Hz. Adem (a.s.) Hayatı
I. Hz. Âdem (A.S.) Ve Hz. Havva’nın Konulduğu Cennet
Kur’ân-ı Kerim’de,
Allah’ın Âdem ve Havva’ya Cennette yerleşmelerini emrettiği belirtilmekte
ancak bu Cennetin, âhirette iyilerin kalacakları Ebedîlik yurdu/Dârül-huld olan
Cennet olup olmadığı konusunda ise açık bir ifade bulunmamaktadır. Bu yüzden bu
Cennet hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Ehl-i Sünnet
âlimlerinin ekseriyetine göre, Hz. Âdem ve Havva’nın konulduğu Cennet, âhirette
iyi insanların konulacağı Cennettir.[57]
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) Mirac’a çıkarıldığı gece semânın katlarında
bulunduğu esnada gösterilmiş olan bu Cennet göktedir. Âdem ve Havva’ya
“ihbitû/ininiz” diye emredilmesi de, bu Cennetin gökte olduğunu
ortaya koymaktadır.
Ancak İslâm
âlimlerinden bir kısmı, burada Cennet kelimesinin Arapça lügat mânâsı olan
bahçeyi ifade ettiğini ve bu Cennetin yeryüzünde bir bahçe olması gerektiğini
düşünmüşlerdir. Bu görüşü ileri sürenler, görüşlerini ispat hususunda şu
delilleri getirmişlerdir:
1. Âdem ve
Havva’ya yasak konulması, bu Cennetin, âhire tte iyilerin
mükâfatlan d ırılacağı
Cennet olmadığını gösterir; çünkü orada herhangi bir yasak
olmayacaktır.
2. Cennette
isyan ve günah söz konusu olamaz; halbuki Â-dem ve Havva yasak ağacın
meyvesinden yemek suretiyle suç işlemişlerdir.
3. Orası
asıl Cennet olsaydı, orada kâfir bulunmazdı. Halbuki oraya girerek o ikisini
kandıran şeytan daha önce rabbinin emrine karşı gelip Âdem’e secde etmemiş ve
bu yüzden küfre düşerek Cennetten kovulmuştu.
4. Kur’ân-ı
Kerim’de bildirildiğine göre, âhiretteki Cennet ebedîlik yurdudur. Oraya girenler bir daha çıkmaz;[58]
halbuki Âdem ve Havva oradan çıkarılmışlardır.
5. Âdem,
yeryüzünde halife olması için yaratılmıştır ve yaratıldığı yer de yeryüzüdür.
Eğer onun Cennette yaratılıp bir günah dolayısıyla dünyaya indirildiği
düşünülürse, bu onun yaratılış gayesiyle çelişir. Eğer yeryüzünde yaratılıp
Cennete yükseltildiği iddia edilecek olursa, iddia sahiplerine verilecek cevap
Kur’ ân-i Kerim’de bu görüşü doğrulayacak bir delilin mevcut olmadığıdır.
Müslüman âlimlerden
bâzıları da, bu konuda kesin bir sonuca varılamayacağı düşüncesiyle tartışmaya
girmekten ve görüş belirtmekten kaçınmışlardır.[59]
Tevrat’a göre ise,
Âdem ve Havva’nın konulduğu Cennet, yeryüzünün doğu kısmında, Aden’de bir bahçedir,
yani bir dünya Cennetidir. Allah, korunması için Âdem’i bu bahçeye koyar,
bahçenin her ağacından yiyebileceğini; ancak, hayat ağacı veya iyilik ve
kötülüğü bilme ağacından yememesi gerektiğini, aksi takdirde öleceğini
bildirir.[60] Daha sonra onun yalnızlığını
gidermek için kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır. [61]
İ. Tevbelerinin Kabulü Ve Cennetten Yeryüzüne İndirilmeleri
Âdem (a.s.) ve Havva,
Allah’ın emrine rağmen işledikleri hatâ yüzünden büyük bir pişmanlık içine
düşmüşlerdi.[62] Bağışlanmaları için
Allah’a yalvarmaya başladılar:
“O ikisi, ‘Ey
Rabbimiz! Biz, kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet
etmez isen, şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz’dediler.[63]
Cenab-i Allah, Âdem ve
eşinin tevbelerini kabul etti:
“Daha sonra Âdem,
rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve ,
derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.[64]
Ancak Yüce Allah,
tevbelerini kabul etmekle birlikte, işledikleri bu suç sebebiyle o ikisini,
içinde bulundukları Cennetten yeryüzüne indirdi. Böylece, Allah’ın, Âdem’i
yaratırken ona takdir ettiği yeryüzündeki halifelik görevi de fiilen başlamış
oluyordu. Çünkü Allah Teâlâ, onu yeryüzünde kendisine halife olmak üzere
yaratmıştı. Âdem’in (a.s.) Cennetten yeryüzüne indirilmesinin sebebi, her ne
kadar şeytanın vesvesesine kapılarak bilinen hatayı işlemesi olsa da, o her
halükârda zamanı gelince yeryüzüne gönderilecek, kendisine verilen bu ulvî
görevi muhakkak surette yerine getirecekti. Bununla birlikte, yeryüzüne
indirilmesine kadar onun başından geçenler, onun nesli için önemli bir ibret
sahnesi idi ve ilâhî bir hikmete dayanıyordu. Allah Teâlâ, onu ve neslini,
yeryüzünde karşılaşabilecekleri bir takım hâdiselere karşı hazırlıklı olmaları
ve bilhassa şeytanın düşmanlığı konusunda uyanık bulunmaları hususunda uyarmış,
ikisinin başından geçenlerle unutamayacakları bir ders vermişti. Bu tecrübe,
Âdem ve neslinin, gerçek düşmanları şeytanı iyi bir şekilde tanımalarını da
sağlamıştı.
Allah Teâlâ, Cennetten
çıkardığı Âdem ve eşine, nesillerinin belirli bir süre dünyada kalacaklarını,
bu süre içinde dünyadan faydalanıp onu imar edeceklerini, bâzı meseleler
yüzünden aralarında anlaşmazlıkların çıkacağını, sonunda öleceklerini ve yeniden
diriltileçeklerini haber verdi. Ayrıca, insanlar arasından peygamber olarak
seçeceği kişilerle, insanlara doğru yolu göstereceğini, göstermiş olduğu bu
yola tâbi olanların kurtuluşa ereceklerini müjdeledi. Peygamberleri inkâr eden
ve onlara gönderilen emirleri yalanlayan kâfirlerin ise ebedî olarak Cehenneme
atılacaklarını bildirdi:
“Allah buyurdu:
Bir kısmınız, diğer bir kısmınıza düşman o-larak Cennetten inin. Yeryüzünde
sizin için bir müddete kadar, yerleşme ve geçim imkânı vardır. Yine şöyle dedi:
Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve tekrar oradan diriltilip çıkarılacaksınız.[65]
“Şeytan, onların
ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve onları içinde bulundukları Cennet
nimetlerinden çıkarttı. Bunun üzerine, ‘Birbirinize düşman olarak ininiz, sizin
için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır’ dedik. Daha
sonra Âdem, rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah
tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.
Biz onlara, ‘Hepiniz
oradan yeryüzüne inin. Tarafımdan size hidâyet geldiğinde, kim hidâyetime
uyarsa, onlara bir korku yoktur. Onlar, üzülmeyecektir de!’ dedik. İnkâr edip,
âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirler. Orada
ebedî olarak kalacaklardır.[66]
“Dedi ki: Bâzınız
bâzınıza düşman olarak oradan inin! Artık benden size hidâyet geldiğinde, kim
benim hidâyetime uyarsa, o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de beni anmaktan yüz
çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve biz onu Kıyamet günü kör
olarak hasrederiz.[67]
Meseleye, Hz. Âdem ve
Havva’ya verilen “oradan ininiz” emrinin bir kovulma olmadığı;
aksine yeryüzünde halife olarak yaratılmanın zarurî bir sonucu olduğu
noktasından bakan Mevdu-dî, o ikisinin bir süre Cennette tutulmalarının imtihan
sebebiyle olduğunu belirtir. Buna göre, tevbelerinin kabul edilmesinden sonra,
Cennette kalmalarına izin verilemezdi.
Dolayısıyla dünyaya
bir ceza olarak değil, yaratılış gayesi nedeniyle gönderilmişlerdi.[68]
Çünkü Allah Teâlâ, onu yeryüzünde halife yapmak için yaratmıştı ve O’nun
iradesini engelleyecek bir şey de olamazdı.
Kur’ân-ı Kerim, Hz.
Âdem (a.s.) ile Havva’nın yeryüzünün hangi yöresine indirildikleri hakkında
bilgi vermemiştir. Tefsir, kısas-ı enbiyâ ve diğer tarih kaynakları ise, Yahudi
kaynaklarından bâzı bilgiler aktarmışlardır. Bu rivayetlere göre, yeryüzüne inmeleri
emri verilince, Hz. Âdem (a.s.) Hindistan’daki Dehnâ, Büz dağı veya Serendib
adasına; Havva ise Arabistan’ın Hicaz bölgesindeki Cidde’ye inmiştir. Adem
(a.s.), Havva’yı aramak için Arabistan’a kadar gelmiş, ikisi Arafat’ta
Müzdelife mevkiinde buluşmuşlardır. İlgili rivayetlerde, yılanın ve şeytanın
nereye indirildikleri hakkında da bilgiler bulunmaktadır.[69] Bu
rivayetlerin ciddî bir dayanağı yoktur. İbn Kesir’in dediği gibi, bunlar,
“karanlığa taş atmak, delilsiz ve mesnetsiz konuşmaktan başka bir şey
değildir.”[70]
K. Hz. Âdem (A.S.)’ın Peygamberliği
Kur’ân-ı Kerim’de,
Âdem (a.s.)’m Allah Teâlâ’dan vahiy aldığı[71],
Allah’ın ona hitap ederek sorumluluk yüklediği[72],
tevbesini kabul edip doğru yola yönelterek seçkinlerden kıldığı bildirilmiştir.
Bu âyetlerden birinde şöyle denilmektedir:
“Ama sonra rabbi
onu rahmetiyle seçip ayırdı, Onun tevbesini kabul etti ve ona doğru yolu
gösterdi.[73]
Peygamberliğinin kesin
birer delili olan bu âyetlerden birinde de, onun, Hz. Nuh, Hz. İbrahim
hanedanı ve İmrân hanedanı ile birlikte âlemlere üstün kılındığı belirtilerek
şöyle buyu-rulmuştur:
“Şüphesiz Allah,
Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini birbirlerinin soyundan
olarak âlemlerden üstün kıldı. Allah, her şeyi çok iyi işiten, çok iyi
bilendir.[74]
Sevgili Peygamberimiz
de, ilk peygamberin Hz. Âdem olduğunu söylemiştir.[75]