Hz. Yusuf As Hayatı
K. Kardeşleri İkinci Defa Yusuf’un Huzurunda
Bünyamin’i de
beraberlerinde götüren kardeşler, babalarının tavsiyesine uyarak başkente ayrı
kapılardan girdiler ve şehir içinde buluşarak Hz. Yusuf (a.s.)’m huzuruna
çıktılar. Bünya-min’i tek başına kabul eden Hz. Yusuf (a.s.}, başbaşa kaldıklarında,
ona sırrını açıp kendisinin kuyuya atılmış olan kardeşleri Yusuf olduğunu
söyledi ve ona sarılıp hasret giderdi. Ondan bu durumu diğer kardeşlerinden
gizlemesini istedi. Onların geçmişte kendisine yaptıkları dolayısıyla da
üzülmemesini söyledi. Ayrıca ona, onu yanında alıkoymak istediğini ve bunun
için bir çare düşündüğünü bildirdi. Bu tedbir, Bünyamin’in yükünün içine bir su
kabı koydurmak, sonra da yükünü aratıp içinde bulunacak bu kabı çaldığını
tespit ettirerek, Hz. Yakub (a.s.)’m şeriatına göre ceza olarak onu yanında
alıkoymaktı. Hırsızlara verilen bu ceza Mısır hukukunda olmayan bir ceza idi.[43] Hz.
Yusuf (a.s.J, kardeşlerinin yükleri hazırlanırken, Bünyamin’e söylediği gibi,
onun yükünün İçine bir tas koydurdu. Tam ayrılacakları sırada, Hz. Yusuf
(a.s.)’ın emriyle bir münâdi onları hırsızlıkla itham etti. Onlara karşı
başkalarından farklı davranarak onları saraya aldıklarını, dolayısıyla tası
onlardan başkasının çalmasının mümkün olmadığını söyledi. Kardeşler, bunu
şiddetle reddettiler. Görevlilerin ısrarı sonunda kaybedilen su kabı içlerinden
birinin .yükünde bulunacak olursa, şeriatları gereği ceza olarak onu Hz. Yusuf
(a.s.)’ın yanında bırakacaklarını söylediler. Yapılan aran?.ada çalındığı
söylenen su kabı Bünyamin’in yükünde bulunmuştu. Bu durum karşısında onu su
kabının sahibi Maliye vezirine köle olarak bırakmaya mecbur kaldılar. Bu
hırsızlıktan dolayı başlarını önlerine eğdiler ve Bünyamin’i şiddetle
kınadılar. Hatta daha da ileri gittiler ve henüz vezir olarak bildikleri Hz.
Yusuf (a.s.)’ı kastederek, onun “baba bir kardeşinin” de böyle bir
hırsızlık yaptığını söylediler. Ancak o, kendini tanıtıp yalanlarını yüzlerine
vurmadı ve anlattıklarının mahiyetini Allah’ın bildiğini söylemekle yetindi.[44]
Babalarına verdikleri sözü gündeme getiren kardeşler, Hz. Yusuf (a.s.)’a
yalvararak Bünyamin’in yerine içlerinden başka birini alıkoymasını istediler.
Ancak Hz. Yusuf (a.s.), birinin suçu yüzünden bir başkasını cezalandırmanın
ancak cahillerin işi olduğunu söyleyerek bu tekliflerini reddetti. Bunun
üzerine, meseleyi aralarında görüşmek isteyen kardeşlerin en büyüğü,
diğerlerine daha önce Hz. Yusuf (a.s.)’a yaptıklarını hatırlatarak, babası
kendisinden razı olduğunu açıklayıp geriye dönmesine izin vermedikçe veya
Bünyamin kurtulmadıkça Mısır’dan ayrılmayacağına yemin etti. Kardeşlerinden
durumu babalarına anlatmalarını istedi.
Yusuf ile kardeşleri
arasında gerçekleşen ikinci buluşma esnasında yaşananlar, sürede şöyle anlatılmıştır:
“Yusufun yanına
girdiklerinde, “anne-baba bir” kardeşini (Bünyamin’i) yanına aldı.
‘Şüphesiz ben, senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme!’ dedi.
Yusuf, onların yükünü
hazırladığı zaman, bir su kabını bu kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra onun
görevlendirdiği bir tellâl, arkalarından onlara şöyle bağırdı: ‘Ey kafile, siz
gerçekten hırsızlarsınız!’
Yusufun kardeşleri,
görevlilere dönerek, ‘Ne kaybettiniz?’ diye sordular.
Bunun üzerine Yusuf’un
adamları, ‘Kralın su kabını yitirdik, onu getirene bir deve yükü erzak var!’
dediler. Başkanları da, ‘Ben bu mükâfatın verileceğine kefilim.’ dedi.
Kardeşleri şöyle
dediler: ‘Allah’a andolsun ki, bizim bu ülkeye fesat çıkarmak için
gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz, hırsız da değiliz.’
Yusufun adamları,
‘Peki siz yalancıysanız, sizde hırsızın cezası nedir?’ dediler.
Kardeşler, ‘onun
cezası, kayıp eşya yükünün içinde bulunan kimsenin kendisidir. Çaldığı eşya
karşılığında alıkonulması onun cezasıdır. Biz zâlimleri böyle cezalandırırız!’
dediler.
Bunun üzerine Yusuf,
önce diğerlerinin yüklerini aradı. Sonunda aradığı su kabım “anne-baba
bir” kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz, Yusuf’a böyle bir tedbir
öğrettik. Yoksa Allah dilemedikçe, kralın kanununa göre kardeşini yanında
alıkoyama-yacaktı.[45] Biz,
kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz. Zîrâ her ilim sahibinin üstünde
daha iyi bilen biri vardır.
Kardeşleri, ‘Eğer o
çaldıysa, ki daha önce onun bir kardeşi de hırsızlık etmişti.’ dediler. Yusuf
onların bu sözünü sineye çekti, bildiği gerçeği onlara açmadı ve şöyle dedi:
‘Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlatmakta olduğunuzun mahiyetini
çok iyi biliyor.’
Kardeşleri şöyle
dediler: ‘Ey Aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden
birimizi alıkoy. Şüphesiz biz, seni iyilik edenlerden görüyoruz.’
Yusuf ‘Eşyamızı
yükünde bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah’a sığınırız; çünkü o
takdirde biz gerçekten zalimler oluruz.’ dedi.
Ondan ümitlerini
kesince, kardeşler, aralarında gizli görüşmek üzere ayrılıp çekildiler.
Büyükleri dedi ki: Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de
Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Ben, babam bana izin
verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım!
Allah, hükmedenlerin en hayırlısıdır. Siz babanıza dönün ve deyin ki: Ey
babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik
etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz,
İçinde bulunduğumuz
şehire ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz, gerçekten doğru
söylüyoruz.”[46]
L. Hz. Yusuf (A.S.)’ın Kardeşleri Babaları Hz. Yakub
(A.S.)’In Huzurunda
Bünyamin’in Mısır’da
alıkonulmasından sonra, diğer kardeşler, babaları Hz. Yakub fa.s.)’a döndüler
ve başlarına geleni ona anlattılar. Hz. Yusuf (a.s.)’m bir kurt tarafından
yenildiğini söylediklerinde olduğu gibi, bu defa da onlara inanmayan ve yine
nefislerine uyup bir hata işlediklerini söyleyen Hz. Yakub (a.s.}, artık
kendisine güzelce sabretmek ve oğullan Hz. Yusuf (a.s.) ile Bünyamin’i
kendisine döndürmesi hususunda Allah’tan ümitvar olmaktan başka yapılacak bir
şey kalmadığını ifade etti. Hz. Yakub (a.s.), Bünyamin dolayısıyla da çok
üzülmüş, bu üzüntüsü eski derdini de depreştirmiş, Hz. Yusuf (a.s.) için duyduğu
acıları daha da şiddetlendirmişti.
Kederinin şiddetinden gözlerine ak düştü ve bir süre sonra göremez oldu.
Derin üzüntüsünü oğullarından gizlese de, onlar bunu fark ederek kendisine
gelip Hz, Yusuf (a.s.J’a üzülmekten vazgeçmesini yoksa bu yüzden hayatını
kaybedeceğini söylüyorlardı. Hz. Yakub (a.s.), onlara, hüznünü ancak Allah’a
arzettiğini ve Allah’ın kendisine onların bilmediği bâzı şeyleri bildirdiğini
ve bu bilgiler sayesinde O’nun rahmetinden ve kendisini teselli edip rahata
kavuşturmasından ümitvar olduğunu
söyledi. O, kendisine lütfedilen bu bilgiler sayesinde,
anlaşıldığı gibi, hâlâ Hz. Yusuf
(a.s.)’dan ü-midini kesmemişti. Onun gördüğü rüyanın zamanı gelince gerçekleşeceğine
ve Allah’ın onu yükseltip Özel bir görev için seçeceğine kesin olarak
inanıyordu. Kendisini teselliye çalışan oğullarına, Hz.
Yusuf (a.s.) ile
Mısır’da bıraktıklarını söyledikleri Bünyamin hakkında araştırma
yapmalarını emretti. Onlara da Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelerini tavsiye
etti ve Allah’ın rahmetinden sadece kâfirlerin ümit kestiğini hatırlattı:
“Babalan dedi ki:
‘Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürükledi. Artık bana güzelce sabretmek
gerek. Belki de Allah, onların hepsini bana getirir. Çünkü O, çok iyi bilendir,
hikmet sahibidir. Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de, ‘Ey Yusuf üzerindeki
tasam!’ dedi ve tasasından gözleri ağardı; acısını yutkunuyordu.
Oğulları, ‘Vallahi
sen, Yusuf’u düşüne, düşüne hasta olacaksın, yahut öleceksin!’ dediler.
Yakub, ‘Ben üzüntü ve
tasamı yalnızca Allah’a arz ederim ve sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah
tarafından bilirim. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve kardeşini iyice
araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; zîrâ kâfirler güruhundan
başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez!’ dedi.”[47]
M. Kardeşleri Üçüncü Defa Hz. Yusuf (A.S.)’ın Huzurunda
Hz. Yakub (a.s.)’in
oğulları, onun Hz. Yusuf (a.s.) İle Bünyamin’i aramaları hususundaki isteğini
kabul ettiler. Hem ikisi hakkında bilgi edinmek, hem de muhtaç oldukları zahireyi
alabilmek için, tekrar Bünyamin’in alıkonulduğu Mısır’a gittiler. Henüz
tanımadıkları Mısır hazine vekili Hz. Yusuf (a.s.)’in huzuruna çıkarak, ondan
kardeşleri Bünyamin’i serbest bırakmasını istirham ettiler. Onun kalbini
yumuşatabilmek için, ailelerinin içine düştüğü darlık ve sıkıntıdan
bahsettiler. Az bir sermaye ile gelebildiklerini belirterek, kendilerine tam
ölçek ve hatta daha fazla verilmesi ümidinde olduklarını ve bu hususta onun cömertliğine
güvendiklerini söylediler. Kardeşlerinin bu perişan durumundan etkilendiği
anlaşılan Hz. Yusuf (a.s.), artık kendisini tanıtma zamanının geldiğine karar
verdi. Bir anda onlara, Yusuf ve Bünyamin’e cahillikleri yüzünden hangi
kötülüğü yaptıklarını soruvermişti. Hiç beklemedikleri bu soru, onların kafalannı
allak-bullak etti. Şaşkınlık içinde “Yoksa sen Yusuf musun?”
dediler. Bunun üzerine o, “Evet ben Yusuf’um, bu da kardeşim
Bünyamin!” dedi. Ardından Allah’ın kendisini ve Bünyamin’i helakten
kurtardığını ve ikisine de büyük lütufta bulunduğunu, Allah’ın kendisinden
korkan, sabreden ve güzel işler yapanları mükâfatlandırdığını söyledi.
Karşılarındaki Maliye
bakanının kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.) olduğunu öğrenen ve onu kuyuya atmakla
işledikleri büyük suçun pişmanlığı altında ezilen kardeşleri, utançlarından
başlarını önlerine eğdiler. Beyan edecekleri hiç bir mazeretlerinin de bulunmadığı
bu noktada, suçlarını itiraf ederek, Allah’ın onu, takva, sabır, ilim ve
yumuşak huyluluk ile kendilerinden üstün kıldığını söylediler. Muhtemelen
çarptırılacakları cezanın ne olacağını düşündükleri bir anda, akıllarından
geçenlerin aksine, kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.)’m kendilerine olan üstünlüğünün
derecesini gösterecek yüce bir davranışıyla karşılaştılar. Söze başlayan Hz.
Yusuf (a.s.), onları cezalandırmaktan falan bahsetmi-yor; aksine onları
affettiğini, yaptıkları dolayısıyla onlara karşı gönlünde bir ayıplama ve
kınamanın dahi olmadığını, üstelik onlar için merhamet sahiplerinin en
merhametlisi olan Allah’tan af ve mağfiret dilediğini söylüyordu.
Hz. Yusuf (a.s.), daha
sonra babasının durumunu sorup, kendisi ve Bünyamin için duyduğu üzüntüden
dolayı ağlaya, ağlaya gözlerini kaybettiğini öğrendi. Bunun üzerine gömleğini
onlara verdi ve gömleği babalarının yüzüne koydukları takdirde, onun gözlerinin
açılacağını söyledi. Ayrıca onlardan babaları başlarında olmak üzere aile
fertlerinin tamamını alarak hemen Mısır’a gelmelerini istedi. Hz. Yusuf (a.s.)
ve kardeşleri arasında geçenler Yusuf sûresinde şöyle anlatılmıştır:
“Yusuf’un yanına
girdiklerinde şöyle dediler: ‘Ey Azizi Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz
sana değersiz bir sermaye ile de geldik. Ama sen bize ölçeği tam ver, aynca
tasadduk eyle; çünkü Allah tasadduk edenleri mükâfatlandırır.
Yusuf, ‘Sizler
cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?’
diye soruverdi
Onlar, ‘Yoksa sen
gerçekten Yusuf musun?’ dediler.
Yusuf ‘Ben Yusuf’um,
bu da kardeşimdir. Allah bize lütfetti. Çünkü kim Allah’tan korkar ve
sabrederse, şüphesiz Allah, güzel davrananların mükâfatlarını zayi etmez.’
dedi.
Kardeşleri, ‘Allah’a
andolsun, hakikaten Allah seni bize üs-, tün kılmış. Doğrusu biz, gerçekten
hatalıyız, suç işleyen kimseleriz. ‘ dediler.
Yusuf, ‘Bugün sizi
kınama yok, Allah sizi affetsin! Şüphesiz ki Allah, merhamet sahiplerinin en merhametlisidir.
Şu gömleğimi götürün, onu babamın yüzüne koyun da gözleri açılsın. Ve bütün
aile fertlerinizle birlikte bana gelin.”[48]