Hz. Yusuf As Hayatı
3. Güçlü İken Affetme
Yusuf kissasındaki
önemli mesajlardan biri de, kötülük yapanları af ve müsamaha ile karşılamak
büyüklüğüdür. Hz. Yusuf (a.s.), kendisini kuyuya atan kardeşlerine her türlü
cezayı verebilecek bir mevkide iken, yüce karakteri sayesinde, onları affetmiş,
üstelik onlara elinden gelen her iyiliği yapmıştır. Sevgili Peygamberimiz, Hz.
Muhammed (s.a.v.), Mekke fethi sırasında, kendisinden kararını açıklamasını
bekleyen Mekke müşriklerine Hz. Yusuf (a.s.)’m kardeşlerini affederken
söylediği sözlerini hatırlatmış ve o gün onlara ayıplama ve cezanın olmadığını
ilân etmiştir. Şüphesiz her ikisi de,
güçlü iken affetmeyi bilmenin olumlu neticelerini elde etmiş, geçmişin azılı
düşmanlarının bu iyilik sayesinde samimi dostlar haline geldiğini görmüştür. [61]
R. Yusuf Sûresinin Sonunda Rasülullah (S.A.V.)’e Mesajlar
Allah Teâlâ, Yusuf
kıssasının anlatıldığı Yusuf sûresinin son âyetlerinde, Sevgili Peygamberimiz
(s.a.v.)’e hitap ederek, bu kıssanın ona vahyedilen gayb haberlerinden olduğunu
bildirmiş ve bu olayların yaşandığı dönemde hayatta olmadığına göre, bu kıssa
ile ilgili bilgileri edinmenin vahiyden başka bir kaynağı olmadığını
vurgulamıştır. Cenab-ı Hak, ayrıca sûrenin son âyetlerinde, Rasüllah
(s.a.v.)’i teselli edecek hakikatleri dile getirmiştir. İnsanların imana
gelmesi için ne kadar büyük arzu duysa ve elçilik görevi karşılığında onlardan
herhangi bir ücret istemese de, insanların çoğunun inanmayacağını hatırlatarak,
bu münasebetle davetinin reddedilmesi ve işkencelere mâruz kalması sebebiyle
üzülmenıesini tavsiye etmektedir. Yine Kur’ân-ı Ke-rirn’in âlemler için bir
öğüt ve nasihat olduğunu, akıllarını kullananların ona tâbi olacağını
bildirmektedir. Akıllarını kullanamayanların ise, göklerde ve yerde Allah’ın
birliğini gösteren nice delillerden yüz çevirdiğini ve insanların çoğunun,
Mekke müşrikleri gibi, Allah’a ortaklar koşarak şirke düştüklerini vurgulamaktadır.
Ardından, bu inkarcıların, Allah’ın azabından, yahut kendilerini ansızın
yakalayacak Kıyametten emin olup-olmadıkları sorulmakta ve sonunda Rasülullah
(s.a.v.)’in dilinden, peygamberlerin ortak mesajı seslendirilmektedir:
“Ey Muhammed!
İşte bu kıssa gayb haberlerindendir. Bunları sana biz vahyediyonız. Onlar
kararlarını verip tuzaklarını kurarlarken sen onların yanında değildin. Sen çok
arzulu olsan da, insanların çoğu iman edecek değildir. Halbuki sen, buna karşı
onlardan bir ücret istemiyorsun, Kur’ân, âlemler için ancak bir öğüttür.
Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar, bu delillerden yüzlerini
çevirip geçerler. Onların çoğu, Allah’a ancak ortak koşarak iman ederler. Allah
tarafından herkesi kapsayacak bir musibetin gelmeyeceğinden veya farkında
olmadan Kıyametin ansızın kopmayacağından emin mi oldular? De ki: İşte bu,
benim yolumdur. Ben, Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar, aydınlık bir
yol üzerindeyiz. Allah’ı tenzih ederim! Ve ben Allah’a ortak-lar koşan
müşriklerden değilim.”[62]
Yusuf sûresinin son üç
âyetinde ise, Peygamberimiz (s.a.v.)’ ‘. e hitaben, daha önce de peygamberler
gönderildiği hatırlatılarak onları inkâr edenlerin akıbetlerinden ibret
alınması istenmektedir. Ardından, bütün peygamberlerin davet yolunda
müşriklerin engelleme teşebbüsleri
ve çeşitli kötülükleriyie karşılaştıkları, onlara ve mü’minlerine
yapılan kötülüklerin giderek şiddetlendiği ve üstün sabır sahibi
peygamberlerin tahammülünü zorladığı açıklanmaktadır. Hatta bu zorluklar
yüzünden peygamberlerin neredeyse
bütün ümitlerini kaybetme,
kendilerine va’dedilen zaferden
ümit kesme ve bütünüyle yalanlanma endişesine kapılacak derecede
zorlandıkları; işte bu son noktada ilâhî yardımın onlara ulaştığı
bildirilmektedir.[63] Buna
göre Allah Teâlâ, yardımını, zorluk ve sıkıntıların son derece arttığı, yardım
ihtiyacının en fazla hissedildiği bir zamanda göndermiştir. Zafer va’di, inananların
sabır zırhına bürünerek inançlarındaki samimiyetlerini ispat etmelerinin
ardından tahakkuk etmiştir. Sûrenin son âyetinde de peygamber kıssalarının
akıl sahipleri için birer İbret sahnesi
olduğu vurgulanmakta, Cenab-ı
Hak tarafından vahyedüen
Kur’ân-ı Kerim’in, iman edenler için bir hidâyet rehberi ve rahmet kaynağı
olduğu belirtilmektedir:
“Ey Muhammedi
Biz, senden önce de şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkekleri
peygamber olarak gönderdik. Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce geçmiş
kavimlerin akıbetlerinin ne olduğuna bakmazlar mı? Allah’tan korkanlar için
âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmez misiniz?
Önceki elçilerimizin
hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır. Nihayet bu peygamberler
neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla
damgalandıklarını gördükleri bir sırada bizim yardımımız kendilerine
ulaşmıştır ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır. Suçlular güruhundan ise
azabımız asla geri çevrilmez.
Gerçek şu ki, onların
(peygamberlerin) kıssalarında akıl sahipleri için büyük ibret vardır. Bu
Kur’ân uydurulmuş bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin tasdiki, her
şeyin açıklanması, iman eden bir toplum için rahmet ve bir hidâyettir.”[64]
Kur’ân-ı Kerim’de,
Yusuf sûresi haricinde Hz. Yusuf (a.s.)’ dan bahseden ve ona peygamberlik
görevinin verildiğini bildiren iki âyet daha vardır ve mealleri şöyledir:
“Biz, İbrahim’e
İshak’ı ve Yakub’u bahşettik. Ve hepsini doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh’u
ve soyundan olan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyüb’u, Yusufu, Musa’yı ve Harun’u da
doğru yola sevk etmiştik. İşte biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”[65]
“Şüphesiz ki,
daha önce Yusuf da, size apaçık delillerle gelmişti, onun getirdiklerinden de
devamlı şüphe etmiştiniz. Yusuf ölünce de, ‘Allah bundan sonra hiç bir
peygamber göndermeyecek!’ demiştiniz. İşte Allah, haddi aşan şüphecileri böyle
saptırır.[66]