Hz. Yusuf As Hayatı
I. Kardeşleri Yusuf’un Huzurunda
Hz. Yusuf (a.s.)’m
Mısır’da vezirliğe veya tam yetkili olarak hazinenin başına getirilmesinden
sonra, bolluk yıllarında, kıtlık yıllarına hazırlık olmak üzere başlattığı
tasarruf tedbirleri ve bu maksatla başaklarında bırakılmak suretiyle yapılan
ürün stoku dışında neler yaptığı hakkında bilgimiz yoktur. Kur’ân-ı Kerim, bolluk
yıllarının ne şekilde geçirildiği ve kıtlık yıllarına nasıl girildiğini de
anlatmamıştır. Verilen bilgiler kıtlığın başlamasından sonraya aittir. Bu
bilgilere göre, kıtlığın başlamasıyla, sâdece Mısır’da değil komşu ülkelerde de
açlık başgöstermiştir. Hz. Yakub (a.s.) ve diğer oğullarının yaşamakta olduğu
Filistin ve civarı da açlıkla yüzyüze gelmiştir. Hz. Yusuf (a.s.)’m aldığı tedbirler
sayesinde sadece Mısır, bu kıtlık yıllarını büyük bir açlıkla karşılaşmadan
atlatmayı başarmıştır. Hatta Mısır, yapılan zahire stoklarıyla komşu ülkelerin
ihtiyacını da karşılayabilecek bir durumdadır.
İşte kıtlığın gittikçe
arttığı bu yıllarda şiddetli bir geçim sıkıntısına düşen Hz. Yakub (a.s.},
Mısır’da zahire bulunduğunu öğrenince, Bünyamin hariç diğer on oğlunu Mısır’a
buğday ve arpa almaya gönderdi. Yanlarındaki ticaret mallarıyla Mısır’a gelen
kardeşleri, erzak dağıtımını organize eden Hz.Yusuf (a.s.)’ın huzuruna
çıktılar. Onu kuyuya atmalarının üzerinden en az 20 yıl geçtiği için ve üstelik
onun o makama çıkabileceğini hiç düşünmediklerinden Hz. Yusuf (a.s.)’ı
tanıyamadılar. Hz. Yusuf {a.s.) ise onları ilk anda tanımıştı; ancak bunu
onlara a-çıklamadı. Bununla beraber, onlara yakınlık gösterdi ve çeşitli
sorular sorarak babası ve ailenin diğer fertleri hakkında bilgi aldı. Ardından
onlara istedikleri zahireyi verdikten sonra, gelecek sefer, bahsettikleri
“baba bir kardeşlerini” de yanlarında getirmelerini emretti; aksi
takdirde kendilerine bir ölçek dahi zahire verilmeyeceğini söyledi. Onlar, bu
hususta babalarını ikna etmeye çalışacaklarını ve muhtemelen buna muvaffak
olacaklarını söyleyerek tanıyamadıkları kardeşlerinin huzurundan memnun bir
halde ayrıldılar. Onları tekrar huzurunda görmek isteyen Hz. Yusuf (a.s.),
görevlilere, getirmiş oldukları para ve diğer ticaret eşyalarını da onlardan
habersiz buğday yüklerinin içine koymalarını emretmişti. Ailelerine dönünce bu
ürün bedellerinin geri verildiğini görmelerinin tekrar gelmelerine bir vesile
olacağını düşündü. Sûrede, kardeşlerin bu ilk buluşması ve aralarında geçenler
hakkında şu bilgi verilmektedir;
“Yusuf’un
kardeşleri, yiyecek temini için Mısır’a varıp Yusuf un huzuruna çıkınca, Yusuf
kardeşlerim tanıdı; ama onlar Yusuf’u tanımadılar. Yusuf yüklerini
hazırlatınca, onlara şöyle dedi: ‘Bir daha gelişinizde, “baba bir
kardeşinizi” de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü bol tutuyorum,
misafirlere ikram edenlerin hayırlısıyım. Eğer onu bana getirmezseniz, artık
benden size bir ölçek bile tahıl yok! O zaman bana yakın olmayın.’ dedi
Kardeşleri, Yusuf’a,
‘Onu babasından istemeye ve babasını ikna etmeye çalışacağız. Bu hususta
elimizden geleni yapacağız.’ dediler. Kardeşleri ülkelerine dönme hazırlığına
başlayınca, Yusuf, adamlarına, ‘Satın aldıkları malların bedellerini yüklerine
koyun; belki, ailelerine döndüklerinde bunu anlarlar da tekrar gelirler.
‘dedi.”[39]
İ. Hz. Yusuf (A.S.)’ın Kardeşleri Babalarının Huzurunda
Mısır’dan dönen
kardeşler, yurtlarına ulaşıp babaları Hz. Yakub (a.s.)’m huzuruna
çıktıklarında, hal-hatır sormanın ardından, ona Mısır hazine vekili ile
aralarında geçenleri anlatmaya başladılar. Ondan gördükleri ikram ve ilgiyi
açıkladılar; ancak bu ikramın devamının kardeşleri Bünyamin’i de onun huzuruna
götürmeye bağlı olduğunu söylediler. Vekilin, ikinci defa Mısır’a geldiklerinde,
ilk seferlerinde babalarının yanında bıraktıkları Bünyamin’i de getirmezlerse,
kendilerine hiç zahire vermeyeceği ihtarında bulunduğunu bildirdiler.
Babalarından Mısır’a ikinci gidişlerinde Bünyamin’i de beraberlerinde
göndermesini istediler ve onu koruyacaklarına söz verdiler.
Oğullarının kardeşleri
Bünyamin’i götürme isteği, yıllardır Hz. Yusuf (a.s.)’ın hasretiyle yanıp
tutuşan Hz. Yakub (a.s.)’m acısını yenilemişti. Onlara Hz. Yusuf (a.s.)’ı
götürürlerken de, onu koruyacaklarına teminat verdiklerini, ancak buna rağmen
sözlerine sahip çıkmadıklarını hatırlattı. Ardından Bünyamin’e de bir kötülük
yapmalarından korktuğunu; onun hakkında sadece Allah’ın korumasına güvendiğini
söyledi. Bu konuşmalar esnasında Mısır’dan getirilen zahire çuvalları henüz
açılmamıştı. Çuvallar açılınca, buğday almak için ödedikleri para ve malların
da çuvallara konulmuş olduğunu gördüler ve buna çok sevindiler. Çünkü,
götürdükleri para ve malların kendilerinin haberi bile olmadan geri verilmesi
gibi büyük bir iyiliği, babalarını Bünyamin’i göndermeye razı etmekte
kullanabilirlerdi. Ailenin erzak ihtiyacını temin zorunda olduklarını belirtip,
Bünyamin’i de tehlikelerden koruruz diyerek babalarından tekrar izin
istediler. Her şahsa bir deve yükü tahıl verildiğini de hatırlatarak, onu götürdükleri
takdirde bir deve yükü fazla tahıl getireceklerini söylediler. Hz. Yakub
(a.s.), sonunda, kurtaramayacak bir duruma düşmeleri hariç Bünyamin’i koruyup
geri getireceklerine dair oğullarından Allah adına yemin etmelerini istedi. Söz
vermeleri üzerine onu götürmelerine izin verdi ve onlara, Mısır’a vardıklarında
başkente ayrı kapılardan girmelerini tavsiye etti. Müfessir-ler, ayrı
kapılardan girmelerini istemesiyle ilgili bu tedbiri, oğulları boylu-boslu ve
gösterişli oldukları için, Hz. Yakub (a.s.)’m toplu halde görülmeleri durumunda
onlara nazar değmesinden, ya da onların çete veya casus sanılıp saldırıya mâruz
kalmalarından duyduğu endişeye bağlarlar.[40]
Neticede, Bünyamin de dahil onun onbir oğlu göçlerini bağlayıp yola çıktılar.
Mısır’a vardıklarında, babalarının emrine uyup şehre ayrı kapılardan girdiler
ve ikinci defa tanıyamadıkları kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.)’ m huzuruna
çıktılar. Sûrede Bünyamin için alınan izin ve Mısır’ a ikinci yolculuk şöyle
anlatılmaktadır:
“Bahalarına
döndüklerinde dediler ki: ‘Ey babamız! Bize erzak verilmesi yasaklandı.
Kardeşimizi de bizimle beraber gönder ki, erzak alabilelim. Biz onu mutlaka
koruyacağız.’
Yakub, onlara şöyle
cevap verdi: ‘Ben bu oğlumu, size daha önce kardeşi (Yusuf’u) emanet ettiğim
gibi mi, emanet edeyim? Allah en iyi koruyucudur. O, merhametlilerin en
merhametlisidir.’
Yusuf’un kardeşleri,
(Mısır’dan getirdikleri) yüklerim açtıklarında, zahirelere karşılık olarak
verdikleri para ve eşyaların da çuvallara konulup geri verildiğini gördüler.
Bunun üzerine şöyle dediler: ‘Ey babamız! Daha ne isteriz! îşte sermayemiz de
bize geri verilmiş. Yine ailemize erzak getiririz, kardeşimizi de muhafaza
ederiz, hem bir deve yükü fazla alınz. Bu kral için az bir miktardır. ‘
Yakub, oğullarına
şöyle dedi: ‘Tamamen kuşatılmanız ve çaresiz kalmanız durumu hariç, onu bana
mutlaka geri getireceğinize dair Allah adına bana kesin bir söz vermediğiniz
takdirde, onu sizinle birlikte göndermemi’ Onlar yemin edince,
‘Söylediklerimize Allah şahittir.’ dedi.
Sonra şöyle dedi: ‘Ey
oğullarım! Mısır’a hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayn kapılardan girin.
Bununla beraber ben, Allah’tan gelecek hiç bir şeyi sizlerden savamam. Hüküm
ancak Allah’ındır. Ben, yalnız O’na tevekkül ettim. Tevekkül edecekler de hep
O’na tevekkül etmelidirler.’
Onlar, şehre
babalarının emrettiği şekilde ayn kapılardan girdiler. Fakat bu şekilde
girmeleri, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıramazdı. Ancak bu
tedbir, Yakub’un nefsindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Şüphesiz o, ilim
sahibiydi, çünkü ona biz Öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu
bilmezler.”[41] [42]