(1) Sıla, cümle-i haberiyedir veya haber cümlesi mânasında olan lafızlardır. Yani isim cümlesi veya fiil cümlesi veya şibh-i cümle veya ismi fâil veya ismi mef’ul olarak gelen bir yan cümledir ve i’râbı yoktur. Kur’an-ı Kerimdeki sıla cümleleri dinleyenlere, kendisine ait sıfatı veya vasfı yaşadığı bir hadise ile sadece kendisine gizlice açıkladığı için i’râbı yoktur. İstek (Talep-inşâ) anlamı ifade eden fiillerden sıla cümlesi olmaz.
(2) Sıla cümlesinde; ism-i mevsûlü hazfetmek câiz değildir, ancak anlaşılacak durumda ise hazfedilebilir (Bakınız: 14.2’deki sebeb olabilir).
(3) Sıla cümlesi tercüme edilirken ism-i mevsûle: -en, -an, -dığı, -cek, -cak, -eceği, -cağı, -ki, bulunan, olan, … eklerini alarak bağlanır.
(4) Sıla cümlesi olan fiil, mazi de olsa veya muzari de olsa bu ekler fiilin sonuna bitişir. Ancak fiil mazi ise; -en / -miş olan ekleriyle de ifâde edilebilir. Fiil muzari ise;-er olan, -yor olan, -cek olan, -mekte olan ekleriyle de ifâde edilebilir.
(5) Sıla cümlesi, ism-i mevsûlün önüne geçemez.
(6) İsm-i mevsûl ile Sıla arasına nidâ, yemîn, i’tirâziyye cümlesi (Duâ cümlesi de bir i’tirâziyye cümlesidir) girebilir.
(7) Elif-nun, sıla’nın başına geldiğinde ( إِنَّ ) okunur.
(8) Sıla cümlesi İhbâri Cümledir. Tercüme edilirken aşağıdaki kâideler uygulanır (AÇIKLAMA: Arabça’da cümleler, kesin mâna ifâde etme ve etmeme bakımından ikiye ayrılır. İhbâri Cümle mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olan; fiil cümlesi, isim cümlesi ve şibh-i cümlesidir. İnşâî Cümle mânası gerçekleşmemiş veya gerçekleşmesi şüpheli olan; emir cümlesi, nehy cümlesi, temennî cümlesi ve taaccüb cümlesidir.) ;
(9) Sıla cümlesi bir fiil cümlesi ise, ism-i mevsûl -en kimse, -in kimse, anlamı ile sıla cümlesine bağlanır.
Örnek: 1/7 ( صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ ) “Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna (eriştir) -gazaba uğrayan ve sapıtanların değil.” Burada “inandım, şâhidim, şâhid oldum, şüphesiz olarak bildim” gibi anlamları saklar.
(10) Sıla cümlesi bir isim cümlesi ise, ism-i mevsûl -na, -nı, -an, anlamı ile bağlanır. Örnek 2/61 ( … بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ … ) “… daha iyi olan ile”
(11) Sıla cümlesi bir şibh-i cümle (zarf) ise, ism-i mevsûl -ki, bulunan şey, olan şey anlamı ile sıla cümlesine bağlanır.
Örnek: 16/96 Ayet-i Kerime’sindeki sıla cümlesi ( … مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ ) şibh-i cümledir ve ism-i mevsûl ( … مَا … ) “Sizin yanınızdaki şeyler tükenir …” anlamı ile sıla cümlesine bağlanır. ( … عِنْدَ … ) zarftır ve ( … كُمْ … ) muzâfun ileyhtir; Âid zamiri ise takdir edilen ( اسْتَقَرَّ ) fiilindeki gizli zamirdir.
(12) Sıla cümlesi bir şibh-i cümle (harfi cerli isim) ise, ism-i mevsûl -ki, bulunan şey, -olan şey anlamı ile sıla cümlesine bağlanır
Örnek: 3/154’de ( وَلِيَبْتَلِيَ اللَّهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ … ) “… Ellah sizi ibtilâ etti – sadırlarınızda olan şeylerden dolayı ve kalblerinizdeki niyetlerinizi temizlemek için yaptı – Ellah sadırlarda olanı çok iyi bilendir.”
Ayet-i Kerime’sindeki sıla cümlesi ( … مَا فِي صُدُورِكُمْ … ) şibh-i cümledir ve ism-i mevsûl ( … مَا … ) “.. sadırlarınızda olan şeyler ..” anlamı ile sıla cümlesine bağlanır. ( … فِي صُدُورِ … ) harficerli ismi “sadırda oluşan” anlamındadır. ( … كُمْ … ) muzâfun ileyhtir; Âid zamiri ise takdir edilen ( اسْتَقَرَّ ) fiilindeki gizli zamirdir. Buradaki sıla cümlesi, Ellah Teala’nın ibtilâ etme sebebini açıklar.
(13) Sıla cümlesi bazen şart cümlesi de olur, İsm-i mevsûller mübtedâ veya ( إِنَّ ve benzerleri gibi) nevâsıhtan birinin ismi olunca, umûmiyetle şart ifâde eder. Örnek Ayet-i Kerime : …. ( ? )
Örnek: ( إِنَّ مَنْ يَجْتَهِدُ يَنْجَحُ ) ” Muhakkak çalışan başarır” cümlesindeki ( مَنْ ) ism-i mevsûldür ve ( إِنَّ ) nin ismidir. ( يَجْتَهِدُ ) lafzı da sılasıdır. ( يَنْجَحُ ) ise, haberdir. Bu cümlenin başında ( إِنَّ ) olmasaydı, ( مَنْ ) iki fiil-i muzariyi cezmeden şart ismi olacaktı ve iki muzari fiili cezm edecekti.
(14) Sıla cümlesinde; Âid zamir denilen, ism-i mevsûl’e âid olan, sıla cümlesini ism-i mevsûle (bâriz, müstetir veya hazfedilmiş (mahzûf) olarak) bağlayan ve ism-i mevsûlle aynı sıgada olan bir zamir bulunur. Âid zamirine ( الرَّاجِعُ ) de denir.
(14.1) Âid zamiri umûmiyetle gâib muttasıl veya munfasıl zamirden olur. Bazan munfasıl muhâtab zamirinden de olabilir.
(14.2) Nekre bir kelimeden sonra ism-i mevsul kullanılmaz fakat Âid zamiri ile birlikte varmış gibi tercüme edilir.
Örnek: ( قَدْ جَاءَ رَسُولٌ ( مِنْكُمْ ) دَعَانَا إِلَى الْإِسْلاَمِ ) “(sizin içinizden) Bizi islâma çağıran bir peygamber geldi”
(14.3) Cümlenin başına geldiklerinde soru işâreti olan ( مَا مَنْ ), Ayet-i Kerimedeki yerine göre çoğul mânasını taşıyan ism-i mevsûl olur.
Örnek: 16/96 ( مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُوا أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ) “Sizin yanınızdaki şeyler tükenir – Ellah katında olanlar bâkidir – Sabredenleri mutlaka mükafaatlandıracağız – onları daha güzel bir ecirle – yaptıkları şeye karşılık olarak.”
(14.4) Bâriz (Açık) Âid zamir e örnek-1: ( يُحَبُّ الْإِنْسَانُ الَّذِى هُوَ مُحْسِنٌ ) “İyilik eden insan sevilir.” Bir yan cümle olan ( هُوَ مُحْسِنٌ ) sıla cümlesindeki ( هُوَ ) Âid zamir dir.
(14.5) Müstetir (Gizli) Âid zamir : İsm-i mevsûlden sonra gelen fiilin gizli (müstetir) fâil zamiri ism-i mevsûle dönüyorsa, aynı zamanda Âid zamir dir:
Örnek 2/25 ( هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ) “… Bu daha önce rızıklandığımız şeydir derler …” Ayeti Kerimesindeki ismi mevsulden sonra gelen ( رُزِقْنَا ) fiilindeki ( نَا ) nâib-i fâildir, âid zamiri değildir; âid zamiri mahzûftur, takdiri ( رُزِقْنَاهُ )’dur.
(14.6) Hazfedilmiş (Mahzûf) Âid zamiri aşağıdaki dört durumda hazfedilir:
Birinci durum:Âid zamiri müteaddi fiilin mefulü ise hazfedilir. Örnek: 96/5 ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) “İnsana bilmediği şeyleri öğretti” Ayet-i Kerimesinde ( لَمْ يَعْلَمْ … ) olan sıla cümlesinin kâideye göre ( لَمْ يَعْلَمْهُ ) olması gerekirdi. Ancak sıla cümlesinin fiili müteaddî olduğundan, Âid zamiri hazfedilmiştir. Bu sıla cümlesindeki ( هُ ) âid zamiri mahzûftur. denir.
İkinci durum:Âid zamiri uzun bir sıla cümlesinin mübtedası ise hazfedilir.
Üçüncü durum:Âid zamiri müştâk (ism-i fâil, ism-i meful, sıfat-ı müşebbehe .. gibi) ismin muzafun ileyhi olursa hazfedilir.
Dördüncü durum:Âid zamiri harficerli olursa, harficer ile beraber hazfedilir.
(14.7) Âid zamiri açık değilse okuyan onu, ism-i mevsûl türüne göre takdir eder ve Âid zamir; sayı, müzekkerlik ve müenneslik yönünden ism-i mevsûl’e uygun olur.
(14.8) Âid zamiri bazen terk edilebilir. (NOT: 33/69’daki ( … كَالَّذِينَ ءَاذَوْا مُوسَى … ) sıla cümlesi, bu kâideye uygun bir örnek olabilir mi?)
Örnek : 33/69 ( يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ ءَاذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللَّهِ وَجِيهًا ) “Ey iman edenler! – Siz de Mûsâ’ya ezâ edenler gibi olmayın – sonra Ellah onu söylenenlerden temizledi – O, Ellah katında mevki sahibi idi.”
(14.9) İsm-i mevsûl, kendisinden sonra gelen harficerli bir fiilin mefulü ise, Âid zamirinin de harficerli gelmesi zorunludur.
(14.10) اَلَّذِىvasıtası ile haber vermek : Fiil cümlesinin başına getirilen اَلَّذِى mef’ülün bih’i, haber yapar (NASB’ı, mahallen REF eder) ve fiilin sonunda da اَلَّذِى e dönen muttasıl âid zamiri bulunur.
Örnek : 25/63 وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا “Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazu ile (hevnen) yürürler.” Ayeti kerimesindeki ism-i mevsûl, fiil cümlesinin başına gelerek mef’ulü (mahallen REF ederek), HABER yapar. يَمْشُونَ fiilinin müstetir zamiri de aynı zamanda Âid zamiri olur. Dolayısıyla, fiil cümlesinin fâili de MÜBTEDÂ olur. Fâilin yürüyüşü, kesbîdir. Mübtedânın yürüyüşü ise, vehbîdir. Aralarındaki yürüyüş farkını ve ( هَوْنًا ) kelimesinin anlamını sadece Gavs (k.s) hazretlerinin yürüyüşünü gören bilir. Ayrıca Rahmân’ın kulları, dünya ile ilgili işlerini ( هَوْنًا ) “Tevazû ile ifâ ederler” anlamı da saklıdır. Çünkü, Gavs (k.s) hazretlerinin bizlere karşı davranışlarını hayranlıkla görmekteyiz
Her ism-i mevsulden sonra, kendinden önceki kelimeyi açıklayan ve mânasını tamamlayan bir ilgi cümlesi mutlaka bulunur. İsm-i mevsûlün cümlede bir çok görevi vardır, ancak tek başına bir anlamı yoktur ve kendinden sonraki cümleye ek anlam verir. Bu ek anlamlar da kendilerine dönen Âid zamirlerin cümledeki yerine göre değişir. (Aşağıdaki örneklere uygun Ayet-i Kerimeler bulunup yazılacak ve açıklanacak)
İsm-i mevsûle dönen Âid zamiri meful mevkiinde ise, ism-i mevsûl kendisinden sonraki fiilin sonuna -ğı, -ği, -ğu, -ğü eklerinden birini verir. Âid zamirinin çoğul olması durumunda bu ekler -leri şekline dönüşür.
Örnek : ( قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي اشْتَرَيْتُهُ مِنَ السُّوقِ ) “Çarşıdan satın aldığım kitabı okudum.” Cümlesindeki ( هُ ) Âid zamiri meful mevkiinde olan ism-i mevsûl döner. İsm-i mevsûl ise, meful olan ( الْكِتَابَ )’ın sıfatı olduğu için meful mevkiindedir.
Bu dersin sonunda Kendini dene testi var (3 seviye, 15 soru). Teste git →