Hz. Yusuf As Hayatı
[1] Yusuf sûresinin ilk üç veya dört âyetinin Medine’de
nazil olduğunu bildiren rivayetler güvenilir bulunmamıştır (Bkz. Âîûsî,
Tefsir, VI, 170).
[2] Elmalıh, V, 28.
[3] Hz. Yusuf
{a.s.) hakkındaki bu rivayetler ve
değerlendirilmeleri hakkında bkz. Aydemir, Peygamberler, 75-96.
[4] Âl-i imran sûresi, 2/216.
[5] Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, 453.
[6] Ancak âyetteki “ahsenül-kasas” tabiriyle,
Kur’ân-ı Kerim’in kastedildiği görüşü de yaygındır (Bu husustaki görüşler için
bkz. Şevkânî, Tefsir, III, 6″ Derveze
Tefsir, II, 500).
[7] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 306-309.
[8] Yusuf sûresi, 12/4-6.
[9] Tevrat’ta şöyle denilmektedir:
“Yusuf 17 yaşında
olarak kardeşleriyle beraber sürüyü gütmekte idi. Ve İsrail (Yakub) Yusufu
bütün oğullarından ziyâde severdi; çünkü o, ihtiyarlığının oğlu idi; ve ona
alaca entari yaptırdı. Ve babalarının bütün kardeşlerinden ziyâde onu sevdiğini
kardeşleri gördüler; ve ondan nefret ettiler, ve ona tatlı söz söyleyemezlerdi.
Ve Yusuf rüya görüp kardeşlerine bildirdi., bunun üzerine ondan daha
ziyâde nefret ettiler. Ve onlara dedi: Rica ederini, gördüğüm bu rüyayı
dinleyin; İşte, tarlanın ortasında biz demetler bağlıyorduk, ve işte, benim
demetim kalktı ve dikildi, ve işte, sizin demetleriniz etrafını kuşatıp benim
demetim İçin eğildiler. Ve kardeşleri ona dediler: Gerçek üzerimize kral mı
olacaksın. Yahut gerçek üzerimizde hüküm mü süreceksin? Ve rüyalarından ve
sözlerinden dolayı ondan daha ziyâde nefret ettiler. Ve yine Yusuf başka bir
rüya gördü ve onu kardeşlerine anlatıp dedi: işte, bir rüya daha gördüm; ve
işte güneş ve ay ve onbir yıldız bana e-ğildiler. Ve babasına ve kardeşlerine
anlattı ve babası onu azarlayıp kendisine dedi: Bu gördüğün rüya nedir?
Gerçekten ben, anan ve kardeşlerin yere kadar sana eğilmek için mi geleceğiz?
Ve kardeşleri onu kıskandılar; fakat babası bu sözü yüreğinde tuttu.”
(Tekvin, 37/2-11).
[10] Tefhim, II, 443.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 309-311.
[11] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları:
[12] Tevrat’ta, kardeşlerinin YusuFu beraberlerinde
götürmek için babalarını ikna etmelerinden söz edilmez. Aksine, Yusufu,
kardeşlerinden ve sürüden haber getirmesi için doğrudan Hz. Yakub (a.s.)’m
gönderdiği ve onların onun hakkındaki komployu Yusuf kendilerine yaklaştığı
sırada düşündükleri bildirilir. Buna göre, kardeşlerinin Şekem’de olduğunu
bilen Yusuf, önce oraya gitmiş onları bulamayınca karşılaştığı bir adamdan
Dotan’da bulunduklarını öğrenerek oraya geçmiştir. Onun geldiğini gören
kardeşleri, İşte bu sırada, ondan kurtulmak için başvuracakları komployu
hazırlamışlardır:
” Ve onu uzaktan gördüler ve kendilerine yaklaşmazdan önce, onu
öldürmek için düzen kurdular. Ve birbirlerine dediler: İşte bu rüyalar sahibi
geliyor. Ve şimdi gelin onu öldürelim ve onu kuyulardan birisinin içine atalım
ve: Kötü bir canavar onu yedi deriz ve onun rüyaları ne olacak görürüz. Ve
Ruben, işitip onların elinden onu kurtardı ve dedi: Canına kıymayalım. Ve onu
babasına geri götürmek üzere onların elinden kurtarsın dîye Ruben onlara dedi:
Kan dökmeyin; onu çölde olan bu kuyuya atın, fakat ona el uzatmayın. Ve Yusuf
kardeşlerinin yanına geldiği zaman, vaki oldu ki, Yusufun entarisini, üzerinde
olan alaca enta riyî çekip çıkardılar; ve kendisini alıp kuyuya attılar. Kuyu
boştu, onda su yoktu.” (Tekvin, 37/18-24]
[13] Taberî, Tarih, I, 171; İbn Kesir, Tefsir, IV, 13.
[14] Yusuf sûresi, 12/7-18. Hz. Yusufun atadığı bu kuyunun,
Kudüs veya Ürdün’de Taberiyye civarında olduğu söylenir (Şevkânî, Tefsir, III,
S vd.l.
[15] Bazı rivayetlerde, Hz. Yusuf (a.s.j’ı ucuz fiyata
satanların, onu kuyudan çıkaran kervancılar olduğu bildirilir. Buna göre Yusuf
bir defa olmak üzere Mısır kralının veziri veya maliye bakanı Aziz Potifar’a
ucuz fiyata satılmıştır. Katâde’nin görüşü budur. Ancak îbn Abbas, Mücâhid ve
Dahhâk, onun birincisi kardeşleri tarafından kervancılara, ikincisi ise
kervancılar tarafından Potifar’a olmak üzere iki defa satıldığı ve birincisinde
onu ucuza satanların kardeşleri olduğu görüşündedirler. Âyette, onu
önemsemedikleri için ucuz sattıkları ifadesinden hareket eden îbn Kesir de, bu
görüşü tercih etmiştir. Çünkü, onu önemsemeyenlerin kervancılar olması
durumunda, onu satın almalarının izahı zor olacaktır (Bkz. İbn Kesir, Tefsir,
IV, 16).
Taberî de aynı görüşü
tercih etmiştir (Tefsir, XII, 174). Âlüsî, müfessirlerin ekseriyetinin bu
görüşte olduğunu söyler [Tefsir, VI, 205; ayrıca bkz. Aydemir, Peygamberler,
79).
Tevrat, Yusufu kuyuya
attıktan sonra yemeğe oturan kardeşlerin, İsmaii oğullarına ait Mısır’a
gitmekte olan bir kervanın geldiğini gördüklerinde, içlerinden Yahuda’nm
teklifiyle, Yusuf’u öldürmek vebalinden kurtulmak maksadıyla onu kuyudan
çıkarıp kervancılara yirmi dirheme sattıklarını kaydeder. Onlar Yusufun alaca
entarisini, kestikleri erkeç kanma buîayıp babalarına getirmişler, Yusufun
kanlı entarisini gören Hz. Yakub, onlara inanmış, oğlunu kötü bir canavarın
parçaladığını söylemiştir. Üstünü başını parçalayan ve günlerce yas tutan Hz.
Yakub, kendisini teselli etmek isteyen oğul ve kızlarına, oğluna yaslı olarak
kavuşmak istediğini belirtmiştir (Tekvin, 37/25-35).
Görüldüğü gibi, insanlar tarafından tahrif edilmiş olan Tevrat’ta
verilen bu bilgilerle Kur’an-ı Kerim’de anlatılanlar arasında bu konuda da
önemli fark vardır. Kur’ân-i Kerim’de Yusufu kuyudan çıkaranın kervan sucusu
olduğu bildirilirken, Tevrat’ta onu kardeşlerinin çıkardığı söylenmiştir.
Kur’ân’a göre Hz. Yakub çocuklarının yalanına İnanmazken, Tevrat’a göre onlara
inanmış ve onlardan şüpheîenmemiştir.
[16] Yusuf sûresi, 12/19-20.
[17] Taberî, Tefsir, XII, 175; Salebi, US; İbn Kesir, Tefsir,
IV, 17.
[18] Taberî, bu âyette zikredilen hikmet ve ilmi, nübüvvet
öncesi durum olarak değerlendirir ve o anda kaç yaşında bulunduğu hakkında
görüş belirtmekten kaçınır {Tefsir, XII, 178; Tarih, I, 174). İbn Kesir ise,
hikmet ve İlim verilmesini nübüvvetin verilmesi olarak açıklamıştır.
Peygamberliğin verilmesi esnasında onun yaşı, İbn Abbas, Mücahid ve Katâdeye
göre 33’tür (İbn Kesir, Tefsir, IV, 18).
[19] Yusuf sûresi, 12/ 21-22.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 311-317.
[20] Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Miraç gecesinde üçüncü
gök semâsında karşılaştığı Hz. Yusufun güzelliğini tasvir ederken
“güzelliğin, yansının Yusuf ve annesine verildiğini” ifade etmiştir.
(İbn Kesir, Tefsir, IV, 24).
[21] Müfessirler arasındaki yaygın görüş, Hz. Yusuf
(a.s.)’m, “Doğrusu o benim efendim (rabbi), o bana güzel baktı.”
derken, “rabbî/efendim” sözcüğünü Aziz Potifar için kullandığı
şeklindedir. Ancak bazı müfessirlere göre, H2. Yusuf (a.s.), efendim manasına
gelen “rabbî” kelimesiyle, Allah Teâlâ’yı kastetmiştir. Bu durumda o,
“Rabbİm lûtfuyla beni iyi bir ahlâk ile yetiştirmiştir, onun haram kıldığı
şeyi işlemem!” demek istemiştir (Zeccâc ve Ebu Hayyân bu görüşü tercih
etmişlerdir, bkz- Şevkanî, Tefsir, III, 17; Alüsİ, Tefsir, VI, 213). Aynı
görüşte olan Mevdûdî, Arapçada “rabb” kelimesi “efendi”
anlamında kullanılsa da, burada Hz. Yusuf (a.s.)’m Allah’ı kastettiğini
söylemiş ve diğer görüş mensuplarını şiddetle eleştirmiştir. O, görüşünü ispat
sadedinde iki hususa işaret ederek şöyle demiştir:
“Birinci olarak, Allah’tan başkasını dikkate alarak günahtan
çekinmesi, bir peygamberin izzetine yakışmaz. İkinci olarak, bir peygamberin
Allah’tan başka biri için “Rabbim” hitabını kullanması hakkında
Kur’ân-ı Kerim’de tek bir örnek yoktur. Hz. Yusuf (a.s.)’m, aynı sûrede 41, 42
ve 50. âyetlerde Rabbinin Allah olduğunu söyleyerek mesajını saflaştırdığını ve
kendi İtikadıyla Mısırlıların itikadım birbirinden ayırdığını görüyoruz. Diğer
insanlar onlann Rabİeri olabiliyor iken, Hz. Yusuf (a.s.)’ın rabbi yalnızca
Allah idi. Dolayısıyla âyete başka bir zaviyeden bakmak gerekir.
“Rabbî” kelimesi, aynı zamanda “Rabbim” demek olduğuna
göre, Hz. Yusuf (a.s.), Allah’ı kastetmiş olmalıdır. Hem sonra neden itikadına
ters bir anlamı ihtiva edecek şekilde “efendim” demek istemiş
olsun?” [Tefhim, 11,451).
[22] Yusuf sûresi, 12/23-29. Tevrat, Hz.Yusuf (a.s.)’m,
Firavun’un muhafız alayı kumandanı Potifar tarafından satın alındığını, onun
Rab tarafından muvaffak kılındığını fark eden bu şahsın ona büyük değer
verdiğini ve evinin her işini ona teslim ettiğini, bundan itibaren evinin
bereketîendiğini bildirir. Daha sonra efendisinin karısının Yusufa birlikte
olma teklifinde bulunmasına geçer. Teklifi reddeden Hz. Yusuf (a.s.),
efendisinin kendisine gösterdiği ilgiyi ve lütuflan hatırlatır, asla ona
ihanet etmeyeceğini, ayrıca bu kötülüğü yapmak suretiyle Allah’a isyan
edemeyeceğini söyler. Bu böyle devam ederken bir gün ikisi evde yalnız kalınca
kadın teklifini tekrarlar. Hz. Yusuf (a.s.) kaçınca peşinden koşup gömleğini çekip
yırtar ve gömleği eline alır. Halbuki Kur’ân’da gömleğin Hz. Yusuf (a.s.)’ın
sırtından çıkması gibi bir durum yoktur.
Gömleği elinde kalan
Hz. Yusuf (a.s.)’ın hâlâ kaçmaya devam ettiğini gören kadın, hizmetçilerini
çağırıp, onun kendisine saldırdığını, yüksek sesle bağırınca da kaçtığını
söyler. Gömleği kocası gelinceye kadar yanında tutar. Bu işe son derece kızan
kocası, ona inanarak Hz. Yusuf (a.s.)’ı zindana attırır (Tekvin, 39/1-21).
Talmud’da ise, suçlamaları dinleyen Potifar’m, Hz. Yusuf (a.s.)’ı
kamçılattığı, daha sonra yırtık elbise üzerinde yapılan tahkikat üzerine onu
suçsuz bulduğu zikredilir (Mevdüdî, Tefhim, II, 455, H. Plano, The Talmud
Selections, s.81 vd.’den naklen). Kur’ân-ı Kerim’de anlatılanların zıddına olan
bu bilgiler, söz konusu kitaplar üzerindeki tahrifatın kesin debileridir.