Hz. Yusuf As Hayatı
E. Olayın Mısır Sosyetesi Arasında Duyulması
Aziz Potifar’m işi
örtbas etmek istemesine rağmen, olay sosyete arasında duyulmuştu. Üst tabaka
kadınları, onun karısının bir köleye tutulmasını dillerine dolamışlardı.
Arkadaşlarının diline düşen ve onların dedikodularından bir türlü kurtulamayan
kadın, bir gün onlar için bir parti düzenledi. Rahat bir şekilde yaslanıp
oturacakları koltuklar hazırlattı, masaların üzerine çeşitli meyveler ve
meyveleri soymaları için bıçaklar koydurdu. Ziyafete çağırdığı kadınlar
koltuklara yaslanmış bir halde meyvelerini soymaya başladıklarında, dillerinden
düşmeyen kölesi Hz. Yusuf (a.s.)’ı içeriye çağırdı. Salona giren Hz. Yusuf
(a.s.)’ ı görür görmez âdeta çarpılan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerindeki
bıçaklarla meyveler yerine ellerini kestiler ve büyük bir hayranlık içinde bir
ağızdan, “Bu bir insan değil, bir melektir!” dediler. Aziz Potifar’m
hanımı kendince maksadına ulaşmış, ona aşık olup onunla birlikte olmayı
istemekte ne kadar haklı olduğunu arkadaşlarına ispat etmişti. Zafer kazanmış
bir kahraman edasıyla, o yakışıklı köle ile birlikte olmayı tekrar deneyeceğini
ve isteğini yine reddettiği takdirde onu zindana attıracağını söyledi.
Ancak Hz. Yusuf
(a.s.), bu konuda kendisine yapılan teklifi yine şiddetle reddederek zindana
atılmayı, bu kadınların çağırdığı çirkin işe tercih etti. Allah’a sığınarak
kendisini bu kötülüğe düşmekten korumasını istedi. Yüce Allah, onun duasını
kabul etti ve onu kadınların tuzağına düşmekten korudu. Bu olayın ardından o,
suçsuz olduğu kesinlikle bilindiği halde kadının ısrarları sonucu zindana
atıldı. Yusuf sûresi, bu sahneyi şöyle anlatmaktadır:
“Şehirdeki bâzı
kadınlar dediler ki: ‘Azizin karısı, kölesinin nefsinden murad almak
istiyormuş; Yusuf un sevdası onun kalbine işlemişi Biz onu gerçekten açık bir
sapıklık içinde görüyoruz.’
Kadın, onların
dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi, onlar için dayanacak yastıklar
hazırladı. Her birinin eline bir bıçak verdi. Yusuf’a, ‘Çık karşılarına!’ dedi.
kadınlar onu görünce, ellerini kestiler ve dediler ki: ‘Hâşâ! Bu bir insan
değil! Bu ancak değerli bir melektir!’
Kadın dedi ki: ‘İşte,
hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben, onun nefsinden murad almak istedim.
Fakat o, şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa,
mutlaka zindana atılacak ve elbette zelillerden olacaktır.’
Yusuf, ‘Ey Rabbim!
Benim için zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer sen,
onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum!’
dedi. Rabbi onun duasını kabul etti ve onların hilesini uzaklaştırdı. O, çok
iyi işiten, pek iyi bilendir. Neticede kesin delilleri gördükten sonra onu bir
zamana kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun görüldü.[28]
Zamanın yüksek
sosyetesini temsil eden bu kadınlar, anlaşıldığına göre, hoşlarına giden
yabancı bir erkeğe sahip olma arzularını saklama ihtiyacını dahi
duymuyorlardı. Müfessirler, bu ahlâkî düşüklüğün, doğru yoldan çıkmış bütün
toplumlardaki sosyete sınıfı arasında yaygın bir Özellik olduğunu söylemişlerdir.
Mevdûdî, bu hususa işaret ederken şöyle demektedir:
“Kadının şehevî
ihtirasını açıkça ilan edip, gayr-i ahlâkî niyetini rahatça açığa vurması,
zamanın Mısır yüksek sosyete sını-.
finin ahlaken en aşağı dereceye düştüğünü gösterir. Besbelli ki, kadının
davet ettiği bayanlar da, bu yüksek sosyeteye mensup olmalıdır. Aşkına müptela
olduğu kimsenin ne kadar genç ve yakışıklı olduğunu göstermek amacıyla,
tutulduğu genci hiç çekin-meden
misafirlerinin huzuruna
çıkarması, bu gösteride iştirak edilmeyen hiçbir şeyin olmadığını
gösterir. Hoş, davetli bayanlar, kadını tekdir etmemişlerdir; öyle görünüyor
ki, kadının yerinde kendileri de olsa aynı şeyi yapacaklarmış! Hepsinden öte,
ev sahibesinin açıkça, ‘Kuşkusuz, onu kendime râm etmek istedim a-ma o benden
kurtulmayı başardı. Fakat ondan vazgeçecek değilim. Eğer istediğim şeyi
yapmazsa, onu zindana attıracağım ve küçük düşenlerden olacak!’ şeklindeki
sözlerinin hayâsızlık ifâde ettiğini hissetmemişlerdi bile! Aynca hu, Modern
Batı toplumunun ve onun Batılılaşmış doğulu takipçilerinin, kadına ‘özgürlük’
vermekle övünmelerini de haksız çıkarmaktadır. Çünkü bu ‘ilerleme’ yeni bir
hadise değildir. Çünkü bu moda, bundan binlerce yıl önce, Mısır’da tüm
haşmetiyle yürürlükteydi. “[29]
Seyyid Kutup da,
kadının kocası Aziz Potifar’ın tutumu hakkında şöyle der:
“Burada, Cahili
toplumdaki yüksek tabakanın bir durumu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, cinsel
rezillikler karşısında gevşeklik göstererek onu toplumdan gizleme eğilimidir.
Çünkü Aziz, suçsuz Yusuf’a dönerek, ona olayı gizlemesini ve kimseye açmamasını
emrediyor. Sonra da kendisine ihanet eden eşine, damar-lordaki kam harekete
geçirecek bu olay karşısında yumuşak bir üslupla hitap ediyor ve/Bu günahın
için tevbe et, affını dile!’ demekle iktifa ediyor. Sanki, zahiri kurtarmak
için önemli olan bu imiş gibi, böyle hareket ediyor. “[30]
Bu olay, diğer yönüyle
de, Hz. Yusuf (a.s.)’m ne büyük bir imtihana tâbi tutulduğunu gösterir. Çünkü
o, 20 yaşlarında bir delikanlı iken, köle olarak bulunduğu evin güzelliğiyle
meşhur genç hanımının birlikte olma teklifiyle karşılaşmıştır. Üstelik, gayr-i
meşru cinsel ilişkilerin çığırından çıktığı, bu tür ilişkilerin neredeyse
normal ilişkiler haline geldiği bir toplumda yaşamaktadır. Ayrıca onun
yakışıklılığı, tüm şehirde duyulmuş, kadınların hayranlığının da boy hedefi
olmuştur. Kısacası, şartlar, büyük bir baskıyla onu günaha teşvik etmektedir.
Ancak, Yüce Allah tarafından seçilmiş ve güzel ahlâk ile donatılmış bu genç
adam, onun yardım ve inâyetiyle, durumunda olanlar için en zor imtihan çeşidi
olan bu imtihanı başarıyla geçmiştir. Asla şeytanın tahriklerine boyun
eğmemiştir. Bu şartlar içinde, insanlık zafiyetini de unutmamış, bu
tahriklerden etkilenip günah işlemekten korktuğunu ileri sürerek Cenabı
Hak’tan, bu tehlikeye karşı kendisinin zindana konulmasını istemiştir. Neticede
Yüce Allah, kendisine sığınan sevgili kulunu, ona pusu kuranların tuzaklarından
uzaklaştırmış, sebeplerini halk ederek, ona zindan kapılarını açmıştır.
Böylece, ilk imtihanını kardeşleri tarafından kuyuya atılmak, ikinci
imtihanını köle olarak satılmak, üçüncü imtihanını ise kadınların tuzağına
mâruz kalmakla yaşayan Hz. Yusuf (a.s.), bilinen son imtihanını zindanda
geçirmiştir. [31]
F. Zindan Hayatı
Hz. Yusuf (a.s.)’ın
geçirdiği büyük imtihanların dördüncüsü ve sonuncusu zindan hayatı oldu.
Suçsuz olduğu kesin delillerle ortaya çıktığı halde, Züleyha’nm kocası Aziz
Potifar tarafından süresiz olarak hapse atılmıştı, onun zindana atıldığı
günlerde, Mısır sarayındaki aşçıbaşı ve sâkî kralı zehirlemek için komplo
hazırladıkları ithâmıyla tevkif edilmişlerdi. Kısa sürede idareciler dahil
herkesin sevip takdir ettiği bir mahkûm hâline gelen Hz. Yusuf (a.s.)’m zindan
arkadaşı olan bu iki şahıs, aynı gecede birer rüya görmüşlerdi. Saki, rüyasında
üzüm sıkıp şarap yaparak onu krala sunmuştu. Aşçıbaşı ise, rüyasında başının
üstünde ekmek taşımış, bu esnada kuşlar bu ekmekten yemişti. Hz. Yusuf (a.s.)’m
rüyaları iyi tâbir ettiğini ve tâbirlerinin doğru çıktığını öğrenmiş olan bu
iki adam, ondan rüyalarını yorumlamasını istediler. Onların bu tutumundan da
anlaşıldığına göre, Hz. Yusuf (a.s.), bir mahkûm olmasına rağmen zindanda da
yüksek bir saygınlık kazanmış bulunuyordu. Aktarılan bâzı haberlere göre,
sadece mahkûmlar değil, zindandaki müdür ve gardiyanlar da, ona büyük değer
veriyorlardı. Hatta, Tevrat’ta, zindan müdürünün, bütün mahkûmları ona teslim
ettiğinden bahsedilmektedir.[32]
Hz. Yusuf (a.s.),
rüyalarının tâbirine başlamadan önce, bu iki şahsı Allah’ın birliğini kabule
çağırmak ve onları hidâyete ulaştırmak istedi. Buna zemin hazırlamak
maksadıyla, Allah’ın kendisine bahşettiği bâzı mucizeleri onlara anlattı.
Konuyu daha müşahhas hâle getirebilmek için örnekler göstermek maksadıyla
onlara, az sonra kendilerine getirilecek olan yemeği ve bu yemeğin özelliğini,
getirilmeden önce bilebileceğini söyledi. Onları hataya düşmekten kurtarmak için
bu şekilde gayb hakkında bilgi vermesinin, ancak Allah’ın kendisini
bilgilendirmesiyle olduğunu, dolayısıyla yaptıklarının kehânet veya
müneccimlikle alâkasının bulunmadığını belirtti. Rabbinin kendisine bu lütfü, Allah’a ve
ahiret gününe inanmayan müşrik bir kavmin dinini bırakarak ataları Hz. İbrahim
(a.s.), Hz. İshak ve Hz. Yakub peygamberlerin dinine tâbi olması dolayısıyla
verdiğini açıkladı. O . sırada peygamberlikle
görevlendirilmiş olduğunu gösteren
bu sözlerinden sonra, peygamberler ve onlara tâbi olan mü’minler
cemaatına, herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanın yakışmayacağını
söyledi. Peygamberler göndererek
insanlan doğru yola çağırmanın Allah’ın
büyük bir nimeti olduğunu; ancak insanların çoğunun peygamberlere inanmayıp bu
nimete şükürden kaçındıklarını belirtti. Daha sonra onları, hiç bir menfaat
veya zarar veremeyen ve kendilerine dua edenlerin duasını yerine getirmekten
aciz olan putlarıyla, azamet ve yücelikte eşsiz Yüce Allah arasında mukayese
yapmaya ve ibadet edilmeye lâyık olanı bulmak için düşünmeye çağırdı.
Akıllarını erdirmek için Allah dışında taptıklarının bir takım kuru isimlerden
ibaret olduğunu, o isimleri atalarının ve kendilerinin taktığını, Allah’ın bu
sahte ilâhlara hiç bir güç vermediğini, hükmün ancak Allah’a ait olduğunu ve
onun kendisinden başkasına tapılmamasını emrettiğini söyledi.
Hz. Yusuf, davet için
yaptığı bu girizgâhın ardından, iki zindan arkadaşının rüyalarını tâbire geçti.
Rüyasında üzüm sıkıp şarap yaptığını gören sakinin, zindandan çıkacağını ve
tekrar efendisine şarap sunacağını, diğerinin ise idam edileceğini ve kuşların
onun başının etinden yiyeceğini söyledi. Ayrıca kralın hizmetine dönecek olan
sakiden, efendisinin yanında kendisinden bahsetmesini ve durumunu ona
anlatmasını rica etti. Hz. Yusuf (a.s.)’m yorumu aynen çıktı. Bundan kısa bir
süre sonra hapisten çıkarılıp saraya götürülen bu iki şahıstan aşçıbaşı
a-sılmış, saki ise saraydaki görevine yeniden başlamıştı. Ancak şeytan, ona,
Hz. Yusuf (a.s.) hakkında krala bilgi vermeyi unutturdu. Neticede Hz. Yusuf
(a.s.), kendisine sahip çıkacak bir yakını olmadığından birkaç yıl daha
zindanda kaldı. Rivayete göre, onun zindan hayatı, 7 yıl sürmüştü. Zindandaki
iki şahsın rüyaları, Hz. Yusuf (a.s.)’ın önce onları dinine çağırıp daha sonra
rüyalarını yorması ve yorumunun doğru çıkması Kur’ân’da şöyle anlatılmaktadır:
“Onunla birlikte
zindana iki delikanlı daha atılmıştı. Onlardan biri, ‘Ben rüyada, şarap
sıktığımı gördüm.’ diğeri ise, ‘Ben de rüyamda başımın üstünde bir ekmek
götürüyorum, ondan kuşlar yiyor. Bize bunun tâbirini yap. Çünkü biz seni, güzel
tabir yapanlardan görüyoruz.’ dediler.
Yusuf dedi ki: ‘Size
yedirilecek yemeğin hangi çeşit bir yemek olduğunu size gelmezden önce bilir
size haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Çünkü ben, Allah’a
inanmayan ve ahirete inanmayan kavmimin dinini terk ettim. Atalarım İbrahim,
İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize
yaraşmaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın lütfundandır.
Fakat insanların çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli ilahlar mı
daha iyi yoksa her şeye kd-dir olan bir tek Allah mı? Sizin Allah’ı bırakıp da
taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlerden başka bir
şey değildir. Allah, onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm
sadece Allah’a aittir. O, size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi
emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların ço-ğu bilmezler. Ey
zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine tekrar şarap sunacak; diğeriniz ise
asılacak ve kuşlar onun başının etinden yiyecekler. Tâbiri hakkında sorduğunuz
iş kesinleşmiştir. ‘
Onlardan kurtulacağına
inandığı kimseye dedi ki: ‘Beni e-fendinin yanında an!’ Fakat şeytan ona,
efendisinin yanında Yusuf’tan bahsetmesini unutturdu. Dolayısıyla Yusuf, birkaç
sene daha zindanda kaldı.”[33]