Hz. Süleyman (a.s.) Hayatı Kıssası
HZ. SÜLEYMAN
(A.S.)
A.
Hükümdarlık Ve Peygamberlikte Babasına Vâris Olması
B. Hz.
Süleyman (A.S.)’a Verilen Mucizeler
1. Rüzgârın
Onun Enirine Verilmesi
2. Bakır
Madeninin Su Gibi Akıtılması
3. Kuşların
ve Diğer Canlıların Dilinin Öğretilmesi
4. Cinlerin
İtaat Etmesi
5.
Şeytanların Boyun Eğmesi
C. Hz.
Süleyman (A.S.)’ın Atları
D.
Ordusu-Sebe Melikesi İle İlişkiler
E. Hz.
Süleyman (A.S.)’ın İmtihana Tâbi Tutulması
F. Hz.
Süleyman (A.S.)’ın Vefatı
G. Ehli
Kitab’ın Hz. Süleyman (A.S.)’ın Peygamberliğini İnkârı
H. Hz.
Süleyman (A.S.)’ın Üç Duası
ONDOKUZUNCU
BÖLÜM
HZ. SÜLEYMAN (A.S.)
A. Hükümdarlık Ve Peygamberlikte Babasına Vâris Olması
Hz. Süleyman (a.s.),
Kur’ân-i Kerim’de 16 âyette ismen zikredilmekte, onun kıssası, Enbiyâ, Neml,
Sebe ve Sâd surelerinde, çeşitli yönleriyle anlatılmaktadır.[1] O,
babası Hz. Dâvud (a.s.) gibi, İsrailoğulları peygamberlerinin büyüklerinden
biridir ve ona da peygamberlikle beraber hükümdarlık verilmiştir. Hem de o-nun
saltanatı, babasının saltanatından daha güçlü olmuştur. Duasının kabul
edilmesiyle ona verilen hükümranlığın ne önce ne de sonra, hiç bir hükümdara
verilmediği kabul edilmektedir.
Aynı zamanda bir kral
olan Hz. Davud (a.s.), vefatından önce, tahtını küçüklüğünden itibaren ilmi,
hikmeti ve dâvaları çözme konusundaki kabiliyetiyle temayüz eden küçük oğlu Hz.
Süleyman (a.s.)’a vasiyet etmişti. Yukarıda geçtiği şekilde o, bu kabiliyeti
sayesinde, babasına getirilen üç dâvada, ondan daha isabetli kararlar
verebilmişti. Halbuki, babası Hz, Davut (a.s.) da onun gibi ilim ve hikmet
sahibi bir peygamber idi:
“Andolsun ki,
Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. İkisi, ‘Bizi rnü’min kullarının çoğundan
üstün kılan Allah’a hamdolsun!’ dediler.![2]
Hz. Süleyman (a.s.)’m,
babasının vârisi oluşu, sadece peygamberlik ve hükümdarlık hususunda olup
servetiyle alâkalı değildir. Çünkü intikal eden servet olsaydı, Hz. Dâvud
(a.s.)’m başka çocukları da vardı, onların da mirasçı olmaları gerekirdi.[3]
Dolayısıyla, burada Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıkladığı peygamberlerin
vârislerine maddi miras bırakmadıkları kaidesine[4] zıt
bir durum söz konusu değildir. Onun devraldığı miras, “Ey Dâvud! Biz seni
yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet.
Hevâ ve hevese uyma!”[5]
âyetinde işaret edilen, insanlar arasında hak ve adaletle idarede bulunmak
için onun yerine geçmek, peygamberlik, hâkimiyet ve siyâsette yerini tutmaktır.
Bu makam, rivayete göre Hz. Dâvud (a.s.)’m ondokuz oğlu arasından en küçükleri
olan Hz. Süleyman (a.s.)’a lütfedilmiştir.
Yüce Allah, Hz.
Süleyman (a.s.)’m peygamberliği ve ona da vahiy gönderdiği hakkında şöyle
buyurmaktadır:
“Şüphesiz ki biz,
Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik.
İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’a, Yunus’a,
Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a Zebur’u verdik.”[6]
“Biz, İbrahim’e,
İshak’ı ve Yakub’u bahşettik. Ve hepsini doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh’u
ve soyundan olan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyüb’u, Yusufu, Musa’yı ve Harun’u da
doğru yola sevk etmiştik. İşte biz, iyilikte bulunanları böyle mükâfatlandırırız.”[7]
Hz. Süleyman (a.s.),
Yüce Allah tarafından kendisine lütfedilen peygamberlik görevi yanında,
babasından devraldığı hükümdarlık vazifesini de M.Ö.965-926 yılları arasında
40 yıl devam ettirdi. Onun ülkesi, o dönemde İsrailoğulları’na vaat edilen
topraklar olan Filistin, Ürdün ve Suriye’yi içine alıyor, bir taraftan Fırat’a
diğer taraftan Mısır sınırlarına uzanıyordu.[8]
Hz. Süleyman (a.s.),
babasının vasiyetine uyarak, hükümdarlığının dördüncü yılında, babası
tarafından başlatılan Beytül-makdis’in yarım kalan inşaatını yeniden başlattı.
Büyük para harcayarak inşaatı yedi sene sonra tamamladı. [9]
B. Hz. Süleyman (A.S.)’a Verilen Mucizeler
1. Rüzgârın Onun Enirine Verilmesi
Hz. Süleyman, Allah
Teâlâ’dan, kendisine bir başka insana vermeyeceği bir saltanat hibe etmesini
istemişti. Onun duasını kabul eden Yüce Allah, ondan başka hiçbir insana
lütfetmediği bâzı imkânları ve bu imkânların meydana getirdiği eşsiz bir saltanatı
ona verdi, ona bahşedilen beşer üstü imkânlardan, yâni mucizelerden biri, rüzgârın
onun emrine verilmesiydi. Enirine
verilen bu rüzgâr onun istediği yönde esiyor, onu ve kalabalık ordusunu
istediği yere taşıyordu. Kur’ân-ı Kerim’de, bu rüzgârın, bir günde, kervan
yolculuğuyla bir aylık bir mesafeye gidip-döndüğü bildirilmiştir ki, bu mesafe
yaklaşık olarak 1800 km. tutmaktadır.[10]
Kur’ân’da, sadece rüzgârın hızından bahsedilmiş, ancak rüzgâr vasıtasıyla
yolculuğun ne şekilde yapıldığı, havadan balon veya uçak şeklinde bir vasıta
ile mi, yoksa denizden rüzgârın sürüklediği yelkenli gemilerle mi olduğu hususu
açıklanmamıştır. Bu yolculukla ilgili bir takım tahminler yapılmış, onun ve
askerinin üzerinde uçtuğu ahşap tahtlardan ve uçan halılardan bahsedilmiştir.[11]
Ancak bunlar çeşitli yorumlardan ibarettir, doğrusunu ancak Allah bilir.
Zamanımız müfessirlerin-den Mevdûdî, bu yolculuğu deniz yolculuğu olarak
düşünmüştür. Ona göre rüzgâr, Hz. Süleyman (a.s.)’m istediği yönde, onun
gemilerinin gideceği İstikâmette esmiştir. O, bu sayede, güçlü bir deniz
ticaret filosu kurmuş, rüzgâr sayesinde, bir aylık mesafelere deniz seferleri
düzenleyebilmiştir.[12]
Kur’ân-ı Kerim’ de, rüzgârın Hz. Süleyman (a.s.)’m emrine verilmesi konusuna
üç yerde işaret edilmiştir:
“Süleyman,
‘Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir
hükümranlık ver; Sen şüphesiz, dâima bağışta bulunansın!’ dedi. Bunun üzerine
biz de, rüzgârı onun emrine vermiştik. Rüzgâr, onun emriyle, istediği yere
kolayca e-ser giderdi.[13]
“Süleyman için
de, şiddetli rüzgârı onun emrine boyun eğdirdik ki, onun emriyle rüzgâr,
bereketli kıldığımız beldelere eserdi. Biz, her şeyi biliriz.”[14]
2. Bakır Madeninin Su Gibi Akıtılması
Kur’ân-ı Kerim’de Hz.
Süleyman (a.s.)’ın emrine verilen rüz-gârdan bahsedilen ve bu rüzgâr sayesinde
bir günde bir aylık mesafeye gidip döndüğü bildirilen üçüncü yerde, onun için
ayrıca bakır madeninin de su akar gibi akıtıldığına işaret edilmektedir:
“Rüzgârı da
Süleyman’ın emrine verdik. O, rüzgâr estiğinde, sabahleyin bir aylık yola
gider, akşamleyin bir aylık yoldan geri dönerdi. Süleyman için erimiş bakırı,
kaynağından su akar gibi akıttık.”[15]
Bu bakır mâdeni
sayesinde Hz. Süleyman (a.s.}, bina inşâatı ve gemi yapımı hususunda da ileri
bir seviyede bulunuyordu. Akabe’deki ocaklardan çıkarılan bakır ve demir
madenlerini e-ritmek ve işlemek için Etsion-Geber’de yaptırdığı fırın, bu madenlerin
kullanıldığı diğer alanlarda olduğu gibi gemi yapımında da önem arz ediyordu.[16] Onun
ticaret gemileri, bir taraftan Etsion-Geber’den hareket ederek Kızıldeniz
üzerinden Yemen’e ve oradan doğu ve güney ülkelerine gidip geliyor, diğer
taraftan da Akdeniz’de Batı ülkelerine seferler düzenliyorlardı.
Hz. Süleyman (a.s.)’m
bu maden fırını, yapılan arkeolojik araştırmalar tarafından da tesbit edilmiş
bulunmaktadır.[17] Bunun yanında bâzı
muasır müfessirler, Hz. Süleyman (a.s.)’a lütfedilen bu madenin, eritilmiş
bakır değil, petrol kuyuları olduğunu ileri sürmektedirler.[18]
3. Kuşların ve Diğer Canlıların
Dilinin Öğretilmesi
Allah Teâlâ’mn Hz.
Süleyman (a.s.)’a bahşettiği mucizelerden biri de, ona kuşların, hayvanların
ve böceklerin dilini öğret-mesidir. Hz. Süleyman (a.s.), bu mucize sayesinde,
kuşların hislerini sezecek bir kabiliyetle donatılmış, aynı zamanda kendisine
kuşların tabiatı olan uçma ilmi öğretilmişti.[19]
Kur’ân-ı Kerim, ona kuş dilinin öğretildiğini bildirmekle kalmamış, onun bâzı
kuşlar veya karıncalarla konuşmasına dair örnekler de vermiştir:
“Süleyman Davud’a
vâris oldu, ‘Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden bolca
verildi. Doğrusu bu apaçık bir lûtuftur.’ dedi. “[20]
*Hz. Süleyman (a.s.)’m
kuşlar ve karıncalarla konuştuğu kesin olmakla birlikte, konuşmasının keyfiyeti
hakkında bilgimiz yoktur. Ayet ve hadislerde bu konuşmanın nasıl olduğuna dair
bilgi verilmemiştir. Tefsir, kısas-ı enbiyâ ve tarih kitaplarında, bu konularda
aktarılan rivayetler, bir takım tahminlerden ibarettir.[21]
Onun karıncalarla
konuşmasıyla ilgili olarak Kur’ân-ı Ke-rim’de anlatılan en önemli olay,
ordusuyla birlikte karıncaların bol olduğu bir vadiye indiği sırada
gerçekleşmiştir. Şöyle ki, Hz.-Süleyman (a.s.), askeri bir seferi esnasında,
insanlar, cinler ve kuşlardan meydana gelen ordusuyla karıncaların bol olduğu
bir vadiye uğramıştı. Vadiye vardıkları sırada karıncalar arasındaki bir
konuşmaya kulak misafiri oldu. Karıncalardan biri, arkadaşlarına, Hz. Süleyman
(a.s.)’m ordusuyla birlikte vadiye gelmek üzere olduğunu haber veriyor, onun ve
askerlerinin farkına varmadan
kendilerini
çiğneyebileçeklerini
hatırlatarak onlardan yuvalarına
girmelerini istiyordu. Bu konuşmayı duyan Hz. Süleyman (a.s.), çok memnun oldu
ve kendisine lütfettiği peygamberlik, hükümdarlık, hayvanların konuşmalarını
anlama kabiliyeti ve diğer nimetlerinden dolayı Cenab-ı Hakk’a şükretti. İyi
işler yapması hususunda kendisine yardım etmesini ve rahme-tiyle sâlih kulları
arasına katmasını istedi. Kur’ân-ı Kerim, bu olayı şöyle anlatmaktadır:
“Süleyman’ın
cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen ordusu toplandı. Onlar
bölükler halinde dağıtıldı. Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye
geldiklerinde bir karınca, ‘Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, aman Süleyman
ve askerleri farkına varmadan sizi ezmesinler!’ dedi.
Süleyman, karıncanın
sözüne hafifçe güldü ve şöyle dedi: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete
şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl Rahmetinle, beni iyi
kullarının arasına koy!”[22]
Hz. Süleyman (a.s.)’m,
Kur’ân-ı Kerim’de anlatılan Hüdhüd kuşuyla konuşmasını ise, Sebe’ Melikesi’yle
ilişkilerinden bahsederken aktaracağız. [23]