Hz. Yusuf As Hayatı
N. Hz. Yakub (A.S.), Oğlu Hz. Yusuf (A.S.)’ın Sağ Olduğunu
Öğreniyor
Hz. Yakub (a.s.)’ın
oğulları, atmış oldukları kuyudan ve daha sonra da konulduğu zindandan
kurtularak, Allah’ın lütfuyla Mısır hazinelerinin başına getirilmiş kardeşleri
Hz. Yusuf (a.s.) tarafından affedilmenin sevinciyle, ülkeleri Filistin’e hareket
ettiler. Hz. Yakub (a.s.) ise, oğullarının Mısır’dan ayrılmasından hemen
sonra, kendisine bunak diyebileceklerini de göze alarak, yanında bulunanlara
oğlu Hz. Yusuf (a.s.)’ın kokusunu hissettiğini açıklamıştı. Endişesinde haksız
da değildi, nitekim yanında bulunan ve Hz. Yusuf (a.s.)’ın öldüğüne inananlar,
o-nun hâlâ eski şaşkınlığı içinde bulunduğunu söylediler. Ancak bir süre sonra
asıl şaşkın olanlar belli oldu. Kervan gelmiş, müjdeci Hz. Yusuf {a.s.)’m
gömleğini babası Hz. Yakub (a.s.)’ın yüzüne koymuştu. Bu esnada Allah’ın izni
ile onun uzun bir süredir görmeyen gözleri açıldı. Alman mutlu haber
dolayısıyla ailede büyük bir sevinç yaşandı. Bütün ailenin Mısır’a Hz. Yusuf
(a.s.)’ın ülkesine gideceği haberi de Hz. Yakub (a.s.) başta olmak üzere aile
fertlerini ayrıca mutlu etmişti.
Hz. Yakub (a.s.), bu
manzara karşısında, oğullarına ve ya-nında bulunan diğer kimselere, Allah
katından kendisine, başkalarının bilemeyeceği bir takım bilgilerin
vahyedildiğini öncedende söylediğini hatırlattı. Oğullan ise suçlarını itiraf
ederek, ondan, affedilmeleri için Allah’a duâ etmesini istediler. Hz. Yakub
(a.s.), onlar için mağfiret dileyeceğini söyledi. Kur’ân-ı Kerim, bu mutluluk
tablosunu şöyle anlatmaktadır:
“Kafile
ayrılınca, babalan, ‘Eğer bana bunak demezseniz, inanın ben Yusuf’un kokusunu
alıyorum!’ dedi.
Yanındakiler,
‘Vallahi, sen hâlâ eski şaşkınlığının içindesin!’ dediler.
Müjdeci gelip de,
Yusuf’un gömleğini Yakub’un yüzüne koyunca, derhal gözleri görür oldu, o zaman
şöyle dedi: ‘Ben size, Allah’ın bügilendirmesiyle sizin bilemeyeceğiniz şeyleri
bilirim, demedim mi?’
Oğulları, ‘Ey babamız!
Allah’tan bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günah işledik!’
dediler.
Yakub, ‘Sizin için
Rabbimden af dileyeceğim, şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.’ dedi.”[49]
O. Büyük Buluşma Ve Hz. Yusuf (A.S,)’ın Rüyasının
Gerçekleşmesi
Hz. Yusuf (a.s.)’m sağ
olduğunu öğrenen ve bu haberin sevinciyle gözleri açılan Hz. Yakub (a.s.), ona
bir an önce kavuşmak için, oğullarına hemen yol hazırlıklarına başlamalarını
emretti. Bunun üzerine başta oğullan olmak üzere bütün aile mensupları, bu
uzun ve mutlu yolculuk için gereken hazırlıklarını tamamladılar ve ardından
Mısır’a doğru yola çıktılar.
Hz. Yusuf (a.s.),
babası ve yakınlarının yolda olduklarını öğrenince, kralın kendisine eşlik
etmelerini istediği devlet ricali ve Mısır’ın ileri gelenleriyle birlikte
onları karşılamaya çıktı. Mısır hudutlarında karşılaştıklarında şüphesiz
gözleri yaşartan manzaralar yaşanmış olmalıdır. Çünkü baba-oğul buluşması,
evlât hasretiyle dökülen hesapsız gözyaşlarının, baba hasretiyle geçen uzun
yılların ardından gerçekleşen bir buluşma idi. Hz. Yusuf (a.s.), babasını ve
annesinin ölümünden sonra babasıyla evlenmiş olan teyzesini bağrına bastı,
onlara büyük saygı ve hürmet gösterdi. Ülkesinde emniyet içinde
kalabileceklerini söyledi ve onlardan bundan sonra aile olarak Mısır’da
oturmalarını istedi.
Hz. Yusuf (a.s.},
babası, kardeşleri ve diğer yakınlarını, beraberinde başkente götürdü. Hükümet
konağına girildiğinde, babasına ve üvey annesine en güzel ikramını, o ikisini
tahtının üstüne oturtmak suretiyle yaptı. İşte bu esnada babası, annesi ve
kardeşleri, ona hürmet için önünde eğilip secdeye kapandılar.[50] Bu
manzara, Hz. Yusuf (a.s.)’a, küçükken görmüş olduğu meşhur rüyayı
hatırlatmıştı; babasına hitap ederek, önünde eğilip secdeye kapanmalarının,
rüyasının tâbiri olduğunu, Allah’ın babasını yorumunda haklı çıkardığını ve
kendisine büyük lütuf-ta bulunduğunu söyledi. Bu iyilikler içinde, zindandan
çıkarılmasını, şeytanın kardeşleriyle kendisinin arasını bozmasından sonra,
onların uzak çölden huzuruna getirilmelerini hatırlattı ve Allah’ın dilediği
kimselere lütfettiğini ifâde etti. Kendisine verdiği saltanat, rüya tâbiri ilmi
ve devamlı destek için Allah’a şükretti ve kendisini bir Müslüman olarak
öldürmesi ve salihler zümresine katması için duâ etti. Kur’ân-ı Kerim, bu
önemli buluşma hakkında şöyle demektedir:
“Yusuf un yanına
girdikleri zaman, Yusuf, anne ve babasını kucakladı ve onlara, ‘Allah’ın
dileğiyle güven içinde Mısır’a girin!’ dedi. Anne ve babasını tahtının üstüne
çıkartıp oturttu ve bu sırada hepsi onun önünde, saygılarını sunmak için yere
kadar eğilip onun için secdeye kapandılar. Yusuf dedi ki: ‘Ey babacığım! îşte
bu, daha önce gördüğüm rüyanın tâbiridir. Rabbim onu gerçekleştirdi ve bana
iyilik etti. Şöyle ki, beni zindandan çıkardı; şeytan, benimle kardeşlerim
arasına fitne soktuktan sonra, sizi çölden getirerek benimle buluşturdu.
Gerçekten rabbim, dilediğine lütfe-dicidir. O, bilendir, hikmet sahibidir. Ey
Rabbim! Sen bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey
göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da, âhirette de benim yârim sensin!
Beni Müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!”[51]
Müfessirler, Hz. Yakub
(a.s.)’m Mısır’da 24 yıl daha yaşadığını ve orada 147 yaşında iken vefat
ettiğini, vasiyeti gereğince oğlu Hz. Yusuf (a.s.) tarafından babası Hz. İshak
(a.s.) ve dedesi Hz. İbrahim (a.s.)’ın yanına defnedilmek üzere Filistin’e
Halilurrahman (Hebron) kentine götürülüp oraya defnedildiğini bildirirler.[52]
Verilen bilgilere göre, tekrar Mısır’a dönen Hz. Yusuf (a.s.), babasının
ölümünden sonra 23 yıl daha yaşamıştır. 107 yaşlan civarında Mısır’da vefat
etmiş ve oraya defnedilmiştir. Bazı rivayetlere göre Hz. Musa (a.s.) Mısır’dan
çıkışı sırasında onun sanduka içindeki cesedini Kudüs’e defnetmek niyetiyle
yanında götürmüştür.[53]
Yusuf sûresinde, bir
bütün olarak anlatılan kıssa, baba-oğul buluşmasıyla sona ermektedir. Kur’ân-ı
Kerim’de, Hz. Yusuf (a.s.)’m hayatının bu buluşmadan sonraki safhası hakkında
herhangi bir bilgi yoktur.
Hz. Yakub (a.s.)’ın
ailesinden onunla birlikte Mısır’a göç ederek oraya yerleşen İsrailoğullan’nm
toplam sayısı, Yakub ailesine mensup olmayan kadınlar hariç 70 olarak
bildirilir. Tevrat’ta yaklaşık 5 asır sonra, Mısır’ı terkeden
İsrailoğulları’nm Sînâ çölünde yapılan nüfus sayımında 2 milyon çıktıkları
zikredilmiştir. Belirtilen sürede bu kadar çoğalmalarının mümkün olmadığına
dikkat çeken tarihçiler, Mısır’ın yerlilerinden onların dinini kabul eden
unsurların da, ırkdaşları Kıbtîler tarafından İsrailoğulları’ndan sayılıp
dışlandıkları, İsrailoğulları’nın göçü esnasında bu unsurların da onlara
katıldığı görüşündedirler.[54]
Tevrat’taki bâzı kayıtlar da bu görüşü destekler. Nitekim, çocuklar ve kadınlar
dışında 600 bin civarında olan İsrailoğulları’nm Ramses’ten ayrılmaları.sırasında,
kendilerine karışmış bir topluluğun da onlarla birlikte gittiği,[55] bu
unsurların zamanla İsrailoğulları içinde “yabancılar” olarak
isimlendirildiği bildirilmektedir.[56]
Ö. Hz. Yusuf (A.S.)’ın Evliliği Ve Çocukları
Tevrat’ta Hz. Yusuf
(a.s.)’ı zindandan çıkararak yönetimi ona teslim eden kralın, ayrıca onu On
şehrinin kâhini Poti-fera’nm kızı Asenatla evlendirdiği ve Hz. Yusuf (a.s.)’m
bu hanımından, kıtlık başlamadan önce iki oğul sahibi olduğu bildirilir.[57] Daha
Önce geçtiği gibi, Züleyha’nm kocası Aziz’in adı Potifar idi. Muhtemeldir ki,
Asenat’m babası Poti-fera ile Züleyha’nm kocası Potifar isim benzerliği
yüzünden karıştırılmış ve Hz. Yusuf (a.s.)’m görevini devraldığı Potifar’m
hanımı, yani başına bilinen sıkıntıları açan Züleyha ile evlendiği
söylenmiştir.[58]
P. Yusuf (A.S.) Kıssasından Bazı Mesajlar
1. İman Ve Tevekkül
Çok sevdiği oğlu
Yusufu kaybetmesine rağmen, Hz. Yakub (a.s.}, infial ve ümitsizliğe kapılmamış;
aksine kendisine düşenin güzel bir sabır ve Allah’ın yardımına sığınmak olduğunu
söylemiştir. En sıkıntılı günlerinde dahi, Allah’a tevekkül ve Allah’ın emrine
karşı ruhî bir huzur ve tatmin içinde olmuştur. Ancak onun Allah’a tevekkülü,
hiçbir zaman tedbirlere başvurmasına engel teşkil etmemiştir. Her işte,
kendisine düşen tedbirleri almış, sonunda işi Allah’a havale ederek neticeyi
O’ndan beklemiştir. Alınması gereken tedbirin, takdiri değiştirmeyeceği
gerçeğini, oğullarının Mısır’a ayrı kapılardan girmesini emrederken, “Allah’ın
takdirine karşı size herhangi bir fayda sağlayamam” sözleriyle ifade
etmiştir. Hz. Yakub (a.s.), bu tavrıyla bizlere, Allah’a tevekkülle birlikte,
sebeplere sarılmanın, ihtiyat ve tedbiri elden bırakmamanın lüzumuna dair büyük
bir ders vermiştir.[59]
2. İffet Ve Sabır
Hz. Yusuf (a.s.),
Aziz’in karısının isteklerini reddederek nefsini kırmak, bu yüzden
çarptırılabileceği her türlü cezayı göze almak ve sonunda kadınların
fitnesinden kurtulmak için zindan hayatını tercih etmekle bütün insanlığa büyük
bir iffet dersi vermiştir. Hz. Yusuf (a.s.)’m hayatı, peşpeşe gelen büyük
sıkıntılara gösterilen üstün sabrın da çarpıcı bir misalidir. Hz. Yusuf
(a.s.), ilk büyük sıkıntısını kardeşleri tarafından kuyuya atılmak, ikincisini
köle olarak satılmak, üçüncüsünü kadınların hedefi olmak, dördüncüsünü de
zindana atılmakla yaşamıştı. O, bütün bu zorluklar karşısında sabretti, hiç bir
zaman Allah’ın yardımından ümidini kesmedi ve neticede, Allah’tan korkan ve
sabredenler için vâdedİlen mükâfata ulaştı. Benzeri bir sabrı da yıllarca
onun hasretiyle kavrulan ve hiçbir zaman ümidini yitirmeyen babası Hz. Yakub
(a.s.) sergiledi.[60]