Peygamberler Tarihi Sabuni

Peygamberlerin Ma’sumiyeti



ÜÇÜNCÜ BÖLÜM…
1


PEYGAMBERLERİN MA’SUMİYETİ.
1

 

 

 

 

 

 

 

 


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 


PEYGAMBERLERİN
MA’SUMİYETİ

 


Peygamberlerin
Masumiyeti

 

‘Peygamberlerin, kişiliklerine
zarar verici veya yüceliğini boşa giderecek yahut insanlık değerini alçaltacak
her türlü şeyden sakınmaları, masiyetlerden uzak olmaları ve şehevi duygulara
yeni arzu ve isteklerine göre hareket etmekten vaz­geçmeleri suretiyle
insanlığın bekası için seçilmiş olmaları on­ların özelliklerindendir…

Bundan dolayı
Peygamberler -Allah’ın salât ve selâmı on­ların üzerine olsun- yaratılış yani
huy veya ahlak bakımından insanların en mükemmeli, amel işleme bakımından
insanların en zeki olanı, nefislerine hakim olma bakımından insanların en temiz
olanı ve gidişatları ile metod bakımından insanların en güzel olanıdır. Çünkü
onlar, insanlık için “güzel bir örnek” ve “güzel bir model”
olan kimselerdir. İşte bundan dolayı Şanı Yüce Allah, insanlara; onlara
uymalarını, onların ahlakıyla ahi aklanmalarını ve hayat şartlarının getirmiş
olduğu her ko­nuda onların metoduna göre hareket etmelerini emretmiştir. Yüce
Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“O
(Peygamberler), Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. O halde (Ey Muhammedi) Sen
de onların dosdoğru yollarına uy.”
[1]

Yüce Allah konuyla
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“(Ey iman
edenler!) And olsun ki sizin için, Resulullah ‘en güzel örnektir’…”
[2]

Yine Yüce Allah bu
konuda şöyle buyurmaktadır:

“Doğrusu o (ismi daha
önce geçen Peygamberler,) katı­mızda seçkin ve iyi kimselerdendirler.”
[3]

 


Masumiyetin
Lügat Ve Şer’i (Terim) Anlamının Tarifi

 

“İsmet”
(ma’sumiyet) kelimesinin, lügat anlamı; “koru­ma’^ “men etme”
anlamındadır. Araplar, bu kelimeyi; “Ben, onu yemekten korudum” Yani
“Ben, onu yemeğe ulaşmaktan menettim” veya “Ben, onu yalan
söylemekten korudum” Yani “Ben onu yalan söylemekten menettim”
şeklinde kullanırlar. Bu kelimenin geçtiği yerler şuralardır:


1.
Bu
kelime, Yüce Allah’ın, şu ayetinde aynı anlamda kullanılmıştır:

“(Nuh’un oğlu,
babasına: ) ‘Beni, sudan (boğulmaktan) <koruyacak'(=ya’sumini) bir dağa
sığınırım’ dedi”
[4]

Yani “Beni,
boğulmaktan ‘men edecek’ (yemneuni) bir dağa sığınırım” demektir.


2.
Yine aynı
kelime, Yüce Allah’ın şu ayetinde de, bu an­lamda kullanılmıştır:

“(Azizin hanımı,
misafir ettiği kadınlara) ‘O(Yusuf)’dan murad almak istedim. Ama O, kendini
(bundan) ‘korudu’ (= iste’same)”
[5]

Yani “O, benim bu
isteğimi şiddetli bir şekilde menetti (= imtenea)” demektir.


3.
Hadisi
şerifte de de geçtiği üzere; bu kelime, Resulullah (s.a.v)’in şu sözünde de bu
anlamda kullanılmıştır:

“İnsanlar, ‘La
ilahe illallah’ (Allah’tan başka ilah yoktur) deyinceye kadar (onlarla)
savaşmakla emrolundum. Şimdi her kim, ‘La ilahe illallah’ ( Allah’tan başka
ilah yoktur) derse, mallarını ve canlarını benden ‘korumuş'(~ asamû)
olur.”
[6]

Yani kanlarını ve
mallarını benden ‘menetmiş’ (— meneu) olur.

Kurtubî, bu hadisin
şerhinde şöyle der: “Hadiste geçen ‘ismet’ kelimesi, ‘korumuş’ (=
menetmiş) anlamında kullanıl­mıştır. Çünkü bu, masiyetleri işlemeyi men
ettiğinden dolayı bu isimle adlandırılmıştır.”

Bazı kimselerin;
“İsmet”, ‘bir Allah’a mahsustur veya is­met, Allah’a ve O’nun
Peygamberlerine mahsustur. Çünkü ismet, istenilen suçlarda ve günahlarda
meydana gelir’ şeklin­deki sözleri, büyük hatalardandır. Zira ismetin, Şanı
Yüce Al­lah’a nispet edilmesi doğru değildir.

Terim (şer’i) anlamına
gelince ise ismet; Yüce Allah’ın, nebilerini ve resullerini günahlardan,
masiyetleri. çirkinlikleri ve haramları işleme gibi meydana gelebilecek olan
şeylerden korumasına denir… Buna göre ismet, yalnızca Peygamberler için
yürürlüktedir. Zira ismet, Yüce Allah’ın, Peygamberleri; şereflendirdiği ve
diğer insanların üzerine seçtiği vasıflardan birisidir. Bundan dolayı da Yüce
Allah, bu vasfı, sadece Pey­gamberlere vermiştir. Böylece Yüce Allah onlara, bu
büyük masum olma nimetini vermiş. Onları, küçük-büyük her türlü masiyetleri ve
günahları işlemekten korumuştur. Bundan dolayi Peygamberlerden, masiyetin veya
diğer insanların aksine Şanı Yüce, Allah’ın emirlerine muhalefetin meydana
gelmesi mümkün değildir.

Bunun hikmeti sebebi
şöyledir: Şanı yüce olan Allah, in­sanlara, onlara tabi olmalarını, uymalarını
ve onların gittikleri metod üzerine gitmelerini emretmiştir. Zira onlar.
Allah’ın ya­rattıkları kimseler için güzel bir örnek ve uygun bir model; bü­tün
insanlık için ise mükemmel bir örneklik teşkil ederler. Bu­na göre eğer
Peygamberlerden masiyet meydana gelse veya büyük  günahlar 
ile  küçük  günahları 
işleşelerdi,   o  zaman masiyet meşru olur yahut ta onlara
itaat etmek bize vacip ol­mazdı. Bu ise uygun olmayan bir davranış olup aynı
zamanda da mümkün olmayan bir durumdur. Halbuki Peygamberler, < önder olan
kimselerdir. Eğer Peygamberlerde bu gibi davranışlar olduğu taktirde, (böyle
önder olan bir kimsenin) insanlara 1 faziletli olmayı emretmesi ve çirkinliği
yasaklaması, üstelik bununla da kalmayıp bizzat kendisinin çeşitli kötülükleri
ve çirkef olan şeyleri işlemesi,(böyle bir kimse için) nasıl uygun olur?
Üstelik masiyetler ve günahlar -bilindiği üzere- manevi necasettir. Bu ise
pisliklere ve hissi necasetlere benzer. Buna göre böyle şeylerin nebilere ve
resullere nispet edilmesi nasıl caiz olur?

Hadisi şerifte de,
masiyetlerin gizli necaset olduğuna işaret edilmektedir. Bu konudaki Resulullah
(s.a.v)’in sözü şu şekil­dedir:

“Sizden her kim,
bu (masiyet türü) pislikten bir şey işlerse, onu, gizli tutsun. Çünkü bize
ondan bir parça aktanrsa, ona, Allah’ın kitabını uygularız.”
[7]

Rivayet edildiği gibi,
bu hadisin anlamı şöyledir: “Kim iş­lediği masiyeti ortaya çıkarırsa ve
onu açıklarsa, ona, had ce­zası vurulması gerekmektedir.”

Kısacası: Bu
anlatılanlara göre; şeriat ve akıl, Peygamber­ler için masumiyetin gerekli
olduğunu söylemektedir. Zira peygamberin kendisine uyulmasını ve tabi
olunmasını engelle­yici; pislikleri ve necis şeyleri veya hırsızlık, yol
kesici, içkici, zina vb. şeyler yapması nasıl caiz olur?!

Peygamberin gidişatı,
güzel olmadığında veya hayatı, kü­çük- büyük günahlara karıştığında,
peygamberin sözünün, in­sanlara nasıl bir etkisi olur?

Bunların aksine
peygamberin hayatının, hidayet nuruyla aydınlanmış, iffet ve temizliğiyle
tanınmış; üstün, güzel ve dü­rüstlükle süslenmiş bir fazilet ve bir yüceliğe
göre olması ge­rekmektedir. İşte bu, PEYGAMBERLERİN MASUMİYETİni gösterir!

“el-Akidetü’l-İslamiyye”
adlı kitabın “Masumiyetin Vas­fı” başlığı adı altında şöyle
denilmektedir:

“Yüce Allah’ın,
Resulullah (s.a.v)’in; ümmeti için “en bü­yük bir örnek” olduğuna
şahadet etmesinin yanı sıra Allah’ın nassı ile sabit olan özellikler bundan ayrı
tutulduğunda
[8] inanç esasları,
davranışları, sözleri ve ahlakı konusunda kendisine uyulmasının gerektiği;
risâletinden sonraki bütün inanç esasla­rında, davranışlarında, sözlerinde ve
seçkin ahlakında Yüce Allah’ın emrine uygun olduğuna ve yine inanç esasları,
davra­nışları, sözleri ve ahlakıyla ilgili herhangi bir konuda yüce Al­lah’a
karşı bir masiyet işlemediği ayetlerle ve yaşantısında sa­bit olmuştur. Çünkü
yüce Allah ümmetlere, kendilerine gön­derdiği Peygamberlere uymalarını, tabi
olmalarını ve onların gidişatları yani metodlan üzere gitmelerini emretmiştir.
Buna göre ümmetlere, Peygamberlerini, güzel örnek edinmelerini emredümesinin
anlamı şudur: -Bu, onlardan masiyet halinde ve masiyetin meydana geldiği anda-
masiyet ile de onları güzel bir örnek edilmesi gerektiği emredildiği taktirde,
Peygamber­lerin risâletlerinden sonrada masiyetleri yapması mümkün olur ki,
bunda açık bir çelişki söz konusu olur.”
[9]

 


Allah’ın,
Hz. Muhammed (s.a.s)’i, Çocukluğundan İtibaren Günah İşlemekten Koruması:

 

Yüce Allah, efendimiz
Hz. Muhammed (s.a.v)’i çocuklu­ğundan itibaren korumuş ve onu, küçüklüğünde ve
gençliğinde -kendisine Peygamberlik gelinceye kadar geçen zaman zarfın­da- her
türlü cahiliyye davranışlarından da korumuştur. Daha sonrada Onun üzerine,
nimeti (olan İslam dinini) tamamla­mış
[10] ve
aynı zamanda en mükemmel bir tamamlama şekliyle risalet yükünü
şereflendirmesiyle ona masumiyeti/günah iste­memeyi tamam kılmıştır.

İbn Hişanı,
“es-Siretü’n-Nebeviyye” adlı kitabında ko­nuyla ilgili olarak şöyle
der:

“Resulullah
(s.a.v), cahiliyye pisliklerinden ve kusurların­dan uzak olarak büyüdü. Yüce
Allah O’nun -O, kavminin ida­resi altında olduğu halde- Peygamber olmasını
istediğinden dolayı cahiliyyenin bu pislik kusurlarından korudu ve gözetti.
Ergenlik çağına ulaşınca, kavminin üstün adamı, en ahlaklısı, en iyi geçimlisi,
en iyi komşu, en doğru sözlü, en güvenilen, kişileri kötü duruma düşürecek
huylardan, çirkin şeylerden en uzak duran kimse oldu. Kavmi içerisinde
“el-Emin” (güveni­lir) adıyla anılıyordu. Allah, bütün iyi
özellikleri onda topla­mıştı. -Bana anlatıldığına göre- zaman zaman Hz.
Peygamber (s.a.v), Allah’ın, kendisini küçüklükte koruduğundan ve cahiliyye
dönemindeki durumundan bahsederdi. Resulullah (s.a.v), Yüce Allah’ın, kendisini
korumasıyla ilgili olarak şöy­le der:

“Kureyşli
çocuklarla birlikte oynuyordum. Çocuklarla, ba­zı oynayacağımız oyunlar için
taşlar taşıyorduk. Diğer çocuk­lar, peştemallerini alıp omuzuna koymuş
olduklarından dolayı avret yerleri gözüküyordu. Bende -onlara
bakarak-peştemalimi kaldırıp omuzumun üzerine koyarak taş taşıyor­dum ki, tam
bu sırada bana biri kuvvetlice vurarak: ‘Peştemalini bağla’ dedi. Bunun üzerine
peştemalimi omuzumdan indirip eski halinde bağladım. Daha sonra arka­daşlarımızın
arasında yalnız ben, peştemalli olduğum halde omuzumda taş taşmaya devam
ettim.”
[11]

Süheylî, bu rivayete,
şu taliki (dipnotu) yazmıştır: “Bu olay (hadisi şerifte de anlatıldığı
üzere
[12],
Kabe’nin bina edildiği -yani Resulullah (s.a.v) 35 yaşında olduğu- bir sırada
geçmiştir. Bu olay şöyledir: ‘Resulullah (s.a.v), kavmiyle birlikte Kabe’ye taş
taşıyordu. Kureyşliler, taşları, boyunlarına bağladıkları peştemallerin üzerine
koyup götürüyorlardı. Resulullah (s.a.v)’de, peştemali sağlam olduğu halde taşı
omuzunun üzerine koyup taşıyordu. Resulullah (s.a.v)’in bu durumunu gören
amcası Abbas, Ona:

– “Ey kardeşimin
oğlu! Peştemalini omuzuna kaldırıp yap­san da ha iyi olmaz mı? der. Resulullah
(s.a.v), amcasının bu isteğini yerine getirerek peştemalini omuzuna bağlayarak
taş taşımaya başladı. Böyle bir şekilde Resulullah (s.a.v)’in avret yerleri
gözüküyordu. Bu sırada birdenbire yüzüstü yere düştü. Peşi
sıra,’peştemalim!”Peştemalim!’di ye seslendi. Daha son­ra peştemalini
-eskisi gibi- bağladı ve taş taşıma ya devam et­ti.”
[13]

İbn İshâk’m anlattığı
bu olay, -eğer sahîh ise- Resulullah (s.a.v) ‘in küçüklüğünde olmuştu.
Resulullah (s.a.v), bu taş taşıma işini iki defa yapmıştı. Birisi, -yukarıda
anlatılan olay ki- küçüklüğünde olmuş ve diğeri ise (yani bu olay) gençliğin­de
olmuştur.
[14]

İlgili Makaleler