Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

HZ. İDRİS (A.S.) HAYATI

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1

HZ.
İDRİS (A.S.)
1

A.
Kur’ân Ve Hadis Kaynaklarında Verilen Bilgiler
. 1

B.
Diğer Kaynaklarda Anlatılanlar
. 2

 

 

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

HZ. İDRİS (A.S.)

 

A. Kur’ân Ve Hadis Kaynaklarında Verilen Bilgiler

 

Bâzı rivayetlerde Hz.
Âdem’in vefatından sonra, riyasetin oğlu Şît’e geçtiği ve onun peygamber olarak
görevlendirildiği bil­dirilmiştir. Hz. Peygamber’den de, Allah’ın Şît’e
vahyettiği ve ona 50 sahife gönderdiği nakledilmiştir.[1] Ancak
Kur’ân-ı Kerim’de onun hakkında bilgi verilmemiştir.

Kur’ân-ı Kerim’de ismi
zikredilen peygamberlerin tarih iti­bariyle ikincisi olan İdris (a.s.),
müfessirlerin ekseriyetine göre Nuh’un (a.s.) babasının dedesidir; ancak Nuh’un
dedesi olduğu da söylenmiştir. Kaynaklarda soy kütüğü şöyle verilmektedir: İdris/Ahnuh
b. Yâred b. Mehlâil b. Kaynân b. Anûş b. Şit (a.s.)[2]
Kur’ân, Hz. Şît ile Hz. Nuh arasında peygamberlik yapmış olan İdris (a.s.)
hakkında iki yerde bilgi vermiştir. Bu âyetlerde onun ismi ve peygamberliğiyle
birlikte, ahlâkî faziletlerine işaret edil­mekte ve bâzı sıfatlarından
bahsedilmektedir. Bu âyetlerin meal­leri şöyledir:

“Ey Muhammedi
Kitap’ta İdris’e dair söylediklerimizi de ha­tırla! Şüphesiz İdris, özü-sözü
doğru/sıddîk bir peygamberdi. Biz onu yüce bir makama yükselttik.[3]

“Ey Muhammedi
İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığı­mızı da hatırla! Onların her biri,
sabredenlerdendi. Biz de onlan rahmetimize garkettik. Onlar gerçekten
salihlerdendi.[4]

Kur’ân-ı Kerim’de Hz.
İdris hakkında verilen bilgi bunlar­dan ibarettir. Görüldüğü gibi admın geçtiği
ilk yerde onun dos­doğru bir insan ve bir peygamber olduğu hatırlatılmakta,
ayrıca Cenab-ı Hak tarafından yüce bir makama çıkarıldığı vurgulan­maktadır.
Son iki âyette ise, onun sabredenlerden, Allah’ın rah­metine dahil edilenlerden
ve salih kullardan olduğu bildirilmek­tedir.

Bu âyetlerin
tefsirinde müfessirler, İdris’in (a.s.) yükseltil­diği bildirilen “mekânen
aliyyen/yüce bir mekân” tabiri üzerinde durmuşlar, bunun manevî bir
mertebe olabileceği ihtimâline işaret ederek, bu ifâdeden, Cenab-ı Hakk’m
İdris’e peygamberlik bahşetmesi ve ona otuz sahife/suhuf indirmesinin
kastedildiğini söylemişlerdir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) hakkında da,
“Biz senin şanım yücelttik.”[5]
buyurulmasmı, bu ihtimâli kuv­vetlendirici bir delil olarak zikretmişlerdir. Bu
arada, “yüce bir mekân” ifadesine ikinci bir anlam verilmiş, bu tabir
ile Allah Teâlâ’nın, Hz. İdris’i semâya çıkardığının kastedildiği söylenmiş­tir.
Bu ikinci ihtimal doğrultusunda, onun çıkarıldığı dördüncü kat semâda hâlen
yaşamakta olduğunu ileri sürenler olmuştur. Yine, onun altıncı kat veya yedinci
kat semâda olduğunu kabul edenler vardır. Hasen-i Basri’ye nisbet edilen bir
görüşe göre ise, yüce mekândan maksat Cennettir ve İdris (a.s.) oraya konul­muştur.[6]

 

Sahih hadis
kaynaklarında Rasülullah’ın (s.a.v.) ulvî âlem­lere yükseltildiği Miraç
yolculuğu esnasında, göğün katlarında diğer bâzı peygamberler yanında Hz. İdris
ile de görüştüğünü bildiren rivayetler mevcuttur. Ancak bu rivayetlerin
ekserisinde, Rasülullah’ın, Hz. Âdem (a.s.) ile dünya semâsında, Hz. İbrahim
(a.s.) ile ise altıncı semâda görüştüğü ittifakla bildirilirken, İdris (a.s.),
Musa (a.s.) ve İsa (a.s.) peygamberlerle hangi semâda görüştüğünün kesin olarak
tespit edilemediği ifâde edilmektedir.[7] Bu
rivayetlerden anlaşıldığı gibi, Sevgili Peygamberimiz, Miraç yolculuğa
esnasında, diğer bâzı peygamberlerle de görüşmüştür. İdris (a.s.) dışındaki bu
peygamberlerin semânın katlarında hâlâ yaşamakta olduğu şeklinde bir durum söz
konusu değildir. Dolayısıyla, onlardan sâdece birinin, şimdi de hayatta olup
semânın dördüncü katında bulunduğu neticesini çıkarmak zordur. Öyle düşünenler,
iddialarını ispat hususunda, ikna edici deliller ileri sürememişlerdir. [8]

 

B. Diğer Kaynaklarda Anlatılanlar

 

Hz. îdris’in hâlâ
hayatta olduğu hakkındaki görüşün, Tev­rat ve Ehl-i Kitab’m elinde bulunan
diğer dînî kitaplardaki ha­berlerden aktarıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü bu
kitaplarda Hz. İdris (a.s.)’ın, Allah tarafından göğe yükseltildiğinden
bahsedil­miş; Kitab-ı Mukaddes’de “Allah’ın îdris’i kendine aldığı”,
Tal-mut’da ise, “îdris’in göğe yükseltildiği” bildirilmiştir.
Müslüman yardımcı olan güneş meleğinden de, ölümünün ertelenmesi hususunda
yardım ister. Güneş meleği onun bu  âlimlerin,
bu konudaki görüşlerinin kaynağının bu bilgiler oldu­ğu açıktır; dolayısıyla
doğruluğunu ispat mümkün değildir. Âyet­te Hz. İdris’in yükseltildiği
belirtilen “yüce mekân” ile semâ katı­nın kastedildiği görüşünü
taşıyanlara karşı, Mevdûdî, haklı ola­rak şöyle demiştir: “Âyetteki yüce
mekânın açık anlamı, Allah’ın İdris’i, yüksek bir makama erdirmesidir.”[9]

Kur’ân ve hadislerde,
İdris’in (a.s.) ne zaman ve hangi kavme gönderildiği veya peygamberlik görevini
yerine getirirken nelerle karşılaştığı hususunda da bilgi yoktur. Onun
İsrailoğulları peygamberlerinden olduğunu söyleyenler olmuşsa da,
mü-fessirlerin ekseriyeti, Hz. Nuh’tan önce yaşadığını kabul etmiş­lerdir.
Müfessirlerin bir kısmı, onun Tevrat’ta Yared oğlu Ha-nok/Ahnuh[10]
adıyla zikredilen şahıs olduğu görüşündedirler, Talmut’ta Hanok hakkında daha
geniş bilgi verilmiştir. Orada bildirildiğine göre, Âdemoğulları, Nuh’tan
önceki dönemde bo­zulmaya başlayınca, Allah Teâlâ, insanlardan uzak zâhidâne
bir hayat süren Hanok’u, bir melek vasıtasıyla, insanların arasına karışmak ve
onları doğru yola çağırmakla görevlendirir. Bu ilâhî emir üzerine inzivadan
çıkan Hanok, Allah tarafından kendisine gönderilen vahyi insanlara tebliğ eder.
İnsanlar, ona inanarak, Allah’a ibadet etmeye başlarlar. Hanok, âdil bir
şekilde, tara 350 yıl halkı yönetir. Bu münâsebetle Yüce Allah, mü’min
kullarına her tür nimeti ihsan eder.[11]

Eski Mısır Medeniyeti
araştırmacılarından bâzıları ise, İdris isminin Eski Mısır dinindeki
“Oziris” kelimesinin Arapça karşılığı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Efsaneye göre, insanlığın ilk öğret­meni olan, ziraat ve bâzı sanatlar yanında
insanlara pek çok bilgi öğreten Oziris göğe çıkmış ve köşkünü orada kurmuştur.
Bu bilge kral veya peygamber sonradan Eski Mısırlılarca tanrılaştırılmıştır.
Onun tanrı olduğunu kabul eden Mısırlıların inanışına göre, ölen her insanın
ameli tartılır; iyilikleri çok olanlar, Tanrı Oziris’e kavuşurlar.[12]

Bazı tarih
kitaplarında, İdris’in Eski Mısır’ın başkenti Menufta doğduğu, kral manasına
gelen “Hermes” adını taşıdığı bildirilmiştir. O, Mısır’dan çıkıp
yeryüzünü dolaşmış, sonunda yine Mısır’a dönüp 82 yaşında iken göğe
yükseltilmiştir. Bâzı tarihçilere göre ise, Bâbil’de doğup-büyümüş, çocukluk
yılların­da, babasının dedesi olan Şît’in (a.s.) ilmini öğrenmiştir. Büyü­yünce
peygamber olarak görevlendirilmiş insanları Âdem ve Şît’in dinine çağırmıştır.
Ne var ki, kendisine az bir grup iman etmiş, ekseriyet ise ona düşman
kesilmiştir. Neticede o ve üm­meti, Bâbü’den Mısır’a hicret etmek zorunda
kalmışlar, tebliğ faaliyetini orada yürütmüşlerdir.[13] Bu
arada müslüman tarihçi ve coğrafyacılardan Bîrûnî, Hermes’e İdris de
denildiğini, bâzıla­rının ise Budayı Hermes olarak kabul ettiklerini
nakletmekte-dir.[14]

Diğer taraftan
Kur’ân-ı Kerim’de ismi geçen Hz.İlyas’m (En’am suresi, 6/85; Saffât suresi,
37/123-135} İdris (a.s.) oldu­ğu hakkında da rivayetler vardır. Ancak, İlyas’m
İsraüoğulları peygamberlerinden olduğu görüşü kesin gibidir. Dolayısıyla İdris
ile îlyas’ın aynı şahıs olduğu görüşüne pek itibar edilmemiştir.[15]
onunla ilgili başka bir rivayette ise, Sâbiıler’in, dinlerini Şît, İdris ve Nuh
(a.s.) peygamberlerden aldıkları söylenmiştir.[16]

Tefsirler, tarih
kitapları ve peygamber kıssalarına dair e-serlerde, kalemle ilk yazı yazan, ilk
kez elbise dikip giyen kim­senin İdris olduğu kaydedilmektedir. Buna göre, daha
önceki insanlar hayvan derilerini giymişlerdir. Bu bakımdan idris (a.s.),
terzilerin piri kabul edilir. Ona İdris adının, Allah tarafından gönderilmiş
olan kitapları ve İslâm ahkâmını çok okuduğu ve bunlardan ders yaptığı için
verildiği de söylenmiştir.[17]

 

 



[1] Taberi, Tarih, I, 76; İbn Kesir, el-Bidûye, I, 99.

[2] Makdisî, el-Bed’ ve’t-târih, Kahire ts.
(Mektebetü’s-Sakâfeti’d-dîniyye), III, 11.

[3] Meryem sûresi, 19/56-57.

[4] Enbiyâ sûresi, 21/85-86.

[5] İnşirah  sûresi,
94/4.

[6] İbn Kesir, Tefsir, IV, 466; el-Biddye, I, 100.

İdris’in (a.s.) semâya
yükseltilmesi hakkında, kısas-ı enbiyâ, tarih ve tefsir kitaplarında uydurulma
İhtimali yüksek olan bâzı rivayetler nakledilmiştir:

Bu rivayetlerden birine
göre, idris Peygamberin (a.s.) Allah katına çıkan ha­yırlı işleri, kendi
zamanında yaşayan insanların tamamının hayırlı amellerine denk idi. Bu
faziletinden dolayı ona karşı büyük hayranlık ve sevgi besleyen ölüm meleği,
onunla dost olmak hususunda Allah’tan izin istedi. İzin verilince insan
kılığında İdris’e gelip onunla samîmi bir arkadaşlık kurdu. Bir süre sonra, bu
ar­kadaşının ölüm meleği Azrail olduğunu öğrenen İdris (a.s.), ondan kendisine
ö-lüm acısını tattırmasını istedi. Onun arzusunu yerine getiren ölüm meleği, Al­lah’ın
İzni ile onun canını aldı, bir saat sonra da geri verdi. İdris, bundan sonra
arkadaşından Cennet ve Cehennemi kendisine göstermesini istedi. İsteği kabul
edilince önce Cehennemi gördü; ardından Cennete girdi. Ancak ölüm meleğinin
“çık” emrini dinlemedi ve Allah çıkarmadıkça oradan çıkmayacağını
söyledi. Allah tarafından, ölüm meleği ile kendisi arasında hakem olması için
gönderilen başka bir meleğin önünde kendisini başarılı bîr şekilde savununca,
Allah’ın emriyle o-rada kalmasına izin verildi.

Bir diğer rivayete
göre, İdris (a.s.], kendisiyle buluşmak için yere inen bir meleğin, Ölüm
meleğinin kardeşi olduğunu öğrenir ve ondan kardeşi nezdinde kendisine yardımcı
olmasını ister. Melek, onu sırtına alıp kardeşine götürmek ü; zere semâlara
çıkarır. Bu esnada eceli gelen İdris (a.s.), semânın altıncı katında meleğin
iki kanadı arasında ruhunu teslim eder.

Başka bir rivayette,
bir yolculuk esnasında kızgın güneşten rahatsız olan idris (a.s.), bu sıcağın
hafifletilmesi için Allah’a duâ eder. Bu arada kendisine ricasını ölüm meleğine
ulaştırır; fakat cevap olum­suzdur. Bunun üzerine İdris (a.s.), öleceği zamanı
öğrenmek ister. Listesini açıp bakan ölüm meleği, onun adını bulamaz ve bu
durumu, onun tam güneş doğar­ken öleceği şeklinde izah eder.

Büyük bir kısmıyla isrâiliyyat ve uydurma hikâyelerden ibaret olduğu
anlaşı­lan bu rivayetlerin özet ve tenkidi için bkz. İbn Kesir, Tefsir, IV,
465-466; Ayde­mir, Peygamberler, 44-45; A. Lütfî Kazancı, Peygamberler Tarihi,
îzmir 1993, s 90-99.

[7] İlgili rivayetler için bkz. Buhâri, Salât, 1; Enbiya,
5; Tirmizî, Tefsir, 19/2; Ahmed b. Hanbel, 
Müsned, V, 143.

[8] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 104-106.

[9] Tefhim, III, 225.

[10] Tekvin, 5/18-19, 21-24. Burada Hanok’un, babası Yared’in
162 yaşında bulun­duğu sırada doğduğu, 365 yıl yaşadığı, 300 yıl Allah ile
yürüdüğü bildirilmekte­dir.

[11] Mevdüdi, Tefhim, III, 225, H. Plano, The Taimut
Selections, 18-2l’den naklen.

[12] Bu konuda bkz, Seyyid Kutub, Fi Züali’l-Kurûn,
(Terc.İ. Hakkı Şengüler-M.Emin Saraç-Bekir Karlığa), İstanbul 1971, IX, 520; X,
163; Tantâvî, el-Cevâhir fi-tefsîri’l’Kurân (Tefsir), Beyrut 1412/1991, X, 41.

Oziris hakkında geniş bilgi   için
bkz. Yusuf Ziya özer, Mısır Tarihi, Ankara 1987, 62-64, 131-134. .

[13] Bu rivayetler için bkz. Tabbâra, 65-66.

[14] el-Âsârul-bâkiye, s. 206.

[15] Elmahlı, III, 457; VI, 447. Muhammed Esed, fazla
taraftar bulmayan bu görüşe meyledenlerdendir. O, ilk müfessirlerden İbn
Mes’ud, Katâde, İkrime ve Dahhak’a nisbet edilen İdris’in İlyas peygamber
olduğu görüşünü son derece mâkul buldu­ğunu söylemektedir (Kuran. Mesajı, trc.
Cahit Koytak-Alımet Ertürk, İstanbul 1997/1418, s. 617).

[16] Bu rivayetler ve Sâbiîlik hakkında bkz. Elmalılı, III,
294 vd.

[17] îbn Kuteybe,  
el-Maârif,  Beyrut  1970, 
s.   10; Taberi,  Tarih, 
I,  85;  Salebi, 
50; Kurtubî, Tefsir, XI, 117; Şevkâni, Tefsir, III, 368; Tantâvi,
Tefsir, X, 41.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 106-109.

İlgili Makaleler