Hz. Muhammedin Hayatı

Savaş Ve Barış Hz. Muhammedin Hayatı

Çoğu öğleden sonraları
Peygamber (s.a.v.) Mekke’de olduğu gibi Ebu Bekir’i ziyaret ederdi. Çoğu zaman
aile meseleleri ve iş konuşmaları birbirinin aynı oluyordu. Çünkû
.’pey”gamber (s.a.v.) devlet meselelerini kayınpederi Ebu Be*-, oğlu Zeyd
ve damatları Ali ve Osman’a sormayı tercih ederdi. Fakat iş sanki Peygamber
(s.a.v.)’in tüm za­manını alacak kadar fazla idi. Çünkü tüm Medine’de, bir
problemi çözmede, bir anlaşmazlığı ortadan kaldırmada hiçbir söz onunkisi kadar
etkili değildi. Hatta, ihtiyaçları olduğunda kendisine inanmayan bazıları da
ondan yardım istiyordu. Yahudilerle müslümanlar arasında da sık sık an­laşmazlıklar
meydana geliyordu. Çoğunlukla da zulme uğ­rayan davacı oluyordu, örneğin,
Ensardan biri, yahudinin birinin ettiği yemini duyduğunda onu pataklamış ti.
Müslü­man : «Sen Peygamber (s.a.v.) aramızda iken nasıl ‘Musa’yı bütün
âlemlerin üstüne seçkin kılana andolsun1 dersin?» demişti. Yahudi Peygamber’e
şikâyet etmiş, o da sinirlene­rek müslümanı azarlamıştı. Kur’an’da Musa
hakkında şöy­le deniyordu: CAllah) : «Ey Musa, dedi. Sana verdiğim ri-saletimle
ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım!» (A’raf: 144).
«Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, ibrahim ailesini ve îmran ailesini alemler
üzerine seçti.* (Âl-i Îmran: 33). Adamın asıl düşüncesini anlayan Peygamber
(s.a.v.) : «Benim Musa’dan daha iyi olduğumu söyleme»[7], diye
ekledi. Başka bir yanlışlığa dikkati çeke­rek de: «Hiçbiriniz benim Yunustan
daha iyi olduğumu söylemesin»[8]
demiştir. Vahiy zaten onlara îslâm akidesini tanımlarken şöyle diyordu: «Onun
peygamberleri arasın­da hiçbirini (diğerinden) ayirdetmeyiz». (Bakara: 285).

Hem içteki ahengi
sağlamak, hem de Arabistan’daki ve daha ötelerdeki uluslarla ilişkileri düzene
sokmak gibi top­lumun genel ihtiyaçlarının yanısıra Peygamber (s.a.v.)
mü’minlerin tamamen kişisel olan sorunlarını çözmede de onlara yardım etmek
durumundaydı. Bu kişisel sorunlar bazen Selman’mki gibi tamamen maddî, bazen de
Temim kabilesinden Hanzala’nınki gibi ruhsal oluyordu. Hanzala ilk Önce
durumunu Ebu Bekir’e açmış, fakat Ebu Bekir bu soruna daha yetkili birinin,
yani Peygamber (s.a,v.)’in çö­züm getirebileceğini hissetmişti. Adamın yüzü.
acıyla do­luydu. Peygamber Cs.a.v.) sorunun ne olduğunu sorduğun­da : «Ey
Allah’ın Rasulü, Hanzala iki yüzlü bir adam» de­di. Peygamber Cs.a.v.), bununla
neyi kasdettiğini sorduğun­da şöyle dedi: «Ey Allah’ın Rasulü, biz senin
yanında iken sen bize cennet ve cehennemi anlatıyorsun. Biz de onları görür
gibi oluyoruz. Fakat senden ayrıldığımız zaman ha­nımlarımız, çocuklarımız ve
mallarımız bizi kendilerine çekiyor ve biz senin söylediklerini unutuyoruz».
Peygamber (s.a.v.)’in cevabı, bu ideallere ulaşmak için gösterilen ça­banın,
günlük hayatın normal akışını durdurmaksızm sür­mesi gerektiğini vurguluyordu:
«Nefsimi kudret elinde tu­tana andolsun ki,» dedi, «eğer siz sürekli benim
yanımda iken veya Allah’ı hatırladığınız zaman içinde bulunduğu­nuz hal üzere
olsaydınız, şüphesiz melekler sizinle musa-hafa ederler ve sizi evlerinizde
ziyaret ederlerdi.»[9].

Peygamber Cs.a.v.)’e
yüklenen bu tür sorunlar kaçı­nılmazdı. Fakat onun başka yönlerden korunması
gereki­yordu, îşte bu koruma, onun ayrıcalıklı konumunu vur­gulayan beklenmedik
bir olayla ilgili olarak ortaya çıktı. Peygamber (s.a.v.), birgün Zeyd (r.)’e
bir şey sormak için evine gitmişti. Kapıyı Zeyneb (r.) açtı ve kapının önünde
durarak Zeyd’in evde olmadığını söyledi, fakat yine de içe­ri girmesi için onu
davet etti. Bir anlık bakışma, iki kuzen arasında sürekli varolan sevginin
ikisi tarafından da far-kına varılmasına yol açtı. Peygamber (s.a.v.) Zeyneb
Cr.)*in kendisini sevdiğini, kendisinin de Zeyneb (r.)’i sevdiğini ve bunu
Zeyneb’in de bildiğini biliyordu. Fakat bunun ne anlamı olabilirdi? Duygularının
şiddetine şaşjrarak Pey­gamber (s.a.v.), onun teklifini reddetti. Zeyneb onun
uzak­laşırken şöyle dua ettiğini duydu: «Hamd Allah Teala’-yadır! Hamd
insanların kalbini düzenleyen ve idare eden Allah’adır!» Zeyd (r.) eve
döndüğünde Zeyneb ona Pey. gamber 
(s.a.v.)’İn ziyaretini ve giderken  
okuduğu duayı anlattı. Zeyd, hemen Peygamber (s.a.v.)’e gitti ve şöyle
de­di : «Evime geldiğini duydum. Bana annemden ve babam­dan daha yakın olduğun
halde neden içeri girmedin? Yok­sa Zeyneb mi hoşuna gitti? Eğer öyle ise onu
boşayayım.» Peygamber (s.a.v.) ısrar ederek: «Karını tut ve Allah’tan kork.»
dedi. O bir keresinde: «Mubah olan şeyler içinde Allah’ın en sevmediği şey
boşanmadır»[10] demişti. Zeyd, er­tesi
gün tekrar aynı teklifle geldiğinde Peygamber (s.a.v.) ona yine aynı şeyi
söylemişti. Fakat Zeyd’le Zeyneb’in ev­liliği mutlu bir evlilik değildi ve Zeyd
artık buna dayana­mıyordu. Bu nedenle karısı ile anlaştı ve Zeyneb (r.)’i boşa­dı.
Yine de bu boşanma Zeyneb’i Peygamber (s.a.v.) için uygun bir eş kılmıyordu.
Çünkü Kur’an «kendi sulblerin-den çıkan» oğullarının hanımlarıyla evlenmeyi
yasaklıyor­du. Ve biyolojik olarak kendinin olan bir çocukla, evlât edinilen
bir çocuğu ayrı tutmama uzun zamandan beri de­vam eden bir gelenekti. Peygamber
fs.a.v.} ‘in durumu da evlenmeye müsait değildi. Çünkü İslam’ın müsaade ettiği
sayıda -en fazla dört- eşi vardı.

Bu olaydan sonra bir
kaç ay geçti. Peygamber (s.a.v.) hanımlarından biri ile konuşurken vahy geldi.
Peygamber (s,a.v.) kendisine geldiğinde ilk sözü şunlar oldu: «Kim gidip
Zeyneb’e müjde verecek ve Allah’ın onu gökte be­nimle evlendirdiğini haber
verecek?» Uzun sûreden beri kendisini aileden sayan Safiye’nin hizmetçisi Selma
ora­daydı. Bu sözleri duyunca hemen Zeyneb’in evine gitti. Zeyneb bu sevinçli
haberi duyunca Allah’a hamd etti ve hemen Ka’be’ye doğru secdeye kapandı. Daha
sonra bi­lekliklerini, bileziklerini ve gümüş kolyelerini toplayıp Sel-ma’ya
verdi. Zeyneb (r.), artık genç değildi, hemen hemen kırk ya­şına gelmişti.
Fakat yine de dikkat çekici güzelliğini ko­ruyordu. Bunun yanısıra O zahid bir
kadındı. Uzun gece namazları kılar, nafile oruç tutar ve cömertçe fakirlere
dağıtırdı. Dericilikten anladığı için ayakkabı ve çeşitli eşyalar yapar ve
bunlardan kazandığa parayı sadaka olarak harcardı. Bu kez onun için bir düğün
merasimine gerek yoktu. Çünkü inen vahiy nikâhın akdedildiğini belirtiyor­du;
«Biz onu seninle evlendirmiş olduk.» (Azhab: 37). Ya­pılması gereken şey,
sadece gelini damadın evine götür­mekti ve bu da geciktirilmeden yapıldı.

Âyetler, gelecekte
artık evlâd edinilenlerin, kendi ba­balarının adıyla anılmaları gerektiğini de
vurguluyordu. O günden itibaren, otuzbeş yıldan beri Zeyd İbn Muhammed diye
anılan Zeyd, Zeyd îbn Harise diye anılmaya baş­landı. Fakat bu onun evlâd
edinilmesi olayını yürürlük­ten kaldırmıyordu. Biri elli, diğeri altmışına
yaklaşmış olan evlât edinen ve edinilen arasındaki samimiyet ve sevgi de bundan
bir zarar görmüyordu. Bu sadece, aralarında kan bağı olmadığını hatırlatmadan
ibaretti. Bu anlamda âyet­ler şöyle devam ediyordu:

«Muhammed sizin
erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, ancak O, Allah’ın Rasulü ve
peygamberlerin sonuncusudur.» (Ah-zab: 40).

Diğer âyetler de,
Peygamber (s.a.v.) ve onu Lakıp eden­ler arasındaki büyük ayırımı vurguluyordu.
Onlar, Pey­gamber (s.a.v.) ‘e birbirlerine hitap ettikleri gibi hitap ede­mezlerdi.
Allah’ın ona dörtten fazla hanımla evlenme izni vermesi sadece ona mahsustu,
toplumun geri kalanı bu izne dahil değildi. Bunun yamsıra onun eşlerine
«mü’minlerin anneleri» adı verilmiş ve onlara öyle yüksek bir statü ve­rilmişti
ki. Peygamber (s.a.v.)’den sonra onların başkala­rıyla evlenmesi yasaklanmıştı.
Mü’minlerden biri onlara birşey sormak istediği zaman; bir perde arkasından sor­malıydı.
Ayette şu da belirtiliyordu:

«Ey İman edenler,
peygamberin evlerine yemek için izin ve­rilmeden ve vaktine de bakmakstztn
girmeyin; ancak çağmltrsantz artık girin; yemeği yediğinizde de dağıhverin. Söz
ve sohbet için de (evlerine) girmeyin. Gerçekte bu, Peygamber’e eziyet vermekte
ve o da sizden   utanmaktadır;   oysa Allah, hak(kt açtklamakjtan utanmaz»
(Ahzab: 53).

Ashab, Peygamber
(s.a.v.)’i çok sevdiği ve mümkün ol­duğu kadar uzun süre onun yanında kalmak
istediği için, onlara bu tür engeller konulması gerekliydi. Onunla bir­likte
olanlar, ondan ayrılmak istemezlerdi. Onlar kaldık­larında -ise kimse onları
suçlamazdı. Çünkü Peygamber Cs.a.v.) biriyle konuştuğu zaman ona öyle dikkat
eder ve ilgisini onda öyle yoğunlastırır ki, karşısındaki, diğerlerine
verilmeyen bazı ayrıcalıklarının kendisine verildiğini zan­nedebilirdi. O,
birinin elini tutsa, hiçbir zaman ilk bırakan o oimazdı. Fakat Peygamber
fs.a.v.)’i korumakla birlikte vahiy, literatüre yeni bir unsur ilâve ediyordu.
Bu şekilde arkadaşları ona besledikleri sevgiyi, onun yanında olma­dıkları
zamanlarda da ifade edebileceklerdi.

«Hiç şüphesiz, Allah
ve melekleri Peygambere salat etmek­tedirler. Ey iman edenler, siz de ona salat
edin ve tam bir tes­limiyette ona selâm verin.» (Ahzab: 56).

Bundan kısa bir süre
sonra Peygamber şunu da haber verdi: *Bana bir melek geldi ve şöyle dedi: «Sana
bir ke­re salat eden kimse yoktur ki Allah ona on kez salat et­mesin»[11].

 

 

 

 



[1] IS V III, G6.

 

[2] W.M   XLIX. 4

 

[3] I.  I.  6644.

[4] I. I. 141-2.

 

[5] B.  XIX.

[6] I. S,  VIII. 26.

[7] BLXV. (Alraf Suresi)

[8] R I3CS?. (Saffat Suresi)

 

[9] M. XLIX, 2

[10] A, D. XIII, 3

 

[11] D. XX, 58.

 

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.