Hz. İsa (a.s.) Hayatı
Hz.İsa (A.S.)
YİRMİALTINCI
BÖLÜM
HZ.İSA (A.S.)
A. Hz. Meryem’in Doğumu
Hz. Süleyman (a.s.)
neslinden olan Hz. Meryem’in babasının adı Imrân,[1]
annesinin adı ise Hanne’dir. Rivayete göre, Hanne kısır bir kadındı, kocası ve
o ne kadar arzu etseler de bir türlü çocukları olmuyordu. Buna çok üzülen
Hanne, bir çocuk sahibi olabilmek için devamlı Allah’a yalvarıyor ve kendisine
bir çocuk ihsan ettiği takdirde, onu Beytülmakdis’e (Mescid-i Aksa) hizmet ve
orada ibâdet için adayacağına söz veriyordu. Sonunda duası kabul edildi ve
hâmile kaldı.
Yıllarca hasretini çektiği
çocuğunun doğumunu dört gözle bekleyen Hanne, bu günlerde kocası İmran’m
vefatıyla sarsıldı. Bundan bir süre sonra bir kız çocuğu dünyaya getirdi.
Çocuğunun kız olduğunu gören Hanne, adağını yerine getirmek hususunda
tereddüde düştü. Çünkü, kadınların Mescid-i Aksâ’nm hizmetinde bulunması
alışılmış bir durum değildi. Ayrıca özel halleri dolayısıyla bu işe uygun
bulunmazlardı. Bu düşünce içinde kızma, çok ibâdet eden insan ve hizmetkâr
anlamına gelen Meryem adını vererek onu ve zürriyyetini şeytandan muhafaza
buyurması için Allah’a dua eden Hanne, sonunda bu tereddüdünü yendi. Biricik
kızını, büyük ihtimalle sütten kestikten sonra kız kardeşi İsa’nın Hocası da
olan Beytülmakdis’in imamı Hz. Zekeriyâ peygambere teslim etti.
Kur’ân-ı Kerim’de, Hz.
İsa (a.s.)’m mensup olduğu Allah’ın dinine inanan ve ona sarılan İmran
ailesinin fazileti, Hz. Meryem’in doğumu ve annesi tarafından Beytülmakdis’e
nezredilmesi, şöyle dile getirilmektedir:
“Allah, Âdem’i,
Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini birbirinin soyundan olarak âlemlere
tercih etti (nübüvveti onlara tahsis ederek âlemlerin özü kıldı). Allah
işitendir, bilendir.
imran’ın karısı, ‘Ya
Rab! Karnımdaki çocuğu, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, adağımı benden
kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak sensin!’ demişti. Onu doğurduğunda,
-Allah onun ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- ‘Ya Rab! Kız doğurdum. Erkek,
kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş
şeytandan sana sığındırırım!’ dedi.”[2]
İslâmî kaynaklar, Hz.
Meryem’in Hz. Zekeriyâ (a.s.)’m himayesine verilmesi konusunda, yahudi din
adamları arasında çekilen bir kur’adan bahsetmektedirler. Bu haberlere göre
Mescid-i Aksâ’da ibadetle meşgul din adamları, önceki imamları olan İmran’m
kızı Meryem’in Hz. Zekeriyâ (a.s.)’ın himayesine bırakılmasına karşı
çıkmışlardı. Hz. Zekeriyâ (a.s.), “Onu bana bırakınız, onu himayeye en
lâyık olan benim; çünkü onun teyzesi benim zevcemdir.”[3]
diyerek Meryem’in kendisine emânet edilmesini isteyince; “Eğer o, üzerinde
en fazla hakkı olan insana teslim edilecek olsaydı, annesine bırakılırdı.”
dediler ve onun kime bırakılacağını aralarında çekecekleri kur’a ile
belirlemeyi teklif ettiler. Sonunda üzerlerine isimlerini yazdıkları
kalemlerini veya oklarını bir ırmağa atmayı ve kiminki suyun üstünde kalırsa
Meryem’i o hahama emânet etmeyi kararlaştırdılar. Irmağa attıkları kalemlerden
sâdece Hz. Zekeriyâ (a.s.)’a ait olanı su üstünde kalınca, bebeği onun
himayesine vermeye razı oldular.[4]
Kur’ân-ı Kerim’de, Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben, bu olaya İşaret edilerek
şöyle buyurulmuştur:
“Bu, sana
vahyettiğimiz ğayb haberlerindendir: Meryem’e hangisi kefil olacak diye
kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, tartışırlarken de orada
bulunmadın.[5]
Hz. Meryem, böylece
Mescid-i Aksâ’da teyzesinin kocası Hz. Zekeriyâ peygamberin gözetiminde iyi bir
şekilde yetişti. Zamanını ibâdet ve dua ile geçiriyordu. Ona büyük değer veren
ve yetişmesine büyük itina gösteren Hz. Zekeriyâ {a.s.), onun ibadet etmesi
için ayrı bir oda/mihrap tahsis etti. Onun mihrabına[6] her
girişinde, önceden geçtiği gibi, yanında çeşitli yiyecek maddeleri görür,
bunların nereden geldiğini sorardı. Meryem ise, bunların Allah tarafından
gönderildiğini söylerdi:
“Rabbi onu
(Meryem’i) güzel bir surette kabul buyurdu. Ve onu güzel bir surette
yetiştirdi. Onu Zekeriyd’mn himayesine bıraktı. Zekeriyâ mihraba onun yanına
her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?’
diye sorardı. O da: ‘Bu, Allah’ın katındandır.’ cevabını verirdi. Doğrusu Allah
dilediğini hesapsız rızıklandınr.[7]
B. Hz. İsa’nın Müjdelenmesi
Beytülmakdis’te Hz.
Zekeriyâ (a.s.)’m himayesinde iyi bir
‘şekilde yetişen ve
zamanının büyük bölümünü mihrabında ibâdet ve tâatla geçiren Hz. Meryem,
yıllar sonra takvası ve iffetiyle meşhur bir azîze olmuştu. Onda, bir peygamber
olan Hz. Zekeriyâ (a.s.)’ı dahî gıbta ettirecek takva alâmetleri görülmeye
başlamıştı. Onun bu seçkinliği, nihayet vahiyle belgelendi. Hz. Meryem’e
gelen vahiy meleği Cebrail (a.s.), ona, Allah Teâlâ tarafından seçildiğini ve
bütün kadınlara üstün kılındığını haber vermiş, ibâdet ve tâata devam etmesini
emretmişti:
“Melekler (yani
Cebrail) şöyle demişti: Ey Meryem! Allah seni seçip tertemiz kıldı. Ve seni
âlemlerin kadınlarından üstün kıldı. Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ.
O’na secde et ve rükû edenlerle birlikte rüküya git!”[8]
Allah Teâlâ, kulu ve
rasülü Hz. İsa (a.s.)’m annesi olmak şerefini ona lütfedecekti. Bu ilahî
seçilmişlik ve hiç bir kadında görülmemiş bir şekilde Hz. İsa (a.s.)’a anne
olma şerefini bahşetmekle, onu bütün dünya kadınlarının efendisi yapacaktı. Artık
bunun zamanı yaklaşmıştı. Bu günlerden birinde, muhtemelen ibâdet ve tefekkür
için ailesinden ayrılan Hz. Meryem, doğu istikametinde, onlardan biraz
uzaklaşmıştı. Onların gözlerinden uzak yalnız başına olduğu bir sırada,
karşısına aniden bir erkek çıkıverdi. Hz. Meryem, büyük korkuya kapıldı ve
hemen Allah’a sığındı. Ancak ona bir erkek suretinde görünen bu şahıs, kendisinin
vahiy meleği Cebrail (a.s.) olduğunu söyledi ve Cenab-ı Hak tarafından önemli
bir görevle gönderildiğini açıkladı. Allah’ın ona mübarek bir çocuk
vereceğini, bu çocuğun mucizelerle
desteklenen bir peygamber
olacağını müjdeledi. Hz.
Meryem’in, bir bakire olduğu halde nasıl çocuk doğuracağına şaşırması
üzerine, Allah’ın buna kadir olduğunu, O’nun olmasını istediği işin ol emriyle
oluverdiğini söyledi. Sakinleşen ve işini Allah’a havale eden, ancak bu işin
sıkıntılı olacağını, işin hakikatini bilmeyen insanların, meseleyi düşünmeden
görünüşe bakıp kendisine iftira atabileceklerini bilen Hz. Meryem ile melek
arasında şu konuşma geçti:
“Ey Muhammedi
İnsanlara, Kur’ân’daki Meryem kıssasını anlat. Hani bir zaman Meryem,
ailesinden ayrılıp, onların bulunduğu yerin doğu tarafına çekilmişti.
Ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz, kendisine meleğimiz
Cebrail’i gönderdik de, ona insan şeklinde göründü. Meryem, ‘Ben, senden Rahman
olan Allah’a sığınırım. Eğer Allah’tan korkuyorsan, bana dokunma!’ dedi.
Melek, ‘Ben, Rabbinin
gönderdiği bir elçiden başkası değilim, sana nezih ve kabiliyetli bir çocuk
bağışlamak için gönderildim. ‘ dedi.
Meryem, ‘Ben
bakireyim, bana hiç bir beşer dokunmadığı ve iffetsiz biri de olmadığım halde
nasıl çocuğum olabilir?’ dedi.
Melek şöyle dedi: ‘Bu
iş, dediğim gibi olacaktır.’ Çünkü Rdb-bin buyurdu ki: Babasız çocuk vermek
bana pek kolaydır. Hem biz, onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet
kılacağız. Ezelde böyle takdir etmişizdir.”[9]
Görüldüğü gibi, bakire
Meryem’e, doğumla ilgili tabîî kanunların dışında olarak, babasız bir çocuk
dünyaya getireceği, bu çocuğun nezih, kabiliyetli ve insanlar için bir rahmet
ve mucize olacağı müjdesi verilmişti. Allah Teâlâ tarafından, bu mucizevî doğum
için seçilen Hz.
Meryem, çirkin hallerden
ve yahudilerin iftiralarında ortaya attığı kötülüklerden tamamen uzak
idi. Dünyada başka bir kadına nasip olmamış bir şekilde Hz. İsa (a.s.)’a anne
olması dolayısıyla dünya kadınlarına tercih edilmişti. Bu seçilmişliğin
neticesi olarak, âyette belirtildiği gibi zamanını ibadet ile geçirirdi.
Allah’ın huzurunda namaz kılan secdeye ve rüküya giden mü’minlerle birlikte
olur, Beytülmak-dis’te onlarla beraber ibadet ederdi,
Kur’ân-ı Kerim, bir
başka yerde, Meryem’e gelen bu meleğin, doğacak çocuğun ismini ve diğer bâzı
özelliklerini de açıkladığını bildirmektedir. O çocuğun dünyada ve âhirette
şerefli ve itibarlı biri olacağını, henüz beşikte iken insanlarla konuşacağını,
kemâl yaşma ulaşarak onlarla konuşmasını kemâl yaşına vardıktan sonra da devam
ettireceğini haber vermektedir:
“Melek (Cebrail)
demişti ki: ‘Ey Meryem! Allah seni, kendisinden bir kelime ile müjdeler ki,
onun adı Meryem oğlu İsa Me-sih’dir. Dünya ve âhirette şerefli ve Allah’a yakın
kılınanlardan olacaktır. İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır.
O, salih kimselerden olacaktır.
Meryem, ‘Ey Rabbim!
Bana hiç bir insan dokunmamış iken nasıl çocuğum olur?’ demişti. Melek, ‘Bu
böyledir. Allah, dilediğini dilediği şekilde yaratır. Bir işin olmasını dilerse
ona ol der ve o-lur.’dedi.”[10]
Hz. Meryem’in vukuunu
düşünemeyeceği şey, şüphesiz ki, Allah için hiç de zor değildi. O’nun ol emri,
dilediği şeyin hemen olmasına yeterliydi. Cenâb-ı Hak, Hz. İsa (a.s.)’i babasız
dünyaya getirerek, bir erkek ile bir kadından insan yaratmağa kadir olduğu
gibi, sadece bir kadından yaratmağa da kadir olduğunu göstermek, bunu, gücünün
bir delili kılmak istemişti. Nitekim, önceden, beşerin atası Hz. Âdem (a.s.)’ı
annesiz ve babasız, Hz. Havva’yı da ondan halkederek, her türlü yaratmaya kadir
olduğunu göstermişti.
Meryem’e gelen
Cebrail, ondan doğacak çocuğun mübarek bir İnsan olacağını, daha beşikte iken
insanlara konuşacağım, Allah’ın ona irâdeyi faydalı işlere sevk eden ve doğru
düşünmeyi sağlayan ilmî kabiliyet vereceğini, yazı yazmayı, Tevrat ve İncil’i
okumayı öğreteceğini, mucizelerle desteklenen bir peygamber olarak
İsrailoğulları’na göndereceğini de haber vermişti:
“Ona küâbı,
hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek, israiloğul-ları ‘na şöyle diyen bir
peygamber kılacak.”[11]
Kur’ân-ı Kerim, iki
yerde Hz. Meryem’in iffeti ve Hz. İsa’ya hamile kalışı hakkında bilgi
vermektedir:
“Allah, îman
edenlere namusunu koruyan İmran kızı Meryem’i de misâl gösterir. Biz, ona
ruhumuzdan üfledik. O, Rabbi-nin sözlerini ve kitaplarım tasdik etmişti ve
itaatkâr olanlardandı.”[12]
“Namusunu koruyan
Meryem’i de hatırla. Biz, ona ruhu-muzdan üfledik. Onu da, oğlunu da âlemlere
bir mucize kıldık.”[13]
Görüldüğü gibi,
Cenâb-ı Hak, Hz. İsa (a.s.)’m şerefini yüceltmek için ona kendi ruhundan
üflediğini belirtmiştir. Bu üfleme, topraktan yaratılmış Hz. Âdem (a.s.)’ı
canlı hale getiren ve onu meleklerin secdesine lâyık kılan üflemenin
benzeridir.[14] Bu husus, Sâd suresinin
70 ve 71. âyetlerinde şöyle dile getirilmiştir:
“Hani bir zaman
Rabbin meleklere, ‘Ben, balçıktan bir insan yaratacağım. Şeklini tamamlayıp
ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secde edin.’ demişti.”
Bu rûh, bütün eşyayı yaratan Allah’ın ruhudur, bütün canlılar canlılığını ondan alırlar.
Biz, aklımızla, bu ruhun veya nefhamn (üfürmenin) hakikatini ya da cansız
varlıkları nasıl canlı hale getirdiğini kavrayamayız. Yine iffet sahibi bakire
Meryem’in, bir erkekle beraber olmaksızın gebe kalmasının sırrını anlayamayız.
Bu durum Allah’ın kudretine taalluk eden bir husustur, eşyanın oluşumuyla
ilgili tabiî kanunların dışındadır. Hz. İsa (a.s.)’m babasız dünyaya gelişi,
Allah’ın kudretini, O’nun istediği her şeyi istediği zaman ve şekilde yaratmaya
kadir olduğunu ortaya koyar. Allah’ın kudreti, yeryüzünde cereyan eden maddî
kanunlarla sınırlı değildir.
Hz, İsa (a.s.)’m,
babasız olarak, Meryem’e üflenmiş bir ruh-, tan vücut bulması, ayrıca ruhun
bedenden ayrı bir varlık olduğunu inkar eden yahûdî toplumunda ruh âleminin
ilânıdır. İnsandaki ruhu inkar eden bir topluma ruhun varlığını açıkça ortaya
koyacak bir mucizedir.[15]