Kuşatmadan Sonra Hz. Muhammedin Hayatı

40667

 

62.   KUŞATMADAN SONRA

 

durumu kötüye
gidiyordu. Kuşataadan çok az sonra bir gece Peygamber   (Ta v) 
bunu. yanf ba.ana’oturdu? süne yatırdı, sonra dua etti: .Yarabbi   itaatla senin yolunda cahst: ve *” yapü
Onun ruhununu aldığın gibi kabul ederek al»  
Sa’d   sesin! duy,sun ey Allah’ın Rasulü,
senin tebliğ dedi Peygamber (s.a.v.) evine  döndü enat sonra Cebraü geldi ve ona Sa’d’m
öldüğü cesedin bu kadar hafif olmasına şaştılar. Çünkü Sa’d iri cüsseli bir
adamdı Bunu Peygamber (s.a.v.) ‘e söylediklerinde,    O  
.Melekleri sı gereken bir sınırla karşılaşıldığında söylenirdi. Mezar­lıktaki
herkes aynı sözü tekrarladı ve tüm mezarlık Süb-han Aliah sesleriyle titredi.
Daha sonra Peygamber (s.a.v.) zafer anlarında söylenen Ali ahu Ekber (Allah
büyüktür) sözünü söyledi, diğerleri de bunu tekrarladılar. Daha son­raları o
sırada yüzünün neden sarardığını sorduklarında Peygamber (s.a.v.); şöyle dedi:
«Mezar arkadaşınızın üstü­ne kapandığında, O, bir sıkışma hissetti. Eğer bir
kişi bile bu sıkışmadan kurtulabilseydi Sa’d da kurtulurdu. Daha sonra Allah
ona selâmet dolu bir rahattık verdi.*[1].

Bunu takip eden
günlerden bir sabah, Peygamber (s. a.v.) Ümmü Seleme (r.J’nin odasında iken
ona: «Ebu Lü-babe affedildi» dedi. «Ona bu müjdeyi vereyim mi?» diye sordu.
Peygamber (s.a.v.): «Eğer istersen» dedi. Bunun üzerine Ümmü Seleme (r.)
mescide açılan odasının kapı­sında durdu ve yakın bir direkte bağlı olan Ebu
Lübabe (r.)’ye: «Ey Ebu Lübabe, müjdeler olsun, Allah sana mer­hamet etti» diye
bağırdı. Mescid’deki adamlar onu çözmek için hemen etrafına toplandılar. Fakat
o onları durdura­rak. «Allah’ın Resulü beni elleri ile çözene kadar olmaz»
dedi. Peygamber (s.a.v.) namaza giderken onun yanında durdu ve bağlarını çözdü.

Namazdan sonra Ebu
Lübabe (r.), Peygamber (s.a.v.)’e geldi ve yaptığına kefaret olarak bir bağış
yapmak iste­diğini söyledi. Peygamber (s.a.v.) onun mallarının üçte bi­rini’kabul
etti. Onun serbest bırakılmasını haber veren \rahiy, diğer hata eden iyi
adamları da kastederek:

«Onların mallarından
sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun» (Tevbe: 103) diyordu.

Hendek savaşından
yaklaşık beş ay sonra Peygamber (s.a.v.), zengin bir Kureyş kervanının
Suriye’den dönmek­te olduğu haberini aldı ve Zeyd’i kervanın yolunu kesmek
üzere yüzyetmiş atlı ile gönderdi. Zeyd ve adamları çoğu

Safvan’a ait olan
gümüşler de dahil tüm ticarî eşyayı ele geçirdiler ve adamların çoğunu da esir
aldılar. Kaçmayı başaran birkaç kişiden biri de Peygamber (s.a.v.)’in da­madı
Ebu’I-As idi. Mekke’ye kaçarken yolu üstündeki Me­dine’nin yakınından
geçiyordu. Tam oradan geçerken ka­rısı Zeyneb’i ve küçük kızları Ümame’yi görme
arzusunu duydu. Gece karanlığında riski göze alarak şehre girdi ve Zeyneb’in
nerede yaşadığını öğrenmeyi başardı. Kapıyı çaldığında Zeyneb onu içeri aldı.
Güneşin doğmasına az bir vakit kalmıştı. Zeyneb. Bilâl’in ezanını duyunca,
Ebu’l-As’ı, Ümame ile birlikte bırakıp Mescid’e gitti v& diğer kız
kardeşleri ve Peygamber (s.a.v.)’in eşleri İle birlikte erkek­lerin arkasındaki
ilk sırada yerini aldı. Peygamber (s.a.v.), başlangıç tekbirini aldı, adamlar
da onun arkasından tek­rarladılar. O aradaki sessizlikte Zeyneb sesinin tüm gü­cüyle:
«Ey insanlar, Rebi’nin oğlu Ebu’l-As benim koru­mam altındadır» diye bağırdı ve
kendisi de tekbir getirip namaza durdu.

Peygamber ts.a.v.)
selâm verdikten sonra kalktı ve topluluğa doğru döndü: «Benim duyduğumu siz de
duydu­nuz mu?» dedi. Mescid’de onun söylediklerini tasdikleyen bir mırıltı
oldu. «Nefsimi kudret elinde tutana yemin ol­sun ki- dedi, «bunu duyana kadar,
bu konuda bir bilgim yoktu. Bir Müslüman’ın başka birini himayesine alması,
diğer bütün Müslümanları bağlar.- Daha sonra kızına git­ti: «Onu şerefle
karşıla, fakat sana bir koca olarak gelme­sine izîn verme. Çünkü sen artık onun
karısı değilsin» dedi. Zeyneb babasına Ebu’1-As’m, Kureyş’f.en birçok kişi­nin
kendisini emin görerek emanet ettikleri mallara karşı­lık Suriye’den aldığı
mallara elkonulmasmdan büyük bir üzüntü duyduğunu söyledi. Bunun üzerine
Peygamber (s a.v.) sefere çıkan ve kendisine Ebu’l-As’ın malları düden­lere
haber gönderdi: «Bildiğiniz gibi bu adam bizu aittir, siz de onun mallarını
aldınız. Eğer onun mallarını ona iade edecek iyiliği gösterirseniz beni
sevindirirsiniz. Fakat eğer geri vermezseniz, O Allah’ın size verdiği bir
ganimettir ve onun tasarruf hakkı da si/indir… Onlar, mallan geri vereceklerini
söylediler ve eski su kırbalarına, tahta parçaları­na varıncaya kadar herşeyi
geri verdiler. Herşey eksiksiz ona iade edilmişti. Onun îslâm’a girmekte
tereddüt ettiği­ni gören bir adam: «Neden îslâm’a girip bu malları ken­din
almıyorsun? Bunlar putperestlerin mallandır» dedi. Fakat o şu cevabı verdi:
«Bana duyulan güveni sarsarak islâm’a girmem kötü bir başlangıç olur». Malları
Mekke’ye götürdü ve sahiplerine verdi. Daha sonra Medine’ye dön­dü ve biat
ederek Müslüman oldu. Böylece Zeyneb kocası­na tekrar dönmüş oldu ve
Peygamber’in (s.a.v.) ailesiyle birlikte tüm şehir sevinçle doldu.

 



[1] W. 529.