.) birden bire, düşünen ve iradesiyle
hareket eden, et ve kemikten mürekkep bir hüviyet kazanmıştır. Görül­düğü gibi
Âdem (a.s.)’m yaratılışı, diğer insanların yaratılışından farklı olmuştur.
Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmrân suresinin 59. âyetin­de, onun yaratılışı ile Hz.
İsa’nın yaratılışı arasındaki benzerlik­ten bahsetmiştir. Ancak bu benzerlik,
her ikisinin yaratılışmdaki olağan üstülük bakımındandır. Bilindiği gibi, Hz.
İsa’nın yaratılı-şmdaki olağan üstülük, babasız olarak dünyaya gelmesidir.

İlgili âyet ve hadislerde
verilen bilgilerden, Hz. Âdem (a.s.)’m topraktan yaratılışı keyfiyetinin,
belirli bir gelişme seyri takip ettiği anlaşılmaktadır. Ancak bu safhalar ve
zamanlama hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Allah Teâlâ, onu top­raktan
ve insan neslinin ilk atası olarak yaratmış, ona akıl ve irâde vererek, manevî,
ahlâkî, zihnî ve psikolojik kabiliyetlerle donatmıştır.[14]
Cinler hariç diğer varlıklarda bulunmayan bu ka­biliyetler dolayısıyla da
varlıklar içinde sâdece cinlerle ona ve nesline bir takım sorumluluklar
yüklemiştir. Böyle olunca, insa­nın bu yaratılış ve kabiliyet farklılığını
reddederek onu diğer can­lılar seviyesine indiren teori ve düşünceler, hiç bir
şekilde, İslâm inancı ile bağdaş tınlamaz. Bu teori ve düşüncelerin doğru olma­sı
da mümkün değildir. [15]

 

C. Yeryüzünde Halifelik Görevinin Verilmesi

 

Cenab-ı Allah, Âdem’i
yaratmadan önce meleklerine hitap ederek, onlara yeryüzünde kendisine vekaleten
iş görecek bir halife yaratacağını haber vermişti.[16]
Halife, asıl yetkili adına işle­ri yürüten, onun adına tasarrufta bulunan,
mevcut kanun ve kuralları gerektiği şekilde tatbik ederek düzen ve asayişi
sağla­yan görevli demektir. Buna göre yeryüzünde Allah’ın halifesi ol­mak,
yeryüzündeki imkânları insanların ihtiyaçları için kulla­nırken, bir temsilci
sıfatıyla, kendisine bu yetkiyi veren Allah’ın istediği şekilde hareket etme
sorumluluğunu da beraberinde getiriyordu. Dolayısıyla bütün bu işleri
yapabilmesi için, yaratı­lacak halifenin önemli kabiliyet ve güçlerle
donatılması gereki­yordu. Cenab-ı Hak, kendisine halife olarak seçtiği insana,
teme­lini akıl, ilim ve irâde sıfatlarının teşkil ettiği kabiliyetler lütfetti.
Bu özelliği sayesinde insan, Allah ve peygamberlerinin emirlerine uyduğu
takdirde, yeryüzünü gerektiği şekilde imar edebilir, ora­da Allah’ın
hükümlerini hâkim kılarak, O’nun istediği hal üzere yaşanmasını sağlayabilirdi.
İnsanları eğitir ve idare eder, bu maksatla diğer bütün canlılardan istifade
edebilirdi. Ancak in­san, Allah’ın emir ve yasaklarını bir tarafa bırakır,
kendisine verilen bu yetkiyi, kendi arzu ve menfaati istikâmetinde kulla­nırsa,
halifelik sınırını aşmış ve haddini tecavüz etmiş olacaktı.

Her ve kilin/halifenin
şerefi, bu vekâleti verenin şerefi ve vekilliğin derecesiyle mütenâsiptir.
Bunun farkında olan melek­ler, Allah’ın sözlerini duyunca, yaratılacak insana
verilecek hali­felik görevi sebebiyle hayrete düştüler. Çünkü onlar, Cenab-ı
Hakk’m, yeryüzünde halifesi kılacağı insana, kendi irâde ve kud­ret sıfatından
bir takım kabiliyetler vereceğini ve ona diğer yara­tıklar üzerinde bâzı
salâhiyetler tanıyacağını anlamışlardı. Bunu tahmin etmekle birlikte melekler,
hikmet ve ihtimaller açıklan­madığı için, insanın halife kılınmasının sebebini
öğrenmek istediler. Kendileri devamlı bir şekilde Allah’ı teşbih ve takdis edip
durdukları halde, kendilerinin değil de, yeryüzünde bozguncu­luk çıkaracak ve
kan dökecek bu yeni yaratığın halife kılınması­nın hikmetini anlamak
maksadıyla, şu soruyu sormaktan kendi­lerini alamadılar:

“Rabb’ın
meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yarataca­ğım. ‘ dediğinde, ojilar, ‘Biz
Seni teşbih edip dururken, orada fesat çıkaracak, kanlar akıtacak birini mi
yaratacaksın? dediler.’ Bu­nun üzerine Cenab-ı Allah, ‘Sizin bilmediğinizi ben
bilirim.’ dedi.”[17]

Yüce Allah, meleklere
ayrıca bilmedikleri şeyi bir örnekle açıklamak, küçümsedikleri ilk insanın
kendilerine tercih edilme­sinin sebebini anlatmak, akıllarınca yeryüzü
halifeliğine lâyık görmedikleri Âdem’in onlardan daha bilgili ve anlayışlı
olduğunu göstermek istedi. Bu maksatla, kendisine halife olarak yarattığı
Âdem’e yeryüzünde faydalanacağı eşyanın isimlerini, mahiyet ve özelliklerini
öğrettikten sonra, meleklere hitap ederek, zannettik­leri gibi yeryüzünün
halifesi olmaya Âdem’den daha lâyık iseler, söz konusu eşyanın isimlerini
söylemelerini emretti. Ancak me­lekler, cevap veremediler, Bu durum karşısında
hatalarını anla­dılar ve bu düşüncelerinden dolayı özür dilediler:

“Allah, bütün
isimleri Âdem’e öğretmiş, sonra onları melekle­re göstererek, ‘Eğer sözünüzde
doğru iseniz, bunların isimlerini bana bildirin.’ demişti.

(Bunun üzerine
melekler), ‘Ey Rabbimiz! Seni, noksan sıfat­lardan tenzih ederiz. Bizim
bilgimiz, senin bize öğrettiklerinden ibarettir. Biz, ancak senin
öğrettiklerini bilebiliriz. Şüphesiz ki, her şeyi bilen ve her şeyi yerli
yerince yapan sensin.’ dediler.

Yüce Allah, bu defa
Âdem’e, eşyanın isimlerini meleklere a-Çiklamasını emretti. Âdem eşyanın
isimlerini bilince, meleklere hitap ederek şöyle dedi: Size demedim mi ki,
göklerin ve yerin gaybını ancak ben bilirim. Sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi
de ben bilirim.”[18]

Böylece Allah, Âdem
(a.s.)’i yaratıp onu yeryüzünde kendi­sine halife kılmakla, yeryüzünün
nimetlerini ve sırlarını ortaya çıkararak oradaki bu nimetlerden istifade
edecek, orada kendi­sine vekâleten emir ve yasaklarını tatbik ederek yeryüzünün
hâkimiyetini elinde tutacak bir varlığı istemişti. Meleklerin değil de Âdem’in
halife kılınmasının yüce hikmeti herhalde bu olma­lıydı. Çünkü melekler,
yaratılışları gereği yeryüzündeki .bu ni­metlere muhtaç değillerdi. Bu bakımdan
yeryüzünün gizlilikleri­ni araştırmaları ve nimetlerinden istifade etmeleri söz
konusu olamazdı. Melekler, ancak kendilerine verilen vazifelerle ilgili
hususları bilirler ve bunları yerine getirirlerdi.

Hz.Âdem (a.s.)’m
yaratılışıyla ilgili âyetlerdeki, birinin yeri­ne geçen anlamına gelen
“halife” kelimesi ve meleklerin onun yaratılacağını duymaları üzerine
“yeryüzünde karışıklık çıkara­cak ve orada kan dökecek birini mi
yaratacaksın?” şeklindeki soruları dolayısıyla, bâzı Islâmî kaynaklarda,
Hz. Âdem’in yara­tılmasından önce yeryüzünde insan veya ona benzer
akıllı-şuurlu ve sorumlu bir varlık bulunup-bulunmadığı hususu tar­tışılmış ve
şu sorular sorulmuştur:

Kur’ân-ı Kerim’de Âdem
(a.s.)’e halife dendiğine göre, acaba daha önce bir insan türü yaşamış, Âdem ve
nesli onların yerine geçirilmiş olabilir mi? Dolayısıyla melekler, Âdem
neslinin fesat çıkarıp kan dökeceğini, bu eski insanlar hakkındaki bilgileri se­bebiyle
söylemiş olabilirler mi?

Bu konuyla ilgili
olarak, yeryüzünde Hz.Âdem’den önce, Hin ve Bin veya Tim ve Rim denilen
varlıkların yaşadığına dair bâzı rivayetler aktarılmıştır. İsrâiliyyat ve Eski
İran kültüründen nakledilen bu hikâyelere göre, cinlerden önce yaratılmış olan
bu varlıklar, dünyada fesat çıkarıp birbirlerinin kanlarını akıtmışlar ve bu
yüzden Allah tarafından azaba çarptırılarak toplu bir şe­kilde helak
edilmişlerdir. Ancak bu rivayetler, asılsızdır. İbn Hal­dun’un dediği gibi, bu
konularda, Kur’ân-ı Kerim’de verilen bilgiler dışında güvenilir bilgi mevcut değildir.[19]

Müfessirler, meleklerin
Hz.Âdem ve soyu hakkında, daha Âdem’in yaratılmasından önce sahip oldukları bu
bilgilerini, Al­lah’ın kendilerine önceden haber vermiş olmasına veya onları
daha önce yaratılan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran cinlere benzetmelerine ya
da bu konuda Levh-i Mahfuz’da yazılı olanları öğrenmiş olmalarına
bağlamışlardır. Diğer bir görüş ise, günah işlemeyen meleklerin, kendilerinden
farklı varlıkların günah işle­yecek bir tabiata sahip olacaklarını düşünmüş
olabilecekleri şeklindedir.[20]  

İlgili Makaleler