Hz. Yusuf As Hayatı
HZ. YUSUF
A. Yusuf
(A.S.) Kıssası
B. Yusuf
(A.S.)’ın Rüyası
C. Yusuf
(A.S.)’ın Kuyuya Atılması Ve Ardından Köle Olarak Satılması
D. Hz. Yusuf
(A.S.)’ın Aziz’in Karısı Yüzünden Çektiği Sıkıntı
E. Olayın
Mısır Sosyetesi Arasında Duyulması
F. Zindan
Hayatı
G. Kralın
Rüyası
H. Zindandan
Çıkarılması-Mısır’da Vezirlik Veya Maliye Bakanlığına Getirilmesi
I. Kardeşleri
Yusuf’un Huzurunda
İ. Hz. Yusuf
(A.S.)’ın Kardeşleri Babalarının Huzurunda
K. Kardeşleri
İkinci Defa Yusuf’un Huzurunda
L. Hz. Yusuf
(A.S.)’ın Kardeşleri Babaları Hz. Yakub (A.S.)’In Huzurunda
M. Kardeşleri
Üçüncü Defa Hz. Yusuf (A.S.)’ın Huzurunda
N. Hz. Yakub
(A.S.), Oğlu Hz. Yusuf (A.S.)’ın Sağ Olduğunu Öğreniyor
O. Büyük
Buluşma Ve Hz. Yusuf (A.S,)’ın Rüyasının Gerçekleşmesi
Ö. Hz. Yusuf
(A.S.)’ın Evliliği Ve Çocukları
P. Yusuf
(A.S.) Kıssasından Bazı Mesajlar
1. İman Ve Tevekkül
2. İffet Ve
Sabır
3. Güçlü İken
Affetme
R. Yusuf
Sûresinin Sonunda Rasülullah (S.A.V.)’e Mesajlar
ONIKINCI
BOLÜM
HZ. YUSUF
A. Yusuf (A.S.) Kıssası
Kur’ân-ı Kerim’de
diğer peygamberlerin kıssaları, muhtelif sûrelerde, özünde bir, ancak bâzı
farklılıklarla kısa kısa anlatılmış ve öğüt alınması için bir kaç yerde tekrar
edilmiş bulunmak-‘tadır. Buna karşılık, Yusuf (a.s.) kıssası, 111 âyetten
müteşekkil Yusuf sûresinin baştan 101 âyetinde tek kıssa halinde, baştan-sona
ve ayrıntılı bir biçimde anlatılmış ve başka bir sûrede tekrar edilmemiştir.
Adını bu kıssadan alan
Yusuf sûresi, İslâm davetinin Mekke döneminde,
Mekke müşriklerinin Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabına karşı
yürüttükleri eziyet ve işkence faaliyetinin had safhaya ulaştığı bir sırada
nazil olmuştur. Bu sûrenin, Hz. Hatice ile Ebu Talib’in vefatlarının ardından
indiği zikredilir.[1] Bilindiği gibi bu
günlerde müşrikler işi iyice azıtarak şiddete başvurmuşlar, hatta bir kaç defa
Peygamberimiz (s.a.v.)’i öldürme teşebbüsünde bulunmuşlardı. Bu zor şartların
yaşandığı günlerde inen sûrede Hz. Yusuf (a.s.)’m karşılaşmış olduğu sıkıntılar
ve bu sıkıntılara sabretmesi ve sonunda ulaştığı zafer anlatılarak
Peygamberimiz (s.a.v.) ve arkadaşları teselli edilmiştir. Sûrenin kıssanın
bitiminden sonraki son yedi âyeti de, peygamberlerin karşılaştığı sıkıntılar ve
sonunda ulaşılan mutlu son hakkında Önemli bir mesaj Özelliği taşımaktadır.
Bilindiği gibi, Mekke
döneminde nazil olan sûre ve âyetler-deki ağırlıklı konulardan biri,
Peygamberimiz (s.a.v.) ve arkadaşlarını teselli maksadıyla indirilmiş olan
peygamber kıssalarıydı. Bu kıssalarda, önceki peygamberlerin de büyük
sıkıntılarla karşılaştıkları, müşriklerin büyük kötülüklerine mâruz kaldıkları,
buna rağmen mücâdeleyi bırakmayıp görevlerini sürdürdükleri ve neticede zafere
ulaştıkları anlatılıyor, başlangıçta topluma hâkim olan küfür ehlinin ise
sonunda hep mağlup ve perişan düştüğü vurgulanıyordu. Dolayısıyla bu kıssalar,
Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabı için önemli bir moral kaynağı teşkil ediyordu.
İbn îshak’tan nakledildiğine göre, Yusuf sûresinin iniş sebebi de, Rasülullah
(s.a.v.)’in teselli edilmesi idi. Allah Teâlâ, Yusuf (a.s.)’ m karşılaştığı
sıkıntıları ve sonunda ona bahşettiği ikram ve ihsanını anlatarak, Rasülullah
(s.a.v.)’i teselli etmek istemişti.[2]
Hz. Yusuf (a.s.)
kıssası, az önce belirttiğimiz gibi, araya kopukluk girmeden birbirini takip
eden olaylar halinde anlatılmıştır. Bu münasebetle gerek muhtevası, gerekse
üslûbu bakımından ruhları son derece etkileyen bir kıssadır. Kıssada anlatılan
Hz. Yusuf (a.s.), karşımıza iffet ve imanın en canlı bir sembol ve âbidesi
olarak çıkmaktadır. Onun hayatı ve başından geçenler, teferruatlı bir şekilde
bütün insanlığın ibret nazarlarına sunulmuştur. Sûrede tefsir ve açıklamayı
gerektiren, anlaşılması zor bir kapalılık yok gibidir. Olaylar, açık bir tarzda
anlatıldığından, ilâve bilgilere neredeyse hiç gerek kalmamıştır. Bu yüzden
olmalıdır ki, kıssa hakkında Peygamberimiz (s.a.v.)’den nakledilen rivayetler
de yok denecek kadar azdır. Ne var ki, bütün bu açıklığa rağmen, kısas-ı
enbiyâ, tarih ve tefsir kitaplarında, bu kıssayla ilgili olarak, Kur’ân-ı
Kerim ve hadis-i şeriflerde bulunmayan pek çok rivayet yer almaktadır. Bu
rivayetlerin büyük bölümünün aslı ve esası yoktur. Önemli kısmıyla Allah’ın
has kullarına ve bilhassa peygamberlere İsnad edilmesi mümkün olmayan bu
rivayetler, Tevrat ve Ehl-i Kitab’m elindeki diğer dînî metinlerden
alınmıştır.[3]
Hz. Yusuf (a.s.)
kıssası, Tevrat’ın Tekvin kitabının 37-45. babları arasında da geniş bir
şekilde anlatılmıştır. Tevrat’taki bu bilgiler, büyük ölçüde Kur’ân-ı Kerim’de
verilen bilgilere mutabıktır. Ancak aralarında küçük görünmekle birlikte
neticeyi değiştirici önemli farklar bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir
ki, Tevrat kıssayı romantik bir hikâye tarzında anlatırken, Kur’ân-ı Kerim,
“Hoşunuza gitmeyen bir şey, belki de sizin için bir hayır; hoşlandığınız
şey de sizin için bir serdir. Onu Allah bilir siz bilemezsiniz.[4] âyetinde
vurgulanan hakikate bir Örnek olarak, üzerinde hiç bir değişiklik yapmadan
yaşandığı şekliyle takdim etmektedir.[5]Bu
farklılıklar, Kur’ân-ı Kerim’in korunmuş lugunu, buna karşılık Tevrat’taki
tahrifatı açıkça ortaya kov maktadır. Yeri geldikçe Kur’ân-ı Kerim ile Tevrat’m
verdiği bilgi ler arasındaki bu farklılıklara işaret etmeye çalışacağız.
Yusuf sûresinin ilk üç
âyeti kıssaya giriş mahiyetindedir Uçuncu ayette kıssa, “en güzel
kissa/ahsenü’l-kasas” olarak nitelendirilmiştir.[6] Bu üç
âyetin meali şöyledir:
“Elif, Ldm, Râ.
Bunlar apaçık kitabın âyetleridir. Biz, muhakkak bu kitabı okuyup anlamanız
için Arapça bir Kur’ân olarak indirdik. Ey peygamber! Biz, bu Kur’ân’ı
indirmek suretiyle, sana ahsenü’l-kasas’ı/kıssaların en güzelim nakletmiş
oluyoruz. Halbuki, daha önce senin bunlardan haberin yoktu.” [7]
B. Yusuf (A.S.)’ın Rüyası
Yusuf sûresinde
dördüncü âyetten itibaren Hz. Yusuf (a.s.)’ m gördüğü bir rüya ile kıssanın
anlatımına başlanmaktadır. Burada bildirildiğine göre Hz. Yusuf (a.s.),
rüyasında onbir yıldız ile güneş ve aym kendisine secde ettiklerini görmüş, bu
düşünü babası Hz. Yakub (a.s.)’a anlatmıştı. Hz. Yakub (a.s.), bu rüyayı
Allah’ın; oğlu Hz. Yusuf (a.s.)’ı seçkin bir kul yapacağı, ona rüya tâbiri
ilmini öğreteceği, hayatın problemlerini anlama ve onlara çözüm bulma
kabiliyetini lütfedip onu yüksek makamlara çıkaracağı ve sonunda peygamber
olarak görevlendireceği, ayrıca onun soyuna da büyük nimetler vereceği şeklinde
yorumladı. Bunun farkına varmalarından ve şeytanın tahrik ve kışkırtmasıyla
ona bir kötülük yapmalarından korkarak rüyasını kardeşlerine anlatmamasını
tembihledi. Sûrede Hz. Yusuf (a.s.)’m rüyası, babasının bu yorum ve tavsiyesi
şöyle anlatılmaktadır:
“Hani bir zaman
Yusuf, babasına, ‘Babacığım, ben rüyamda, onbir yıldız, güneş ve ayın, bana
secde ettiklerini gördüm.’ demişti.
(Yakub), ‘Yavrum,
düşünü kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan apaçık
bir düşmandır! Böylece Rabbin seni seçecek ve sana rüyaların yorumundan bir
parça öğretecek, sana ve Yakub soyuna nimetini tamamlayacaktır. Nasıl ki, daha
önce ataların İbrahim’e ve İshak’a da nimetini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabbin,
bilendir, hikmet sahibidir.’ dedi.[8]
Tarih kaynaklarında
Hz. Yusuf (a.s.)’m bu rüyayı 12 veya 17 yaşında iken gördüğü zikredilir. Daha
sonra geleceği gibi, rüyasında kendisine secde ederken gördüğü onbir yıldız
kardeşleri, güneş ve ay ise babasıyla annesi olarak tezahür etmiş ve onlar
Mısır’a yanına geldiklerinde onun önünde saygılarını sunmak için şükür
secdesine kapanmışlardır. Hz. Yakub (a.s.)’m sözleri, kardeşlerinin Hz. Yusuf
(a.s.)’ı daha önceden de kıskandıkları İzlenimini vermektedir. Önce geçtiği
gibi, Hz. Yakub (a.s.)’ in dört ayrı hanımından 12 oğlu olmuştu. Bunların en
küçükleri olan Hz. Yusuf (a.s.) ile Bünyâmin aynı anadan, yani Rahel’den
doğmuşlardı. Bünyâmin, Hz. Yusuf (a.s.)’dan küçüktü ve anneleri onu doğururken
ölmüştü. Hz. Yakub (a.s.), diğer on oğlunun karakterlerine pek güvenemiyor,
küçük kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.) ve Bünyamin’i kıskanmaları dolayısıyla
onlardan o ikisi için endişe duyuyordu. Hz. Yusuf (a.s.) ile Bünyamin’in
babaları tarafından daha fazla sevildiğine inanan ve bunu bir türlü içlerine
sindiremeyen kardeşleri, özellikle çok güzel bir çocuk olan Hz. Yusuf (a.s.)’ı
kıskanıyorlardı.
Tevrat’ta da, Hz.
Yakub (a.s.)’ın Hz. Yusuf (a.s.}’ı diğer oğullarından fazla sevmesi, bu yüzden
kardeşlerinin onu kıskanması ve Hz. Yusuf (a.s.)’m rüyası hakkında bilgi
verilir. Ancak orada bir değil iki rüyadan, Hz. Yusuf (a.s.)’m rüyalarını
kardeşlerine de anlattığından ve onların rüyaları aynen babalan gibi yorumladığından
söz edilir. Bunun yanında Hz. Yakub (a.s.)’m tepkisi, Kur’ân-ı Kerim’de
bildirildiğinden çok farklı gösterilmiştir. O, oğlu Hz. Yusuf (a.s.)’ı tebrik
etmemiş; aksine annesi, babası ve kardeşlerinin, kendisinin önünde eğilerek diz
çöktüklerini görmesi yüzünden onu şiddetle azarlamıştır.[9]
Görüldüğü gibi, Hz.
Yakub (a.s.)’ın, Hz. Yusuf (a.s.)’in rüyasına gösterdiği tepki hususunda,
Kur’ân ve Tevrat’ta verilen bilgiler taban tabana zıttır. Kur’ân’da açıklanan
tepkinin, Hz. Yakub (a.s.J’a, yani yüce bir peygamber ve asil bir babaya
yakışır bir davranış olduğu açıktır. Ancak Tevrat’ta bahsedilen tepki, değil
bir peygambere, aklı başında herhangi bir adama dahi yakışmayan bir
davranıştır. Tevrat’ta zikredilen bu tavrın asla doğru olamayacağı ortadadır.
Bu fark üzerinde hassasiyetle duran Mevdüdî, sözlerini şöyle bitirmektedir:
“Kaldı ki, Hz.
Yusuf (a.s.), herhangi bir şahsî hırsa kapılmamış, yalnızca rüyasını
anlatmıştı. Eğer rüya sâdık bir rüya idiyse, şüphesiz ki, Hz. Yakub (a.s.),
doğruluğuna inanarak onu yorumlayacaktı. Dolayısıyla oğlunu azarlaması İçin
hiçbir sebep yoktu. Zira besbelli ki rüya, oğlunun bir gün gelip yükseleceği yolundaki
bir tutkusunu değil, doğrudan Allah’ın isteğim dile getiriyordu.”[10] [11]