Hz. Adem (a.s.) Hayatı
[38] Mevdûdî, Tefhim, I, 65.
[39] Bakara, 2/35.
[40] Tâhâ sûresi, 20/117-119.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 85-86.
[41] A’raf, 7/20-21.
[42] Tâhâ süresi, 20/120.
[43] Tevrat’a göre ise, önceden kapalı olan gözleri
isyanları yüzünden açılınca çıplak olduklarım görürler ve incir yaprağıyla
avret yerlerini örtmeye çalışırlar (Tekvin, 2/7).
[44] A’râf sûresi, 7/22.
[45] Tâhâ sûresi, 20/120-121.
[46] Ancak, bâzı hadis kaynaklarında, “Şayet Havva
Adem’e hıyanet etmeseydi (şeytana kamp kocasına bu yasağı işlemeye ikna
etmeseydi), kadınlar, asîâ kocalarına hainlik etmezler, onları
benzen hatalara sürüklemezlerdi, “anlamında bir hadis
nakledilmiş
bulunmaktadır (Bkz. Buhâri, Enbiyâ, 1,
25; Müslim, Radâ, 62-63; Ahmed b.
Hanbel, Müsned, II, 304, 315, 349).
Hadis yorumcuları,
Peygamberimiz’in, bu sözüyle, Havva’nın ilk günahtaki rolünü kastettiğini
düşünmüşlerdir. İbn Hacer el-Askalânî, kanâatini şöyle ifâde etmiştir:
“Havva, şeytanın kendisine şirin gösterdiği şeyi kabul etmiş ve kendisi de
bunu Âdem’e şirin göstermiştir. İşte hadisteki hıyanetin anlamı budur.”
[Fethul-bdri (Hatîb), VI, 424). Bu ve benzeri yorumlara göre bu hadis, Hz.
Havva’nın şahsında kadınların daha kolay ikna edilebildiğini gösterdiği gibi,
-yaygın görüşe göre o sırada henüz peygamberlik görevi verilmemiş olsa da-
Yüce Allah’ın peygamberlik mertebesine lâyık gördüğü Âdem’in şahsında
erkeklerin de kandmlabıldi-ğini ortaya koymaktadır. Buna İlâve olarak, onun
kandırılmasında asıl olan şeytanın vesvesesinin yanında hanımının
teşviklerinin de etkili olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, bu hadisi,
Yahudi-Hıristiyan geleneğindeki Havva’yı ayartıcı ve baştan çıkarıcı bir
varlık olarak gösteren ve onun şahsında kadını aşağılayan rivayetlerin bir
yansıması olarak görmeye gerek yoktur. Böyle olmakla birlikte, zamanımız
âlimlerinden bâzıları, hadis olarak nakledilen bu sözün, îslâmî anlayışa ters
düştüğünü ve asla Rasülullah’a ait olamayacağını ileri sürerek, onun Tevrat’tan
nakledildiğini iddia etmişlerdir (Muhammed Gazâlî, Fakihlere ve Muhaddislere
göre Nebevi Sünnet, trc. Ali Özek, İstanbul 1992, s. 280-281, 286).
Mevdûdî de, Kurân-ı
Kerim’de şeytanın bir yerde Âdem’e, iki yerde de İkisine birlikte vesvese
verdiğinin bildirilmiş olmasını, Tevrat’ta geçen şeytanın önce Havva’yı
kandırdığı, sonra da onun vasıtasıyla Âdem’i yoldan çıkardığı şeklindeki
rivayetin yanlışlığını ortaya koyduğunu ve iki kutsal kitap arasındaki bu
farkın aynı zamanda iki din mensuplarının kadına bakışını, yâni Yahudiliğin
kadını a-şağüamasına karşılık, îslâmın kadına büyük değer verdiğini
gösterdiğini söylemiştir [Tefhim, II, 21).
Tefsir, kısas-ı enbiyâ
ve tarih kitaplarında, Kuran ve hadislerde bulunmayan pek çok rivayet yer
almaktadır. Bu rivayetlerin neredeyse tamamında, şeytanın önce Havvây
kandırdığı, onun vasıtasıyla da Âdem’i yoldan çıkardığı belirtilmekte ve
onları nasıl tuzağa düşürdüğü farklı şekillerde anlatılmaktadır. Kaynağı büyük
Ölçüde İsrâiliyyât olan bu rivayetlerin bir kısmı İçin bkz. Aydemir, Peygamberler,
27-29.
[47] Harman, “Havva”, DÎA, XVI, 545.
[48] Yuhannanın Vahyi, 12/9.
[49] Tekvin, 3/1-6, 17. islâmî kaynaklar, gerek Tevrat’tan
gerekse Ehl-i Kitab’m elindeki diğer metinlerden, bu hususta pek çok rivayet
daha aktarmışlardır. Bu rivayetlere göre, Cennetten kovulmuş olan şeytan,
Cennetteki Âdem ve Havvâ^a vesvese vermek için bir yılan şeklinde veya bir
yılan aracılığıyla, yılanın karnına veya ağzına girerek ya da başka bir hayvan
suretinde bekçilere hissettirmeden Cennete sokulmuştur (Bu rivayetlerin
geçtiği yerler hakkında bkz. Aydemir, Peygamberler, 24, Dn. 22-28).
Müfessirlerin ekseriyeti bu tür rivayetleri uygun görmemişler, bu konuda
başlıca üç ihtimal üzerinde durmuşlardır: Bâzı müfessirlere göre, şeytan, Yüce
Allah’ın vermiş olduğu bir kuvvet ile, yerden göğe veya Cennete vesvese
ulaştırabilmiştir. Hasen-i Basri bu görüştedir. Diğer bazıları İse, Âdem ile
Havva’nın bazen Cennetin kapısına yakın geldiklerini, dışarıdan onları gözeten
İbÜs’in, tam bu esnada yakınlarına giderek ikisine vesvese verdiğini ileri
sürmüşlerdir. Âdem ile Havva’nın konulduğu Cennetin yeryüzünde olduğu
kanaatinde olan müfessirler için İse böyle bir meselenin söz konusu olmayacağı
açıktır (Bu görüşler için bkz. Elmalılı, IV, 24-25).
[50] Tâhâ süresi, 20/120.
[51] A’râf süresi, 7/20.
[52] İbn Kesir, Tefsir, Beyrut 1405; I, 80.
[53] Bu
rivayetler hakkında bkz.
Abdullah Aydemir, Tefsir’de Isrâüiyyât, Ankara 1979, s.256-257; Peygamberler, 25-26.
[54] Elmalılı, i, 276.
[55] Tâhâ süresi, 20/121.
[56] Tekvin, 3/7.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 86-91.
[57] Elmahlı, I, 275.
[58] Hicr suresi, 15/48.
[59] Bu konuda bkz. Bolay, agm., 36 vd. ; Talât
Koçyiğit-İsmail Cerrahoğlu, Kur’ân-ı Kerim Meal ve Tefsiri, Ankara, 1984, I,
96; Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri, İstanbul, 1988, I, 146-147;
Muhammed Vasfı, 26-32.
[60] Tekvin, 2/9-17.
[61] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 91-93.
[62] Ehl-İ Sünnet âlimlerinin ekseriyeti, Âdem İle
Havva’nın işlediği suçun bir günah olduğunu, yani o İkisinin kendileri için
konulan yasağı çiğneyerek ilâhî emre karşı geldiklerini ve bu yüzden âsi
olduklarını kabul etmişlerdir. Ancak, bâzıları, Tâhâ sûresinin 115. âyetinde
geçen “Andolsun ki biz, daha önce Âdem’e emir vermiştik; ancak o, unuttu
ve biz onu azimli bulmadık.” mealindeki ifadeye dayanarak, Âdem’in yasak
ağaca kasıt olmaksızın unutup dalgınlıkla yaklaştığını belirtmişlerdir. Ayrıca
Müslüman âlimlere göre bu hadise, Âdem’in Cennette bulunduğu sırada, henüz
peygamber olarak görevlendirilmesinden önce yaşanmıştır. Onun kasıtsız olarak
işlediği bu hatâ, tevbe etmesi üzerine Allah tarafından bağışlanmış, yeryüzüne
indirilmesinden bir süre sonra da kendisine peygamberlik verilmiştir (İslam
âlimlerinin bu konudaki görüşleri için bkz. Bolay, agm., 362).
Âdem ile Havva’nın
başından geçenler, hata, pişmanlık, tevbe, tevbenin Allah tarafından kabulü ve
affedilme merhaleleri bakımından insanlık tarihinin bir hülasası gibidir.
Ancak Hıristiyanlar, bunlardan çok farklı bir netice çıkarmışlardır. Onlara
göre, Hz. Âdem, yasak ağacın meyvesinden yemekle büyük bir günah işlemiş ve bu
yüzden Allah’ın gazabına uğramıştır. Onun bu günahı Kıyamete kadar doğacak her
çocuğa geçer. Dolayısıyla Hıristiyanlar, yeni doğan çocukların bu aslî günahtan
temizlenerek kurtulmasının ancak vaftiz edüme ile mümkün olduğuna inanırlar ve
bu sebepie çocuklarını vaftiz ederler.
fnciller’de belirtildiğine göre
insanlık, İsa’nın (a.s.)
gelişine kadar Âdem’in işlediği bu günahın vebalini taşımıştır. İsa,
beşeriyeti bu günahtan kurtarmak i-çin gönderilmiş ve çarmıha gerilerek kanı ve
canıyla bu günahın kefaretini ödemiştir (Bkz. Okiç-Cerrahoğlu, Tefsir, 1,
102).
[63] A’raf sûresi, 7/23.
[64] Bakara sûresi, 2/37.
[65] Â]-i İmran sûresi, 7/24-25.
[66] Bakara, 2/36-39.
[67] Tâhâ sûresi, 20/123-124.
[68] Tefhim, I, 67.
[69] Bu haberler İçin bkz. Taberî, Tarih, I, 60; Sa’lebî,
20 -21; İbnül-Esir, el-Kâmilfi’t-târîh, (nşr. Tornberg), I, 36-37; Aydemir,
Peygamberler, 30-31.
[70] İbn Kesir, Tefsir, IV, 374. Taberî de, bu rivayetlerde
anlatılanları ispat edecek delillerin bulunmadığım söylemiştir [Tarih, I, 60).
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 93-96.
[71] Bakara sûresi, 2/37.
[72] Bakara süresi, 2/33, 35; A’raf sûresi, 7/19; Tâhâ
sûresi, 20/117.
[73] Bakara sûresi, 2/37; Taha süresi, 20/122.
[74] Âl-i İmran sûresi, 3/33-34.
[75] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 178, 179, 265; Taberi,
Tarih, I, 75.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 96.
[76] Nisa sûresi, 4/1.
[77] Salebi, 43.
[78] Elmalılı, I, 279-280.
[79] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 97-98.
[80] Bâzı müfessirler, rivayetlerde Hâbil ve Kabil
isimlerini taşıyan bu iki kardeşin, İsrâiloğullari’ndan İki şahıs olduğu
görüşünü ileri sürmüşlerdir. Hasen-İ Basrî’ye dayandırılan bu rivayete göre,
yeryüzünde ilk ölen insan Hz. Âdem’dir
Ancak bu görüş, çok zayıf bir görüş olarak kalmıştır. Âyetlerin böyle
anlaşılması neredeyse imkânsız görülmüştür. Çünkü hadislerde Âdem’in iki oğlu
arasında yaşanan bu olayın aynı zamanda ilk öldürme fiili olduğu
belirtilmiştir. Yeryüzünde ilk öldürme olayının, İsrailoğulları’ndan çok önce
meydana geldiği de tartışılmaz bir gerçektir (bu konuda bkz. Taberi, Tarih,
1,72; İbnül-Esir, I, 45; Reşid Rıza, Menar, VI, 342; Aydemir, Peygamberler,
40).
[81] Mâİde sûresi, 5/27-31.
[82] Tecrid-i Sarih Tercemesi, IX, 83.
[83] Taberî, Tarih, I, 82.
[84] Hâbil -Kabil kıssası hakkında nakledilen bu Isrâilî
haberlerin geniş bir özeti ve değerlendirilmesi için bkz. Aydemir,
Peygamberler, 37-41.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 98-102.