Hz. Yusuf As Hayatı
Tarihçiler, Hz. Yusuf
(a.s.)’m Mısır’a bu hanedan zamanında geldiğinde müttefiktirler. Ancak hangi
firavun zamanında geldiği hususu ihtilaflıdır. Mısırlı arkeolog Ahmed Yusuf
Ahmed, onun XVI. Haneden firavunlarından İ-Apopi/Apopis zamanında (M.Ö.
1585-1542] geldiğinin kesinleştiğini, o dönemden kalma bir mezar taşında, Fûtî
Fâri’ismini gördüğünü, bu İsmin Hz. Yusuf (a-S.)ı satın alan Aziz Potifar
olduğunu belirtir. Yine XVII. Hanedan’dan bahseden bâzı kitabelerde, bu
dönemden önce Mısır’da çıkan bir kıtlıktan bahsedildiğini hatırlatarak, bu
kıtlığın Kur’an ve Tevrat’ta bahsedilen kıtlık olduğunu söyler (bkz. Neccâr,
239).
Hz. Yusuf (a.s.)’ın
görev talebinde bulunması ve getirildiği görevin mahiyeti üzerinde çeşitli
görüşler ileri sürülmüştür.
Elmalıh, bu konuda
şöyle der: “Bunda adalet ve hakkı hâkim kılma ile şer! hükümleri
uygulayabileceğini bilen bir kimse için, emirlik ve idareciliği talep etme ve
idareciliğe kabiliyetini açıklamanın caiz olduğuna ve hattâ hakkı hâkim kılmaya
ve halkı idareye başka suretle yol olmadığı takdirde kâfirden bile görev ve
salâhiyet almanın caiz olacağına delil vardır, denilmiştir. Fakat âyette, bu melikin
küfrüne dair delil yoktur; bilakis, büyük müfessir Mücahid’den Müslüman olduğu
rivayet edilmiştir.
Bir de, ‘Beni ülke
hazinelerinin üzerine memur tâyin et’ diyen Hz. Yusuf (a.s.), kraldan tam yetki
istemiştir. Bu surette ise bâzı müfessirlerin dedikleri gibi, kral, Hz. Yusuf
(a.s.)’ın görüş ve hükmüne tâbi olmuş demektir. Binaenaleyh bu suretle, görevi
kabul sorumluluğu, doğrudan ahkâmı yürütme sorumluluğuna râci o-lur. Talep
meselesine gelince, fıkhı şudur: Ehil olmayanlara, görev haramdır, görev
vermek de haram, istemek de, kabul etmek de haramdır. Ehil olanlara ise, kabul
caiz, talep mekruhtur. Ancak o işe ondan başka ehil kimse bulunmadığı belli
olmuşsa o vakit talep vacip bile olur. İşte bir peygamber olan Hz. Yusuf
(a.s.|, Allah tarafından görevlendirilmiş olduğu şer7! ahkâmı uygulamak, hak ve
adaletin icrasına bir vesile bulmak İçin, bu talep ile, o vecibenin ifasına
koşmuştur.” (Hak Dini, V, 58-59).
Konuyu geniş bir
şekilde ele alan Mevdûdî, ilgili âyette gündeme gelen önemli sorulara cevap
aramıştır: Onun tespitine göre ilk soru, Hz. Yusuf (a.s.)’ın krala yaptığı
teklifin mâhiyeti hakkındadır. Ona göre, bu talep ve kabul, öncesi olmayan bir
iş değil aksine, tevazuda, doğrulukta, önsezide, iffette, güvenilirlikte, zekâ
ve anlayışta kendisini ispat etmiş ve üike kaynaklarının tasarruf ve korunmasında
eşsizliğini ortaya koymuş bir şahsın talebi; ve onun bütün bu kabiliyetlerini
devlet erkanıyla birlikte yakından müşahede etmiş bir hükümdarın kabulüdür.
İkinci soru, Hz. Yusuf
(a.s.)’m üslendiği görevin ne olduğudur. Mevdüdî, ona verilen görevin, bîr
Maliye bakanlığı, Hazine müsteşarlığı veya Kıtlık dönemi danışmanlığı türünden
bir memuriyet değil, tüm yönetimin ellerine teslim edildiği mutlak bir otorite
olduğuna inanır. Ona göre, Yusuf süresinde onun tahta oturması ve kendisine
meliklik verdiği için Allah’a şükretmesi (âyet.lOl), yine kendisine melik
denmesi (âyet, 72), ülkede tam tasarruf sahibi olduğunun ifade edilmesi (âyet,
56 }, bunu açıkça gösterir. Tevrat ve Talmud’taki bâzı bilgiler de bunu
destekler.
Üçüncü bir soru, Hz.
Yusuf (a.s.)’m hedefi hakkındadır. Hizmetlerinden maksadı, küfür ehline ait
bir devletin kanunlarına tabi olmak ve onları güçlendirmek midir, yoksa yürütme
gücünü kullanarak dinini hayatın tüm safhalarına hâkim kılmak mıdır? Bu soruya
en güzel cevabın ünlü müfessir Zemahşeri tarafından verildiğini söyler ve onun
şu sözlerini aktarır: “Hz. Yusuf (a.s.) ülkenin kaynaklarını benim
tasarrufuma verin şeklindeki teklifini yaptığı zaman onun niyeti, Allah’ın
hükümlerini yürürlükte kılmak, hak ve adaleti tesis etmek ve tüm peygamberler
gibi görevini icra etmek üzere iktidar fırsati kollamaktı. Yoksa, tahta
geçmeyi, salta
nat
sürmek sevdası için yahut dünyevî arzularım ve hırslarım tatmin için istememişti.
Böylece bir talepte bulundu; çünkü bu işi icra edebilecek bir başkasının bulunmadığım
gayet iyi biliyordu.” {Geniş bilgi İçin bkz. Tefhim, II, 471-473; ayrıca
bkz. Şevkânî, Tefsir, III, 35).
[38] Yusuf sûresi, 12/54-57.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 331-336.
[39] Yusuf sûresi, 12/58-62. Tevrat, Kur’â-ı-ı Kerim’den
farklı olarak, Hz. Yusuf (a.s.)’ın huzuruna giren kardeşlerinin, onun önünde
yere kapandıklarını, Hz. Yusuf (a.s.)’m ise onları azarlayıp onları
memleketinin çıplaklığını görmek üzere gelen casuslar olmakla suçladığını, bu
suçu reddetmelerine rağmen onları suçlamaya devam ettiğini bildirir. Ayrıca
Firavun adına yemin ederek, küçük kardeşlerini getirmedikleri takdirde
Mısır’dan ayrılmalarına izin vermeyeceğini söylediğini ve İçlerinden birini
rehin olarak yanında alıkoyduğunu zikreder (Tekvin, 42/1-25).
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 336-338.
[40] Bu konudaki görüşler için bkz. Taberi, Tarih, 1, 180;
Kurtubî, Tefsir, IX, 226-229; İbn Kesir, Tefsir, IV, 38; Kasasu’l-enbiyû, I,
295; Salebİ,131; Mevdûdî, Tefhim, II, 479 ; Ateş, Tefsir, III, 1344.
[41] Yusuf sûresi, 12/63-68. Buradaki son âyette
“insanların çoğunun bilmediği şeklinde ifade edilen husus, Hz. Yakub
(a.s.)’m “tedbir ile Allah’a tevekkül” asasında kurduğu dengedir. O,
Allah’ın kendisine verdiği gerçek bilgi sayesinde akl-ı selimin gerektirdiği
bütün tedbirlere başvurmuş; önceden Hz. Yusuf (a.s.)’a yaptıklarını
hatırlatarak, onları Bünyamin hakkında aynı şeyi yapmaktan sakındırmış ve onu
koruyacaklarına dair kesin bir söz almıştır. Aynı şekilde tehlikeye mâruz
kalmamaları için Mısır’a ayn kapılardan girmelerini emretmiştir. Sonra da Allah’a
tevekkül etmiş, bir taraftan kula düşenin tedbir almak olduğunu hatırlatmış,
diğer yandan da hiçbir beşerî gücün Allah’ın takdirini değiştiremeyeceğini,
gerçek himayenin ancak Allah’ın himayesi olduğunu ve O’na sığınmak gerektiğini
açıklamıştır.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 338-340.
[42] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları:
[43] Taberî, Tarih, I, 182.
[44] Kardeşlerinin, Hz. Yusuf (a.s.J’ın da önceden
hırsızlık yaptığını söylemesini, ona yapılmış bir iftira olmayıp, çocukluğunda
yaptığı küçük bir hırsızlığa işaret olarak düşünenler olmuştur. Bu konuda
aktarılan rivayetlerde, onun çocukluğunda anne tarafından dedesine ait bir putu
çalıp kırdığından veya ondan ayrılmak istemeyen halasının onu kendisine köle
edinmek maksadıyla, Hz. İshak (a.s.)’dan kalma kuşağı Hz. Yusuf (a.s.)’m beline
bağlayıp, daha sonra da onu kuşağı çalmakla itham ettiğinden ve şeriatları
gereğince onu köle edindiğinden bahsedilmiştir (Bu rivayetler için bkz.
Taberî, Tarih, I, 170, 182; Kurtubî, Tefsir, IX, 239; İbn Kesir, Tefsir, IV,
40-41 ).
[45] Elmalıh, burada Allah tarafından Hz. Yusuf (a.s.)’a
öğretilen tedbir hakkında şöyle der: “Yani Yusuf için bu acîb tedbiri
Allah takdir ve tertip etti, ona, onu Allah vahiy ve talim eyledi de kardeşini
alıkoymak için fetvasını kardeşlerine verdirdi ve bu suretle babasının
şeriatını Mısır’da tatbik yolunu açtı. Allah bir şeyi murad edince, sebeplerini
hazırlar. Onun için bir taraftan Yusufa O şekli talim edip kardeşlerinin
hakemliğine müracaat ettirdiği gibi diğer taraftan kardeşlerine de İşi
sezdirmeyerek ol veçhile cevap ve hüküm verdiriverdi.” (Hak Dini, V, 78).
[46] Yusuf suresi, 12/69-82. Tevrat’ta, bu ikinci gemlen
masında kardeşinin Bunyanuni aJmadan gûmeme hususundaki ararları üzerine,
kimliğini açıklayan ve onlara kırgm ohnadığmı söyleyen Hz. Yusuf (a.s.)’m,
kralın da bilgisi dahilinde, babasın, ve ailesini M.sır’a getirmeleri için
arabalar gönderdiği söylenir (Tekvin, 45-47.)
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 341-344.
[47] Yusuf sûresi, 12/83-87.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 344-345.
[48] Yusuf sûresi, 12/87-93.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 345-347.
[49] Yusuf sûresi, 12/94-98. Tevrat’a göre, oğuiianmn
kendisine Hz. Yusuf (a.s.)’m yaşadığını ve Mısır ülkesinin hâkimi olduğunu
söylemeleri üzerine, Hz. Yakub (a.s.), onlara inanmamış, aksine gönlünü
bayıltıcı bir keder kaplamıştır. Ancak Hz. Yusuf (a.s.)’ı getiren kervanı
görünce sevinmiştir (Tekvin, 45/26-27).
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 347-348.
[50] Onların şeriatinde insan İçin secdeye kapanmanın caiz
olduğunu bildiren rivayetler de nakledilmiştir (bkz. İbn Kesir, Tefsir, İV,
50). Yine, İbn Abbas’tan, önünde secdeye kapanılan şahıs için kullanılan
“O” zamiriyle Allah’ın kastedildiği; çünkü bir peygamberin, anne ve
babasının kendi önünde secde etmelerine izin vermesinin peygamberlere yakışan
bir Ö2ellik olmadığı şeklinde görüş nakledilmiştir (Râzi’nin İbn Abbas’tan
naklettiği bu rivayet için bkz. Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, 479
[51] Yusuf sûresi, 12/99-101.
[52] Kurtubî, Tefsir, IX, 268.
[53] Göst. yer.
[54] Mevdûdî, Tefhim, II, 493.
[55] Çıkış, 12/37-38.
[56] Sayılar, 15/15-16.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 348-351.
[57] Tekvin, 41/45-50.
[58] Bkz. Taberi, Tarih, I, 178; İbn Kesir, Tefsir, IV, 34;
Salebi, 128. Kurtubî, onun çocukları hakkında bilgi verirken, iki oğlu ve bir
kızının İsimlerini vermiş; ancak onların annelerinden bahsetmemiştir (Tefsir,
9, 270). Bunun sebebi, Hz. Yusuf ;î
(a.s.)’m hanımı hakkındaki rivayetlere güvensizlik olmalıdır.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 351.
[59] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 351-352.
[60] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 352.
[61] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 352-353.
[62] Yusuf süresi, 12/102-107.
[63] İbn Kesir, Tefsir, IV, 61.
[64] Yusuf sûresi, 12/110-111.
[65] En’am sûresi, 6/84
[66] Mü’min sûresi, 40/34
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 353-355.