(1) Zamirin âmili üzerine takdim edilmesi ile muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Çünkü âmilin üzereine tekaddüm edilirse, âmiline bitişmesi mümkün olmaz. Muttasıl olması için âmilinden sonra gelmesi lâzımdır. Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir. / mi?: 2/35
“Yâ Âdem dedik! – sen ve zevcen cennete yerleşin – ve ikiniz orada istediğiniz yerden bol bol yeyin – ve şu ağaca yaklaşmayın – sonra zalimlerden olursunuz.”
Ayet-i Kerimesindeki ( … كَ … ) muttasıl zamirinin âmili, ( … زَوْجُ … ) dir. Yukarıdaki tarife göre, Âdem ismine ait ( … كَ … ) muttasıl zamiri, bitiştiği âmiline (eşine) onun bir cüzü olacak şekilde muhtaç olanzamirdir. Âdem ismine ait ( … أَنْتَ … ) munfasıl zamiri ise, bir âmile onun bir cüzü olacak şekilde muhtaç olmayanzamirdir. ( … أَنْتَ وَزَوْجُكَ … ) lafzında ise, ( … أَنْتَ … )’ye kıdem verilip, âmiline takdim edildiği için öne alınmış anlamı var denilebilir 2/30-34 arasındaki Ayet-i Kerimelerden Âdem olan ile eşi arasındaki kıdem farkı :Âdem olan, Esmâ’yı hem yaşamakla, hemde muhatabına bildirmekle sorumludur. Eşi ise, sadece yaşamakla sorumludur.
Şayet âmili üzerine takdim etmek bu anlatılan ise, muttasıl zamir getirilmesinin özürlenme sebebi de : ( … كَ … ) muttasıl zamiri, Esmâ’nın anlamını eşine gereğince bildiremiyeceği için sorumluluğunda özürlenmiş olur. Çünkü Akıl, kalb gibi değildir. Şöyle de söylenebilir: ( … كَ … ), Esmâ’yı yaşayarak idrâk ettiği derecede bilir ama ( … أَنْتَ … ) bildiklerinin %100’ünü bildiremez (anlatamaz). Bu nedenle de, Ellah Teala’ya hitap eden dâima ( … أَنْتَ سُبْحَانَكَ ) der ve “Ey Ellah’ım! Seni hem bilmekte aciz kaldım, hem de tâlim ettirdiğin Esmâ’yı bildirmekte aciz kaldım.” anlamı saklıdır. Munfasıl ( أَنْتَ ) zamirinde saklı olan bu anlam, Zamirin beşinci kademedeki tarifidir Ayrıca bu Ayet-i Kerimede: Her bir varlığın isminde, (munfasıl zamiri + muttasıl zamirleri + âmili) hakkında bilgiler saklıdır anlamı çıkıyor.
(2) Bir maksat için vâki olan bir fasıl sebebi ile muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Yani fâsıla olmadığı zaman maksat hasıl olmaz. (Fasıl zamiri olması, özürlenme sebebidir).
Örenek 2/5’de; ( وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ …) “İşte onlar felaha erenlerdir.” Ayeti Kerimesinde ( أُولَئِكَ) Mübteda’dır. ( هُمُ) Fasıl zamiri’dir. ( الْمُفْلِحُونَ ) ise, hem haber’dir hem de sıfat’tır. Çünkü ( الْمُفْلِحُونَ ) olmanın mânasını, sadece sıfatlananların bilir, mevsuf âniden sıfatlanamaz. Bir eğitim ve terbiye sürecini yaşaması zorunludur ve bu fâsıla nedeniyle de, muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş ve ( هُمُ) munfasıl zamiri gelmiştir.
(3) Âmilin hazf edilmesi ile muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Âmil hazf edilince, zamir bitişecek bir şey bulamaz. Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir. / mi?: 36/69
( إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُبِينٌ …) “O‘nun getirdiği sadece bir zikir ve ifâdeleri açık bir Kur’ân’dır.”
Ayet-i Kerimesindeki ( إِنْ) şart edatı olarak görevli ise, kendisinden sonra gelen ve âmil olan şart fiili hazfedilmiştir. Çünkü kâidelere göre; (a) Şart edatı olan ( إِنْ) isimlerden önce hiç gelmez, dâima fiillerden önce gelir. (b) Bazen ( إِنْ) den sonra gelen şart fiili hazfedilebilir. (c) Fiil malûm ise, yerine fâil kalır ve fiil meçhûl ise, yerine nâib-ü fâil kalır. Bu durumda ( إِنْ) şart edatı ile ( هُوَ) munfasıl zamir arasında malûm mu yoksa meçhul mu olduğu saklanmış bir fiil vardır. Dolayısıyla da ( هُوَ) ya fâildir yada nâibu fâildir. Âmilinin hazf edilmesinden doğan bu belirsizlik, bitişik zamir getirilmesini özürlemiş olabilir
Bu kâidelere göre ( إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَ قُرْءَانٌ مُبِينٌ …) cümlesinin anlamı “Kur’an-ı Mubîn olması sebebiyle, ( هُوَ) sadece bir zikirdir ve âmili de (fiillerinin sebebleri de) mânevidir.” Bu nedenle de, buradaki ( هُوَ )’ye, “Hüve Cümlesi هُوَ هُوَ” denir. (Kâide: Atf-ı nesak olarak görev yapan ( وَ), bir mâna döngüsünün varlığını saklı olarak bildirir.)
(4) Âmilinin mânevi olmasıyla muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Çünkü lafzın, mânaya bitişmesi imkansızdır. Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir.: 40/13
Bu Ayet-i Kerimede ( هُوَ ) munfasıl zamirini açıklayan sıla cümlelerindeki fiillerde saklı olan hükümler mânevi olduğu için, ( هُوَ)’nin âmilleri mânevidir. Bu nedenle de bitişik zamir getirilmesi özürlenmiştir.
(5) Âmil bir harf ve mamulü olan zamir de merfu ise muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir. 36/77
( فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ …) “Şimdi o açıkça bir mücadeleci kesildi.” Ayet-i kerimesinde; isim cümlesinde mübtedâ olan ( هُوَ) den önce âmil olup, sürpriz edatı olarak görev yapan ( إِذَا ) geldiği için, bitişik zamir getirilmesi özürlenmiş oldu. (NOT: Sürpriz edatı olarak görev yapan ( إِذَا ) bir harf; (a) Kendisinden sonra devamlı isim cümlesi gelir, (b) Bir işin veya olayın ansızın meydana geldiğini bildirir. ( إِذْ ) in kullanılış şekline benzer. (c) Bu edat, bildiğimiz veya öğle sandığımız bir durumun tam tersi ile karşılaşırsak “meğer” anlamını ifade eder)
(6) Zamirin ait olduğu şeylerden başkası üzerine câri olan bir sıfata, müsnedün ileyh olması ile bitişik zamir getirilmesi özürlenmiş olur. (NOT: Müsnedün ileyh : mübtedadır veya fâildir veya kendisine isnad edilendir.)
Bu şarta örnek olarak şu Ayet-i Kerime verilebilir.: 85/21 ( بَلْ هُوَ قُرْءَانٌ مَجِيدٌ ) “Bilakis, O Kur’an’dır Mecîd’dir” Ayet-i Kerimesinde üç farklı i’râb durumu mevcut galiba. Bunlar:
Haber-2 (sıfat) + Haber-1 + Mübtedâ (munfasıl Zamir) Durumu : ( هُوَ) mübtedâ, ( قُرْءَانٌ) haber-1 ve ( مَجِيدٌ ) haber-2 (sıfat)’dır. Sıfatı ikinci haber olarak alması durumunda, bitişik zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Şöyle de söylenebilir: ( هُوَ) munfasıl zamiri, Kur’an üzerine câri olan Mecîd sıfatına mübtedâ olmuştur ve bu nedenle de bitişik zamir getirilmesi özürlenmiştir. Saklı bilgi: ( هُوَ) munfasıl zamirine iki haber ile, iki sorumluluk yüklendiği durumunda, ( هُوَ) tarifi : Hem Kur’anın hükümlerini yerine getiren, hem de Kur’an’ın Şânını-Yüceliğini (Mecîd sıfatını) tanıtacak hizmetleri yapmakla yükümlü olandır. olabilir. Ancak bu ikisini hakkıyla yapılamıyacağı için (özür hâli nedeniyle) munfasıl zamir gelmiştir. Bu durumda Ayet-i Kerimenin meâli : “Bilakis, O Kur’an’dır Mecîd’dir” olur.
Haber (sıfat tamlaması) + Mübtedâ (munfasıl Zamir) Durumu : ( هُوَ) mübtedâ ve sıfat tamlaması olan ( قُرْءَانٌ مَجِيدٌ) haberdir. Şöyle de söylenebilir: ( هُوَ) munfasıl zamirine sıfat tamlaması olan bir haber ile, bir sorumluluk yüklendiği durumunda, ( هُوَ) tarifi : Sadece Mecîd Kur’an’ı yaşamakla yükümlü olandır. denilir. Hz. Resulullah (a.s.v), Hz. Ömer (r.a)’nın Kur’an’dan başka bir kitap (kağıt tomarı) okumasını yazaklamış ve “Kur’an sana yeter” buyurmuş ve benzer bir ikazı, başka bir sahabeye yapmamıştır. Hz. Ömer (r.a) KADI olarak görev yaptığı sürece de, bir dava ile ilgili kararını vermeden önce de, Hz. Resulullah (a.sv)’e danışmıştır. Bu nedenle, muttasıl zamirin özürlenmesi, belki yanlış yaparım korkusundan kaynaklanan bir özürlenmedir. denilebilir. Bu durumda Ayet-i Kerimenin meâli : “Bilakis, O, bir Mecîd Kur’an’dır” olur.
Haber + Mübtedâ + Şan Zamiri Durumu : ( هُوَ) şan zamiri olarak görev yaptığı için, muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur ve ( قُرْءَانٌ) mübtedâdır ve ( مَجِيدٌ ) ise, haberdir. “Şan zamirinin mânası, kendisinden sonra gelen isim cümlesidir” kâidesine göre Ayet-i Kerimenin meâli : “Bilakis, O’dur. Kur’an, Mecîd’dir” olur. Bu nedenle de, “Kur’an-ı Kerim’den yükümlüğüm” diyenler, O’nun Şân’ını yüceltmekle de yükümlüdür bilgisi saklıdır.
Muahhar mübtedâ + Haber-i mukaddem + Âid Zamiri Durumu : Örnek :
51/10 ve 11’de ( قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ ) “Kahrolsun yalancılar. – Onlar ki cehalet içinde bulunan gafillerdir.” Burada ( هُمْ) Âid zamiri olarak görev yaptığı için, muttasıl zamir getirilmesi özürlenmiş olur. Sıla bir isim cümlesi olup, muahhar mübtedası ( سَاهُونَ) ve mukaddem haberi şibh-i cümle olan ( فِي غَمْرَةٍ) dir. Buna göre sıla’nın açıklaması “Cahiller, gafildir.” olup, apacık bir hüküm ortaya koyar. (Açıklama : ( فِي) harficeri, bir mânevi oluşumu birdirir. Yani ( غَمْرَةٍ ), tek bir vasıf olamaz çünkü masdar kalıbında gelmiştir. Oluşuma Misal : Bir çorba pişirmek oluşumdur. Tencere, su, mercimek ve ateş gerekir. Bir tanesi eksik olursa, çorba pişmez. gibi)
Kendini deneBu dersi ne kadar öğrendin?3 seviye, her birinde 5 soru. Önce kendin cevapla, sonra açıklamayı oku. Sonuçların yalnız bu tarayıcıda saklanır.