Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Adem (a.s.) Hayatı

 

 



[1] Hz. Âdem’in İsminin geçtiği âyetler şunlardır: Bakara
süresi, 2/31, 33, 34, 35, 37; Âl-i İmrân sûresi, 3/33,59; Mâide sûresi, 5/27;
A’râf sûresi, 7/11, 19, 26, 27, 31, 35, 172; îsra sûresi, 17/61, 70; Kehf
sûresi, 18/50; Meryem sûresi, 19/58; Tâhâ sûresi, 20/115, 116, 117, 120, 121;
Yâsîn süresi, 36/60.

[2] Abdülvahhâb en-Neccâr, Kasasul-enbiyâ, Kahire 1934,
s.13.

[3] A’râf sûresi, 7/26-27.

[4] A’râf sûresi, 7/31.

[5] Nisa süresi, 4/1.

[6] Zümer sûresi, 39/6.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 72-73.

[7] Al-i imrân sûresi, 3/59.

[8] Araf sûresi, 
7/12;   İsra  sûresi,  
17/61;   Mü’minun sûresi,   23/12; 
Secde  sûresi,32/7; Sâd sûresi,
38/76.

[9] Saffât sûresi, 37/11.

[10] Mü’minun sûresi, 23/12.

[11] Hicr sûresi, 15/26, 33; Rahman sûresi, 55/14. Âdem’in
süzme çamurdan yara­tıldığını bildiren âyette, onun neslinin yaratılışının
safhaları ise şu şekilde açık­lanmıştır:

“Andolsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra onu sağlam bir
karar­gâhta nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyİ alâka yaptık. Peşinden alâkayı
bir küçük et parçası yaptık, bu bir çiğnemlik etten kemikler yarattık,
kemiklere de et giydir­dik. Sonra onu başka bir yaratışla insan yaptık.
Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur!” Mü’minun sûresi, 23/12-14.

[12] Bu rivayet için bkz. Ebu Davud, Sünnet, 160; Tirmizî,
Tefsir, 2/1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 400, 406.

[13] Ebu Davud, Salât, 79; Tirmizî, Cum’a, 1; İbn Mâce,
İkâmetü’s-salât, 79; Cenâiz, 65; Dârimî, Salât, 206.

Tevrat’a göre de,  İnsan,  diğer bütün varlıklardan  sonra, yaratılışın altıncı günü, yani Cuma
günü yaratılmıştır (Tekvin, 1/1-2 ).

[14] Âdem’in yaratılışı hakkında toplu bilgi için bkz.
Süleyman Hayri Bolay, “Âdem”, DÎA, I, 358-359.

[15] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 73-74.

[16] Buradaki halifelik veya vekillik, Merhum Elmalılı’mn
ifadesiyle, asıl görevlinin geçici bir süre için görev mahallinden
ayrılmasından veya herhangi bir sebeple âciz düşmesinden değil, sırf asılın
vekiline bir şeref bahşederek lütufta bulunma­sından doğan bir görev idi {Hak
Dini Kuran Dili, I, 259).

[17] Bakara sûresi, 2/30.

[18] Bakara sûresi, 2/31-33.

[19] îbn Haldun, el-Iber, Beyrut 1399/1979, II, 4 vd. Bu
hususta bkz. Bolay, “Âdem! DİA, I, 359.

[20] Bkz. Taberi, Tefsir, I,  199-200; Kurtubî, el-Câmi’ H-ahkâmi’î-Kurân
(Tefsir], (nşr. Ahmed Abdülâlim el-Berdûnî), Kahire 1373, I, 263-274;
Zemahşerî, el-Keşşaf an-hakâiki’t-tenzil {Tefsir), Beyrut ts., I, 271; Abdülğanİyy
er-Râhicî, Âdem (a.s.), Ka­hire ts., s. 63.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 75-78.

[21] Kehf sûresinin 50. âyetinde İblis hakkında şöyle
denilmektedir:

“Hani biz
meleklere, ‘Âdem’e secde edin,’ demiştik, îblis hariç olmak üzere, onlar hemen
secde ettiler. îblis, cinlerdendi; rabbinin emrinden çıktı. Şimdi siz, beni
bırakıp da onu ve soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin
düşmanlan-nızdır. Zâlimler için bu ne fena bir değişmedir!”

İblis’in melek veya cin
olduğu hakkında iki görüş mevcuttur. Müfessirlerden bâzıları, âyetteki
istisnayı deül göstererek, îblis’in meleklerden olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Diğer mûfessirler ise, buradaki İstisnanın “münkatı”‘ istisna oldu­ğunu,
dolayısıyla, istisna edilen şeyin diğerlerinden farklı olması gerektiğini söy­leyerek
İblis’in melek değil cin olduğu görüşünü savunmuşlardır. Hasen-i Basrî,

Katâde ve Zemahşerî bu
görüştedirler. Bu görüşü tercih ettiğini söyleyen zama­nımız müfessirlerinden
Sâbûnî, dayanak olarak şu delilleri getirmiştir:

1.
“Onlar, Allah’ın kendilerine emrettiği şeylere karşı gelmezler.”
(Tahrim sûre­si, 66/6) mealindeki âyetten de anlaşıldığı gibi, melekler
isyandan münezzehtir. Halbuki İblis, Allah’ın emrine karşı gelerek isyan
etmiştir.

2. Melekler
nurdan, İblis ise ateşten yaratılmıştır. Dolayısıyla yaratılışları da
farklıdır.

3. Meleklerin
zürriyeti yoktur. Halbuki, “Şimdi siz, beni bırakıp da onu (İblis’i) ve
onun zürriyetini mi dost ediniyorsunuz?” (Kehf sûresi, 18/50) mealindeki
âyette de ifâde edildiği gibi İblis’in zürriyeti vardır.

4. “İblis
cinlerdendi. Rabbi’nin emrinden dışan çıktı.” (Kehf sûresi,   18/50) mealindeki  âyette,  
îblis’in  cinlerden  olduğu 
açık  bir  şekilde  
İfâde   edilmiştir. Sâbûnî,   Allah’ın bu sözünün tek başına dahi, bu
konuda hüccet ve delil olarak yeteceğini söyler [Safuetü’t-tefûsİr, trc.
Sadreddin Gümüş-Nedim Yılmaz, İstanbul 1995, I, 89; en-Nübüuue, 120 vd.).

İblis’in melek
olmadığını kabul etmek, meleklere verilen secde emrinin onu niçin
ilgilendirdiği sorusunu akla getirmektedir. Neccâr, bu muhtemel soruya şöyle
cevap vermiştir: “Bu sorunun cevabı, Allah’ın bu emri, Âdem’e ruh
üfürül-düğü sırada orada hazır bulunanların tamamına vermiş olduğu şeklindedir.
Ora­da bulunanların kahir ekseriyeti melek olduğu için, Allah, sâdece onları
zikrede­rek, huzurunda bulunanların tamamını kastetmiştir. Dolayısıyla İblis
de, melek

olmadığı halde, bu
emrin muhatapları arasındadır [Kasasu’l-enbiyâ, 20-21).

[22] Bakara sûresi, 2/34. İlgili âyetlerde Allah’ın emri
üzerine meleklerin derhal Âdem’e secde ettiklerinin bildirilmesine rağmen, bâzı
tefsir ve tarih kitaplarında, Ibn Abbas’a atfen bunun zıddına bir rivayet
nakledilmiştir. İlgili âyetlerle açık bir tezat teşkil eden, aynı zamanda
İslâmın melek anlayışına da aykırı olan ve uy­durma olduğu açıkça anlaşılan bu
rivayete göre, güya, secde emrini İlk olarak a-lan meleklerin tamamı, Allah’ın
emrini dinlememişler ve bu yüzden yakılarak ce­zalandırılmışlardır. Secde
emrinin muhatabı ikinci ve üçüncü grup melekler de, aynı şekilde Allah’ın
emrine karşı gelmişler ve bu yüzden yakılmışlardır. Ancak dördüncü grup itaat
ederek secdeye kapanmış, içlerinden yalnız İblis secdeden kaçınmıştır (Bu
rivayetler için bkz., Taberi, Tefsir, XIV, 31, Taberî, tarihinde ise, (I, 44)
üçüncü grubun secde ettiğini nakletmiştir).

[23] Hicr sûresi, 15/28-31.

[24] İblis’in bu secde anına kadar meleklerle birlikte
bulunması, henüz nefsine ve duygularına dokunacak bir imtihana tâbi tutulmamış
olmasıyla da izah edilmiş­tir. Buna göre, Önceden İblis’i ilgilendiren
durumlar, ona verilen emirler veya ya­saklar onun İstek ve eğilimleri
doğrultusunda gerçekleşmiş, bu yüzden onun nef­sine mî, yoksa Allah’a mı itaat
ettiği hususu anlaşılmamıştır. Ne zaman ki, Allah Teâlâ, Âdem’i yaratmış,
meleklere ve onlarla birlikte bulunan tbiis’e Âdem’e secde etmelerini emretmiş,
işte bu İmtihan, tblis’in duygularına dokunmuş ve onun iç­yüzünü ortaya
çıkarmıştır. Onun önceki itaatinin, ilâhî emir ile nefsinin emrinin
çatışmamasına bağlı olduğu anlaşılmıştır. Buna göre, gerçekte tblis, önceden
de, Allah’a değiİ kendi nefsine tapıyordu. Neye tapmakta olduğunu ortaya
çıkaracak ilk imtihanında bunu açığa vurdu, kibri ve kıskançlığı yüzünden
Allah’ın emrine itaatten kaçındı ve isyan etti.

Allah’tan kendisine
Kıyâmet’e kadar süre tanımasını istemesinden, İblis’in, verilen emre isyanı
sebebiyle küfre düşmekle birlikte, Allah’ı ve Kıyâmet’i inkâr etmediği
anlaşılmaktadır.

Âdem’e secde emri, İblis’in/şeytanın içyüzünü ortaya koyan ve onu
melekler­den ayırdeden bir imtihan olurken, insanları saptırmak hususundaki
dileğinin kabul edilmesi ve Kıyamete kadar bırakılması da Hz. Âdem ve soyu
hakkında bir imtihan olacaktır (Bu konuda bkz. Elmalıh, IV, 17-20 ).

[25] Isra sûresi, 17/61-65.

[26] Hicr sûresi, 15/33-43.

[27] A’râf sûresi, 7/11-18.

[28] Sâd sûresi, 38/71-85.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 78-83.

[29] Mevdûdî, Tefhim, II, 15.

[30] Isra süresi, 17/70.

[31] Tin sûresi, 95/4.

[32] A’râf suresi, 7/179.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 83-84.

[33] Nisa süresi, 4/1.

[34] A’raf sûresi, 7/189.

[35] Zümer süresi, 39/6.

[36] Buhâri, Nikah, 79-80; Müslim, Radâ, 65; Tirmİzî,
Talâk, 12; İbn Mâce, Taharet, 77; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 228, 449. Bu
konudaki hadislerden birinde Rasül-i Ekrem (a.s.), şöyle demiştir:
“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyo­rum;  vasiyetimi tutunuz. Zira kadınlar kaburga
kemiğinden yaratılmışlardır. Bu kemiğin en eğri kısmı üst tarafıdır. Eğer sen
eğri kemiği doğrultmaya çalışırsan onu kırarsın. Kendi haline bırakırsan öylece
kalır ve o haliyle görevim yerine getirir. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi
tutunuz.” (Buhâri, Enbiyâ, 1, Nikah, 80; Müslim, Radâ, 60).

islâm âlimlerinin ekseriyeti, bu hadise dayanarak, Havva’nın Hz. Âdem’in
kaburga kemiğinden yaratıldığını kabul etmişlerdir. Ancak, bâzı âlimler, bu
hadi­sin, kadınların ruhî hassasiyetine ve hırçınlığına işaret eden mecazî bir
ifade ola­bileceğine dikkat çekmişler ve Hz. Peygamber’in bu sözüyle, kadının
yaratılışına dair biyolojik bilgi vermekten ziyâde, kadınlarla nasıl geçinmek
gerektiğini anlat­tığını düşünmüşlerdir (Bkz. Riyazü’s-sâlihîn Tere.(açıklamalar),
II, 318; Harman, Havva”, DİA, XVI, 544; Muhammed Vasfı,
el-rtibaâtü’z-zemenî vel-‘akâidî bey-nel-enbiyû ve’r-rusül, Beyrut 1418/ 1997,
s. 24).

[37] Bu rivayetler için bkz. Tekvin, 2/18-23; 3/20; Taberî,
Tefsir, I, 229/230; Tarih, I, 52-53; Salebi, Amisü’-l nıecâlis, Beyrut
1405/1985, s.29.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 84-85.

İlgili Makaleler